www.mehmetalimangtay.tr.gg  
 
  ALEVİLİK 26.11.2014 21:13 (UTC)
   
 

ALLAH'IN DİNİ İSLAM

PEYGAMBERLERİN VE EHLİ BEYT'İN DİNİDİR

 

 

 

BÖLÜM - 1

 

HALİFE VE

MEZHEPLERİN

GETİRDİKLERİ

DEĞİŞİKLİKLER

 

 

 

 

Şerafettin SERİN

(Muhrizi Secereli - Haşimi Soya Dayanır)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Düzeltilmiş 3. Baskı)

————————————————————

Dizgi ve Kapak, Dost Yapım Tel. 322-3631056

Baskı, Sezen Ofset Tel. 322-3518609

ADANA - 2005

 

 

 

 

YÜCE ALLAH'IN TEVHİDİ HUSUSUNDA VE

PEYGAMBER EFENDİMİZİN KEYFİYETİYLE

MUKADDEME

 

Bismillahirrahmanirrahim.

Her şeyi yoktan var eden yüce Allah'ın adı ile öncelerin öncesi, yücelerin yücesi, müminlerin mevlası tektir. Ondan başka tanrı yoktur, göğü direksiz kudreti ile yüceltip durdurdu, yeri isteği ile serip açtı, dağları kenetleyici olarak yarattı, denizleri herşeye can veren su ile var etti, nehirleri insan ve yerin faydasını sağlamak için akıttı ve bizlere yüceliğinin ispatı için peygamberler gönderdi, kitaplar indirdi, rahmetini kanıtlamak için yeri ve göğü, sayması mümkün olmayan nimeti ile donattı, yerde ve gökte her ne varsa zerre kadar herşey  ilminde ve bilincindedir. Evreni milyarlar sene önce yarattığında eksiksiz ve mükemmel olarak yarattı. Gelecek ve gidecek her canlının sayısını iman edip etmeyeceğini, ne gibi hayır veya şer yapacağını, cennete veya cehenneme gireceğini, hepsi ilminde ve bilincindedir.

Yüce Allah (c.c.) kadirdir. Hiçbir ilimle idrak edilemez, hiçbir kul yekün ilmine varamaz, hiçbir kul aciz düşüremez, vasfına varamaz. Çünkü yüce Allah (c.c.), yer ve gökten büyüktür. Hiç bir şey barındıramaz, yükleyemez, yüce Allah (c.c.) hiç bir şeyden oluşmamış, çünkü her şeyi kendi oluşturmuştur. Yüce Allah (c.c.) tahdid altında sınırlandırılamaz, kudret ve bilincine varılamaz. İsterse bütün kürre-i arzı yok edip, emsalini defalarca yaratabilir. Yüce Allah'ın yanında yerin ve göğün yaratılışı, sanki bir nefsi yaratır gibidir. Yüce Allah (c.c.) varlıklı olanların varlığını kendi temin etmiştir. Yüce Allah (c.c.) hiç bir nefse zulüm etmez, iyilik yapanın iyiliğini bire on yazar. Kötülük yapanın kötülüğünü bir yazar. Müminler ne kadar ibadet, itaat ve iyilik yaparlarsa nefisleri içindir ki, Allah'ın yanında yücelmiş olurlar.

Yüce Allah (c.c.), Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimizi öz nurundan yarattı. Peygamberlerin piri ve serdarı, insanların ve cinin peygamberi olarak ilan etti. Rahmet peygamberi olarak tanıttı. Yeri ve göğü hürmeti için yarattı ve himayesi altında kendisine bağışladı. Affını da Hz. Muhammed'in şefaatı ile kanıtladı. Mirac-ı Hz. Muhammed'i (s.a.v.) tanıtmak ve yüceltmek için yüce katına teşrif ettirdi. Kur'an-ı Kerim'i dört kitabı kapsamış olarak indirdi. İçinde tanımını Rahmet Peygamberi diye ilan etti. Doğru, hak yolunda olduğunu ispatladı. Muhammed'siz yerin ve göğün olamayacağını ilan etti. Yüce peygamber olduğunu bilelim, emirlerini kabul edelim, Ehl-i Beyt’e inanalım, yücelttiğini yüceltelim.

Asıl amacım bu kitabı yazmakta kıymetli gençlerimizin çoğu eski yazıyı okuyamadıklarından Ehl-i Beyt’in Allah (c.c.) katında makamlarını tanıtmak için yazdım. Ehl-i Beyt’e sevgi bağlılığında olalım, birbirimize ihanet ve iftirada bulunmayalım, haramdan uzak Ehl-i Beyt sevgisine ve bağına dahil olalım islam toplumu olarak birleşelim, birbirimizi sevelim, bölücülere söz hakkı tanımayalım. Haram ve israftan uzaklaşalım ki yüce Allah'ın hayır temennilerine nail olalım. Son söyleyeceğim şey, islam toplumunun müminleri olarak vasiyetim Ehl-i Beyt'i sevelim, bilelim, kurallarına riayet edelim, helallarını tatbik edelim, haram ettiklerinden uzak kalalım ki Allah'ı razı edip resulünün şefaatine nail olalım. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurur; “İnsanlara faydalı fen ve icad ehli icadların anısı ile ölmezler.” Yine buyurur; “İnsanların iyisi insanlara faydalı olanıdır. İnsanların kötüsü ise insanlara zarar verendir.” Hadisin kanıtı bizleri iyi olmaya, bilimsel icatlar yapmaya teşvik etmektedir. fen, bilim, arkeoloji, sosyoloji, biyoloji, keşif, fenni icatlarla insanlara fayda sağlayan buluşçuların ruhları Allah'ın yanında iyidir ki hizmetleriyle anılıyorlar. Fakat cennete yalnız Allah (c.c.), Hz. Muhammed'i (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt'i tanımakla, bilmekle ve bağlı olmakla girilir. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurdu: "Ehl-i Beytimle cennete girersiniz."

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖNSÖZ

 

Şahsım, kitabımın dayalı olduğu kaynaklar. Kitap muellifi olarak Abbas oğlu Şerafettin Serin, Havutlu kasabasında doğup büyüdüm. Ayrıca dini görevim fahri olarak babamdan ve otuziki dedemden mirastır. Masyaf emiri Muhammed Emir Halil'in oğlu, Emir Fadladdin oğlu, Hama emiri Muhammed El Edrai, Emir Seyfeddin El Edrai, Mısır sultanı Hoca Muhammed El Gavri'ye dayalı. Secere akımım Haşimi ırkına dayanır. Seceremin lakabı Mıhrızi soyla bilinmektedir. Kitabımın telifi Allah'ın ve Hz. Muhammed (s.a.v.) Ehl-i Beyt'le emir ve tanıtımlarını Kur'an’dan, ayrıca sünni ve şii bilginlere dayalı özetlenmiş öz kaynaklardan alınma. Kitabımın kaynak fihristinde belirtilmektedir.

Yüce Allah'ın nimetlerine şükürler olsun bizleri yüce peygamberin ümmetinden islam dininin bilincine sevgisine nail eyledi. Bizler bu nimetin ve hüdanın ehli olarak Hz. Muhammed'e (s.a.v.) yüce Allah'a iman edip ve emirlerini yerine getirmemiz lazımdır ki mümin ve islam olalım. Yüce Allah'ın göndermiş olduğu peygamberlere ve söylediklerine ve özellikle peygamber efendimizin sözlerine ve Kur'an'ın anayasasına Ehl-i Beyt’in sevgisine ilahi kurallara riayet etmekle nail olunur. İslam dini hak dinidir. İslamiyette birlik, beraberlik, kardeşlik, ayrımsızlık, Hadis-i Şerif'e göre Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurur: "Birbirinizi seviniz ve ayrılmayın, yoksa sizi çölün afatları (düşmanları) yer." Müminler birbirlerini sevmezlerse, saymazlarsa ve birbirlerinin sırrını muhafaza etmezlerse araya nifak, fitne, kıskançlık girer ve benzerleri dinin zıttıdır. Allah'ı ve peygamberini razı etmeyen şeylerdir. Allah'tan uzak kişi peygamberin şefaatından mahrum olur. Çünkü Allah'ı razı etmeyen şeyler kişiyi Allah'tan uzaklaştırır. Bunları yapan şefaattan mahrum olur. Şefaat mahrumu cehennemin cezasına çarptırılır. Çünkü yüce Allah (c.c.), peygamberleri insanları eğitmek ve öğretmek için gönderdi.

Yüce Allah'ın lütfuna ve rahmetine nail olmak, Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimizin son peygamber olarak ilahi emirlerle gönderildiğini, diğer peygamberler gibi kabullenmek, izinden Ehl-i Beyt'i sevmek ilahi gerekliliktir. Çünkü Ehl-i Beyt'i yüce Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de vasıflandırmıştır. Peygamberden sonra dini ihtilaflarda islam alemi Ehl-i Beyt'ten eksiklerini sorup öğrenmeleri için ENBİYA S. A.7 ve NAHİL S. A.43'te aynı geçer Fes'elü ehlez zikri in küntöm le talemun Bilmediğinizi Ehlizikirden sorun Dünya ve dinde ve Kur'an-ı Kerim'in fetvalarında, çünkü Ehl-i Beyt yalandan, bencillikten, tecavüzden ve gayrimeşrudan arınmışlardır.

AHZEB S. A.33 Yüce Allah, Ehl-i Beyt'i pak ve mutahhar kılmıştır. Her pis ve gayrimeşrudan arındırmıştır. İşte Ehl-i Beyt sevgisine tabi olursak ve izlerinden hak yoluna devam edersek hak peygamberin söyleyişlerine göre Ehl-i Beytimle cennete girersiniz. Ehl-i Beyt'imin sevgisi ile müslümanlığınız kabul edilir. Çünkü hakiki müslüman eline, diline, beline, gözüne ve kalbine sahip olanlardır. Açıklaması; eliyle kimseye zarar vermeyecek, diliyle kimseye küfür ve laf atmayacak, fitne yaratacak kelimeleri taşımayacak, beline sahip olacak, zina ve fuhuş yapmayacak, gözüyle kimsenin namusuna, malına hain gözle bakmayacak. İkinci anlam; kalbiyle kimseye kötü şüphe etmeyecek.

Müslüman kişiler ikiye ayrılır. Peygamber efendimizin islam dinine çağrısını duyan kendiliğinden iman edip islamiyeti kabul edenler hakiki islam ve müslümandır. Mallarını, yurtlarını bırakıp peygamber efendimizin huzuruna gelip iman edenlerdir. Bunlar mumin, muhacir ve ansarlardır. İşte bunlar has islamdır. Diğer müslüman ise Hz. Ali'nin kılıcından canını korumak için iman ettik diyenler ve hayatları boyunca kalben iman etmeyenlerdir. Allah (c.c.) haklarında BAKARA S. A.14 Küfür ve inkar edenler muminleri görünce “İman ettik, Muhammed'e”, taraflarını görünce “Biz Muhammed'i ve adamlarını ele alıyoruz” derlerdi. Allah (c.c.) böylelerine cevabı BAKARA S. A.15 Allah onları ele alıp küfürbazlıklarına sabır ediyor. Onlar küfürü ve inkarı hüdanın yerine kabul ettiler. Onlar hüsrana uğramış kişilerdir.

Üçüncü anlam; müslüman kişi eliyle, diliyle, gözüyle, kalbiyle pak yaratılışa sahip olan hakiki müslümandır. Yine başka anlam; eliyle hak yolunda hayır yapmak ve elini bütün haram şeylerden uzak tutmak v.b. gibi. Diliyle; hakka şehadet getirmek, kalben ibadet etmek, doğru söylemek, hakkı inkar etmemek. Kalbiyle; Allah'ın sırrını gizlemek, fitne kelimesini kalbinde saklamak. Allah'a ve peygamberine kalben iman edip, bağlı kalmak. Gözüyle; Din ve dünyada hakkı görüp bildikten sonra inkar etmemek. Dördüncü anlam; müslüman kişi Allah'a ve peygamberlerine eliyle, diliyle, gözüyle, kalbiyle yönelik olması şarttır. Hak şehadetini istekli bir bağlılıkla tatbik etmeli ki müslüman olabilsin. Yüce Allah'ın meleikelere iradeli emri BAKARA S. A. 29 "Yüce Allah (c.c.) meleikelere buyurur: “Toprak dünya yarattım ve imarı için bir halife tayin ettim.” Meleikeler yüce Allah'a; “Nasıl olur halife tayin edersin, burada biz seni tesbih ve takdis ediyoruz.” Yüce Allah (c.c.) meleikeleri uyarır; “Biz birşey bilmiyoruz, ne öğretirsen onu öğrenmiş oluruz deseydiniz, bana olan itaatınızı kanıtlamış olurdunuz.” Anlaşılan yüce Allah'a karşı gelmekten bu fani dünyaya inmek nasip olmuştur. Çünkü insan alemini en yüce yaratılışa sahip olarak yaratmıştır. VETTİYNİ S. A.3. İnsanları en yüce yaratılışa sahip yarattım. Burada anlaşılan insanlar, mukaddes ve makbül yaratıklardır. Çünkü Allah'ın büyük hediyesi olan aklı mantığı dini ibadeti ve helalla yetinmeyi insanlara emretmiştir. Ayrıca insanlara cinsi münasebeti helal şekilde emretmiştir. Hayvan kısmına ise böyle şartlı kural yoktur. Çünkü yenmesi helal olan hayvan kısmından insanların faydası besi ile derilerinden giysi çeşitleri ve ihtiyaç görmesi için yaratılmıştır.

İnsan kısmı mukaddes yaratık din ve akıl ışığıyla Allah (c.c.) tarafından yöneltilmiştir. İspatı sanat sahibinin aklı sanatına erer, yüce Allah'ın adaleti insanları helala, doğruluğa, iyi hayat şartlarıyla yetinmeleri için ve yüceliğini tanıtmak için peygamberleri kavimlere lisanlarına göre gönderir ve emri neyse iletilir. Her peygamberin dünya değiştirmesinden sonra milleti ayıran, bölen, istismar eden eski baba ve dedelerinin put perestliğine dönüşmeği teklif eden menfaatçılar cehalete dönük milleti teklif ederlerdi. Kendileri için iyi olur diye. Fakat yüce Allah (c.c.) adaletinden tekrar peygamber gönderirdi. Zulma uğramış kişileri ve milleti zulüm edenlerden kurtarıp savunmak için cabbar kişileri ikaz ederlerdi ve islaha davet ederlerdi. İşte böyle durumlardan dolayı peygamberlerin yeryüzüne ard arda inmesine gerek duyulmuştur. İşte birinci bölümde ispatlı konular. Peygamberlerin yekpare olarak dinleri, gayeleri islam ve hanif, yani pak. Dimdik kayyim, Baki ismi ile anılan tek dindir. Devamı birinci bölümde. Allah'ın selamı ve rahmeti Ehl-i Beyt'i sevene ve iman edene olsun.

 

 

 

 

 

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

Bismillahirrahmanirrahim.

Allah'ın (c.c.) islam dini  peygamberlerin dinidir. Göndermiş olduğu peygamberlerin tümü söyleyişlerinde son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) gelecektir. Ayrıca Hz. Muhammed'in nuru Adem peygamberden silsile yolu ile peygamberden peygambere intikal etmek suretiyle peygamberlerin tümünü teşrif etmiştir. Kanıt Hz. Muhammed (s.a.v.) hadisinde buyurmuştur; “Ben ve Ali bütün peygamberlerin sulbünden geçtik tek nur olarak Abdulmuttalib sulbünde ayrıldık. Ben Abdullah'ın, Ali ise Abdulmenaf'ın sulbüne teşrif ettik.” Bu yüzden islam dininin hak dini olarak geçmiş peygamberler toplumlarına bildirmişlerdir. Kur'an-ı Kerim'den isimleri geçen yirmi yedi peygamber kavimlerine islam olduklarını ve islamı emir etmişlerdir. Bu bilgi bize yüce Allah (c.c.) tarafından peygamber efendimize Kur'an'ın ayetleri inişlerinde Cebrail (a.s.) vasıtası ile bildirilmiştir. Bu bilgi Kur'an-ı Kerim'den peygamber efendimiz tarafından bizlere aktarılmıştır. Yüce Allah (c.c.) BAKARA S. A. 30'da peygamber efendimiz ve Ehl-i beyt'i Hz. Ali Fatıma Hasan ve Hüseyin'ler Allah'ın öz nurundan cennette Adem peygamberden önce varolduklarını kanıtlar. Ayet şöyle: "Ve alleme ademel esmei küllüha" Yüce Allah Adem peygambere Esma-ul Hüsne'nin hepsini öğretir. Bu Esme-ul Hüsne kimlerdir?

Sünni bilgin Ahmet Bican "Envar-ul Aşikin" adlı eserinde Peygamber efendimiz buyuruyor. Yüce Allah (c.c.) Adem peygamberi yarattıktan sonra Havva annemizi sol kaburga kemiğinden yaratır. Adem (a.s.) Havva'nın üstün güzelliğe sahip olduğunu görünce der ki; “Ya Allah Havva'dan iyi var mı?” Allah (c.c.) Cebrail'i (a.s.) gönderir ve Adem'i nurdan bir odaya götürür. Adem (a.s.) odanın içinde nurdan bir bayan görür. Başında taç, kulaklarında iki küpe, belinde kuşak görür, Adem (a.s.) sorar; “Ya Rabbim bu bayan kimdir?” Yüce Allah (c.c.) vahi vasıtasıyla buyurur; “Ya Adem bu bayan son zamanın peygamberi Muhammed El Mustafa'nın kızı. Başındaki taç Muhammed El Mustafa'dır, kulaklarındaki küpeler Hasan'la Hüseyin, belindeki kuşak Ali'dir.” Adem (a.s.) odanın beş kapısına bakar, birinci kapıya Ben Mahmud'um bu da Muhammed'tir, ikinci kapıya ise ben El Ali'yim bu da Ali'dir, üçüncü kapıya ise ben Fatirim bu da Fatime'dir, dördüncü kapıya ise ben El İhsan bu da El Hasan'dır, beşinci kapıya ise ben El Muhsin'im bu da El Hüseyin'dir yazılı olduğunu görür. Yüce Allah der; “Ya Adem bunları seni yaratmadan 1500 sene önce yarattım.” Bu hadisi yine sünni bilgini El Hamvini "Fereidi Assamtayn" eserinde doğrulamıştır. Şimdilik mantık olarak kainattan asırlar önce ve Allah'ın öz nurundan ana ve babadan gelme olmayan Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Hz. Ali (a.s.) ve Hz. Fatima vel Hasan vel Hüseyin Cennet-ü Ale’de Allah'ın öz nurundan ve Allah'ın nuru ile bürünmüşlerdir. İşte bunlar yerde ve bu dünyada insan aleminin üstünde mucize ile gelecek ilmin sahipleridir. Allah'ın emri ile ana ve babadan gelme görünümünü yaptılar ki bizleri eğitip öğretmek için ve yüce Allah'ın varlığını, yüceliğini, kudretini bir kısım ilmini insan alemine tanıtmak için gönderilmişlerdir.

Çünkü insanların üstünde olduklarının ispatı, mucize ve keramet gösterdiler. İkinci bölümde bu hadise deyineceğim. Ayrıca yüce Allah (c.c.) Adem peygamberi cennetten bu fani dünyanın imarı için indirmek istediğinde Adem sorar; “Ya rabbim, beni indirdikten sonra fani dünyada musibete uğradığımda korunmam için ne ile dua edeyim?” Yüce Allah der ki; “Ya Adem öğrettiğim Esme-ul Hüsnem'le dua et, duanı kabul ederim.” Anlaşıldı ki, Ehl-i Beyt olarak Hırka-i Şerif'in sahipleri de bunlardır. Yüce Allah Adem'e kelimeler verir. BAKARA S. A.37 Yüce Allah Adem'e (a.s.) sekiz kelime öğretir. Kelimeler şunlardır: (Ebced, Hevvez, Hıttıy, Kelemun, Safas, Karşet, Sehaz, Dazağın) bu sekiz kelime yirmi sekiz harfe sahiptir. Bu yirmi sekiz harf yerin ve  göğün ilmini kapsamaktadır. Ayrıca yeryüzündeki bütün insanlar kendi dillerine göre tercüme edip öğrenmişlerdir. İspat; sünni bilgini Muhammed El Kunduzi "Yembuil Muvedde" adlı eserinde "Eddiril Manzum" adlı eserden alınma, Allah'ın sırrı Kur'an-ı Kerim'de, Kur'an-ı Kerim'in sırrı İhlas süresinde yani Allah'ın tevhidini belirten suredir. İhlas süresinin sırrı ise Kur'an-ı Kerim'in Fatiha süresindedir. Fatiha'nın sırrı ise Bismillahirrahmanirrahim'dedir. Bismillahirrahmanirrahim'in sırrı ise B harfindedir. B harfinin sırrı ise B noktasındadır. İşte Allah'ın emirleri ve ilim gerçekleri bu yirmi sekiz harflerle biliniyor. Yüce Allah'ın göndermiş olduğu peygamberlerin tümü bu harfleri toplumlarına yazdırıp okutmuşlardır. İşte insan her ilmi ve sırrı bu harflerle öğrenmiştir. Peygamberler de bu harflerle yetinmiş olduklarına göre ve Hz. Ali hizmetçisi Kanber bin Kaden oğluna demiş ki; “Besmelenin ilminden yetmiş deve yükü sayfa yazabilirim.” İspatını Mağazili oğlu Sabbah oğlundan alınma hadis Abbas oğluna dayalı Hz. Ali B harfinin noktası ile akşamdan sabaha kadar sayıştırır. Bu nokta ilmi ile ilgili olan konuyu Şerafettin El Musevi'nin "Müracaat" adlı eseri ve "Sahifetül Abrar" adlı eserinde Hadisi kanıtlıyor. Elif ve lem harfleri birleşince harf sayısı yirmi dokuz oluyor. Bu harflerde yirmi iki nokta vardır. Harf ve nokta sayısı elli bir adedi buluyor. Elli bir sayı ise beş vakit namazın farz ve sünnet rekatlarının sayısına eşittir. Anlam ve maksat harflerin bilimiyle dinin sırrına vakıf olunmaktadır. Peygamberlerin tümü bu harfleri toplumlarına dillerine göre tercüme ettirip okuttuklarına göre dinleri, gayeleri, işaretleri ve inançları birdir. Dinlerinde ayrıcalık yoktur? İlahi ifadeleri de birdir. Çünkü hiçbir peygamber iki Allah var dememiştir ve ben hak yolundayım diğer peygamber kardeşim batildedir diye dememiştir.

Birbirlerini haklı olarak tasdik etmişlerdir. Hepsi de Allah'ın birliğini tanıtmışlardır. İbadetleri yüce Allah'a birdir. Vahi meleği Cebrail (a.s.) hepsine yüce Allah'ın emrini bildirmiştir. Peygamberlerin tümü ilahi emri kabul ettiklerinden dolayı bir olduğunu ve dinleri islam dini olduğunu bize yüce Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de söyleyişlerini ve islam dinine kabullenmelerini peygamber efendimize bildirmiş oluyor. Peygamber efendimiz ise yüce Allah'ın söyleyişlerini sözle ve Kur'an-ı Kerim ayetleri ile bizlere aktarmış oluyor. NİSA S. A.164 Yüce Allah (c.c.), Hz. Muhammed'e bir kısım peygamberlerin hadisini anlattım bir kısmını da anlatmadım ve Musa ile konuştum. Yüce Allah (c.c.) geçmiş peygamberlerin hayatlarını anlatmaktaki amaç hangi dini benimsemişler ve hangi yöntemi arzulamışlar diye ve kendi iradesini toplumlarına nasıl iletmişlerdir, bizleri ilim irfan ve hüda ışığına nasıl sevk etmişlerdir. İşte bu ilmin ışığı ve hüdanın temeli Hz. Adem'e (a.s.) verilmiş olan sekiz kelimenin yirmi sekiz harfe sahip oluşu dinin temelinde ve her ilimde esas olduklarının kanıtı NUH peygamberin (a.s.) kavmine islam olmaları için teklifi YUNUS S. A.71 “Eğer dediğimi kabul ederseniz sizden karşılık beklemiyorum. Bana karşılık verecek tek yüce Allah'tır. Çünkü bana emri veren O'dur. Sizlere iradesini iletmeğe, vaki emri ile müslüman olmamı emredendir.” Anlaşıldı ki, islam dini emri vakidir. Hz. İbrahim (a.s.) yüce Allah'tan temennisi oğlu İsmail'le müslüman olmalarının yüce Allah'tan talebi kabul olması BAKARA S. A.127 “Allahımız bizi müslüman kıl ve zürriyetimizden müslüman ümmet bağışla ve günahlarımızı affet.” Allah (c.c.) duasını kabul edip vahi emriyle duasının kabulünü iletir. BAKARA S. A.130 “Ya İbrahim islam ol.” Hz. İbrahim'in yüce Allah'a cevabı; “Rabbil alemine müslüman oldum.” Hz. İbrahim (a.s.) müslüman oluşundan sonra duası kabul olmuş diye yüce Allah'ın emirlerini ve islam dinini çocuklarına vasiyet olarak BAKARA S. A.131 Hz. İbrahim (a.s.) çocuklarına vasiyeti; “Ey çocuklarım Allah size has dinini seçti, ölmeden önce müslüman olunuz.” Yakub peygamber ise çocuklarına vasiyeti devir eder. BAKARA S. A.132 Yakub (a.s.) vefatı sırasında çocuklarına sorar; “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” Cevapları; “Senin İsmail ve İshak'ın, Allah'ın tek ilah olduğuna ve biz ona müslümanız.” Ayrıca peygamber efendimize, Yahudiler ve Hıristiyanlar derler ki; “Ya Muhammed, sen, deden İbrahim El Halil'den bilgin ve üstün müsün? Dinini değiştiriyorsun.” Yüce Allah (c.c.) Yahudilere red ayeti indirir. ALİ İMRAN S. A. 67 Yüce Allah buyurur: “İbrahim peygamber için ne yahudi ne de hıristiyandı. Yalnız pak müslümandır. Allah'a şirk getirenlerden değildir” ve yine yahudiler Hz. Muhammed'e derler ki: “Hz. İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakub'un evlatları için bunlar yahudidir, neden akrabalık tasarlıyorsun?” Allah (c.c.) yahudilere red cevabı BAKARA S. A.140 “Diyorsunuz ki; İbrahim, İsmail, İshak, Yakup yahudi ve hıristiyandılar. Allah (c.c.) Peygamber efendimize buyurur: Yahudi ve hiristiyanlara de ki; siz mi bilginsiniz, yoksa Allah mı? Allah'ın yanında en büyük zalim hakkı bilip inkar edenler. Allah gafil değildir. Yüce Allah islam dinini en yüce din ve Allah'ın peygamberlere emrettiği tek dindir.” Kanıt, NİSA S. A.124 Allah'a yönelik, müslüman olan İbrahim El Halil'in pak milletinden ve dinine tabi olandan başka kimin dini daha iyi olabilir? Yine Yakub oğlu Yusuf'un Allah'tan temennisi YUSUF S. A.100 Rabbim bana mülk verdin ve bana hadis tefsiri öğrettin. Sen yeri ve göğü nurunla aydınlattın. Beni müslüman olarak ölmemi sağla, iyi olanlarla buluştur ve izlerinden takip ettir. İşte Hz. Musa kavimine islam olmaları için teklifte bulunuşu. YUNUS  S. A.83 Hz. Musa (a.s.) kavimine der ki; “Ey kavimim eğer ilahıma inanıyorsanız ona tevekkül ediyorsanız müslüman olunuz.” Cevapları YUNUS S. A. 84 “Allah'a tevekküllü olduk. Rabbimiz bizleri zalimlerin fitnesi etme.” Firavunun sihirbazları Musa ile karşılaşması ARAF S.A.112 Sihirbazlar firavuna gidip derler; “Hak ve ücret bizim galip gelirsek” ve bildikleri sihiri ortaya sergilerler. ARAF S. A.106 Hz. Musa Allah'ın emriyle değneğini yere bırakır büyük bir ejderha sıfatını alır ve sihirbazların sergiledikleri sihiri yok eder. Musa'dan bu mucizeyi gören (ARAF S. A.121, ARAF S. A.122) Sihirbazlar derler; “İman ettik Musa ve Harun'un Allah'ına.” İman ettiklerini duyan Firavun üzülerek ARAF S. A.124 Firavun iman eden sihirbazlara der: “Ellerinizi ve ayaklarınızı sağ el ve sol bacakla kesip sizi hurma dallarına asacağım.” Firavun'a red cevabı verirler: ARAF S. A.126 “Bizden intikam alamazsın, biz Allah'ın ayetlerine iman ettik ve biz Allahımıza dönüyoruz, rabbimiz bize sabır ver ve bizi müslüman olarak vefat et.” Yine seba melikesinin Süleyman peygamberle islam dinini kabullenmesi NEMIL S. A.43 “Şimdiye kadar kendimi zulmettim. Şimdi ise Süleyman'la rabbil alemine müslüman oldum.” Yine Allah'ın Hz. İsa (a.s.) havariyunlarına söyleyişini MAİDE S. A.110 “Havariyünlere vahi emri indirdim bana ve gönderdiğim peygamberlere iman edin.” Havariyunlar derler ki; “İman ettik ve bize şahit ol ki müslümanız.” Ayrıca havariyyunlar da ihtilaf  olur. ALİ İMRAN S. A.52 Hz. İsa Havariyunlardan küfür hissedince der: “Allah yolunda kiminiz yardımcım olacak?” diye sorar. Havariler: “Biz iman ettik ve şahit ol ki biz müslümanız” cevabını verirler.

Geçmiş peygamberlerin Hz. Adem'den (a.s.) Hz. Muhammed'e (a.s.) kadar peygamberlerin hepsi islamdır. Birbirlerine kenetli ve tasdikçidir. Hepsi yüce Allah'a (c.c.) sığınmışlardır. Milletlerini hak ve islam dinine davet etmişlerdir. İslam dinin helalına, haramına vakıf olmuşlardır ve hak yoluna sevk etmişlerdir. Hak dini tektir ve ondan başka din yoktur. Bize en büyük delil peygamberlerin islam dini giysisi altına bürünmeleri ALİ İMRAN S. A.84 İslam dini haricinde din edinen Allah'ın yanında makbül değildir ve kıyamet günü hüsrana uğrayanlardan olur. Allah'ın (c.c.) emri Hz. Muhammed'e (s.a.v.) kendi ve önceki peygamberlerin dini tek din olduğunu beyan eder cümlesine Allah'ın (c.c.) salatı ve selamı ENAM S. A.160-161-162 “Söyle; Allah beni ebedi hak yolu olan islam dinin peygamberi ve müşriklerden olmayan İbrahim El Halil'in milletine tabi etti. Benim namazım, bağlılığım, dirimim ve ölümüm Allah'ın kudretine bağlı. Ortağı ve örneği olamaz ve ben müslümanların ilkiyim” ve son olarak veda haccını yapıp dönerken Ham vadisine varınca Hz. Ali'ye yaptığı biat ve vasilik ile halifelik tanıtımında islam dinin tekamüllü ve Allah'ın tek dini olduğunu kanıtlayan MAİDE S.A.3 "Elyevme ekmeltü leköm dineköm ve etmemtü aleyköm nimeti ve radaytu lekümül islama dine." “Bugün dininizi tamamladım. Nimetim olarak size, islam dinini seçtim.” Anlaşıldı ki, islam dini tek yüce Allah'ın dinidir. Peygamberler ise birbirlerine kenetlidir. Hakkın doğru yolunda kalmamızı ve Allah'ı razı etmemizi önerdiler. Düşünürsek peygamberleri eşit sevmemiz ve ayırmamamız lazımdır. Çünkü hepsi ilahi emirlerle ve kurallarla geldiklerini hepsi de birbirlerine kenetli ve sadık olduklarına inanmak lazımdır. Çünkü peygamberler birbirlerini tasdik ettiklerinden dolayı ayırımcılık, yıkıcılık ve bölücülük yapmadılar. Ve suhufu hak olarak Tevrat'ı, Zebur'u, İncil'i ve Kur'an'ı bir olarak Allah (c.c.) yanından indirildiğine dair birbirlerine peygamberler gibi kenetli. Kanıt: Bizim peygamberin ismi Tevrat'ta "Medilmed" Zebur'da ise "Muheymin" İncil'de "Farkalit" Kur'an'da "Muhammed"dir. Ayrıca Kur'an önceki kitapları şöyle tasdik ediyor: ALA S. A.18-19 "İnna heze lefisuhufil ula suhufi ibrahima ve musa" Kur'an'ın içinde önceki inmiş olan kitap ve sayfaları kapsamaktadır. Peygamber efendimiz Hadis-i Şerif'inde buyurmuşlar; “İman ettim İsa'ya, Musa'ya ve bütün peygamberlere inmiş olan vahiye” BAKARA S. A. 285 Hz. Muhammed (s.a.v.) kendisine inen vahiye kendi ve beraberindeki müminler iman ettiler. Peygamber efendimize derler: “Kendisine inen vahiye ve Allah'ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve hiçbir peygamberin diğer bir peygamber arasında ayrım ve fark yoktur.” Melekler yüce Allah'a şöyle derler: “Rabbimiz duyduk ve itaat ettik sana döndük ve affını dileriz.” Yüce Allah yine peygamber efendimize der: "Levleke levleke lime halaktul eflek" “Sensiz sensiz ya Muhammed yeri ve göğü yaratmazdım.” Ayrıca yüce Allah (c.c.) Hz. Muhammed'i hakkın yolunda YASİN S. A.2'de olduğunu ispatlamıştır. “Yasin ismiyle sen Allah'ın dimdik doğru yolundasın” diye hitab ediyor. Yine yüce Allah (c.c.) ENBİYA S. A.107 “Ya Muhammed (s.a.v.) seni insanlar alemine rahmet peygamberi olarak gönderdim.” KALEM S. A.4 "Veinneke laala hulkin azim" “Ya Muhammed sen yüce yaratılışa sahipsin” ve Kur'an-ı Kerim'de peygamber efendimizin yüceliğiyle çok ayetler ve hadisler vardır.

Şimdi sözü Hz. Muhammed (s.a.v.) söyleyişlerine dönüştürelim. Hak yolunda ve Allah'ın (c.c.) öz nurundan ve peygamberlerin piri ve serdarı olan, gelecek ilme vakıf olan, Hadis-i Şerif'in de sadık ve gerçek konuşan ben, ilmin şehriyim. Hz. Ali (a.s.) için kapısıdır. Mirac hadisinde ESRA S. A.1 Yüce Allah (c.c.) habibi olan Hz. Muhammed'i (s.a.v.) bir gece anında Mekke’deki Mescid-i Haram'dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa'ya nakledip  yüce zatıyla göğe müşerref ettirdi. NECİM S. A.8. ve 9'da “Hakla ve Hz. Muhammed (s.a.v.) arasında okla yay arası kadar kalır.” Böyle yüce meziyetlere sahip insanların üstünde olduğuna delildir. Nasıl kanaat getirelim ki, Hz. Muhammed (s.a.v.) yanılır, unutur, yanlış öğüt, yanlış hareket yapar veya nefis tesiri altında kalabilir veya gayri adil olabilir? Tövbe imkansızdır. Çünkü Hz. Muhammed'ten (s.a.v.) af ve şefaat diliyoruz, dileğimize göre ve Allah'ın (c.c.) ayetlerindeki tanıtımına göre Hz. Muhammed (s.a.v.) daima haklı olarak konuşur ve hareket ederdi. İspatımız, söylemiş olduğu sözlerden, bizlere sadık olduğunu kanıtlıyor. Hadis-i Şerif’te şöyle buyurmuş: (Yalnız bu hadis Sünni ve Şii kitaplarda müsbet olarak bilinmektedir.) “Ümmetim benden sonra 73 fırkaya bölünecektir. 72'si cehenneme 1’i cennete girecek.” Sorarlar; “Ya Resulallah naci fırka (yani cehenneme girmeyecek fırka) hangisi?” Cevap; “Ehl-i Beytim ve izinden gidecek olanlar.” İkinci bir Hadis-i Şerif’inde şöyle buyuruyor: "Benden sonra her kim iyi bir sünnet getirirse sevabı kendisine ve izinden takip edenlere ve her kim kötü sünnet icad ederse cezası kendisine ve izinden gidenlere." Bu iki hadisin anlamı şöyle bir ispat gerektiriyor: Hz. Muhammed gelecek ilmi ile kendisinden sonra doğacak ihtilafı ifade ediyor ve razı olmadığını beyan ediyor. Demek ki kendisinden sonra milleti bölecek kişiler doğacak. Nitekim doğrudur.

Hz. Adem'den (a.s.) Hz. Muhammed'e (s.a.v.) kadar milleti bölen, ayıran, haklarını gasp eden, zulüm ve istismar edenler gelmiştir. Yüce Allah (c.c.) fakir tabakayı ve zulme uğramış milleti istismardan ve gasptan kurtarmak için peygamberleri göndermiştir. Yüce Allah (c.c.) her gönderdiği peygamberi kavminin lisanı ile gönderdi ki dilinden bilsinler ve anlaşsınlar. Öylelikle yüce Allah (c.c.) hakları çiğnenmiş, zulme uğramış ve asayiş bozukluğunu islah etmek için peygamberleri gönderdi. (örnek: Hükümet asayişi bozulan şehre veya mahalleye karakol veya sıkıyönetim ilan etmesi gibi.) Yüce Allah (c.c.) daha rahimdir ve af sahibidir. Çünkü yüce Allah (c.c.) haktır, hakkı yüceltir, batılı tasvip etmez. Kanıt ESRA S. A. 81 “Hak gelince haksızlık biter.” Bu ayetten doğan anlam Yüce Allah'ın (c.c.) göndermiş olduğu peygamberler, indirmiş olduğu kitaplar haktır. Millete bildirici ve savunucu idiler. Çünkü yeryüzündeki ilim, bilim ve icad hepsi peygamberlerden bize aktarılmıştır. Peygamberler de yüce Allah'tan (c.c.) öğrenmişleridir. ALAK S. A. 5 Allah (c.c.) insanlara bilmediklerini öğretmiştir. Her peygamberden sonra menfaatçılar çeşitli tekliflerde inanç sahiplerine saptırma teklifi olurdu. Şöyle örnek vereyim: Hz. Musa'dan (a.s.) sonra Essemiri isimli kişi milletin aklına girip tunçtan bir tosun heykeli yapıp Musa milletine sundu ve ibadetini kabul ettirdi. İşte Hz. Musa'dan sonra mezhep ve tarikatlar çoğaldı Hz. Musa'nın izini ve dinini böldü. Yüce Allah (c.c.) emri vaki olarak Hz. İsa'yı (a.s.) peygamber olarak gönderdi. Hak yolundan sapanlarla mücadele edip hak yoluna dönmelerini istedi. İnsanları haktan saptıran Assahrayuti amacını yaymak için adamlarıyla anlaşır. Hz. İsa'yı (a.s.) çarmıha asma kanısına varır. Fakat Hz. İsa'nın (a.s.) koruyucusu Allah (c.c.) kötülük yapmak isteyenleri birbirine düşürür ve elebaşılarını Hz. İsa'nın görüntüsüne büründürerek çarmıha asılmasını sağlar. Yahudiler sandılar ki İsa asıldı. Fakat Yüce Allah (c.c.) asılmadığını NİSA S. A.157 "Vema kateluhu veme salabuhu velekin şubbiha lehom." “İsa'yı ne katlettiler ne de çarmıha astılar lakin benzerini astılar.” İşte Musa ve İsa (a.s.) hazretleri devri ve devirlerinden sonra fitne ve ayrım şahısları mezhep icad edenlerdir.

Düşünelim, Musa'dan sonra din adamları milleti bölüştürdüler ve nifak getirdiler onun için yüce Allah İsa'yı gönderdi. Hz. İsa mezhepçilerle mücadele etti ve onların eserlerini yok etmeye gayret etti. Havariyunlerden bir kısmı münafık olduklarından İncil'i tahrif edip kendi isimlerine göre isimlendirirler ve İsa'nın asıl öz müminleri olan Havariyun'lerin ismi ile isimlendirirler kendilerini yine Hz. İsa'dan sonra Peygamber efendimiz Muhammed (s.a.v.) Yahudilerle Hiristiyanların mezhep icad edenlerle mücadelesini sürdürdü.

Hz. Muhammed'ten (s.a.v.) önceki peygamberlerin dini hak olduğunu, barışçı ve milleti beraberliğe teşvik etmesi için hadisinde buyurur; İman ettim İsa ve Musa'ya, inen Vahi'ye ve bütün peygamberlere. İşte bu hadiste ve yazdığım ayetler mucibince peygamberler arasında ayrı seçicilik ne dinde nede beraberlikte yoktur. İspatı Musa (a.s.) domuz etini ve tüm tırnaklı hayvan kısmının etini haram etmiştir. Ayrıca erkeğin sünnet oluşunu emretmiştir. Musa'dan, sonra milleti bölenler bir daha başkaldırıp, milletin inançlarını sarstılar. Yüce Allah (c.c.) Hz. İsa'yı gönderir. Münafıklarla mücadelesinin neticesinde kendisi ile beraberleşen kitleye El Havariyun ismini koyar. İşte İsa'nın karşısında aciz kalan münafık menfaatçılar iman ettik sıfatı ile Havariyun'larla birleşir. Havariyun'ların bir kısmı mümin olur, bir kısmı ise kafir olarak gizli kalır. İspat; ASSAFİ S. A. 14 İsa, Havariyun'lara sorar; “Kiminiz Allah yolunda yardımcım olacak?” Bir kısım iman edip kabullenir, bir kısım etmeyip küfür ve inkarda kalır ve İsa'dan sonra mezhep icad ederler. Katolik, Ortodoks ve Protestan ismi ile millet bölücülüğünü ilan ederler. Domuz etini İsa ve Musa'nın zıttına helal ederler. Sünnet'i kaldırırlar. İspatı Efenglis Protestan'ın bir kolu domuz etini yemez, anlaşılan hıristiyanlık mezheplerinde çelişkiler ise şöyledir; Katoliklerde İsa Aralık ayının 24'ünde doğmuş ve o günü kutlar. Ortadoks ise 25'inde doğmuş ve o günü kutlar. Protestan ise Ocak ayının 6'sında doğumunu kutlar. Yılbaşı ise Nevail isimli tarikatçılar tarafından kutlanır. Halbuki İsa'nın doğumu bellidir. Amaçları milleti bölüp gün kutlamasından, parti rozet takma olayı gibi birbirlerini tanımak için şimdi ise sözümün gerçek bilimi Hz. Muhammed’e (s.a.v.) gelince; domuz etini haram etti, sünneti bir daha emretti ve tüm tırnaklı hayvanları haram etti. Birbirlerini ne yemekte ne fetvada ne de aleyhte bulunmamışlardır. Bu ayrılıklar, hep mezheplerin hak olmayışından getirdikleri fetvabazlıktır. Yeryüzünde olan dünya ve din ihtilafları hep menfaatperestçilerden olmuştur. Düşünelim; Hz. Muhammed'den (s.a.v.) sonra Bin Malik mezhebinde atın sağını helal eder. Geriye dönük inanç menfaatçı, istismarcı ve gericiliği sürdürmek ve nitekim peygamber efendimizden sonra dini alet edip milleti mezhep ve tarikatlarla böldüler. Peygamber efendimizin devrinde kesinlikle mezhep yoktu, icadına fırsat verilmedi ve kendi mezhep icad etmedi. Hiç bir peygamberin mezhebi yoktu. Hiç bir peygamber kavmine kendiliğinden fetva vermezdi. Yalnız vahi emrinden sonra verirdi. Milleti kesinlikle bölmediler, kimseye zulüm etmediler. Ayrıca ezilmiş insanları savunmakla adil çözümcü olduklarını kanıtlamışlardır. İtaatkârlıklarını eleştirip karşılaştırırsak, mezhep icad edenlerle hakkı ve hakikatı öğrenmiş oluruz.

 

HANEFİ MEZHEBİ

Hanefi imamı Abdulbaki Gölpınarlı’nın "Tarih boyunca İslam mezhepleri ve Şii'lik" adlı kitabındaki tesbitine göre ve edebiyatın özü Arap hazineleri kitabında, yazarı Ahmet El Haşimi tesbitlerine göre Hicri tarihinin 80 yahut 82'sinde ve Alafranga rumi tarihe göre 699 veya 701 tarihlerinde doğmuş olan Ebu Hanife Numan Bin Sabit ve İmam-ı Azam diye anılan babası, Zerdüşt dininde iken İslamı kabul eden kişidir. Bu kişinin adı Tavüs yahut Merzüban olduğu da rivayet edilmiştir. Savaşta tutsak olmuş, azat edilmiş, islamı kabul etmiştir. Numan Hammat İbrahim Nehai gibi bilginlerden, hatta imam Muhammed Ül Bakir'le ve Cafer Üs Sadık'tan da faydalanmıştır.

Emevilerin son devirlerinde ve Abbasoğullarının ilk çağlarında yaşayan Ebü Hanife Emevilerin aleyhindeki hareketlere katılmamakla beraber bu hareketleri doğru ve yerinde bulmuş ayrıca Emevilerin Irak valisi Ebu Hübeyre bilginleri baskı altına alır, elinde tutabilmesi için kendilerine birer resmi vazife verir. Ebu Hanife ise kendisine verilen resmi vazifeyi kabul etmemiş, vali bunun üzerine hapsetmiştir. Bir zaman sonra serbest bırakır. O zaman Ebu Hanife hicretin 130. yılında Emevi valisi Ebu Hübeyre'nin zulmünden Mekke'ye göç eder. Emevi devletinin yıkılışından sonra Abbasoğulları hilafeti elde ettikten sonra Küfe’ye dönmüş ve diğer bilginlerle Abdullah-ü Seffah’a beyat etmişti. Fakat Abbasoğullarının da zulümleri başlayınca hele imam Hasanoğlu Abdullah'ın oğlu nefsi zekiye Muhammed ve kardeşi İbrahim Mansur tarafından şehit edilince Ebu Hanife'nin hilafete karşı durumu değişti. O Muhammed'e yardım için fetva vermişti. Bu yüzden Abbasilerle arası açıldı.

Ümmet-Ut Talip Fiyensabi Ali, Ebu Talip Necef - 1337 H.1918 S.89-91: Takiyyül-Makal 11. S.50 Mansur Ebu Hanife'yi elde etmek yahut aleyhine kesin bir delil bulmak için onu Bağdat'a hakim yapmak istedi. Ebu Hanife ise İbrahim Mansur'un amacını anlayınca hataya düşürmek için niyetlenir. Ebu Hanife hakimliği kabul etmez. İbrahim Mansur ise teklifini kabul etmedi diye hapse attırır ve her gün 10 kamçı vurulmasını emreder. Her gün 10 kamçı arttırılmak suretiyle kamçı sayısı 110’a çıktığı gün Ebu Hanife hastalandı. Bir rivayet de hapisten çıkarıldıktan sonra Hicri 150. yılında Recep ya da Şaban ayında vefat etti (767). Numan Bin Sabit'in Fıkh'ı 4 esasa dayanır.

1. Kur'an, 2. Sünnet, 3. İcma, 4. Kıyas

İlmi ile istediği şekilde ayetleri ve herhangi ilmi yorumlayıp fetva verirdi. Bu da Allah'ın nezdinde caiz olmayan şeydir. Çünkü; Hz. Muhammed (s.a.v.) hadisinde buyurmuştur. “İhtilafta kaldığınız herhangi bir fetvada Ehl-i Zikr’e sorun.” NAHİL S. A. 43 ve ENBİYA S. A.7 (her iki surede aynı ayet geçer) "Feselu ehli ezzikri in küntöm le telemun" “Bilmediğinizi Ehlizzikir'e sorun. Cafer-u Sadık Ebu Hanife'nin kıyasla amel edip doğruyu söylediğini sanınca ikaz eder. Allah'a karşı gelen ve ilk emel edenin iblis olduğunu söylemiş ve Allah'a karşı cevabı Adem'i topraktan yarattın beni ise ateşten, ateş ise nura benzer. Fakat iblis kendi cevherini Adem'in cevherinden üstün tuttu ve Adem'in nuraniyetini hiçe saymış oldu, mağrur oluşundan dolayı bu örnek Ebu Hanife'nin kıyas ilmi için ve aslı olmayan hadisi ve fetvaları için ayrıca İmam-ı Azam Cafer-ü Sadık ve İmam-ı Musa Ül Kazım tarafından hatalı fetvalar verdiğini bildirmektedir. Yedinci imam Musa Ül Kazım (Usulul-kafi) s.26-27 kıyasa fazla önem vermemesi yüzünden Ehl-i Sünnet’in bilginleri çoğunluğundan Süfyan ül Süri Malik Ahmet Bin Hambel ve Evzaide olduğu halde Ebu Hanife'yi kınamışlardı. El Gadir V2 basım Tahran 1372 s.280-283, şimdi ise Hanefi mezhebini yayan Ebu Hanife'nin ölümünden sonra talebesi Ebu Yusuf Yakub Bin İbrahim 182 ve 798’de ölen ve yardımcısı yaymakta. Muhammed Bin Hasan yaymıştır. Muhammed Bin Hasan ise Reyde’de 189-805 tarihinde ölmüştür. Ebu Yusuf İbrahim oğlu ve Muhammed Hasan oğlu Numan Bin Sabit'in vefatından sonra mezhebini 4 esaslı fıkıh'a göre yayarlar. Ebu Yusuf ölümünden önce Haruni Reşid'in zamanında Bağdad hakimliğinde dincilerin reisiydi. Namaza, oruca, zekata, miras hükümlerine, alım-satım, şerri cezalara vekaletli idi. Ayrıca avlanmaya ve hayvan kesmeye dair kitaplar yazmıştır. Hanefi mezhebinin devam ettirilmesi, Numan Bin Sabit'in fıkhına ek düzenlemeler yaptıkları, Haruni Reşid tarafından bu mezhep benimsenmesi ve İltihakı dolayısı ile yaygınlığı çoğalmıştır. Irak ve Maverraünnehir'de yayılmış bir ara Mısır'da da güçlenmişti. Şafiilerle Hanifiler arasında çatışmalar çıkmış, Anadolu Selçuklularının mezhep serbestliği siyasetine karşılık Osmanoğulları Hanefiliği kabul eder ve bu imparatorluğun fethettiği ülkelere bu mezheb yayılır ve hakim olmuş olur.

 

ŞAFİİ MEZHEBİ

Şafii mezhebinin kurucusu Muhammed İdris oğlu soyuna nisbetle (Kureyşi veya Muttalibi de denir). Ebu Hanife'nin vefat ettiği tarihte Gazze yahut Askalan'da doğmuştur. Yemen ve Irak'a gitmiş fıkıh lugat bilginleri ile şiirde ileri bir ün salmış, bir ara Yemen'e bağlı Nacran'da vilayet katipliği yapmış ve Yemen valisi tarafından Şafiiliği yaymaya çalıştığı Hilafet makamına Harun Reşid'e bildirilmiş, Harun-i Reşid tarafından Bağdat'a çağrılmıştır. Mekke, Medine ve Mısır'a gitmiş mezhebini yaymış, kitap ve Kur'an tefsiri yapmıştır.

 

HAMBELİ MEZHEBİ

Hanbelilik mezhebinin icad ve kurucusu Hanbel oğlu Muhammed'in oğludur. Babası Merve'den göçmüş (Ahmed) 164 rebiul evvelinde Bağdat'da doğmuştur (780). Dedesi Abbasoğullarına yardımı yüzünden takibata uğramış. Ahmet küçükken babası ölmüş, annesi tarafından yetiştirilmiştir. Ebu Yusuf'tan ders almıştır. Basra'ya hicaza gitmiş, Şafii ile görüşmüş, Yemen'e gidip hadis bilginlerinden faydalanmış.

 

MALİKİ MEZHEBİ

Maliki mezhebinin kurucusu Malik Bin Enes 94 hicri tarihinde Medine'de doğmuş, tahsilini imam Cafer-ü Sadık'tan öğrenmiş, Emevilerin son devrinde ve Abbasoğulları'nın ilk çağlarında yaşayan Malik, zulüm eden emire kılıçla değil fakat halka doğru yolu göstermek sureti ile karşı durmayı gerekli görmüş. Buna rağmen Abbasi halifesi El Mansur'un emriyle (136-158 H.753-773) tarihinde Medine valisi tarafından dövülmüş hatta bu yüzden bir kolu çıkmıştı. Hicretin (179) yılında vefat etmiş Medine'de Bakıy mezarlığına defnedilmiştir.

 

VAHABİ MEZHEBİ

Sünnilikte Vahabi mezhebi Hicretin (XII) yüzyılında (XVIII) Arabistan'ın Necid bölgesinde Muhammed Bin Abdulvahap (1703-1795) bu mezhebi benimsemiş ona uyan Abdulaziz'le oğlu Saud bu inancı yaymaya başlamış mezhepleri Zahiriyye, Vahabiye adıyla anılmaya başlamıştı. Bu mezheb erbabı Osmanlı devletini bir hayli uğraştırmıştı. Türbeleri hatta Hz. Peygamberin Ravza mutahharasını ziyareti geçmişlerden biriyle Allah'a tevesülü camilere minare yapılmasını bidat, yani gururlanma bilen, türbeleri yıkmayı bir ibadet sayan Vahabiler (1216-1802) Kerbela'ya saldırmışlar, İmam Hüseyin (a.s.) ve beşbine yakın müslümanı din namına kılıçtan geçirmişler, ertesi sene taifi zabit edip halkı tümden öldürmüşler. Daha sonra Mekke ve Medine'ye saldırmışlar, nihayet bütün bu zulümleri sünniler yapar ve şii müslümanları öldürtmekten çekinmeyen islama ve insanlığa sığmayan cinayetleri ibadet sayan Saud'la yardakçıları II. Mahmud zamanında Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa tarafından alt edilmiş ele geçirilen Saud'la yakınları İstanbul'a yollanmış (1234-1819) cezalarını bulmuşlardı. Vahabiler için İslam Ansiklopedisinde Cevdet Tarihine İs. Mat. Osmaniye 1309 c.11 S.72-74 VI s.120-124-153-VII s.182-216-228-244-276-369-376 VIII s.123-129 IX s.16 işte isbatlanmış olarak beş mezheb ve imamlarının doğumu ölümü baba adları ve dayalı oldukları nesneleri ve hangi yörelerde mezheplerini yaydıklarını Abdulbaki Gülpınarlı "Tarih boyunca islam mezhepleri ve Şiilik" adlı kitabından alınma müsbet kitaplara dayalı tesbitlerdir.

Şimdi ise mezheplerin getirdiği Ehl-i Beyt'e bağlı olmayan fetva ve kuralları abdest ve namaz kurallarını da eleştirelim. Çünkü Ehl-i Beyt kurallarında ilahi emir ayeti MAİDE S. A.6 "Ey iman edenler namaza kalktığınızda yüzünüzü ve elinizi dirseğe kadar ve ayaklarınızı topuğa kadar yıkayınız. Cünuplu iseniz kesin taharatınızı yapınız. Allah'ın emri ayetü kelimesinde cünupluktan emri vaki taharatı şart kılmıştır. Anlaşılan Ehl-i Beyt pak ve mutahhardırlar. Emirleri ise iman edenlere daima temiz kalmalarını şart kılmışlardır. Eğer hasta veya seferde veya kadınla münasebette su bulamazsanız toprakla teyemmüm yapınız.

İşte müslüman ve islam kardeşler Ehl-i Beyt ve Kur'an hepimizin başı ve Allah (c.c.) tarafından bizlere yol gösterici ve anayasası gereği niçin islamiyette bu ayrıcalıklar olsun.

İşte Hanefi mezhebinin mensupları cinsi münasebetlerini kurduktan sonra niyet eder, taharat yapacağı güne, yani cuma akşamı veya sabah taharatını yapıp cuma namazını kılar ki günahları af olsun. Cuma'ya ve cuma namazına inanç kesinlikle hak ve şart. Lakin niyet eden Hanefiler nereden bu fetvayı layık görüp inanıyorlar. Bunlar niyet günleri bitene kadar yemeğe oturdukları zaman besmele çekmiyor mu? Selam alıp vermiyor mu? Allah kelimesini telavet etmiyorlar mı? Namaz kılmıyorlar mı? Düşünelim ne garip inanç. Haftanın tümü cünuplu gezmek hiçbir müslümana caiz değildir. Hadis-i Şerif'te Hz. Muhammed (s.a.v.) taharat imandan buyurmuştur ve abdest almayı şart koştu.

Yine garip inançlardan, mezheplerin dördü su tahlinin temiz olması için Mehmet Özezen'in "Basında Diyanet Olayı ve Alevilik" kitabında (c.1 s.131) İbn-u Abdin pis suyu nasıl arındırıyorlar. Hanefilere göre akan su az veya çok ne olursa olsun herhangi madde ile karışımlı olsa bile pis kabın içine konulsa bile havadan akıtıldımı veya yerde göllenmişse diğer yere akıtıldımı temiz sayılır. Bunun da Allah'ın (c.c.) ve Resulun yanında yeri yok. Çünkü özündeki kirlilik gitmez.

Şafiilere göre ise; durgun ya da akarsu veya kaynak su olsun olmasın hiçbir fark yoktur. Onlara göre temiz su temiz, kirli su kirli, hükmüne varılır.

Hanbelilere göre; kaynak su olsun veya olmasın kirletilebilir akarsu ise az olsun ve çok kirli karışıma uğramazsa temizdir.

Malikilere göre; akarsuya kirli su karışsın pis olmaz, durgun su kaynak suyu olsun veya olmasın başkalaştırmaya uğramadan pis su sayılmaz, mantıklı düşünelim ilahi emirler bir birlerini destekliyor, fakat mezheplerin fetvalarında benlik özü isbatlanmış oluyor ve hiç biri yaklaşım sağlamıyor, ayrıca mezheplerin dördü pis suyun arındırılma usulü kaptan kaba birbirini tutmuyor şöyle;

Hanefi mezhebi; tahlil uygulanmasında fetvası su az ise kullanım yoluyla özellikleri bozulmazmış(!) ...Yanlıştır.

Şafii mezhebine göre; pis su iki baş parmak büyüklüğünde ise temiz suya dönüşür şöyle; kişinin birden fazla pis su kaplarını birleştirme usulü ile çoğalır iki baş parmağının büyüklüğünü bulunca temiz olur(!) ...Hayır olmaz.

Hambeli mezhebine göre; bu su iki baş parmak büyüklüğünde avuç dolusu  olsa bile temiz suya dönüşür(!) ...İmkansızdır.

Maliki mezhebine göre; kirli suyun üzerine temiz su dökmekle rengi beyaz olana kadar temiz suya dönüşür her ne kadar pislik içinde olursa olsun, bin Abidin (c.1 s.131) kitabından alınma. Mantığa baş vuralım pis suyun özü pis olduktan sonra kesinlikle temiz olamaz. Çünkü kirlilik özündedir. Kanıt İBRAHİM S. A.24 "Allah'ın misali, iyi bir kelime iyi bir ağaca benzer” aslı sabittir dallanması gökte, işte anlam her ne olursa asılda silinmez iyi şey ebediyyen iyidir, aksi ayetin kanıt örneği Ehl-i Beyt'e kılıçsız iman edenlerin aslında hak taraftarlığı vardır. Karşılığı İBRAHİM S. A.26 “Yüce Allah diyor; kötü kelimenin ve her şeyin özünde kötülük varsa aynı kötü secereye benzer, tadı düzelemez.” Her öz ne olursa olsun özüne ve aslına dönüşür. İslamiyetten önce kin ve nifakta olanlar islamiyetten sonra Ehl-i Beyt'e inkar ve zulümde bulundular. İşte, kirli sular da aynı. Çünkü Yüce Allah’ın (c.c.) haram kıldığı şeyler ne olursa olsun zararlıdır ve haramdır. Biz Allah'tan bilgin değiliz her hususta pis şeyi helal edersek Allah'ın emri üstüne üstünlük getirmiş oluruz, bu da kulluğa yakışmaz. Çünkü namaz kalbi imanla tatmin eder ve her haramdan uzaklaştırır, nasıl olur pis su ile namaz için taharat yapılır? Asla olamaz, mantık dışıdır.

 

MEZHEPLERDE NAMAZ KURALLARI FARKI

İlahi kural tektir. Hanefi ve Şafilere göre kendi düzenlemeleri şöyle "Hanefi ve Şafilerde sünneti müekkede şart kılınmıştır. Hambelilere göre eğer seferi durumu yoksa farz ile yetiniyor. Malikilere göre yalnız cuma namazının ikamesi veya (kılındığı yerde) yeterli oluyor. Düşünelim; Hz. Muhammed (s.a.v.) devrinde mezhepler yoktu ki, her birine ayrı fetva versin. Mezhepler ise kendi yararlarına göre fetvalarını düzenlemişlerdir. Yalnız mezheplerin dördünün niyetleri birdir. Kılınacak vaktin ismini zikretmekle, niyetin ardından sünnet mi, farz mı, söylenmesi şarttır anlaşmasına varmışlardır. Ama fetva şartları bir değildir. Çünkü abdesti bozan şeyler de yine muhteliftirler. Hanefilerin abdestini vücuttan kan çıkışı veya kana dokunulursa bozar. Güya peygamber efendimiz (s.a.v.) namazını kılmak için abdestini alıp hazırlığını tamamladıktan sonra Ayşe'nin yanına uğrar Ayşe kan lekesini alnında görünce silermiş o zaman abdesini tazelermiş. Şöyle bu inanç düzmecesine mantıklı bir şekilde düşünelim.

Birinci bölümde bin kısım yüceliğin on kısmına ancak değindim. Hz. Muhammed (s.a.v.) namaz saatinde vaya namaza hazırlığından sonra kadınla ilişkiye kesinlikle girmez ve böyle nefis tesiri altında kalmaz. Çünkü bizim evsafın emsaline benzetirsek ondan af ve şefaat istemek gereksiz olur. Peygamberlerin tümü dinini kabullenmişler ve Allah'ın öz nurundan doğum değil, yaratılış değil, ol emri ile oluşmuştur. Fakat dünya halkını eğitmek için gönderdi. Ayna görünümü gibi bizlere benzerlik görünümü yaptı. Bizleri eğitmek ve doğru yola sevk etmek için. Hz. Muhammed’de (s.a.v.) şüphemiz olursa ki bizim gibi cinsi münasebetten geldiğine dair, islamiyet ve din ile alakamız olamaz.

Şöyle bir örnek takdim edeyim; Televizyon kul yapısı ama Yüce Allah'ın yaratmış olduğu akıl vasıtası ile icad olmuştur. Gözümüzün önünde çok hareket görüyoruz fakat gerçekte birşey yoktur. Aynaya baktığımız zaman ayna karşısında ne varsa hepsini aynada görürüz. Yine kul yapısı fakat yüce Allah (c.c.) yeri göğü yoktan var eden iradesi ile istediği görünümü gösterir. İçine sığınmadan işte öz nurundan olan Hz. Muhammed'i yarattı ve bize rahmet olarak bizim sıfata büründürdü ki yüceliğini ispatlamak için. Hz. Muhammed'i (s.a.v.) yalanla nefis tasallutu ile beşeriyetin aciz ve yaramaz sıfatı ile itham etmek ve iradesi ve emri haricinde fetva ve icad etmek, islamiyetten çıkış demektir. İlahi kurala uymak şart ve haktır. Biz insanlar her ne kadar kendimizi yetiştirirsek ve bilgin olsak, yüce Allah (c.c.) ve Peygamberleri gibi olamayız. Fetvalarımızı daima Kur'an'a ve Ehl-i Beyt'e dayalı vermemiz lazım. Dikkat edelim, yüce Allah (c.c.) affını Kur'an-ı Kerim'in ENAM S. A. 54. Her kim bilmeyerek veya sehven yani dalgın olarak günah işlerse ve yaptığı günahı bilip itiraf ederse ve tekrarına dönmezse, o günah af olur.

Fakat Hanefi mezhebinde fetva Allah'ın ayetine tam ters oluyor. Mevcud fetva şöyle; günah affı ile her kim hafta döneminde günah işlerse, cuma namazını kılsın af olurmuş ve senenin bütün günahlarını mübarek Ramazan orucu silermiş ve hayat boyunca yapılan günahları mübarek Hac silermiş. Ayetin beyanını Ebu Hanife'nin bu fetvasıyla karşılaştırdığımız zaman ilahi emre mütabıklık olmuyor. Şöyle; kişi günahları ihtiyar ve tam aciz olana kadar bilerek yapsın, ondan sonra, tövbe edip cennete gitsin, mantık dışı. Asıl makbul tövbe gençlikte olmalı, günahları tekrarlanmamalı o zaman hacca giden kişi cennetlik olur. Ebu Hanife'nin fetvası muritlerini devamlı günah işlemeye teşvik ediyor ki günah işleyen şahıs cuma namazına veya Ramazan'ın orucuna sığınarak günah işleyebilir ve nitekim görüyoruz, çok kişiler hayatları boyunca aciz olana kadar gayrimeşru hayatla veya haksızlıkla geçirmiş oluyor, ondan sonra hacca gidiyor 5 vakit namaza sarılıyor ki cennetlik olsun. Yanlıştır. Ebu Hanife günah işleyenlerin günahlarında boğulmaktadır.

Yine Ebu Hanife'nin şu zulüm fetvasına dikkat edelim. Şöyle diyor; Alevi yani Şii olanın malını, namusunu ve canını gasp ve öldürmek helaldır. Düşünelim; Alevi, Şii kişi demektir. Ehl-i Beyt mürididir. Alevi ismi Hz. Ali'nin muhabbetine ve bağına bağlı olan demektir. İkinci bölümde Hz. Ali ve Ehl-i Beyt kimler ve yücelikleri nedir, uzunca anlatılmaktadır. Yüce Allah (c.c.) CEŞİYE S. A.19 “Zalimler birbirinin velisidir. Allah da müminlerin ve korkanların velisidir.” İkinci ayet BAKARA S. A. 257 “Allah iman edenlerin velisidir. Küfür ve cehaletin karanlığından imanın nuruna nakil eder ve cennet sakinleri olurlar.” Küfür ve zulüm edenlerin velisi Allah'ı inkar edip peygamberlerine karşı gelenlerdir. Muridlerini Allah'ın nurundan ve sevgi affından uzaklaştırıp karanlık ve zulüm cehaletine sevk ederler. Mekanları cehennemde müebbetleşir.

Yine Allah (c.c.) nefis öldürmemek için vasiyet buyuruyor. ESRA S. A.33 “Allah'ın emir etmediği nefsi öldürmeyin, eğer suçlu ve müstahak değilse.” Peki Hanefi imamı nasıl oluyor da bir müslüman, mümin ve Ehl-i Beyt'in izini ve muhabbetini benimseyen kardeşinin ölümünü temenni ve helal eder. Yine NAHİL S. A.117 “Yüce Allah zatı ve peygamberi için kafirleri zulüm etmedi. Lakin iman etmeyen kendiler nefislerine zalimdir.” Yine yüce Allah (c.c.) Hz. Muhammed'e (s.a.v.) KEHF S. A.49 “Ya Muhammed Allah hiç kimseye zulüm etmez.” Anlaşılan zulüm haddi zordur. İşte zulüm türleri Allah'ın emirlerine riayetsizlik peygamberine karşı iftira ve toplumu parçalamak menfaat karşılığı ve benzerini edenler, kendi nefislerini ve ardından izleyenlere zulüm etmiş olurlar.

Şimdilik söz mezheplerin getirdikleri mantıksız fetvalardan evlilikte akit ihtilafları: Şafii, Maliki, Hanbeli, bu üç mezhep çiftlerin rızası olursa nikah kıyması caiz olur. Hanefi'nin ise istenilen ana baba veya güç rızasına bağlı çiftler razı olsun veya olmasın sorun değil  zorla nikah kıyılır. Hanefilerin "Mecmail Enher" adlı kitabın (cilt 1) Bab-u talak bölümünde anlatıyor. (Talak = Boşanma) yine dört mezhebin hamilelik konusunda ihtilaf fetvaları Hanefi mezhebinde (cenin) ana rahminde iki yıl kalabilir. Ayşe'ye dayanarak demiş, hamilelik dönemi iki yılı aşmaz. Şafii, Maliki ve Hambeli sembol ayrımı ve benlik fetva beyanında 4 yıl kalabilirmiş (s.114) İbn-i Kudaba Elmağuni'nin "Bab-u Ezzivac" (c.VI) adlı kitapta mevcuttur. 4 mezhebin bu fetva inançlarına göre yine yenmesi, dört mezhep tarafından helal edilen hayvan türleri Hanefi; tavşanı helal etmiş üstten dişleri var 5 tırnaklı ve Hz. Muhammed (s.a.v.) yediğine dair Kur'an'da delil yok. Şafii ise kirpiyi helal etmiş yüzü domuz yüzlü, ayakları 5 tırnaklı vücut yapısı apayrı. Maliki ise atın sağ butunu helal etmiş diğer vücut kısmı harammış. Düşünelim; eti, canı, yemi bir, nasıl olur da yalnız sağ but helal, diğer kısım haram. Ne garip bir inanç. Yüce Allah'ın yaratılışında hiçbir hayvanın etinde bir kısım helal, bir kısım haram olamaz. Peki Maliki helalına göre sağ butu keserken acaba haram tarafından da kaçırmayacak mı? Bu safsata inanca bakın. Hanbeli ise tilkinin sağ butunu helal etmiş, tilki veya köpek veya çakal ne farkeder aynı sıfata haizdirler ve işkembesiz hayvandırlar. Bu da acaba sağ butu ayırırken haram kısmından helalına kaçırmayacak mı? Ayrıca Tevrat'ın tekvin cüzünde yenen hayvanların önden üst dişleri yoktur, çift tırnaklıdır, çift namzetlidir, işkembeli ve geviş getirirler, dikkat edebilirsiniz. Düşüncelerimizi eleştirirsek ilahi kuralın, helalinden başka, insanlar helal edemez. Mezheplerin helal ettiği hayvanlarda bu tür vasıf yoktur. Çünkü yüce Allah (c.c.) lütfundan insanlara zararlı olmayıp temiz olan hayvanları ismen zikretmiştir. ENAM S. A.142-143 manda, koyun, keçi kısmı çiftleri ismen geçiyor (meiz) sığır ve deve türü işte bu 5 tür hayvan ehli ve yabanisi helala geçiyor.

Hanefi imamı, fetvasında, bir erkek herhangi bir kadınla zina edip ve zinasından bir kız çocuğu olursa kızla evlenebilir. Çünkü kızın annesi erkeğin nikahına girmemiştir. İslam dininde ve Ehl-i Beyt irade ve kitaplarında yeri olmayan bir fetvadır. Çünkü yüce Allah (c.c.) NİSA S. A.22'de Evlenilmesi helal olan kadın kısmını zikrediyor. "Hurrimat aleyköm ummuhetüköm ve benetüköm" “Anneleriniz ve kızlarınız sizlere haram kılındı.” Zinadan gelen kız çocuğu babasının kanından ve zerrecik menisinden geldiğine göre, en nihayet kızıdır. Nasıl babası ile evlenmesi caiz olur. İmam-u Hanefi nasıl olur da ayetin tersi fetva verir. "Verebbei bükömül leti fiy hücüriköm min niseiköm" Beslediğiniz kız çocuğu, yani hanımınızın başka erkekten olma kızı annesi nikahınızdadır diye alınması gayri meşrudur. Alınamaz. İşte Hanefi imamının bu büyük hatası yeter. Kur'an-ı Kerim'in emrine tam ters bir fetvadır. Ne babası ne dayısı ne de amcası ile evlenemez, haramdır. (113) “Mecmail Enheril Hanifiyye” CI. “bab-u talak - boşanma” bölümünde imam-ı azam ve (114) İbn-i Kuddaba Velmağuni'ye ait C.VI “bab-ü zivac” 2. aynı kitap CVI s.577-578 ve 3 Abdurrahman Elceziri Hasan Ege tercümesi “Dört mezhebin fıkıh kitabı” C.V s.439-440'da anlatılmaktadır.

Mezheplerin namazdaki değişiklikleri: Hanefi namaza durduğu zaman tekbirinde iki ellerini dik tutarak kulak seviyesine getirir ve ellerini indirir, bağladıktan sonra eüzübillahi dedikten sonra Bismillahirrahmanirrahim’i açık okumuyor ve Fatihanın elhamdu kelimesi ile devam eder ve secdeden baş kaldırırken şahadet parmağını kaldırmaz. Şafii ise namaza durduğunda tekbirde ellerini açık olarak kulaklarının yakınına kaldırır eüzü'yü okuduktan sonra besmeleyi açık okur secdeden başını kaldırınca şahadet parnağını tek kaldırır. Allah'ın dini tek, emri ise bütün peygamberlere aynı. Sünniler 4 mezhebe hak diyorlar. Hak olan icadlar kuralda seviyeli olması lazım, malesef hak olmadıklarını kural değişikliği gösterir. Bu değişiklik ise peygamber efendimizden sonra oldu. Şöyle, Elbuhari sahihinde diyor; (namazda geç kalan bölümünde) Elzehri İrva’dan duyma oda Ayşe'den duyma demiş: “Namaz ilk emrivaki kılınması, emir inince iki rekat seferde, iki hazarda” Elzehri İrva’ya demiş: “Niçin Ayşe böyle fetva söylüyor?” İrva’nın cevabı: “Ebu Bekir ve Osman'ın istedikleri budur.” Fakat Ayşe'nin bu fetvası Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim'e aykırı, çünkü Resulallah (s.a.v.) hayatında böyle fetva vermemiş ve Kur'an'da yeri yoktur. Ayrıca Sünni mezheplerin imamı sokak çocuğu olsun imam olur. Bu da Ehl-i Beyt ve Kur'an anayasasına aykırıdır. Mezhepler tarafından tasdiklenmiş fetva şöyle: İslamiyetin müritlerini inandırmışlar. Cennet-ü Ala'ya girme müstahaklığına nail olan kişiye yüce Allah (c.c.) hurilerle ve çocuklarla evlendiriyor. Ne kadar yanlış ve safsata bir inançtır. İstinadları Kur'an-ı Kerim'in DUHAN S. A. 54 Allah (c.c.) der: “Müminleri cennette hurilerle evlendiriyor.” Düşünelim; cennet sakinleri nur alemidir. Nefis tasallutundan arınmışlardır. Cennette everme, yeme, içme nikah faslı kesin yok. Fakat ayetin meal anlamı İmam-ı Caferi Sadık'ın fetvasına göre bu dünyada hayatı boyunca Allah'ın ve peygamberin ve Kur'an'ın hükmüyle cennete girme müstehaklığına nail olan ruha yüce Allah (c.c.) nurdan heykel giydirir. Meleklerle Allah'ın tesbihinde bağdaşırlar demektir. Sünni mezheplerinin kısaltılmış olarak hatalarına değinmiş oldum. Şimdi ise Caferi mezhebinin öz ve asıllı kurallarını, sünni mezheplerinin kurallarıyla karşılaştıralım. Her kim haklı veya haksız dini kaidelerde belli olur.

 

EHL-İ BEYT ŞERİATINA GÖRE CAFERİ

MEZHEBİ

Cafer-ül Sadık, İmam-ı Muhammed El Bakır'ın oğlu, Zeynel Abidin'in oğlu, Hüseyin'in oğlu, Hz. Muhammed'in torunu ve Hz. Ali'nin oğlu, Hz. Ali'nin babası Abidmenaf ve Hz. Muhammed'in babası Abdullah, ikisinin babaları Abdulmuttalip'tir. Secere devamı Hz. İbrahim El Halil'e uzar. Hz. İbrahim'den Adem peygambere dayanır. Cafer-ü Sadık Hicri tarihinin 83'ünde doğmuş, dedesi Ali Zeynel Abidin ölmeden Cafer-ü Sadık'ın kerametlerini Davut Kesir'in oğlu anlatıyor; “Sadık'la hacca gittim. Giderken ikindi namazını kılmak için su ihtiyacı gerekti. Cafer-ü Sadık yere ayağı ile dokundu ve su istedi. Aynı anda su fışkırdı içtik, abdesimizi aldık ve ikindi namazımızı kıldık ve yola devam edeceğimiz an gölgesinde oturmuş olduğumuz hurma ağacına seslenir, ağaç aynı anda yeşerir hurma ile dolar ve hurma ağacının eğilmesini emreder, eğilir ve gereken ihtiyacı aldık, tekrar seslenerek hurma ağacına der; ‘yerine iade ol’ ve Ya Davud'un oğlu biz Ehl-i Beyt, gelecek ilme vakıfız, gökten inen yağmurun damla sayısını biliriz, denizlerin yekününü biliriz.” Evet Cafer-ü Sadık devrin profesörü idi ve dekanı 4 bin talebe yetiştiriyordu. Hiç bir ilim bilincinden kayıp değildi (biyoloji) ilmine sahipti, fen ve astronomi'den söz ederdi, gelecekten de bahsederdi. Ehl-i Zikir 12 imamların altıncısı mucize ve keramet sahibi idi. Vasfı ile nice kitaplar dolabilir. Şimdilik ise sözü asıl istenilen konuya yöneltmekle devam edeceğim. Yaşadığı yaş 65, (hicri seneye göre) imamlık müddeti 33 sene, vefat tarihi 148 hicri, defin yeri Baki denilen yerde babası Muhammed'il Bakır'ın yanında. Cafer-ü Sadık hayatında Kur'an'a ve baba ve dedeleri Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Hz. Ali'nin izlerini mantıklarını deyişlerini yaşatıp canlandırıyordu. Fetvalarında ve mucize görünümlerini de canlandırıyordu ve layık olmayı devam ettiriyordu.

Yüce Allah'ın emrini, baba ve dedelerinin soyuna ve iradelerine göre uyum sağlıyordu. Kur'an-ı Kerim mucibince Allah'ın ve bütün peygamberlerin ve özellikle dedesi Hz. Muhammed'in dinini özelliğiyle beyan etmek için üzerinden ilaveleri ve safsataları ve Allah'ın nezdinde olmayan eklerden korumak için ve 4 mezhebin menfaat düşünceleri gibi tasavvur etmeden kendi nefisini yalnız düşünmeyerek menfaatını şahsileştirmeyerek ve yekün Ehl-i Beyt ve muritleri için ve mezhep icadçılarının yanlış yolda olduklarından dolayı yüce Allah'ın ve Ehl-i Beyt’in emirlerine gölge ve muritlerine saptırma imkanları olmamaları için İmam-u Sadık Ehl-i Beyt emirlerine göre ve Kur'an-ı Kerim'in anayasasına ve şeriat kurallarına uyumlu olarak, helalına helal tatbik ettirme emri ile ve haramına haram şartlarını muritlerine iletme gayesi ile dedesi Muhammed-il Mustafa Peygamberliğine değişiklik fetvalarında üstünlük getirmeden, benlik tasavvurunda kesinlikle olmadan Ehl-i Beyt izleycilerini mecburen Ehl-i Beyt ve Kur'an gölgesi altında toparlamak hayatını hak ve doğruluklarla geçirdi. Dünyasını değiştirdikten sonra muridlerinden ismini yaşatmak ve iradesini yaymak için ölümünden sonra talebesi Cafer-i Tus isimli şahıs Cafer-ü Sadık izlenimlerini özellikleriyle tanıtımlarını muritlere aktarmak amacıyla Caferi mezhebini ilan eder ve yüce Allah'ın yasasını teşhir etmekle yükümlü Alevi, Şii, Nusayri ile Aleviliğe bağlı 13 tarikat, hepsinin mezhebi Caferi mezhebir. İsbatı kurallarından belli oluyor. İslamın 5 şartını şöyle tanıtıyor.

 

İKİNCİ İSLAM ŞARTI SALAT

Namazdan söz etmek istiyorum. Namaz 5 isimle bilinir. Gezerek, oturarak ve mazeret varsa yan yatarak kılınır. Salat'ın anlamı kulu Allah'a yaklaştıran ve Allah'la kul arasında sevgi bağı ve kulluk görevini ispatlayan vecibedir ve Allah'ın yanında ruhun yücelmesine vesiledir. Allah'ın emri salat için BAKARA S. A.238 “Mukayyet olun, namazlara ve orta namaza.” Yani öğle ve ikindi sonra yatsı ve sabah, akşam namazı ise beş vaktin ortasındadır, kılınması şart oluyor. Çünkü Meleklerin Meryem’e deyişi; “Allah'ın huzurunda kunut et ve secde edenlerle sende secde et. İsa'yı hibe ettiği için apayrı bir yaratılış diye itaat et, önünde eğilenlerle beraber sen de eğil.” Başka anlam ve deyim TAHA S. A.13 “Ey Musa ben senin Allah'ın bana ibadet et zikrime namazını yönelt.” İşte yüce Allah'ın beyanı zikir ön anlamda olmuş oluyor. Anlaşılan salat ayrı, ibadet ayrı, zikir ayrı. Diğer isbat ise ALA S. A.14-15 “Her kim zekasını çalıştırıp Allah'ın ismini zikir ederse namaz kıldı demektir.

Buradaki ayetin işaret anlamı zikir en ön sırada demek, başka anlam ALİ İMRAN S. A.191 Yüce Allah'ı ayakta ve otururken ve yan yatarken yerin ve göğün yaratılış şekliyle düşünenler gece ve gündüzün değişikliğiyle düşünüp ibret edenler Allah'ın yanında bilgin muminlerdir. Allah'tan korkan kişiler demektir. Ayakta demek, gezerek ve yerinde durarak demektir. Bu ayete dayalı Tevrat'ın deyimi Hz. Yakup peygamber yüce Allah'a bütün gece gezerek ibadet ettiğini söylüyor. Şöyle; İbranice “İsrlil”, Arapça “İsrail”, Türkçe anlamı gece gezen demektir. İsrail ismi ise Yakup'tan kalma gece gezip ibaditenden dolayı yüce Allah Hz. Muhammed'e (s.a.v.) İNSAN S. A.25-26 bütün gece ibadet etmeği emretmiş. “Allah'ın ismini erken ve öğle vakitlerinde zikir et ve bütün gece Allah'ını tesbih et.” Böylece camilerdeki kılınan namaz haktır. Yüce Allah'ın Resulallah'a buyurduğu emirle namazdır. Anlaşılan Allah'ın tesbihi, zikri, ibadeti dinin aslı ve özü ibadet ve zikirle tesbih edilir, oturarak ayakta ve gezerek olur. Camide kılınan namaz ise ruku kunut sücud salat takva namazı demektir.

Yine tesbit edilen; Hz. Muhammed (s.a.v.) İslam Cemaati ile vakit namazını kıldıktan sonra evde tek başına namaz kıldığı tesbit edilmiştir ve ayrıca Hara dağının sür mağarasında Hz. Ali ile beraber namaz kıldığı tesbit edilmiştir. İşte bu namaza batini namaz deniliyor. Diğer anlamı; ibadet zikir tesbih Allah'ın kayyim ve öz islam dinidir. YUSUF S. A.39 Yüce Allah (c.c.) zatı haricindeki ibadet edenlere hitap ediyor; “siz ibadetinizde sizin ve babalarızın seçip isimlendirdikleri şahsiyetlere ibadet ediyorsunuz. Allah'ın emretmediği şahsiyetlere ibadet ediliyor.” Allah'ın emri kendi zatına ibadet edilmesi için buyurmuştur. Asıl din ve hakikat budur.

İnsanların çoğu bilmiyor, dimdik kayyim dinini. Anlaşıldı ki Allah'ın özel dinidir. Bu dine sahip olan eline, diline, kalbine yemeğine sahip olanlardır. Bu dine yönelme ibadetle, zikirle, tesbihle varılır. Cami namazına salat, ruku, kunut ve takva namazı denilir.

 

ÜÇÜNCÜ ŞART HAC

Haccın  makbulü, Allah'la kul arasındaki sadıklık. Helal'le yetinmek, Haram'dan uzaklaşmak ve her yönle Allah'ı razı etmek. O zaman Kabe haccı hak ve farzdır.  İkinci makbul olmayan hac, şahıs her kötülüğü yapıp kabul ederse tam aciz düşene kadar ve bazı şahıslar haccı alet etmek için haccıyım, milleti dolandırıp dini ve haccı giysi edip içinde bürünür, lakin görünümün dışı ayrı içi ayrı haccı makbul değildir.

Zekat iki şekildir. İlk zekat mümin ve müslüman kişi Kur'an şeriatınca mal zekatını tediye etmesi şarttır. Başka ve daha anlamlı zekat insan ne kadar dinde bilgin itaatkar ve Allah'a yakınlığı peygamberini razı etmekle ve Ehl-i Beytini sevip bağlı olmakla öz zekata sahip demektir. ALA S. A.14-15 buradaki ayetin özü zekatın Allah ismiyle gelişmesi makbuldur.

 

KELİME-İ ŞEHADET

Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah'ın emri ile dinini ve peygamberliğini ilan ettiğinde peygamberliğini kabullenip islam dinine şehadetle iltihak edenler hakiki islamdır. İslamiyette harpsiz, zorlamasız memnuniyetle iltihak edenler ve Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimizin buyurduğu şehadeti kalbiyle diliyle kabullenen yüce Allah (c.c.) ve resuluna ruhen teslim olana islam denilir. Kanıt HADİD S. A.16 “Alah (c.c.) kalben iman edenlerin yüreklerini zikri ile ve resulünün sevgisi ile doldurur.”

Kılıçtan korkup zorla müslüman olanlar ve gizliliklerinde cehaletini tutanların hakkında HÜCÜRET S. A.13 Araplar dediler; “İman ettik yüce Allah ve resuluna.” Allah resuluna der; “De ki; iman etmediniz lakin müslüman oldunuz.” İşte kelime-i şehadete iki şekil kabullenen olmuştur. Ehl-i Beyt'e karşı gelen müslümanlardır.

Hz. Muhammed'e (s.a.v.) nazil olan islam ezanının okunuş şekli: "Allahu ekber Allahu ekber eşhedü en lailaha illallah eşhedü en lailaha illallah eşhedü enne muhammeden Resulallah eşhedü enne muhammeden Resulallah hayya alassalah hayya alassalah hayya alalfelah hayya alalfelah hayya ala hayrul amel hayya ala hayrul amel kadkameti assalah kadkameti assalah Allahu ekber Allahu ekber leilaha illallah." İşte Şiiler yani Aleviler Ehl-i Beyt'e tabi olan ve izlerini benimseyip kabul edenlerin ezanı budur. Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimizin Allah'tan kendisine emir edilen ezandır. Fakat bu ezanın okunuş şeklini tahrif eden ikinci halife Ömer Bin El Hattab devrinde "Hayya ala hayrul amel" çağrısını Hz. Ali'nin sevgisini ifade ediyor diye çıkardı. Yerine sabahın ezanı okunurken "Assalatu hayrun mine ennevm" Yani anlamı namaz uykudan iyidir. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.) hadisinde buyurmuştur. Ali'nin veliliği ve sevgisi amellerin afdalıdır. Yani iyisidir. Şimdi ise Cafer-i namazı ve ezandaki değişik söyleyiş.

Şii Caferi ezanı "Allahuekber Allahuekber Allahuekber Allahuekber eşhedü enla ilaha ilallah iki kere Eşhedü enne muhammeden Resulallah iki kere eşhedü enne Aliyyen veliyyu Allah iki kere Hayya ala asalah Hayya ala assallah hayya ala elfelah hayya ala alfelah Hayya ala Hayrul amel iki kere Allahuekber Allahuekber leilaha illa Allah leilaha illa Allah" şimdi ise bu ezanın okunuşu Ehl-i Beyt sevgisini taşımak maksadı ile Hz. Ali'ye Allah'ın velisi olarak şehadette beyan oluyor. Peygamber efendimizin Ham vadisindeki Hz. Ali'ye olan müjdesinden dolayı Ali Allah'ın velisidir diye söyleyişine dayanarak ezanda okunuyor.

Sabah namazının niyeti Caferi Mezhebinde şöyle: “Niyet ettim sabah namazının sünnetini kılmaya.” Allah'a (c.c.) yakınlık sonra Allahuekber deyip iki elini kulakların alt seviyesine kaldırır ve fatiha suresini okur ve yarım olarak eğilir, ellerini dirsek kapaklarının üzerine kor ve şöyle okur "Sübhana rabbiyalazim ve bihamdihi" ve başını kaldırıp ayağa kalkar, yere diz çökerek secdeye kapanır yere iki kere alnını deydirerek şunları okur. "Subhana rabbiyalazim vebihamdihi" ve oturur ikinci kez gene secdeye eğilip alnını yere değdirerek "Subhana rabbiyalazim vebihamdihi" okur iki secde ile bir rekat bir secde sayılır ikinci secdede yarım eğilir ve iki kere yere kapanıp alnını değdirir ve aynı sözleri tekrarlar. Sabahın iki secdesi bitmiş olur, sonra kunuta başlar iki avucunu yüzü seviyesine getirir ve şu duayı okur: "Rabbana etina fiddünya hasanaten vefil ahirati hasaneh vakına azaba enner.” Rabbimiz bize dünyada ve ahirette hasanetinden ve hayrından esirgeme ve bizi cehennemin ateşinden koru. Tekrar kalkıp aynı şekilde eğilme ve okuma tekrarlanır ondan sonra sabahın iki sünnet rekatı ve iki farz rekatı bitmiş olur sonra selama durulur oturmuşken şunları okur "Eşhedü enla ilaha illallah vahdahu leşeriyke lehu veeşhedü enne muhammeden abdühu veresuluhü allahumma salli ala Muhammed veala elihi esselemu aleyke eyyühe ennebiyyu verahmetüllah vebereketühü esselemu aleyne veale ibadullah assalihin esselemu aleyköm verahmatullah vebereketühü" ve sağa başını eğerek selam verir ve sola eğerek selam verir sonra Allahuekber Allahuekber deyip sabah namazı öğle bitmiş olur. Caferi namaz kılma usulü sabah namazı olarak böyle. Şimdi ise diğer vakitlerin sadece vakit ismi ve rekatını zikir edeceğim, maksadım Caferi'nin kural bağlılığı Ehl-i Beyt'e ve kökeni Ehl-i Zikir’e dayalı anayasası Ehl-i Beyt ve Kur'an'a şimdi ise vakitlerin rekat sayısına değinelim:

1. Sabah namazının sünneti iki rekat farzdan önce farzı ise iki rekat yekun 4 rekat.

2. Öğle namazının sünneti 8 rekat farzdan önce farz ise 4 rekat. Yekün 12 rekat.

3. İkindi namazının sünneti 8 rekat farzdan önce sonra farz 4 rekat yekün 12 rekat.

4. Akşam namazının sünneti 4 rekat farzdan önce farz ise 3 rekat yekün 7 rekat.

5. Yatsı namazı farz 4 rekat sünneti 2 rekat otururken

Ayrıca Gece namazı 8 rekat ibadettir.

Şafii namazı 2 rekat vitir namazı 1 rekat yekün namazın rekatları 56 rekat. Caferilikte ayet namazlarıda vardır. Ay tutulursa veya güneş veyahut gökte herhangi bir ayet görülürse veya zelzele olursa, Allah’a şükür ve kudretine ikrar etmek sureti ile Allah'ın divanında ayağa kalkıp tekbir getirildikten sonra fatiha suresi okunur ve secde edilir secdeden kalkıp tekrar fatiha okunur ve biraz kunut getirildikten sonra rükü edilir rüküdan kalkıp yine Fatiha okunur ve tekrar secdeye kapanır ve 10 rekat tamamlanıncaya kadar yalnız beşinci rekattan sonra secde iki kere edilir ve onuncu rekattan sonra yine iki kere secde edilir. Caferi namazlarında kural seferde olan kişi namazını kısa olarak kılabilir. Şöyle ki öğle ve ikindi namazlarını ikişer rekat kılmakla kifayet görüyor ve akşam namazı da aynı kılabilir. Bu namaz usulü ve şartları kısaltılmış şekildedir.

 

Kur'an ve Ehl-i Beyt'e dayalı Caferi mezhebinin şartları:

1. Gayri meşrudan gelen şahıs imam olamaz. Çünkü İmam-u Cafer-u Sadık demiş; Ehl-i Beyt fahişeden gelme değil ayet "Liyezhebe ankümürricse ehli elbeyti ve yutahir aköm tathira" Ehl-i Beyt pak ve mutahhardır, Allah (c.c.) tarafından ve buna istinaden şiiliğin yani aleviliğin gerçeğinde imamın nesnesi ve seceresi aranır. Pak olması şarttır.

2. Fahişe olan kadın Hacca ve mukaddes makamlara gidemez tövbe etse bile. Çünkü kendi nefsi isteğiyle aciz olana kadar fahişeliği yapmıştır. Tövbesi makbul değil, çünkü Allah (c.c.) nezdinde zina ve fuhuş ve tecavüz haramdır.

3. Caferi mezhebinin yediği ve yenmesi helal olan hayvan türleri Şii bilgin Muhammed El Murtada Bilfadail keşifi İmam-u Sadık Vel Bakır'a dayalı Kur'an tefsirini belirleyen Assaffi isimli eserde ENAM S. A.142-143 beyanı. "Semeniyyete ezvecin mined dani isneyn veminel meazi isneyn" Sekiz çift manda türünden iki koyun ve keçi türünden ikişer ehlisi ve yabanisi 143'üncü ayette beyan "Minel ibili isneyn ve minel bakari isneyn" Deve ve sığır kısmının yine ehlisi ve yabanisi belirtilmiştir. Ayrıca helal kıldığı hayvanlar şöyle; üstten ön dişleri yok, çift tırnaklı, çift namzetli ve geviş getiren hayvanlardır.

4. İslamın 5 şartı hak ve tatbiki şart çünkü zahir ve batın hak, HADİD S. A.2 Allah (c.c.) haktır zahiri ve batını hak ve Ehl-i Beyt şeriatına göre Caferi mezhebinde abdestte kullanılacak su temiz olması şart. Temiz su olmazsa toprakla teyemmum olması geçerli, çünkü kirli su asla temiz olmaz ve pis özünü bırakmaz.

5. Caferi mezhebinde abdesti bozan şey yellenme, büyük ve küçük su dökmek, ayrıca abdest alındıktan sonra kadına sarılıp öpmek veya ilişkiye niyetlenmek, küfür etmek gibi haller bozar.

6. Pis bilinen şeyler sidik, büyük abdes, meni, köpek, domuz, kan, şarap, Allah’a küfür ve inkar, ölü leşler ve benzeri içki müptelası abdesi bozar.

7. Caferi mezhebinde gusul şartı ve alma usulü; Kur'an-ı Kerim'in NİSA S. A.42 “Ey iman edenler namaza yaklaşmayın eğer sarhoş iseniz ne dediğinizi bilemezsiniz ve eğer cunuplu iseniz taharat yapınız.” Çünkü namaz kılacak kişinin pak olması şarttır. Namaz olsun veya olmasın kesin cunuplu kalınmamalı.

8. Cunupluktan taharat alma usulü ve duası: “Rabbim niyet ettim bu pak su ile nefsimin şehvetine uyduğumdan dolayı taharatımı yapmaya” ve cunuplu şahıs sidik dökümünden sonra ilk uzuv kısmının taharatını yaptıktan sonra elini ağzını burnunu yüzünü sağ ve sol dirseklerini ve baş kulak boyun ve göğüs silintisinden sonra eline bir tas dolusu su alıp şöyle okur: “Rabbim beni sana ve peygamberine şirk getirenlerden uzak ve pak kıl, tevbe suresinin ilk ayetinde buyurdun Allah ve resulu şirk getirenlerden uzak ve münezehtir Kur'an'da lanet ettiğin secereyi lanet ediyorum beni bu cunupluktan pak ve mutahhar kıl Hz. Muhammed'e şehadet ikrarımla eşhedü enle ilaha illallah ve eşhedü enne muhammeden resulallah” üç kere üç tas su ile taharat bitmiş olur.

9. Caferi mezhebinde nefis öldürmek haram, Allah'ın emri ENAM S. A.151 “Nefis öldürmeyin Allah haram kılmıştır.”

10. Müminlere zulüm etmek, mallarını gasp etmek, namusa tecavüz etmek, nefsi öldürmek, Allah'a, peygamberlerine ve Ehl-i Beyt'e küfür ve inkarda bulunmamak.

11. Ehl-i Beyt ve Kur'an hükmüne göre bir ana hamilelik ve emzirme dönemi iki yıl BAKARA S. A. 233 Çocuklarını iki yıl emzirenler (Hanefi fetvası gibi değil) bir çocuk ana rahminde sağ kalışı 9 ayı aşmaz. Kesinlikle her hangi bir bayan kocasının ölümünden sonra dokuz ayı aşarsa hamileliği Ehl-i Beyt ve Kur'an hükmüne göre zinadan gelmiş olur. Ayrıca Hz. Ali "Alkada" adlı fetva kitabında bir bayanın kocası ölürse 3 aydan aşağı evlenmesi caiz değil, sebeb icabında ilk kocadan hamile olabilir veya olmaz belli olduktan sonra evlenebilir, çünkü çocuğu hangi kocadan geldiği belli olması şart. İşte Caferi mezhebi, kurallarında daima yüce Allah'ın ve Peygamberin ve Ehl-i Beyt'in emirleri ne ise ve Kur’an hükmüne bağlı olarak Ehl-i Beyt'in izinden olanları toplamak ve sapık olmamaları için kuruldu.

El-Hamis tarihinde birinci cüzüde Peygamber dilinden denilmiş; “Ya Ali sen ilk iman edenlerdensin, kıyamet gününde bana ilk merhaba diyecek sensin, en büyük dostumsun, hakkı batıldan ayıran sen oldun, müminlerin pirisin, rehberisin, sen kardeşim ve vezirimsin, benden sonra emirlerimi yerine getirensin, dinimin müftüsüsün.” Bu sözlerin kanıtı dünya değiştirmesinden sonra cidden Hz. Ali, Resulallah’ın yanında olan islam emanetlerini sahiplerine iade eder. Dünya ve dini fetvalarda islam müftülüğü yapar, hatta Ömer, halifeliği esnalarında aciz kaldığı fetvalarda Hz. Ali çözünce Ömer der: “Ali olmazsa haksızlıktan Ömer ölürdü.”

“Ya Ali her kim beni sever sana da karşı kini varsa, sevgisi yalandır. Ya Ali sen benden, bende sendenim. Etin benim etimdir. Kanın benim kanımdır. Canın benim canımdır. Sana itaat eden mümindir, etmeyen kafirdir. Misalin Nuh’un gemisi gibidir. Gemiye binen boğulmaktan kurtulmuş, binmeyen helak olmuştur. Ya Ali, seni seven cennetlik sevmeyen cehennemliktir.” Hz. Muhammed (s.a.v.) “Ehl-i Beyt'i sevmek farz ve haktır.” diye buyurmuştur. Onları sevmeyi daima emretmiştir.

Bin Semmek Ehl-i Sünnet bilginidir. Ebu Bekir'den rivayet olunur; “Hz. Muhammed (s.a.v.) Ali'nin bana yakınlığı, Allah'a yakınlığım gibidir” demiş. “Ehl-i Beytimin kıymetini bilen Allah'ın doğru yolunu seçmiş olur. Sevmeyen tanımayan bu yoldan mahrum kalmış olur.” Hadis devam ediyor. “Gözün başta görevi gibidir. Göz olmazsa hiç bir şey görülemez, bilinemez hayat olmaz. Buna göre Ehl-i Beyt'in bilimi ile sevgisiyle herşey idrak edilip bilinir.” Hadiste “Ehl-i Beyt'in sevgisini biliniz. Çünkü onlarla Allah'ı bulabilirsiniz, şefaatimle cennete girersiniz. Yemin ederim ki benim ve Ehl-i Beytimin sevgisi haricine yapılan ameller makbul değildir.” İspat NUR S. A.39 Allah'ı ve Ehl-i Beyt'ini ihmal ve inkar edenlerin amelleri güneş sıcağının yaz günlerinde çölde bir su akımı gibi görünüm sağlar. Aslı yok. Hiçbir şeye yaramaz. Yani sıcağın getirdiği su görünümünün aslı olmadığı gibi Ehl-i Beyt'i sevmeyenlerin amelleri asılsızdır. Bize düşmanlık eden cehennemliktir. Ali'nin marifetiyle ateşten uzaklaşılır. Sevgisiyle sırat köprüsünden cennete geçilir. Ali'ye bağlı olmakla ateşten korunulur. Kıyamet gününde sual vardır. Her nefis kendinden sorumludur. Allah-u taala; “Hayatını ne ile geçirdin? Cismini ne gibi hizmetlerle yıprattın? Malını nasıl ve hangi yolda dağıttın ve nereden kazandın?” diye sorar. Her kim Ehl-i Beyt'e kini ve düşmanlığı varsa, ne kadar oruç tutsa, bin yıl namaz kılsa, bin kere hacca gitse hepsi boşa gider, cehennem ateşini boylar.

Sünni bilgini Attabarani, Peygamber efendimizden rivayet eder; “Ehl-i Beytimin muhabbetine ölen, şehit ölür. Günahları silinir, tövbesi kabul edilir, imanı tamam olur, münkir ve nekir cennetle tebşir eder.” diye buyurur. Yine Hadis-i Şerif’te Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “Ali ve sevenleri kıyamet günü Allah-u taalanın huzurunda en geçerli zevattır. Ali'nin yüzüne bakmak ibadettir. Sevgisi hayr-u hasenettir. Onu seven beni sevdi. Kin güden banada gütmüştür. Dünya ve ahirette kardeşimdir. Ali bendendir. Musa ve Harun kardeşliği gibidir. Yalnız benden sonra Peygamber gelmeyecektir. Ali'nin sevgisi, müminlerin muhabbet mektubudur. Ben ilmin şehriyim, Ali'de onun kapısıdır. İlim öğrenmek isteyen kapıya gelsin. Ali'nin zikri ibadettir.”

Yenebiul Muvedde adlı eserde Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurmuş; "Bütün nehirler mürekkep olsa, ağaçlar kalem olsa, yer yüzü sahife olsa. İnsanlar da katip olsa Ali'nin faziletlerini yazmakla bitirmezler." O zaman Hattab’ın oğlu Ömer demiş ki; “Ya Resulallah ateş odunu yakıp bitirdiği gibi, Ali'nin sevgisi de günahları yok eder.” İsbatı Kur'an-ı Kerim'de LOKMAN S. A. 27 “Yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa denizin ardından yedi deniz olsa biter, Allah’ın kelimeleri bitmez” buyurmuştur.

Yine Sahifetül Ebrar, Müracaat ve Yenebuil Muvedde adlı eserlerin üçünde de Peygamber efendimize dayalı hadiste şöyle buyurur; “Ya Ali ümmetimin nezdinde misalin Kur'an-ı Kerim'de İHLAS SURESİ gibidir. Bir kere okuyan Kur'an'ın dörtte birini, iki kere okuyan yarısını, üç kere okuyan da Kur'an'ın tamamını hatmetmiş olur. Ya Ali seni dili ile seven imanın urubuna, lisanen, kalben seven ve eliyle yardım eden imanın tümüne nail olur. Ya Ali gökteki melekler gibi yerdeki insanlar seni sevseydi, hiçbir kimse cehennem ateşinde yanmazdı. Yalnız mümin olan seni sever, sevmeyen gayri meşru'dan gelme kafirdir.”

Şerafeddin El Musevi'ye ait Müracaat adlı eserde  Ammar bin Yesir'den bahsedilmiştir. Hz. Muhammed’e (s.a.v.) dayalı demiş: “Bana iman edip velisi olarak kabul eden, Ali'ye olan velilik ikrarımı kabul etsin. Ali'nin veliliğini kabul eden Allah'ı veli olarak kabul etmiş olur. Ali'nin veliliği, benim veliliğimdir. Benim veliliğim Allah'ın veliliğidir.”

Sünni bilginlerin ispatları (Müstedrek El Hikem cüz 3, s.128, Tabarani’nin Cami-ül Kebir, Bin Hacer El Askalani ve Kenzül Ammel cüz 6 s.155, Havarzemi Menakıb kitabında s.34, Yenebiul Muvedde kitabında s.149, Hilyetül Evliya s.86, Bin Asker tarihi cüz.2 s.95, Hz. Muhammed (s.a.v.) demiş; “Her kim benim ne gibi sevgi üzerine öldüğümü temenni ederse, severse ve sevgimle cennete girmek istiyorsa Ali'yi veli olarak kabul etsin. Ehl-i Beytime iltihak etsin ve bağlı olsun. Çünkü Ehl-i Beytim mayamdan gelme ve zekama haizdirler. Onları tekzip edenler cehennemliktir.” Dünya değiştirme esnasında, “Ya Resulallah bize vasiyetin var mı?” diye sorarlar.

İltihap Niyranül Ehzan kitabında Peygamber efendimiz (s.a.v.) der; “Size iki büyük emanet bırakıyorum. Biri Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim, diğeri ise itretim Ehl-i Beytimdir.” diye buyurmuştur. Bu vasiyet kabul edilmelidir ki İslam olabilinsin. İslam olan bir kimse Allah'ı sever Hz. Muhammed'i (s.a.v.) razı etmek için inen Kur'an-ı Kerim'e inanmak Ehl-i Beyti'ni de sevmek, yine Peygamber efendimiz (s.a.v.) der: “Ehl-i Beytimi seven beni de sever beni seven Allah'ı sevmiş demektir.” Yenebiul Muvedde sünni bilginlerinden El Menak-ı vel Menakıb eserinde Peygamber efendimiz (s.a.v.) buyurmuştur; “Hendek savaşında Hz. Ali'nin Amr bin Veddin'e bir kılıç vuruşu, ümmetimin kıyamet gününe kadar yapacağı amellerden afdaldır.” Yine Peygamber efendimiz “Hz. Ali, Amr bin Veddin savaşına indiğinde imanın hepsi, küfürün hepsine indi” diye buyurmuştur. Der yine; “Benim avlum ve Ali'nin avlusu ahirette aynı avludur.”

Yenebiül Muvedde El Hamvini Faraidis Samtayn eserinden hadis; Essema'nın Fadail kitabında, Mekkeli Zübeyir'den, Cabir bin Abdullah El Ansarı'ya dayalı der; “Hz. Peygamber (s.a.v.) Arafat'ta Hz. Ali'ye: Ya Ali elini elime koy ve der: Ben ve sen aynı seceredeniz. Secerenin aslı benim. Bedeni ise sensin. Dalları da Hasan ve Hüseyin’dir. Her kim ki her hangi bir dala asılırsa cennete girer. Ya Ali ümmetim her ne kadar namaz kılsalar belleri kuruyana kadar, secdede eğik dursalar fayda etmez. Yüreklerinde Ali'ye kinleri varsa cehennem ateşinde yüzlerini yakacaktır.” Aynı eserde, Peygamber efendimiz der; “Ali'nin sevgisi hasenattır. Beraberinde günah olmaz. Ali benden, ben Ali'denim. Ali her mü'min ve müminatın velisidir.” BAKARA S. A. 257 “Allah, iman edenlerin velisidir.” Peygamber efendimiz (s.a.v.) der: “Ben Ali'den, Ali'de bendendir. Ali'nin bilgi ve faziletini ben tanıttım.”

Sünni bilgini, Muhamıli eserinde; “Ben kimin velisi isem Ali velisidir ve ilmimin kaynağıdır.” der.

Ahmet bin Hambel'den Peygamber efedimiz der; “Ali temiz soyluların imamı, Ali müminlerin büyüğüdür” demiş.

Sünni bilginlerden Ettabarani eserinde; “Ali ateşle cenneti birbirinden ayıranım, cennete bu benim cehenneme de bu senindir. Hz. Ali'ye zulüm ve gasp edenler düşünsün.”

Haccı Marzi Abdürresul’ün Sahifetul Abrar kitabında; Peygamber efendimiz (s.a.v.) “Ya Ali sen Allah'ın kullarına hüccetsin, Allah'ın kapısısın, Allah'a giden yolsun, Allah'ın yüce misalisin. Müslümanların imamısın. Peygamberlerin mürsilisin, vasiylerin alası, sadıkların liderisin sen en büyük sadıksın, hakkı batıldan ayıransın, benim hak tarafımsın, benim hizbim Allah'ın hizbidir. Seni sevmeyenler, şeytanın hizbidir. Ya Ali sen seferde dostumsun, sen yerde halifemsin.”

Ahmed Bican, Envarul Aşikin eserinde Peygamberden (s.a.v.) der: “Ali ve muritleri cennetin sahipleridir.” Bin Abbas'tan Peygamber (s.a.v.) “Allah-u taala Hz. Ali'yi sancak olarak kurmuştur. İnsanlar arasında Ali'yi bilen mümin, inkar eden kafirdir. Ona istihza eden haktan sapmış, onun benzeri var diyen şirk koşmuş olur. Ali'nin veliliğini bilen, imanla müjdelenir. Düşmanlığı ile gelen cehennemle müjdelenir. Ya Ali sen dünya ve ahirette Allah'ın kurduğu sancaksın. Allah'ın sıratül müstakimisin.” Yani doğru yolusun. “Ya Ali bize Ehl-i Beyt olarak kin, düşmanlık ve kasıt düzenleyen Allah-u teala onları yahudi olarak yaratır. İslamiyeti kabul edilmez, günahları da af edilmez.”

 Yine El Kanduzi, Yenebuil Muvedde adlı eserinde Aişe'den rivayet edilmiştir; “Peygamber (s.a.v.) der; Benden sonra Ali'ye hilafet için karşı koyan kafirdir.”

İmam-ı Gazali, Menakıb kitabında (Ebu Zerril Gaffari'den) “Peygamber efendimiz (s.a.v.) der: Benden sonra Ali'nin karşısına halife adayı dikilen kafirdir.”

Yine İmam-ı Gazali, Sırr-ul Alemin eserinde Bin Abbas'a dayalı der: “Peygamber efendimiz (s.a.v.); Benden sonra karanlık bir zulüm fitnesi doğacak, ondan kurtulmak ancak El İrvetül Vüska'ya bağlı olan kurtulabilir” diye buyurmuştur. Peygamber efendimizde sorarlar; “Ya Resulallah El İrvatül Vüska kimlerdir?” Der; “Ali ve gelecek 12 imam olan torunlarımdır” diye buyurmuştur. Kurtuluş yolu Ehl-i Beyt yoludur. Bu yoldan giden cennete nail olur.

Ahmet Bican, Envar-ul Aşıkın kitabında Peygamber efendimizin dilinden (Sa'd bin Vakkas’a dayalı) “Resulallah der; Her kim arz ederse Adem’i ilmi ile, Şit'i yürek yumuşaklığıyla, İdris’in göğe çıkışı ile, Nuh'u duasıyla, İbrahim Halilullah’ı cömertliği ile, Musa'yı cüppesi ile, Davud'u hilafetiyle, İsa'yı dünyadan vazgeçmesi ile, Zekeriya'yı ilahi şehadeti ile, Yahya'yı büyüklüğü ile hepsine bakmak isteyen Hz. Ali'nin yüzüne baksın.” demiştir. Hadisin mealinden anlaşılan Hz. Ali yüce sıfata haiz olmuştur. Kanıtı Hz. Ali her sıfata bürünür ve peygamberlerin mursilidir. Hutbesinde buyurmuştur.

Yine Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimiz Hz. Ali ile ilgili söylemiş olduğu büyük hadis ve delillerle yüceliğini belirtmiş oluyor. Hz. Ali yücelerin yücesi, mü'minlerin mü'mini, ledün ilmine sahip, her fetvaya cevap vermesi büyük fazilettir. Sahifetül Ebrar kitabında Hz. Peygamber efendimiz; “Ali, hakla nerede olursa, Ali oradadır. Ya rabbi hak nerede ise Ali ile beraber olsun” diye buyurmuştur. Aynı kitabın 23. sahifesinde Hz. Ali'ye annesi hamile iken ana rahminde gerinmesi ve annesini Put'a tapmaktan menetmesi büyük bir mucizedir.

Meşeriku Envarul Yakın kitabından, Cabir Elberesi rivayetiyle; Peygamber (s.a.v.) “Allah-u taala nurumu ilk olarak yarattı. Nurumdan Ali'yi yarattı. Allah'ın nurunda seksen bin sene nur olarak kaldık. Sonra bizim nurumuzdan kainatı yarattı. Biz Allah’ın imalatıyız. Kainatta bizim imalatımızdır” demiştir. “Benim nurum Allah'ın azametiyle, Ali'nin nuru Allah'ın kudreti ile bürünmüştür.” Elberesi Envarül Yakın eserinde ve sünni bilgine ait Elmenakıb eserinde peygamber efendimiz (s.a.v.) der; “Yüce Allah nur olarak, cennet alemine güneş gibi aydınlık saçıyor, dünya insanlarından yalnız Ali ve muritleri faydalanıyor” demiştir. Elmağazili'den rivayet; (Yenebiul Muvedde yazarı İbrahim oğlu Süleyman hadisinde, Cabir Abdullah El Ensari’nin oğlu Cinnetür Resul’den) “Allah-u teala göğü ve yeri yaratmadan bin sene önce cennet kapısına Muhammed Resulallah (s.a.v.) ve Ali kardeştir” diye yazılmıştır.

Yine (Tirmizi sahihinde sahife 296 Nisai Hasaisinde s.87 ve Müstedrikel Hakem kitabında cilt 3. s.110'da) sunni bilginler Peygamber'den (s.a.v.) rivayet ederler: “Ali benden, ben Ali'den, Ali her müminin velisidir, benden sonra.” (Muslim sahihinde c.1 s.5, Nisai süneninde c.6 s.117, Tirmizi sahihinde c.8 s.306) Peygamber'den (s.a.v.) rivayet ederler: “Ali'nin muhabbeti imandır. Ali'yi sevmemek kin ve nifaktır.” (Bin Asker kitabında c.2 s.488 Kenzül Hakaik lilmenevi s.203, Kenzül ammal c.5 s.33) Peygamber (s.a.v.)'den rivayet ederler; “Ya Ali benden sonra sen ümmetime müftülük yapacaksın. Fetvalarda ihtilaflar olduğu zaman halledeceksin.” (Şezen oğlu, Abbasoğlu'ndan Mediynetül-Meaciz kitabında) Peygamber'den (s.a.v.) rivayet edilir: “Ya Ali Allah'ı bilen ben ve sen, beni bilen yalnız Allah ve sen, seni bilen yalnız Allah ve ben” diye buyuruyor. Düşünelim nasıl Allah'ın ve resulun ve Hz. Ali'nin yüce keyfiyetleri insanların bilimi üstünde olduğunu Hz. Muhammed (s.a.v.) söylüyor cidden sadıktır.

Yine (El Menakıb) kitabında Atiyyeh Saidel Küfi oğlu Mahduc Yezid oğlu'ndan rivayet edilir, HAŞİR S.A. 20 inişi ile Hz. Muhammed (s.a.v.) beyan ettiği maksat "Eshabel cenneti humul feizun" “Cennet sahipleri Allah'ın yanında en başarılı olanlardır. Bu ayet nazil olduğunda Peygamber (s.a.v.) bana itaat edip, Ali'yi veli olarak kabul eden, benden sonra Allah'ı veli olarak kabul etmiştir” ve elini, Ali'nin eline bağdaştırıp der; “Ali benden, ben de Ali'den, Ali'yi bırakan, beni bırakır, beni bırakan Allah'ı küstürmüş olur” demiştir. “Ya Ali senin müritlerin, benim müritlerimdir, benim müritlerim Allah'ın müritleridir” der.

Hambel oğlu Ahmed, Müsned kitabında Tirmizi’nin Enes bin Malik oğluna, Muvvafak Ahmed'in oğlu Davud Taylasani’den, Meğazili oğlu Ebu Davud'un Sünen kitabından (bu sünni yazarların hepsi Enes bin Malik oğluna dayalı Peygamber'in (s.a.v.) kapıcılarından idi.) Enes der: “Günün birinde Cebrail (a.s.) Hz. Muhammed'e (s.a.v.) cennetten pişmiş yemeğe hazır bir kuş getirir ve takdim eder. O anda Peygamber (s.a.v.) dua eder. Ya rabbim, bu kuşu en yakın sevdiğin kişi ile yememi nasip et” iki ekmeği ile duası bitmeden Hz. Ali gelir beraber yerler. Elmenakıb kitabında Cabir El Ansari oğlu, “Peygamber (s.a.v.) der; Ali ümmetimin en faziletlisi islamen en ilerisi, ilmen en bilgini, dinen en sıhhatlisi, yakınen en afdalı, merhameten en mükemmeli, cömertlikte en müsamahatkarı, kalben en cesuru ve ümmetimin imamısın” demiştir.

Meğazili oğlu Mücahid, bin Abbas'tan rivayet olunur; Peygamber efendimiz (s.a.v.) “Ben hikmetin duvarıyım Ali de onun kapısıdır.” Yenebiul Muvedde, s.72 El Esbağ bin Nebete'den; “Hz. Ali halifeliğe oturduğunda oğulları Hasan'la Hüseyin'e dedenize salavat getirin” dermiş. Salavattan sonra derler; “Dedemiz der: Ali mediynetül elhüda" “Ali hudanın şehridir. Ona giren cehennemden kurtulur. Girmeyen cehennem ateşinde yanar.” Yenebiul Muvedde adlı eserde Bin Mesut'tan alınma Peygamber (s.a.v.) der; “Kur'an-ı Kerim yedi harfle nazil olmuştur. Her harfin zahiri ve batını vardır. Ali de hem zahirini hem batınını bilir. Her dilden anlardı” diye buyurmuştur.

Ahmet bin Hambel, Müsned kitabında Hamit bin Abdullah'a dayalı Peygamber (s.a.v.) der; “Hz. Ali her kavim arasını bulur razı olurlar. O zaman Allah'a şükürler olsun, Allah'ın hikmeti bizde, Ehl-i Beyt'le ve bizimle her müşkülat çözülür.”

Yenebiul Muvedde, Ahmet bin Hambel'in Müsned kitabında, Enes bin Malik'ten rivayet olunur; Selman-ü Farisi'ye dayalı Peygamber'den (s.a.v.) sor dedik: “Ya Resulallah senin vasin kimdir?” Cevabında; “Musa'nın Yuşa'dır. Benim vasiyim de Ali ilmimin varisi ve dinimin müftüsü, sözümü yerine getiren Ali'dir” demiş.

El Hamvini, Ebuzzer're dayalı olarak rivayetinde; Peygamber (s.a.v.) “Kıyamete kadar ben peygamberlerin sonu, Ali de vasilerin sonudur.”

El Hafız, Hilyet-ül Evliya kitabında Ebu Berzeh El Eslemi'den Peygamber (s.a.v.) Allah (c.c.) bana ahid verdi: “Ali Huda'nın sancağı, evliyaların imamı, itaat edenlerin nurudur” dedi.

Yenebiul Muvedde, El-Menakıb kitabından Esbeğ bin Nebeteh der Hz. Ali hutbesinde “Ben insanların imamıyım. Peygamberlerin Piri Muhammed Mustafa'nın vasisiyim ve itreti Ehl-i Beyt'in, Hasan ve Hüseyin'in babalarıyım, Resulallah'ın kardeşi ve velisiyim.”

Yine aynı eserde El Mişket kitabında Ahmet Hambel'in Müsned eserinde Zeyd bin Erkam der. “Peygamber'in (s.a.v.) mescidinde sahabelerin birer kapıları vardı. Peygamber (s.a.v.) bu kapıların kapanmasını emreder. Yalnız Hz. Ali'nin kapısını bırakır sorulduğunda vallahi bir şey kapatıp açmadım. Lakin bir şey için emir verdim” der. Burada Hz. Ali'nin diğer sahabelerden daha faziletli olduğunu vurgular. Bin Hambel El Müsned eserinde Nesim adında bir zat, Peygamber (s.a.v.) devrinde müslümanların arasında bulunan Haş'am adlı bir zat demiş, duydum. Resulallah (s.a.v.) diyor; “Yarabbim, kardeşim Musa'nın dediği gibi ehlimden halife ve kardeş kıl. Emirlerime ortak olsun ki, emirlerini beraber yürütelim. Sana tesbih edelim.” Yenebiul Muvedde, El Menakıb kitabından Bin Meazili Huzeyfe-tül Yemeni'den, Üseyd El Gaffari, Sad bin Vakkas, Velbir bin Azip ve bin Abbas'a dayalı olarak bunların hepsi Peygamber'i (s.a.v.) duymuşlar. Allah-u teala: Hz. Musa ve Harun'a temiz bir mescid inşa etmeleri için vahi yolu ile emrettiği gibi bana ve kardeşim Ali'ye de aynı şekilde temiz bir mescit yapmamızı emretti diye buyurmuştur.

Bin Abbas'a dayalı Cem-ül Fevaid tefsirinde BAKARA S. A. 274 Allah'ın uğruna mallarını gece gündüz açık ve gizli olarak sadaka verenler diye buyurmuştur.

Bu ayet Hz. Ali hakkında nazil olmuştur. Çünkü Allah rızası için dört dirhem sadaka vermiş: Birini gece, birini gündüz, birini gizli birini de açık olarak vermiş.

 "Essa'lebi vel kaşifi" eserlerinde Elatail Musayyebin oğlu Said bin Cabir bin Abbas’a dayalı olarak RAİD S. A. 7 "İnneme ente münzirön velikülli kavmin hed" Allah; Hz. Muhammed'e sen vaizsin ve her kavmin delili vardır buyurmuştur. O zaman peygamber (s.a.v.) elini göğsüne koyar, vaiz benim delil de Ali'dir.

Menakıb kitabında bin Said'e dayalı Cabir bin Abbas'tan rivayet olunur. Peygamber'in (s.a.v.) yanında bir kitle idik. Resulallah'ın yanına bir bedevi gelir, Peygamber'e seslenerek Ya Resullullah (Va'tasımu bihablil leh) diyorsunuz duydum. Allah'ın ipi kimdir. Ya Resullullah diye sormuş. O zaman Peygamber (s.a.v.) elini, Hz. Ali'nin eline uzatıp bağdaştırdıktan sonra Allah'ın kopmaz ipi Ali'dir diye buyurmuştur. Hz. Ali ile kenetlenin ve korununuz. TEVBE S. A.119 (Ye eyyühel leziyne emenu ettaku llaha ve künü measadıkın) "Ey iman edenler doğru olanlarla beraber olunuz" Bu ayetin inişi sırasında Ahmet El Havarzemi Bin Salih ve Bin Abbas'ın rivayetlerine göre Peygamber (s.a.v.) Sadık olan ben ve Ehl-i Beytimdir diye buyurmuştur.

Yenebiul Muvedde El Hamvini Faraid-i Samtayn kitabından: Muvaffak bin Ahmet Elhavarzemi İmam-ul Hasen-il Ahir-ul Askeri babasından duyma Hz. Muhammed'e (s.a.v.) dayalı der; Ya Ali kalk Allah'ın yanındaki kerametini gör güneşle konuş. Hz. Ali kalkıp güneşe esselemü aleyki der. Güneş de Allah'ın selamı sana olsun ey mü'minlerin emiri ve Allah'tan korkanların imamı kıymetli (Elgurril Muhacceleyn) olan Hasan ve Hüseyin babaları.

Yine Bin Şeyreviyyeh Eldeyesi ve Abdülhemedeni vel Hatib el Haverzemi kitaplarında Selmanı Farisi'ye dayalı: Ammar ve Ebuzzer ve Abdullah bin Mesud ve bin Abbas'a dayalı Peygamber (s.a.v.) Mekke fethinden sonra Hüvezen Gazvesine giderken, Hz. Ali'ye kalk Allah'ın yanındaki kerametini gör. Güneşle konuş. Ayağa kalkar. Güneş'e sana Allah'ın selamı olsun der. Güneş'te selamını alır. Ey Allah'ın hücceti ve Resulallah'ın kardeşi ve vasisine selam olsun diye cevap verir.

Güneş, bundan önce Hz. Yuşa olan Hz. Musa'nın vasisi güneş'le konuşmasında, güneş batarken, ikindi vaktine döndü. Böylelikle güneşin selamı ancak büyük ve azimli olanlara nasip olmuştur. Bu durum Hz. Ali'nin yüceliğini gösterir. Hz. Ali'yi sevmemek Allah'a ve Peygambere karşı inkardır ve şefaattan mahrum demektir. Hz. Ali, Mekke fethinde yüce güce ve beyana sahip olduğunu Sünni ve Şii yazarların ispatındadır.

Çünkü Peygamber (s.a.v.) miraca çıktığında dedi: Yüce Allah elini sırtıma koyduğu zaman, üzerimde bir serinlik hissettim. Ayrıca Mekke'nin fethinden sonra Kâbe'nin üzerinde olan putları temizlemek için Hz. Ali Peygamber (s.a.v.)'in omuzuna basarak putları yok etmiştir. Şafii imamı Hz. Ali'nin azim olduğunu şiirinde kanıtlıyor:

"Ennebiyyül Mustafa kale lene"

"Fileyletil mi'raci lemma saada"

"Vada allahu bizahri yedihi"

"Fe ehassel kalbu in kad berade"

"ve Ali vadaa akdemehu"

"Fi mahallin vadağal lahu yedehü"

Şiirin açıklaması: Peygamber (s.a.v.) Miraca çıktığında Allah'u teala (c.c.) elini sırtına koydu serinletti. Kâbe putlarını temizlemek için Hz. Ali ayağı ile Peygamber (s.a.v.) omuzuna basarak putları temizledi. Mantıkça düşünelim; Hz. Muhammed'den büyük Allah (c.c.) vardır.

Yine Hayber kalesinin fethinde: Peygamber (s.a.v.) Ashaplarının her birine birer bayrak vermiş harp meydanına inmişler. Aciz kalınca Peygamber (s.a.v.) Hz. Ali'ye beyaz bayrak verir. Beyaz direğe bağlandıktan sonra Hz. Ali meydana iner. Düşman ordusunu aciz bırakır. Kalenin adamları en güvendikleri kale reisi olan Munise oğlu Merhap'tır. O'na haber verirler. Savaş meydanına iner. Hz. Ali'nin karşısına geçer. O'nu Kılıcın bir darbesiyle öldürür. Gökte Hz. Cebrail (Lefete ille Ali le seyfön ille zülfikar) nidasında bulunur. (Ali'nin gençliği gibi hiçbir gençlik yoktur. Zülfikar gibi de kılıç yoktur.) Cebrail'in nidasını duyan Yahudiler sığınmak için kalenin etrafındaki 40 arşınlık hendeğin üzerindeki köprüden geçtikten sonra bozarlar. Kale kapısını kapatıp gereken iç tedbirlere baş vururlar. İmam-ı Ahmed bin Hanbel "Müsned" eserinde ve Müslüm vel Buhari sahihinde Peygamber (s.a.v.) Hayber kalesinin fethinde, Yahudiler kaleye kapandıktan sonra kendilerden Deyyen adında Yahudi bilgin kim tarafından yenilgiye uğradınız diye sorar. Beyaz bayraklı birinden kaçıp sığındık. Deyyen der: Tevrat’ta okudum. Bu kalenin fethi ahir zaman peygamberi Muhammed-il Mustafa (s.a.v.)'in vasisi olan Ali isminde olan birinin eliyle feth olunacaktır. Aracı olacağım beni bağışlayınız. Hz. Ali'yi methettiği için kalenin yüksek duvarından baş aşağıya atarlar. Atacakları an Deyyen bilgin der: Ey Ali senin dinine öleyim 18 arşın yüksekliğinde olan duvardan sağ olarak yere düşer bu da Hz. Ali'nin bir yüceliğidir. İşte hakla bütünleşen kudrete sahiptir. Bu arada Hz. Ali uzunluğu 40 arşın olan hendeği atlar. İşte insan gücünü aşan atlama. Kale kapısının yanına geçer. Kapının yüksekliği 18 arşın, kalınlığı taş ve demirden yapılma 30 cm. halkası 200 kg.dır. Ancak 40 şahıs açabilir. Düşman gücü içeriden kapıya dayanır. Ayrıca düşünelim bu kadar ağır kapıyı zaptedecek menteşeler kaç ton ağırlığındaki duvar taşlarına kenetli olabilir. Hz. Ali 40-50 ton ağırlığındaki kapıyı tek elle açar ve kenetli olduğu duvardan söker. 18 arşın yükseklikten tonlarca taşlar Hz. Ali'nin üzerine dökülür. Yara almadan taşlar arasından sıyrılarak kapı elinde hendek üzerine köprü kurar. Yine mantığı aşan hendek 40 arşın eninde kapı ise 18 arşın uzunluğunda. Köprünün tamamı için 22 arşın eksik kalıyor. Tamamlamak aynı anda kudrete aittir. Askerlerin kaleye geçip fethetmesi kapının uzatıldığına kanıt getirir. Demek ki: Burada ilahi bir kudret vardır. Ya kapı veya Hz. Ali'nin eli uzamış ki askerlerini geçirmiş. Bu da büyük bir mucizedir.

Yine "Necran bilginleri" Peygamber'le (s.a.v.) buluşmak için Medine'ye gelirler. Onunla ilmi bir müzakere yapmak üzere otururlar. Gayeleri Peygamber (s.a.v.)'i mahçup etmektir. Bin Sabbağ Nur-ul Absar, Fusul kitabından Sünni bilginlere göre: Necran'ın Hıristiyan bilginleri dünya insanları Hz. Muhammed (s.a.v.)'e inanç getire getire çoğalmışlardır. Yahudi ve Hıristiyan azalmaktadır. Bunun üzerine Hıristiyan bilginlerinden Askof Nacran adında Peygamber (s.a.v.)'in amcası olan Hz. Abbas'a yiğenin Hz. Muhammed (s.a.v.)'e söyle karşılaşalım. Eğer seceresini zikrederse biz de peygamberlerimiz Hz. İsa, Musa, İshak, Yakub ve İbrahim el-Halil'i sayacağız. Malının sayısını zikrederse aynısını sayacağız. Ne zikrederse aynısını zikredeceğiz der. Bu hadis ve kasid peygamber (s.a.v.)'e iletilince Hz. Cebrail O'na vahyi indirir. ALİ İMRAN S. A. 61 "Söyle gelsinler, çocuklarımızı çocuklarınızla, bayanlarımızı bayanlarınızla, nefislerimizi nefislerinizle karşılaştıralım. Kim yalan söylerse Allah'ın laneti onun üzerine olsun" diye buyurmuştur. Bu ayet mucbince birbirinden ayrılmayan nefisler Ehlil Aba'dır Hz. Muhammed (s.a.v.) Hz. Ali Fatima, Hasan, Hüseyin hazretleridir. Ertesi gün sabah (El Kesib-il Ahmar) kırmızı kum semti denilen yerde buluşmak üzere giderler. Bu da Medine'nin dışındadır. Hz. Muhammed (s.a.v.) Hz. Ali'yi Fatımayı Hasan ve Hüseyni kırmızı kum semtine beraber götürür. Hz. Peygamber (s.a.v.) o mahalde bağdaş kurarak oturur. Hz. Hasan'ı sağ dizine, Hüseyin'i sol dizine, Hz. Fatıma'yı kucağına oturtur ve Hz. Ali'yi de ayakta arkasına alır. Hırka-i Şerif'i üzerlerine serer. O anda yer, gök nurla dolar. Gözler kamaşır. Yer gökten ayırtedilemez hale gelir.

Hıristiyanlar o semte erken gelip gizlenirler. Resulallah ne yapacak diye merak ederler. Resulallah onlardan önce varmış ve yerle göğün nurla kaplandığını görürler. Bunu takip eden necran alimleri adamlarına; Allah'tan korkun karşı gelirsek nuru ile bizi yakar. Nuru dininceye kadar çalı ve çırpılara, çukurlara gizlenirler.

İşte Ehl-i Beyt Allah'tan ayrılmaz bir bütündür. Peygamber (s.a.v.) ben ve Ali tek nur olarak arşın sağında Adem'in yaratılışından ondörtbin sene önce tek nur olarak kaldık. Peygamberlerin sulbünden Abdülmuttalip sulbüne kadar tek olarak geçtik. Abdülmuttalip'ten sonra ikiye ayrıldık diye buyurmuştur. Ali, Ebu Talip sulbüne bende Abdullah'ın sülbüne geçtim demiştir. İşte Hz. Ali  ile ayrılmaz bir bağ oluştuğunu ifade etmektedir.

Yine Hz. Ali canını nasıl feda ettiğini Hz. Peygamber (s.a.v.) yolunda TEVBE SURESİ'nin inişinde Ebubekir'e teklif eder. Götür Mekke'ye ve Mekkeli kafirlere oku yüce Allah'ın emirlerini Peygamber (s.a.v.) emriyle tebliğ etsin der. Ebubekir Mekke'ye gidip okumaktan korkar. Fakat Peygamber (s.a.v.) illa git deyince, kendi emrine muhafızlar verir o an Ebubekir muhafızların az olduğunu ve gidip okumaktan korktuğunu söyler.

Peygamber (s.a.v.) beraberinde bir kitle asker daha gitmesini emreder. Böylelikle Ebubekir TEVBE SURESİ'ni istemiyerek tebliğ etmeye yola çıkınca Hz. Cebrail (s.a.v.) vahy emri ile inmiş olur Tesbit; Bin Meceh suneninde ve Nisai Hasaisinde ve Tirmizi sahihinde vahi emir şöyle: Ey Muhammed yüce Allah'ın emrini ancak senden olan kişi tebliğ eder. Anlaşıldığına göre Resulallah denemek için teklif eder. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) Hz. Ali'ye emreder Tevbe suresini Ebubekir'den git al. Alır ve Mekke'ye tek başına gider. Korkmadan Peygamber (s.a.v.)'e nefsini feda edercesine okur ve geri döner.

Hz. Ali yine Peygamber'in (s.a.v.) hicretinde nefsini Hz Muhammed'e feda eder. Tesbit; Haşşam oğlu'nun siyretin Nebevi kitabında s.481-622 Rumi tarihinde Kureyşlilerin ileri gelen büyükleri Hz. Muhammed'i öldürmek için, Kelleboğlu Kusay'ın Nedve avlusunda Abid şems evlatlarından Rabiaoğlu İtbe, Rabia'nın oğlu Şeybeh, Süfyan'ın babası Har, Nevfel kabilesinden Tu'metül Guddeyn oğlu, Matam oğlu Cübeyr, Haris'in oğlu Kildah, Beni Esed kabilesinden Abdülizze oğlu El Bahr bin Haşşem ve Zemgeti, Hizzem oğlu El Hakim, Mahzum kabilesinden Ebu Cehil Haşşaminoğlu Beni Sehim'den Nübeyyih Mübbeh Haccacın oğulları Beni Cemihten Halefin oğlu Ümeyyeh gibi şahıslar toplanır.

Suikast gizliliğinden haberi olan Ebubekir Ömer Osman, Peygamber (s.a.v.)'i öldürmek için zaman ayarlarlar. Kendi aralarında vazife taksimi yaparlar. Ebubekir'e düşen görev Mekke'nin dışında bekler. Peygamber (s.a.v.)'in yanına gelen olursa onu sohbete tutarsın. Bizim nerede olduğumuzu bilmesin. Bize de mani olmasın. Peygamber haber alırsa kaçar, sen bize haber verirsin veya takip edersin. Öldürülmesinde muvaffak olursak sen yoksun denilir kurtulursun ölümünden sonra Haşimiler bizimle savaşmaya kalkarlarsa, o zaman aramıza sulh için girersin yaptıkları bu anlaşmayı Hz. Cebrail Hz. Muhammed'e bildirir. Hz. M. (s.a.v.) ise hicret edeceği gece Hz. Ali'ye der: Bu gece yarısından sonra evimi basıp beni öldürecekler diye bildirir. Gel evime yatağımda yat, evimi koru, emanetlerimi sahiplerine dağıtırsın, bu Allah'ın bir emridir. Ben'de Allah'ın emriyle Hıra dağının SUR mağarasına gidip izimi kaybedeceğim sonra Medine'ye göç edeceğim. Emir buyurur kimse evinden çıkmasın, amaç gittiğini kimse bilmesin.

Baskının yapılacağı gece Zilhicce ayının 29'u 30'a bağlayan gece idi. Hz. Ali gelip Hz. Muhammed'e nefsini feda eder. Yatağında yatar. Ebubekir o gece Mekke dışında bekler. Peygamber (s.a.v.) gece yarısından önce evinin etrafında nöbetli pusu Kur'an suikastçıların arasından eline bir avuç toprak alıp yasin suresinin birinci sahifesini okuyarak üzerlerine serperek geçer. Hiç biri görmeden farkına varmadan aralarından geçip Mekke'nin dışına çıkar. Ebubekir'in dış nöbette olduğunu görür, Allah'ın emri ile haber salmasın diye beraberinde götürür. Lakin Ebubekir Resulallah'a der beni götürmeseydin gittiğin yeri söylerdim. Çünkü ben yalan söylemem demiş. Öylece yola koyulmuşlar. Hara dağındaki Sur mağarasının önüne gelmişler. Şöyle bir mantık düşünelim; Ebubekir suikastten haberi olmasaydı Mekke dışında niçin beklesin. Ayrıca Hz. Muhammed'in emri evinden kimse çıkmasın işte Ebubekir'in Mekke dışına çıkışı Hz. Muhammed'in emrine aykırıdır. Neticede iyi niyetli olmadığını kanıtlar. Mağara önü ise sık defne ile kaplanmış orman şeklindeki çalıya elindeki hayzeran çubuğu ile işaret eder, ikiye bölünüp yol açılır. Peygamber (s.a.v.) mağaraya girer ve Ebubekir'i beraberinde hapseder. Aynı anda Yüce Allah'ın iradesi ile Peygamberini koruması için şüpheyi kaybedip mağaraya geçişinden hemen sonra bir güvercin gelip yuva yapar, aynı anda örümcek bir ağ kurar.

Bu hadis mucbince ehli sünnet Ebubekir'i Mukaddes sayarlar. Fakat düşündükleri gibi değildir. Temiz niyetli olsa idi mağarada yılan ısırmazdı. İshal olmazdı. Çünkü Peygamberin koruyucusu Allah'tır. Kul koruyamaz. Ayrıca suikastçılar evi bastıklarında Hz. Peygamber (s.a.v.)'in çıktığını öğrenince izini takip etmeye başlarlar. Ayaklarının izi taşta belli olurda. Kumda belli olmazdı. Ebubekir böyle değildir. Mağaranın kapısına kadartakip etmişler. Ama izleri kapıya kadar varmış ondan sonra kayboluyor. O andan önce resulallah Ebubekir'in dizine yatar ki kalkıp çıkmasın ve haber vermesin diye lakin Ebubekir mağara kapısındaki gürültüyü duyunca seslenemez diye ayağını yere vurur. O an bir yılan musallat olarak ısırır. Ağrı şiddetinden dayanmayan Ebubekir Resulallah'ı uyandırır huzursuz olduğunu söyler. Resulallah ısırılan yere tükürüğü ile iyileştirir. Anlaşıldı ki Ebubekir'in refakatı iyi niyetli olmadığını kanıtlar. TEVBE S. A. 39 "Siz Resulallah'a yardım edemezsiniz. Allah (c.c.) yardımcısıdır. Evinden kafirler çıkardılar, ikisinin biri mağarada arkadışına korkma Allah bizimle ve Huda'sını peygamberine ve insanların göremiyeceği muhafızlarla korudu" Burada ayeti kerime tahrif edilmeden anlamı şöyle (Ahrecehü) kelimesi tekildir. Bir kişinin iradesi demektir. (Elleziyne kefaru) çoğuldur. (Seni isneyni iz huma filğari) Hz. Cebrail Hz. Muhammed'ten gizlilikte ayrılmazdı. Korkma Allah bizimle kelimesini Cebrail Resulallah'a diyen, (Feenzele sekiynetehü aleyhi) aynı anda Hudasını Peygamber'e (s.a.v.) indirdi. Eğer Ebubekir iyi niyete sahip olsaydı ayet şöyle inerdi. (Feenzele sekiynetehü aleyhima) tesniye olurdu. İki kişiye hitap ederdi. Mağarada kötü niyetinden dolayı perişan oldu. Müşrikler boş dönerler Resullullah ise mağaradan Medine'ye devam eder. Uzaktan Resulallah'ın çölde gittiğini gören müşrikler ardına Süraka ismindeki şahısa fidye vaadinde bulunurlar. Suraka Peygamberi öldürmek için peşine düşer. Yaklaşınca dön ya Suraka der. Dönmez. Peygamber (s.a.v.) Ey Allah'ım surakanın şerrinden beni koru. Hemen yer yarılıp surakanın atı karnına kadar gömülür. Suraka bağırarak, Ey Allah'ın Resulu beni affet. Peygamber onu affeder ve geri döner.

 

İLTİHAB-I NİRANÜL EHZEN KİTABINDAN

VEDA HACCIN HADİSİ VE HUTBELERİ

Allahu taala Peygamber (s.a.v.)'in peygamberliğini ikmal etmek için emir buyurur. Vahiy ile Hicretin onuncu senesinde Rumi Tarihine göre 632'de Cebrail (a.s.) Allah-u taalanın emrini Peygamber (s.a.v.)'e iletir. Ey Allah'ın Resulu, Allahu taala hacca gitmeni emrediyor. beraberinde müslümanları götürmeni ve vahiy ayetini Hz. Muhammed'e (s.a.v.) telavet eder. HAC S. A.27-28 "Hac ezanını okut, müslümanlar toplansınlar. Uzak ve yakın yerden atlarına binip gelsinler. Kendilerine lazım gelen her menfaatı görsünler ve şahid olsunlar" Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) müezzinlere emir verir. Her yerde hacca gitme emir ezanı okunsun. Haccı adaylar Peygamber (s.a.v.) ile Medine'ye hacca gitmek için toplanırlar. Hac farizesini ve vasilik emrini izah etmek üzere yola koyulurlar. (Zilkade 25) Haccı adayların adedi 70 binin üstünde idi. Fakat bu emir Hz. Ali'nin Yemen Nacranlarından vergi tahsilatına bir kitle ile beraber yola çıktıktan sonra inmiş olur.

Peygamber (s.a.v.) Hz. Ali'ye hemen haber gönderir. Yemen'den Mekke'ye doğru gelinsin. Peygamber (s.a.v.) haccı adaylarla Hz. Ali ile beraber Mekke'ye kavuşurlar. Hac farizesini yerine getirirler. Sonra Medine'ye geri dönerler. Akâbe vadisine varınca istirahat etmek için konaklarlar. O zaman Hz. Cebrail Peygamber'e Allah'ın emrini bildirir. Gereken ilmi, vasiliği, halifeliği, islamın şeriatını kendisinden sonra Hz. Ali'ye devir olmasını bildirir. O zaman Hz. Muhammed (s.a.v.), Hz. Ali ile tenha bir yerde buluşup konuşurlar. O gün de Aişe'nin günüydü. Geç kalınca, nerede kaldın diye sorar. Amcamın oğlu Hz. Ali ile özel bir görüşmemiz vardı. Aişe Hz. Peygamber’e ne konuştuklarını ısrarla anlamak ister. Benim rabbim Hz. Ali'yi benden sonra Halife olarak tayin etmemi emir buyurdu. Aişe bu haberi duyunca Ömer'in kızı Hafsa'ya bildirir. O da babasına bildirir. Ömer, ileri gelen adamlarını toplar. Peygamber (s.a.v.)'in maksadını bildirip bu halifelik gerçekleşirse ebedi olarak halife kalırlar. Biz Peygamberi öldürelim veya AKâbe vadisinin daracık çıkışında devesini ürkütüp ölümüne sebep olalım. Öylelikle kurtuluruz. Bu şekilde suikast düşünürlerken. Allah'u teala Hz. Cebrail vasıtasıyla Peygamber (s.a.v.)'e vahy indirir. TAHRİM S. A.3 "Peygamber (s.a.v.) zevcelerin bazısına Allah'tan inen emri söyler. Zevcesi onu ifşa eder. Allahu teala gizli sırrın ifşa edildiğini bildirir. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.)'e inen emrin bazılarını söyler, bazılarını da gizler. Zevcesine der sana gizle dediğim halde gizlemedin. Aişe der senin sırrını ifşa ettiğimi kim söyledi" Peygamber (s.a.v.) der: Bana yüce Allahım vahy ile bildirdi. Sırrımı ifşa ettiğin için Allah cezanı versin, seni benden uzaklaştırsın. Aişe der; Ben ifşa etmedim. Peygamber (s.a.v.) ayeti kendisine okur. Gizliliğinde Medine'ye varınca Hz. Ali'yi halife tayin edeceğini düşünür. Bu düşünceyi tasarlayınca Haccılara yola devam etmelerini emreder. Akâbe vadisinden Gadir Ham vadisine gelip orada konaklama istirahat yaparlar. Peygamber (s.a.v.) gizli sırrın ifşa edildiğinden çok efkarlıydı. O zaman Hz. Cebrail vahiy indirir. HÜD S. A.12 "Fele alleke terikön ba'da me yüha ileyke ve daikon bihi sadruke" Sana inen vahyin bazısını bırakmışsın ve onunla göğsünü sıkıntı ile tutmuşsun. İnen vahy hakkında tereddütlü olduğundan efkarlı olunca ikinci emir ayeti vahy olunur. MAİDE S. A.67 "Ye eyyüher resulu belliğ meünzile ileyke min rabbike ve in lem tefal fema bellağte riseletehü" Ey Resulallah sana indirmiş olduğum emri tebliğ et eğer bunu yapmazsan peygamberliğini yapmamış olursun. Hz. Cebrail bu emir ayetini okuyunca Cebrail'e der; korkarım kavmim beni yalanlarlar kasıt düzenleyebilirler. Medine'ye vardıktan sonra bu emri gerçekleştiririm. Hz. Cebrail der: Tebliğ et Allah'ın emrini ya Resulallah. Fakat bu emir Elcehfe semtinden üç kilometre uzaklıkta iken nazil olur. Gündüzün o güne göre beşinci saatinde Hz. Cebrail tehditvari ve emrivaki bir şekilde ayeti kerimeyi tekrar eder Ey Allah'ın Resulü, Rabbinden gelen emri Ali hakkında tebliğ et. Etmezsen peygamberlik etmemiş olursun. Peygamber (s.a.v.) der: Ey Cebrail her ne olursa Allahımın emrini tebliğ edeceğim. İkinci kez der: Emir verirsen Medine'ye varayım da öylece tebliğ edeceğim. Korkarım itaat etmeyecekler beni yalanlayacaklar Cebrail der: Allah'ın emrini burada tebliğ edeceksin, haccılar yörelerine dağılmadan velayetini burada farz kılacaksın Peygamber (s.a.v.) Yüce Allahımın emrine itaat ederim lakin insanların bir kısmı Elcehfeh denilen semte yakın idiler. Hz. Muhammed (s.a.v.) ise Ham vadisinde idi ve Ham vadisine varmayan hacılar da vardı. Hz. Muhammed emreder; hacılar geri dönmeleri ve hepsi Ham vadisinde bir arada toplanmaları için emreder. Toplu bir şekilde namaz kılınacak diye müezzin Bilal Habeşi'ye emir verir. Kendisiyle beraber olan müslümanlar Ham vadisini geçmeden dağılmamalarını söyler. Yolun sağına çekilip geniş bir düzlüğü seçer. Seçtiği yerde sudan gölgeden mahrumdur. Fakat toplantı Ham vadisi dbinde, içinde ve bitişiğinde olmuştur. Ham vadisi demek: Vadide akar bir göz, göze Arapça'da Gadir denilir. Ham ise biriken göz suyunun koktuğu için Ham denilmiştir. Vadide olduğundan dolayı Gadir-Ham adı verilmiştir.

 

VEDA HUTBESİ, HZ. ALİ'YE VELİLİK

HALİFELİK BEYANI

Peygamber (s.a.v.) Allah'ın yüce emrini tanıtmak ve inanç getirmeyecek kafir zümreye isbatı hüccet olsun diye emir verir. Taş toplanıp yığılsın. Üzerine develerin Havutları konulsun yani mimber şeklini alsın der. Bundan sonra Hz. Ali'yi çağırır. Beraber mimbere çıkarlar, Şöyle bir hutbe okur: Bismillahirrahmanirrahim Allah'a şükürler olsun, yüceliği ile münezzeh, kullarından yakınlığı ile tektir. İlahi sultanlığı ile kudret sahibidir. Azameti ile insanların tümü üzerine kadir ve kahirdir. bu tevhidin benzerini epey saydıktan sonra der: Nefsimden ikrar ediyorum. Allahımın uluhiyetiyle ibadeti, ikrarı ve azametiyle öldürür ve diriltir. kudreti ile geceyi karartıp, gündüzü aydınlatan yüce Allah'a kulluğumla itiraf ederim diye buyurur. Emrine itaaten beni irşad edip ve vaiz etti. Ulu emirlerine ihanet etmedim.

Bana emri vaki şu ayeti indirdi. MAİDE S. A.55 Allah ve peygamberi iman edenlerin velisidir ve namazını yerine getiren ve sadakasını rükude iken veren Allah'ın velisi Hz. Ali'dir. Hakkında mescidte namaz kılarken fakirin birine sadaka temennisini yerine getirmesiyle bu ayet inmiştir. Ali kardeşim vasiyim, halifem, yalnız benden sonra peygamber yoktur. Ali benden Musa'nın, Harun'dan menzili gibidir. Amcam oğlu Ali kardeşim vasiyim ve halifem benden sonra ümmetimde menzili olacaktır. Ali çok azimlidir.

Allah-u taala Hz. Ali'yi imam vekil ve veli olarak tayin etti. Emri vaki olarak ona itaat ediniz, tüm islam alemine arabı, beyazı, acemisi, ağası, işçisi, büyüğü, küçüğü, kadını, kızı, muhacır ensari, hepsine hükmü geçerlidir. Ali'ye itaat etmeyen Allah'ın rahmetinden uzaklaşır ve her kim inanç ve tasdik ederse Allah'ın rahmetine naildir. Allahu taalanın emrini kabul ediniz. Rabbinizin velisi hakkında son emrini size iletiyorum. İtaat ediniz. Emrine uyunuz, Allah'tan sonra Ali mevlanızdır. Velinizdir. Elkaim rabbınızın emri ile hitab ediyorum. Benden sonra Allah'ın emri ile Ali imamınız ve velinizdir.  Allahımın emriyle Ali'den sonra zürriyeti 12 imamdır. Kıyamet gününe kadar, helal ettikleri helal, Haram kıldıkları haramdır. bunu kabul ediniz.

Allah'ım bana ne öğrettiyse hepsini Ali'ye öğrettim. Kanıt YASİN S. A.12 "Ve külle şeyin ahsaynehü fi imemim mübiyn" Bu ayet mucbince Hz.Ali, Allah'tan imam olarak tayin edilmiştir. Ali'yi inkar edenin velayeti kabul edilmez. Günahları af edilmez. Peygamber (s.a.v.) der: Allah bana bildirdi Ali'yi inkar eden lanet edilmiştir demiş Kur'an-ı Kerim'in ahkamını biliriz. Hikmetine layık olunuz. Muteşabih ayetlerini takip etmeyiniz. Muhkem ayetlerini kabul ediniz. Ali Kur'anın tefsirini bilir. Nazil ayetlerin hepsini bilir. Gecemi, gündüz mü, harpte mi, seferde mi, neden ve kim için nazil olmuştur. Muhkem ve müteşebihini bilir ve elini Hz. Ali'nin eline bağdaştırır, der: Amcamın oğlu Ali: Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır. Ey Allah'ım Ali'ye velayet bağlılığında bulunanın velisi ol. Ali'ye düşman olanın düşmanı ol. Ali kardeşim, vasiyyim ve halifemdir. Velayetini Allah-u taala Kur'anda zikretmiştir. BAKARA S. A. 257 "Allahu veliyyullezine emenü" Allah, iman edenlerin velisidir. YUNUS S. A. 62 "Ele inne evliyeul lahi le havfon aleyhim vele hom yehzenün" Muhakkak ki Allah yolunda ölen veliler için korku ve hüzün yoktur, onlar ağlamazlar. Ayet inişinden sonra Hz. Ali'yi elinden tutarak beraber mimbere çıkarlar ve Hz. Ali'nin elini havaya kaldırır ve der: Emir el müminin ismi Ali'den başka hiç bir kimseye caiz değildir. Emir el mümin Ali'dir. El İmam ul mübin yine Ali'dir. Ali, Allahımın emriyle ilktir. Rabbim velisinin velisi ol. Düşmanının düşmanı ol. İnkar edeni lanet et. İşte anlaşılan Allah'ın velisi Hz. Ali'dir. Ey Allahım imamlığı Ali'de indirdin, 12 imam Ali'nin zürriyetindendir, kullarına şahid ol, dinlerini tekamül ettim. Nimetimi üzerlerine serdim. Din olarak kendilerine islam dinini seçtim. ALİ İMRAN S. A. 85 "Ve men yebteği ğayrel islemi diynen felen yukbele minhü" İslam dini haricinde hiç bir din kabul edilmez Hz. Ali'ye beyat ve veli kabul etmekle din tekammül oluyor. Her kim ki Ali'nin makamına itimat etmezse, sulbünden gelecek zürriyete bağlı kalmazsa amelleri kıyamet gününe kadar hüsrandır. Ali yardımcımdır. Allah Ali hakkında şu ayeti indirdi MAİDE S. A.119 (Radiyallahu anhöm ve radu anhü) Allah evliyalarından razıdır ayrıca Ali'den razıdır. Dikkat edelim (Anhu) sözcüğü tek kişi için Allah rızası kanıtlanmaktadır.

Kur'an-ı Kerim'de yüceltme kelimesi nerede geçmiş ise hep Ali'den bahseder. İnsan suresi Hz. Ali hakkında inmiştir ve cennet garantisini müjdelemiştir. İNSAN S. A.12 (Ve cezehöm rabbahom bima sabaru cenneten ve hariyra) Allahu taala Hz. Ali'ye cennet ikramında bulunmuş (Miskinen ve yetime ve esire) ikramdan dolayı yaptığı hayırdan ötürü Allah için Ali en büyük mürşittir. AMME S. A.1 Genel olarak en büyük murşidin kim olduğunu soruşturuyorlar. Ali ile Allah'ın dini yücelmiştir. Ali benim mihrabımdır diye buyurmuştur. Her peygamberin zürriyeti kendi sülbünden, benim zürriyetim ise Ali'nin sülbündendir. Şeytan hasedi ile Ali'ye hased edilmesin. O takıydır. Nakıydir. Hadidir, Muhdiydir, Hayr-u Nebidir ve Hayru vasidir.

Hz. Ali'nin hakkında ASIR SURESİ inmiştir. "Velasri innel insene lefi husrin illel leziyne emenu ve amilus salihati ve tevasav bilhakkı ve tevasav bissabri" İkindi vaktine yemin olsun insan oğlu her gün hüsrana uğrar. Yalnız iman edip Allah'ın emirlerini ve Peygamber (s.a.v.)'in dediklerini yerine getirenler imanla müreffehtirler. Ey müslümanlar sizlere peygamberliğimi ilettim. Benden günah gitti. Allah'tan korkunuz. Bu hutbeleri ve bildiriyi tanıtırken Haccıların arasından "Numan bin Sabit el Fahri"  yaklaşır der Ya Muhammed bize peygamberliğime iman ediniz. Ettik, namaz kılınız kıldık, hacca gidiniz gittik, bu yetmiyormuş gibi şimdi de Amcanın oğlu Hz. Ali'yi veliy ve halife olarak tayin ediyorsun. Bu senden mi yoksa Allah'tan mı? Peygamber (s.a.v.) Hayır bu emir Allah'tandır. O zaman (Numan) Ey Allahım; Muhammed kavlinde sadık ise bana gökten taş indir. Sözü bitmeden, Allah gökten üzerine taşla onu yerle bir etti. İsbatı da Kur'anda MEARİC S. A. 1-2 "Se ele se ilön bi azebin vakıin lilkefirine leyse lehü dafion"  Kafir kişi Hz. Muhammed'in (s.a.v.) sözlerine inanç getirmeyerek Allah'tan kanıt olabilmesi için azad ister. Sözü bitmeden üzerine gökten taş inip yok eder. İşte bu da Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Hz. Ali'ye velilik ikrarına sadıklık getirmektir.

Yine der Ey Müslümanlar! Size peygamber olarak gönderildim. Benden önce nice peygamberler geldi gitti. Bana iman etmezseniz; Cehalet devrine dönersiniz. Husrana uğrarsınız. Allah'a şükreden kendine, küfreden de yine kendine etmiş olur.

Ey müslümanlar! Benden sonra bir ümmet gelecek. Sizi ateşe davet edecektir. Kıyamet gününde hüsrana uğrayan kişilerdir. Biz Ehl-i Beyt olarak bu tür zümrelerden uzağız. Onlar ve sevenleri cehennemin dibindedir. Ehli beyt'i zulüm ve tekzip eden zümre düşünsün.

Ey Müslümanlar! Allahu Teala kafir kavmin ve Ümmetlerinin hakkından gelecektir. Bu da Ali imamınız, Veliniz va'diniz, va'idinizdir. Allah va'dini yerine getirecektir. İtaat ediniz, Sözünü tutunuz sakın karşı gelmeyiniz kabullenen lehinedir. İnkar eden aleyhine olmuş olur.

Allah'a şükürler olsun bizleri buna layık gördü. Kur'an da Hz. Ali'nin faziletlerinden bahseden ayet çoktur. Hz. M.(s.a.v.)'nin bu tanıtımlarını vasilik ve halifelik biatının sözcük ve kanıtlarını sünni bilginlerden İmamu Ahmet müsnedinde (Cilt-4 sahife 282) ve İmamu Gazali-Sırrül alemin eserinde (Sahife 12) ve bin el Cevzi'nin "Tezkiretül Havas" kitabında (sahife 29) Peygamber (s.a.v.) Hz. Ali'yi elinden tutup koltuk altının beyazlığı görülene kadar havaya kaldırır ve buyurur (Ey Allahım ben kimin mevlası isem Ali'de onun mevlasıdır.) Allah'ım Hz. Ali'nin velisine veli ol. Düşmanına düşman ol yardımcısına yardımcı ol. Bozmak isteyeni boz. Muhalif olanı cezalandır. Ali nerede ise Hak'la beraberdir. Bu hutbe okunduğunda bütün haccılar Peygamber (s.a.v.)'in emrini ve Hz. Ali'nin halife, veli ve vasiy olduğunu kabul etmişler. Peygamber (s.a.v.) sıra ile Ebubekir'e, Ömer bin Elhattab'a, Osman bin Affan'a gelin siz de Ali'ye biat ediniz.

Ömer Resulallah'a bu senden mi yoksa Allah'tan mı veya mü'minlerin iradesi ile mi? diye sorar. Resulallah; Bu Allah'ın emri ile ve müminlerin iradesi iledir. O zaman üçü sıra ile yaklaşıp Hz. Ali'ye (Bahin bahin leke ye Ali asbahta mevleyi ve mevle külle mü'minin ve mü'minetin) "Hayırlı olsun tebrik ederim. Benim mevlam ve her mü'min ve mü'minatın mevlası oldun" Sonra tokalaşma adet oldu. Bu biatın hadisi kısaltılmış olarak tescil edilmiştir. (İltihap niyranul ehzan) kitabından bu biatın bitiminde MAİDE S. A. 3 "Elyevme ekmeltü leköm diyneköm ve etmemtü aleyköm ni'meti ve radıytu lekümül isleme diyne" Bu gün dininizi ikmal ettim ve nimetimi size tamamladım. Ve size İslam dinini din olarak seçip kabul ettim. Burada Hz. Ali'ye olan bu biat ikrarı ile tesbit edildi ki islam dini Hz. Ali'nin  vasi ve halife tayini ile ikmal oldu. İşte veda haccı ve hutbesini kısaltılmış olarak yazmış oldum. Peygamber (s.a.v.) bu veda haccı ile hutbe ve vasiyetine uyum sağlayarak kesin Allah'ın emrine ve Peygamber şefaatine nail oluruz. İşte Alevi Nusayrilerin inancı haklı olarak budur.

Yine Hz. Ali'nin yüceliğini isbatlayan mucize ve fetvaların zikrine devam ediyoruz. Elhavarzemi El Menakib kitabında sahife 48 ve Erriyadü Nadire cilt 2 s.194'te Hattabin oğlu Ömer demiş: Halifeliği esnalarında nice fetvalara çözüm bulamamış Hz. Ali'ye başvurmuş çözünce Ömer der Ali olmasa Ömer hatasından yok olurdu. Ebubekir'de, Ali'nin katılmayacağı Fetvaya veya çözemeyeceği müşkülattan Allah beni yok etsin Manası Ebubekir Hz. Ali'nin karşısında aciz kaldığını itiraf ediyor ve Hz. Ali hiç bir şeyin ve sualin altında aciz kalmaz demektir. Abbasoğlu der: Benim ilmim ve sahabelerin ilmi Ali'nin ilmi karşısında ancak (7) denizden bir damladır demiş.

Sünni bilginlerden (Attabari riyadun nadira) kitabında (cilt 2.sahife 198) ve (Essuyuti) sünni bilgini (Hülafai) tarihinde (s.124) (El etkan) kitabında (Cilt 2 s.319) Allah'ın fethi fatihil beri) kitabında (Cilt 8 s.485) tehzip ettehziyb) kitabında (cilt 7 s.338) bu sunni bilginler eserlerinde isbatları Hz. Ali küfe mimberi üzerinde (Selüni kable en tefkıdüni) Ben aranızdan yok olmadan sorunuz, ne sorarsanız kıyamet gününe kadar bilirim. Kur'an hakkında sorunuz her ayetin ve surenin iniş sebebini bilirim gece veya gündüz düzlükte mi dağda mı indi bilirim, kimin hakkında indiğini, helalını haramını, muhkemini, müteşabihini bilirim. Hiç bir ilim bilincimden kayıp değildir.

İşte Ehli sünnet kitaplarında tesbitleri Hz. Ali her müşkülatı çözmüş, her ilimde bilinçli, her soruya cevap, her gücün üstünde güçlü olduğu görünmüştür. Hz. Ali, yüce ilmini, mucize güçlüğünü, herşeye çözüm getirdiğini düşünürsek Hz. Ali'yi tanımış oluruz. Vicdanen sahabilerin Hz. Ali ilmi, bilinci ve gücü karşısında acizliklerini Allah şöyle isbatlanmıştır. NİSA S. A.176 iniş sebebi: Kimsesiz ölmüş bir şahsın malı vardır. Babası ve annesi, çocuğu yoktur. Bu mal kime düşer Peygamber (s.a.v.) devrinde, Ebubekir'i sevenler, sorarlar Ebubekir bu bana düşmez der. Yüce Allah'ın kitabından tefsir edeyim, Ömer de bütün insanlar benden bilgindir. Hatta evlerdeki bayanlar bile keşke (kelele-ti)'nin tefsirini bilsem Şam apartmanlarının mislini kaybedeyim. Ebubekir'de tefsir etmeye müdahele edersem hangi gök beni barındıracak ve hangi yer beni sığacak bir şey söylersem bu hadisin kanıtı Dermini suneninde (c.1 s.54) ve Kesiroğlu tefsirinde (c.1 s.232) ve Eddir il Mensür (s.111) sünni bilginlerin tesbitleri mirasın fetvası ile Ömer ve Ebubekir aciz kalınca hazır olan cemaatın bir kısmı Ali'ye sorun, cevabını verir. Kime ne düşer izah eder. Daha önce zikri geçmiş NİSA S. A.176 Bir şahıs ölüp çocuğu yoksa baba annesi yoksa, varisi: Eğer kız kardeşi varsa yarısını alır, ölen kadın kısmından ise çocuğu yoksa erkek kardeşi bırakmış ise alabilir. Eğer ölenin varisleri erkek ve kız kardeşi varsa, erkek kız kardeşin iki mislini alabilir. Hz. Ali mirasçıların arasını bulunca ayet inmiştir. Yine (Meşerık Envarul Yakın) ve Yenebiul Muvedde kitabında Hz. Ali küfe minberi üzerinde ben Araf dağının adamıyım söyleyişine Kanıtı ARAF S. A.46 inişi Safi kitabın yazarları el ayyeş vassam İmam-ı Bakır'dan (a.s.) sorulmuş Araf adamları kimlerdir? Ali ve Ehl-i Beytidir. Araf ise cennet ve cehennem arasında bir dağdır. Mahşer günü haşir olacaklar. Hz. Ali ve Ehl-i Beyt huzurunda hesaba tabi tutulacaklar. Hz. Ali der: Biz Araf'ın adamlarıyız. Biz kişileri amel puanına göre cennete veya cehenneme gideceği yeri biliriz. Bundan anlaşılıyor ki: Ehl-i Beyt yer ve göğün temelidir. Herşeyden haberdardır. Ehl-i Beyt sevgisi ile Allah günahları affeder.

Şimdilik ise Hz. Ali'nin  Nehcül Belağa kitabından Hz. Ali'nin kendi deyiminin çevirmeni sünni bilgini Muhammed Abdo (s.14 cilt 1) Hz. Ali buyurur: Yüce Allah'ın yerle göğün oluşumu ile ilgili tevhid söyleyişi, Allah'u tealaya hamdu senalar vasfına erişilemez, bahsetmiş olduğu nimetlerin sayısına varılamaz, gücünün üstüne güç olamaz, nimetlerinin hakkını hiçbir kul karşılayamaz. Allah'ı idrak etmek hiç kimseye nasip olamaz, hiç bir zeka bilincine kavuşamaz. İsim ve sıfat tahdidi yapamaz. Zaman ve mekana sığdırılamaz. Rakam sayısına katılamaz. Ecel ve zamanla kıyaslanamaz. Gök ve yeri nuriyle aydınlatıyor. Yer alemini kudretiyle yaratıp muhafaza ediyor. Rahmeti ile rüzgarı estiriyor. Emri ile dağları yerin kenetleyicisi olarak yaratmıştır. Dinin bilinmesi Allah'ın varlığı ile isbat ediliyor. Allah'ın, iman, tevhit ve ikrarla bilincine erişiliyor. Allah'ın bilinci ihlas demektir. İhlas ise Allahu tealayı her sıfattan tenzih edip şehadetle ikrar etmek demektir Allah sıfatlandırılamaz. Bunu yapan kişi Allah'ı inkar etmiş olur. Şirk edip inkar edenin Allah'ı olmaz. Her kim Allah kimdir, yapıcısı ve neden oluşmuş derse; Allah'tan dinden, imandan, şefaatten, aftan mahrum olur. Çünkü Alah her yerde hazır ve nazırdır. Yeri ve ğöğü tümü ile eksiksiz ol emriyle olmuştur. Her şeyin failidir. Her hareketin bilincindedir. Bütün deniz ve nehirlerin suyu mürekkep olsa, yeryüzündeki bütün ağaç dalları kalem olsa onun vasıflarını yazmakla hepsi biter. Vasıf bitmez. İşte Hz.Ali insanların ilimde en ileri geleni ve yüce bilim meziyetine sahip olduğuna kanaat getirilirse, geniş sevgi ve bilgi yüceliğine varılmış olur. İsbatı: Hz.Muhammed (s.a.v.)'in söyleyişinden, Kur'an-ı Kerim vasfetmesinden, Hutbelerinde iddia ettiği yapım ve biliminden gelecek anın ilmiyle anlatışından kanıtlanmıştır.

Hz. Ali'nin mucize ile eşitlenen (Selman-ı Farisi)'nin cenazesiyle ilgili haber "Nefsür rahman" adında kitabın (16. babta) yazarı sünni bilginidir. Hz. Muhammed (s.a.v.)'in vefatından sonra Selmani Farisi Yemen'in Medain şehrine vali görevlisi olarak göç eder. Vefatı esnasında hizmetçisi Zaden der: Sen ölünce cenazeni kim yıkayıp kaldıracak? diye sorar, Salmanul Farisi der: Resulallah'ı yıkayıp ve defneden kimse o benim cenazemi kaldıracaktır. Zaden der; Resulallahı yıkayan Hz. Ali’dir. O da Medine'dedir. Biz ise Yemen'in Medein şehrinde olup çok uzaktadır. Aramızda iki aya yakın bir mesafe vardır. Nasıl gelebilir. Salmanı Farisi Zaden'e der:  Ben ölünce sakalımı ellersin, ve iner kapıyı açarsın. Nitekim vefaat ettiğinde vasiyetini yerine getirdim. Dediği gibi sakalını elledim. Kapıyı açmak için indim ve baktım ki Hz. Ali kapıdadır. Aynı haber (Biharul envar) kitabında (Hasan oğlu Habib)'e dayalı Cabir el ansariden duyma: Hz. Ali Medine’de sabah namazını bizimle kıldıktan sonra mescitte Salmani Farisi vefat etti başınız sağ olsun der: Selmani Farisinin cenazesini yıkayıp defnetmeye gidiyorum. Cabir El Ansari der: Hz. Ali'yi Kamberle beraber Medinenin dışına yolcu ettik. Aynı gün ikindi vakti tekrar Medine'de olduğu görülür. Ashaplar sorar: Cenazeyi kendi yıkayıp namazını kıldırdığını söyler. Bu haberin doğru olup olmadığı, cenaze ile ilgili Medine'ye mektupla bildirilir. Vefat ise hicretin 34'ünde olmuştur. İşte bu hadisin isbatı kesindir. Hz. Ali'yi sevmek, bilmek ve inanmak, Peygamber'i (s.a.v.) ve Allah-u Teala’yı razı etmek demektir.

Yine (El İrfan) tarihinde (yenebiul meveddeh) eserinde Ebu Talib'in menkıbeleri şehrül esvebe) dayalı tesbitleri Hz. Ali küfede mimberin üzerine çıkıp hutbe okumuştur. Hutbesinde der (Selüni kable en tefkıdüni) anlamı (sorun aranızdan yok olmadan ben göğün bilincine yerin bilincinden daha fazla vakıfım, benim sağımda ve solumda ilimler denizleri aşar. Evveliyatın ve ahiratın ilmine muhafızım) Böylelikle Hz. Ali'nin bu söyleyişleri Hz. M.(s.a.v.)'nin ben ilmin şehriyim Ali'de kapısıdır. İlmi isteyen kapıya başvursun sözü ile konsoltu edilirse Hz. Ali'nin bilgin olduğu kanıtlanır. ALİ İMRAN S. A.5 Yüce Allah'ın bilincinden ne gökte nede yerde hiç  bir şey kayıp değildir. Yine El Kanduzi eserinden Hz. M.(s.a.v.) der: "Ben ve Ali aynı nurdan yaratılmışız ben Allah'ın azamatiyle büründüm, Ali ise kudretiyle büründü" demiş. Burada önemli olan, Hz. Ali ile Hz. Muhammed (s.a.v.)'in menzilleri yüce Allah'tan olmasıdır. Yine Hz. Ali aynı hutbede "Ben Kur'anı toparladım" (İltiheb Niyranül ahzen) kitabında Hz. Peygamber (s.a.v.)'in dünya değiştirmesinden sonra, Hz. Ali altı ay sürekli evde kapanmıştır. Kur'an-ı tam teşeküllü bir şekilde toplamıştır. İsbatı da Kur'an da mevcuttur. Allah'u teala Ehl-i Beytini iradesine katacak sözcük ayetler vardır. KIYAMEH S. A. 17-18 Peygamber (s.a.v.) ayetin inişi önceden. Kanıtı ise ölümünden sonra Hz. Ali kanıtlamış, ayetin meali ise "Kur'anı biz topladık ve okuduk, eğer okursanız Kur'an-ımızı okuyunuz" işte bilinen maksat ayet meali olarak en sıhhatlisi Ehl-i Beytin topladığı Kur'andır.

Yine (Mahmut El havace) (Çarsey) Şah Muhammed El-Buhari nakşibendidir Faslul Hitab adlı eserinde. (İmamu vahdeye) dayalı sünni bilginler hadislerinde, Saidin oğlu Elleameşe dayalı ve Abbasın oğlu Cubayr'den duyma Hz.Peygamber (s.a.v.)'i Allah'u Teala sevdiği gibi Hz. Ali'yide Ehli beytini de sevmiştir. ŞURA S. A. 23 "Kul le eselüköm aleyhi ecran illel meveddete fil kurba" Ey Muhammed müminlere söyle Hz. Ali'nin sevgisi için sizden karşılık olarak ücret istemiyorum. Lakin muhabbet ve yakınlık bekliyorum.

Yine müminler sorar: Ya Resulallah sizce kimlerin muhabbeti farzdır. Peygamber (s.a.v.)'e ilahi emir gelir. Ali, Fatıma Hasan ve Hüseyin'in mahabbeti farzdır diye buyurur. Burada ayetin inişi Hz. Peygamber'in söyleyişini kanıtlıyor, sünni bilgini Fahreddin Errazi. Ali Elhemedeni (Meveddetül aşireh) isimli kitabında ve Abdül Melik Ömer oğlu semerenin oğlu Cabir'den duyma der ki; Peygamber (s.a.v.) Benden sonra Haşimilerden (12) imam (Halife) hükmü sürecektir. Bunlar kimdir? ye Resulallah diye sorarlar. Resulallah 12 imam olan benim torunlarımdır diye cevap verir. Başka bir sunni bilgini Elhamvini (Feraidis Samtayn) kitabında bin Abbas'a dayalı Resulallahı duydum diyor. Ben ve Ali dokuz torunlarımla beraber mutahhar ve masumdurlar. Yine (Elbehiki vehebbanoğlu eddeylemi) kanıtları, Allahu Teala Kur'anda MERYEM S. A.96 Allahu Teala iman edenlerin amellerini sevgilerini arzuladığı Hz. Ali ve Ehl-i Beyt'le bağdaştırır. Yine ismi geçen Hebban oğlu Eddeylemi Abbas oğlu'na dayalı Peygamber (s.a.v.)'den duyma ayetin inişinde (Her mümin ve müminenin kalbinde Ali'nin ve Ehl-i Beytin sevgisi vardır) Hz. M. (s.a.v.)'in maksadı Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hüseyin hazretleri hepsi tek nefistir. Ve Allahu Teala gök ve yeri tümüyle Ehl-i Beyt hürmeti için yaratmıştır. Ehl-i Beyt'le affa nail ve iman'a kavuşulur.

Hz. Ali Nehcül Belağa'da (Cilt 1 s.158)'de Ben ve Resulallah Mekke'nin bir sokağında yürürken, Kureyşlilerin ileri gelenlerin toplantılarına tesadüfen varırız. Toplantı lideri Emevilerin dedesi (Ebusüfyan, sahır harbin oğlu, Ebu Cehil Haşşam'ın oğlu Ömer) bizleri görünce, bize yönelerek, ya Muhammed sana inanmıyoruz. Lakin önümüzdeki şu kuru ağacı görüyorsunuz. İşte o ağacı, Allah'ından yeşermesini, yerinden kökleriyle sökülmesini ve yanına gelsin, tekrar yerine dönsün, ikiye bölünsün kısmın biri sana gelsin diğer kısım ise yerinde kalsın. Sana gelen kısım tekrar yerine dönsün. Ağaçla birleşip eski haline dönsün. Hz. Muhammed istedikleri gibi Allah'ından dileyip aynen olmuştur. Temenni yerine gelince Ebu Süfyan ya Muhammed Allah'ın yanında başka Peygamber yok muydu? bize gönderseydi ve Hz. Muhammed'in yanından dağılırlar. İşte böyle mucize ve keramet; Allah'ın nurundan olanlara, mahsus olduğuna en büyük delildir. Hz. Peygamber (s.a.v.) Hz. Ali ile Hz. Fatıma Hasan, Hüseyin ve 12 imama mahsustur. Çünkü hepsinin mucize ve kerametleri vardır. Kuranı Kerimde isimleri Elil usmah, açıklaması; Allah'ın himayesi altındadırlar ve Ehli zikir anlamı ise; Zikir Allah'a aittir, Kur'an Allah'ın Zikrini belirleyendir. Ehl-i Beyt Allah'ın ve Kur'anın en yakınlarıdır. Ehli zikir ayetleriyle bilinmektedirler. Allahu Teala zatını ve Ehl-i Beytle beraberleşen söyleşi Kur'anda KAF S. A. 4 "Ve indene kitebön hafiz" "Yanımızda her şeyi içine kapsayan kitap vardır" Tek sözlü kelimeler Allah'ın zatına mahsustur. TAHA S. A.14 "Muhakkak ki kendim Allah'ım benden başka ilah yoktur. Öyle ise bana kulluk et; beni anlamak için namaz kıl" Hz. Ali ile ilgili inen ayet BEYYİNEH S. A. 7 (İnnel leziyne emenü ve amilüs salihati üleike hom hayrul berriyyeti) "Allah'a iman edip iyi amel yapan insanların en iyisidir" Bu ayetin inişi ile bilgi edinen (Nurul Ebsar) yazarı Mısırlı Eşşiblenci 77. sahifede Hz. Peygamber (s.a.v.)  Hz. Ali'ye der sen ve sevenlerin, insanların en iyisidir. Kıyamet gününe kadar Allah'ın huzurunda razı ve memnun kalacaksınız. Düşmanların ise pişman ve Allah'ın sevgisinden uzak kalacaklardır.

Yine (Muhammed Abdu) Nehcul Belağada Hz. Muhammed (s.a.v) için tesbiti Allah'tan müşerref, öz nurundan ve nuru ile Adem Peygamberden kendi zatı, dünya Halkını teşrif edene kadar, geçmiş peygamberlerin tümünü teşrif etmiştir. Alından alına intikal etmek suretiyle, en kıymetli maden, en şık parlayan nur, en yüce yaratılışa sahip, en yetkili şefaata, muhabbete ilhama nice vasıflara sahiptir. Ehli beytiyle yüceliği kanıtlanıp, sevilmesi itaat edilmesi lazımdır ki şafaatına nail olup, Allahu Teala onun hürmeti için göğü ve yeri yarattı.

Yine Sünni Bilgini Muhammed El-Kandüzi  hadis Selmani Farisi'ye dayalı Resulallah der ben ve Ali yüce Allah'ın elleri arasında tesbih ve zikir ediyorduk. Nurumuzu Allahu Teala Adem'den 14 bin sene önce yarattı. Arşın sağında tesbih ediyorduk. Kainatı nursuz olarak topraktan yarattı. RAHMAN S. A. 14 (Allah insanları yumuşak topraktan yarattı) Hadisin devamı: Benim nurumdan kainatın üzerine serpti. Kime tesadüf ettiyse, nurumun ışığı ile aydınlandı. Kendisine isabet etmeyen nursuz ve cahil kaldı. Bu hadisin verdiği kanıt: Resulallah'ın ve Ehl-i Beyt'in muhabbeti nurdur. Onlardan uzak kalan karanlık içindedir. Kırmızı kibrit şerhinden kanıt Abbas oğluna dayalı Resulallah der: Allah insanları iki kısım yarattı, yaratıkların iyisiyim ve başıyım veaslıyım demiş VAKIA S. A.8 Allah ayette "Cennet ve imanın sahipleri kimlerdir" Resulallah buyurur ben ve Ehl-i Beytimdir. Yine aynı surenin ayet 9'da Peygamber’e (s.a.v.) en yakın ona iman edenler cennete ilk girenlerdir. (Yenebiül mevedde) (Edder Katani'den) alınma bin Semmek'e dayalı Ebubekir Hz. Peygamberi (s.a.v.) duydum diyor. Ya Ali, seni sevenler ve senin velayetine sahip olanlar sırat köprüsünden geçebilir ve cennete girebilir. Yine aynı eserde Muhammed Elkanduzi Halimoğlu attabaraniden alınma Hadis Abbas oğluna dayalı Peygamber (s.a.v.) Kur'an'da inmiş olan (Ye eyyühelleziyne emenü)  ey iman edenler hitabının iması Hz. Ali'ye ve Ehl-i Beytindir. Yine Attabarani Abbas oğluna dayalı Resulallah'ı duydum. Kur'anda Ali'nin vasfını anlatan 300 ayet vardır.

Yine aynı eserde Hz. Ali der Allah bana en büyük zeka ve ilmini verdi. Bütün inen ayetlerin sayısını, nerede inmiş olduğunu, karada mı, denizde mi, düz ovada mı, dağda mı, neden ve kimin hakkında, nasihini, mensühunu, muhkem ve müteşabihini bilirim Bin Ebil Hadid'in eseri olan Nehcül Belağa'da Hz. Ali Sıffıyn harbinde bana sorun: Emevilerin kaç padişahı gelecek, kimi iyi, kimi kötü kimi adaletli davranacak hepsini bilirim demiş. Yine Yenebiül mevedde'de Sünni Bilgini Elmuzafferil Abdi günün birinde Ali Medine'de Peygamber'in (s.a.v.) keramet ve meziyetleriden anlatırken Güneş batma anına gelmiş Ali Güneş'e hitab ederek, Ey Allahın mukaddes yaratığı dur demiş. Peygamber (s.a.v.)'in vasfını bitirmeden batma. Güneş durmuştur.

Yine Yenebiul Muvedde'de Elhamvini Faraidis Samtayn kitabından alınma Abdullah El Ansari oğlu Cabir'e dayalı der günün birinde Resulallah ile Hz. Ali "El ele tutup Medine'nin hurma ekili bir sokağından geçerken hurma ağaçlarından biri seslenir. Muhammed-il Mustafa peygamberlerin piridir. Yanındaki Hz. Ali'de vasilerin başıdır. İkinci bir hurmadan bu muhammed el muhdidir. Yanındaki de Aliyyül Hadidir.

Yine (Mucizeler Gözünden) isimli kitabın yazarı Hoca Hüseyin Abdül Vahab'ın oğlu, İmam Er Rida devrinde Hadis Yahudi uyruklu (Şehih Essabbağ) ve (Hıbır Sekaveoğlu)'ndan alınma Ammar bin Yasir'e dayalı: Ben ve Ali bin Ebi Talip'le beraberdim. Küfeden yola çıktık. Yolumuz küfeden iki kilometre uzaklıkta (Elbecle) isimli köyden önümüze 50 kişiye yakın yahudi kitlesi yolumuzu kestiler. Hz. Ali'ye yönelip sorarlar. Kitabımızda, köyümüzün yakınında bir taş varmış, O taşa 6 peygamber ismi yazılı imiş. Sen Muhammed Mustafa vasisi isen, yerini bize tarif eder misin? Hz. Ali köyün yakınında, kumdan yığılı bir tepenin yanına götürür. Allah'u tealadan kumun yerinden yok olmasını temenni eder. Allah tarafından bir rüzgar ve kasırga başlar kumu başka bir yere savurur ve taş görünür bakarlar ki taşın üzerinde Hz. Adem Hz. Nuh, Hz. İbrahim Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed'in isimleri o taş üzerinde yazılı olduğunu görürler. Bunun üzerine bu mucizeyi gören Yahudiler müslüman olurlar ve derler ya Ali sen vasilerin Seyyidisin Allah'ın hüccetisin, seni seven ateşin şerrinden korunur. Sevmeyen de ateşin sıcağında yanar.

Kur'an-ı Kerim'in MÜDDESİR S. A. 18-19-20-21-22 ve 23 İnişleri Emevilerin dedesi olan Abid Şems hakkındadır. "Düşündü ve niyet kurdu, canı çıkası, ne biçim ölçtü biçti, sonra canı çıkası, tekrar ölçtü biçti, nasıl ölçtü biçtiyse!, sonra baktı. Sonra kaşlarını çattı, suratını astı en sonunda, kibirliğini yenemeyip surat çevirdi" İslamı kabul etmeyeceğim dedi. Bu ayetlerden anlaşılan maksat Hz. Peygamber (s.a.v.) yüceliğini ve yüce Allah'ın kelamı kadimi olan Kur'an'ın azimli sözlerinin isbatı için bu ayetlerin hadisi ve inişini Muğira oğlu El Velid'in hakkında bu kişi Kureyşli müşriklerin paktlı ihtiyarlarındandır. Geniş ailenin büyüğü idi. Emevilerin dedelerindendi. Bu insan Resulallah'a inanç getirmemeye kararlı ve her türlü kötülük yapmaya paktçılardan en azimli idi. Lakabı ise (Abid Şems) idi. Dedesi'nin ismiyle anılıyordu. Bir gün Kureyşliler toplanıp yanına gelirler ve derler Abdullah oğlu Muhammed-il Mustafa (s.a.v.) bir şeyler okuyor, şiir mi? Sihir mi? Yalan mı? Sahi mi? Kendisinden mi? Allahından mı? bizi büyülemek istiyor Elvelid der; Ben bakacağım, nedir ve kalkıp Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Kur'an telavetini dinlemek için. İnanmamak maksadıyla Peygamberin başında dikilir, dinler. O anda Peygamber şu ayetin okunuşuna varır. FUSSİLET S. A. 13 "Fakül enzertüköm saikaten misle saikati adin vesemud" "Eğer onlar yüz çevirirlerse deki işte sizi Ad ve semud'un başına gelen kasırgaya benzer bir kasırgayla uyardım." Bunu duyan Muğıyra iman edip evine kapanır. İşte Allah'ın ve Resulünün itaatı haktır. Çünkü biz insanlar Allah ve Peygamberleri tarafından eğitilmezseydik hiç birşey bilemezdik. Çünkü insanoğlu acizdir. Resulallah Allah tarafından nazil olan her emirde ve bilgide önderlik yapmışlardır.

Şehrider (Yenebiül Muvedde) Ahmet El haverzemiden alınma: Der ki; Bana şehrider şeyreviyt Eddeylemi bin Ömere dayalı: Resulallah'a sorduklarında ya Resulallah miraca çıktığında Allah  seninle hangi dil ile konuştu. Cevabı Allahu Teala mi'rac gecesinde Ali'nin talaffuzuna, konuşmasına benzer bir lugatla konuştu. Ey Allah'ım sen mi benimle konuşuyorsun yoksa Ali'mi? Allahu Teala şöyle cevap verdi. Ben bir şeyim eşyalara benzemem, insanlarla kıyaslanamam, şüpheli sıfatlarla vasfedilemem. Ya Muhammed seni öz nurumdan yarattım. Ve senin nurundan Ali'yi yarattım. Senin kalbine baktım içinde Ali'nin mahabbetini gördüm. Kalbin mutmain olması için Ali'nin dili ile sana hitabettim.

Yine Hz. Muhammed (s.a.v.) sadıklığı hakkında ve yüceliğini isbatlayan hadisleri sunni bilgin Muhammed El Kanduzi Yenbuil Muvedde kitabında şöyle açıklama yazmıştır. Hadis Hz. Ali'ye dayalı der Yüce Allah göndermiş olduğu peygamberlerin tümüne Hz. Muhammed (s.a.v.) ahdini yani bağlılığını ve dinine tabi olmalarını şart koştuktan sonra göndermiştir. Öylelikle islam dini ve Ehl-i Beytin vecibelerini bütün peygamberler kabul edip yek paraleşmişlerdir İsbatı AHZEB S. A. 7 (veiz ahazna mine ennebiyyine misekahom veminka vemin nuhun) Yüce Allah ayette der: Hz. Muhammed'e (s.a.v.) ve bütün Peygamberlere emir kıldım senden ve Nuh'tan da. Anlaşılan önceki Peygamberlere alınan yemin Hz. Muhammed (s.a.v.) dinine sevgisine paktına dahil ve eşit olmaları için Hz. Muhammed'ten aldığı yemin önceki Peygamberleri tasdik etmesi ve bağlı olması ilahi vecibelerin tümünde kanıt BAKARA SURESİ'nin emene erresülü ayetinin birinci bölümde değinmiştim yine aynı kitapta aynı yazarların isbatı Hz. Ali'ye dayalı Hz. Muhammed (s.a.v.) der: Ben yerin ve göğün eminiyim yani emanetimdedir. Ve iyisiyim yine (El Hakem) sunni bilgin (El Ameşe) dayalı İmam-u Muhammed El Bakır'a ve Cafer-u Sadık'a dayalı Kur'an-ı Kerim'in MÜLK S. A. 27 (Felemme reev hu zülfeten sii et vücühü elleziyne keferu vekila heze ellezi küntöm bihi ted deun) Kafirler Bedir savaşında Hz. Ali'yi gördüklerinde korkularından yüzleri değişirdi. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ayet ifadesine göre kafirlere şöyle seslenirmiş işte zikrini tartıştığınız ve gücü ile konuştuğunuz kişi Ali'dir. Ayetin Ali hakkındaki kanıtı (Reevhu) ve (Heze) kelimeleri tekli sözcüklerdir. Savaştan istirahata çekilince kılıcın zoruyla müslüman olanlar, aralarında Hz. Ali'nin savaşını dillerine alırlardı ve karşılarında Hz. Ali'yi görünce derlerdi; bizi bu yendi. Yine (El Muveddi) kitapta saife (94) Hafız Naim'in babası Ebü Hüreyreye dayalı Ebi Salih'tan alınma bin Abbese dayalı Hadis-i İmamu Sadık kanıtlıyor. (Hüva ellezi eyyedeke binasrihi) ayetin inişi Hz. Ali bütün savaşlarında Hz. Muhammed'i (s.a.v.) koruduğuna ve İslam dininin yaygınlığına ve özellikle Bedir savaşında müslümanlar Hz. Muhammed'i savaş meydanında yalnız bırakıp kaçarlar. O an Hz. Ali vel Mikdad ve Ebezer ve Ammar bin Yesir ve Hüzeyfetü bin Yemeni Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yolunda can vermeye razı olurlar ve etrafını bırakmazlar. Hz. Ali de Hz. M. (s.a.v.)'ye saldıranların canlarını kılıçla yok ederek Hz. Muhammed'i (s.a.v.) korur. El Kandüzi, Yenbuil Muvedde kırmızı kibritin şerhinden Hoca Alaiddin'e devleti Essmani sunni bilginler hadislerinde Hz. Muhammed'e (s.a.v.) dayalı der yüce Allah arşını suyun üzerine kurduğu zaman arş sallanır yüce Allah arşın üzerine Leilaha illallah Muhammeden Resulallah ve yardımcısı Ali'dir arş sakinleşir.

İşte Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Hz. Ali ismi ile arşın sakin olması yüceliklerini kanıtlar. Yücelik hadislerini tahrif edip Allah nezdinde makamı olmayanlara çevirmek Kur'an'ın şu ayeti haklarında inmiştir. Allah'ın sözlerini değiştirip tahrif edenler cehennem ateşiyle cezalanacaktır. İşte Allah ve Resulunu ve Ehl-i Beytini sevmek Allah'a yakınlıktır. Sevmemek Allah'tan uzaklaşmak demektir. Yine aynı kitapta El Hakeme dayalı Muhammed El Bakır'dan Zeynel Abidin'den dedeleri Hz. Ali'ye dayalı Resulallah der göklerin kurtarıcısı vezineti yıldızlardır yerin ise Ehl-i Beytim ve izinden olanlardır Yine aynı kitapta aynı yazarlar hadisleri Hz. Ali'ye dayalı Resulallah (s.a.v.) der yüce Allah benim ve Ehl-i Beytimin hürmeti için yeri ve göğü ol kelimesiyle yarattı, yer Ehli beytimin devamı ile devam eder işte anlaşıldıki yüce Allah'ın iradesi ve sevgisi ve affı Ehl-i Beyt'le gerçekleşir yine aynı kitapta cemi il usul kitabından alınma Zeyd bin Arkam anlatılıyor: Resulallah Hz. Ali'ye ve Fatima'ya vel Hasan'la Hüseyin'e der: Ben düşmanınızın düşmanıyım, savaşçınızın savaşçısıyım dostunuzun dostuyum aynı Hadisi yine Ettirmizi ves Salebi kanıtlıyor. İşte düşünelim mantığımızı eleştirelim isbatların kanıtına inanalım. Yine Bin Semmek "Muvafakat" adlı kitabında hazim oğlu Kays'tan alınma Hadis Ebubekir'e dayalı Medine'nin bir sokağında Ali ile karşı karşıya gelir Ebubekir tebessümle Hz. Ali'ye bakar Hz. Ali sorar ne için tebessüm ettin ya Ebubekir? Cevabı ya Ali duydum Resulallah'ı diyor sırat köprüsünden Ali'nin muhabbetine nail olmayan geçemez.

Yine Hz. Ali'nin yüceliğine delil ve bizim gibi ölüp yerde gömülmediğine kanıt Hedeyetil Kübra isimli kitaptan El-Hüseyin bin Hamden'e ait hadis tarihlere geçmiş Hz. Ali'nin ölümü ile şöyle Hz. Ali dünyasını değiştirme zamanı gelince Hasan'la Hüseyin'e der: Muaviye Abdurrahman'ı rüşvetle kandırcak beni öldürtmek için, neticede beni Ramazan ayının 19 uncu gününde vurduktan sonra Ramazan’ın 21inci gecesinin yatsı namazından sonra ölecem. Ben ölünce sabahın erken saatinde Safvan isimli Bedevi bir deveci gelecek cesedimi ona teslim edin nitekim vefat misalini gösterince bedevi devesiyle gelir ve teslim alıp gider Ehli iman mantığı bilip düşünen Hz. Ali'nin bu bilinçli hadisine mantıkça düşünelim nasıl olurda Hz. Muhammed'den ayrılmaz bir bütün olan ve gelecek ilme ve mucize sahibi olan Hz. Ali cesedinin bir bedeviye verilmesi burdaki anlam bir delil kanıtını göstermektedir. Şöyle vefat edince bedevi devesi ile gelir ve teslim alıp gittikten sonra ve Hz. Ali'nin ölüm haberi duyulunca millet toplanır.

Hasan'la Hüseyin babalarının mucizesini ve ölmediğine dair tarihe sayfa yazdırmak için ve Ehl-i Beytin ölümden münezehlik isbatını gerçekleştirmek için etraflarına derler nasıl olurda bir bedevi gelsinde babamızın cenaze sevabına nail olsun da biz ne için nail olmıyalım fakat Hasan'la Hüseyinler babaları Hz. Ali'nin ne olduğunu ve mucize göstereceğini bildiklerinden dolayı murit ve islam alemine göstermek için derler Hadi gidelim ve cenazeyi bedevinin elinden alalım yola çıkan Hasan'la Hüseyin ve toplanan islam muritleri çölde giden bedevinin yanına varınca bakarlar ki devenin önünde Ali arkasında Ali sağında solunda Ali tabutun içinde Ali bu mucizeyi gören İslam müminleri geri dönerler işte ölümden münezehliktir ve Hz. Ali'nin yeryüzünde mezarı yoktur Irak'ın zekavetül elbayd bilarin denilen semte mağara olan yerden yok olur ashabı elkehif verrakım şahısları gibi mağaradan cennet-ü aliye göç öderler.

Hz. Ali de aynı Hz. İsa da yüce Allah katına yüceltir yerde mezarı yok Kur'an kanıtlıyor birinci bölümde değinmişim Musa'nında mezarı yok ve İdris Peygamberin ve Hz. Hızır (a.s.) işte Hz. Ali ile ilgili bilgiler iman edecek kişilere yeterlidir ve ne kadar uğraşsak ve bilgi edinmeye gayret etsek Hz. Ali'nin Fatima ile Hasan Hüseyin ve 12 imam ve muritleri sevgisinden ve yolundan Allah mahrum etmesin Allah cümle iman edenlere iman Kur'an Ehl-i Beyt sevgisi nasip etsin Ehl-i Beyt ve muritlerine yüce Allah'tan selam ve rahmet olsun.

Yüce Allah Hz. Muhammed'i (s.a.v.) Kur'an-ı Kerim'de makamını, yüceliğini, itaatını, paklığını kanıtlayıcı ayetlerle bizlere, ALİ İMRAN S. A.144 Muhammed (s.a.v.) Allah'ın peygamberdir. Önceki peygamberlerden sonra oluşunu beyan ediyor. FETİH S. A.29 "Muhammed Allah'ın resulu ekremi ve beraberindeki muminler kafirlere karşı azimlidirler." Yine AHZEB S. A. 40 Hz. Muhammed (s.a.v.) hiç kimsenin babası değil yalnız Allah'ın resulü, peygamberlerin sonudur. Yüce Allah emir buyuruyor. Peygamberine itaat için MAİDE S. A. 44-45-47 Her kim Allah'ın emri ve hükmü ile adalet yapmazsa onlar kafirdir. İkinci ayet: Her kim Allah'ın vahyi ile adil ve hüküm getirmezse onlar zalimdir. Üçüncü ayet: Her kim Allah'ın vahyine inanç etmezse, adil çözüm getirmezse onlar fasiktir. İşte düşünelim ki Allah'ın bizlere ikazı ve emrini yerine getirmeğe gayret edelim ki islam ve mumin olalım. ANKEBÜT S. A.69 Bizimle hak cihadında bulunanları yolumuza iman ikrar sevgi ile sevk ederiz. İkinci ayet bu sözlere destek ZÜMER S. A.18 Sözümüzü dinleyenler daha iyi şekilde takip edenler yürekleri Allah'ın huda ve iman hakikatıyla zekalandırılmış oluyor. Çünkü yüce Allah'ın emirlerini bilip veya duyan kabullenmezse kendi kendine zulüm etmiş olur. YUNUS S. A.44 Allah (c.c.) hiçbir nefse veya şahsa zulüm etmez. Fakat her nefis kendine zulüm etmiştir. Çünkü yüce Allah bize peygamberler gönderdi, kitaplar indirdi ve yüce emir ve iradesini tanıttı. Biz ise nefsimize uyum sağlarsak günah işlemiş oluruz ve Allah rahmetinden uzak kalmış oluyoruz. Şeytani nefsin tasallutuna yem oluyoru.z. İşte yüce Allah (c.c.) uzaklığımızı ZUHRUF S. A.36 Her kim hayatını Allah'ın gayri zikriyle geçirirse yüce Allah ona şeytan arkadaşlığını nasib eder. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.) bizlere rahmet ve hak yolunu gösterici olarak gönderdi. ALİ İMRAN S. A.144 Muhammed bir peygamberdir. Nice peygamberler gelip gitmiştir. Eğer öldüğüne veya öldürüldüğüne inanırsanız tekrar cahilliğinize dönmüş olursunuz. Her kim cahilliğine dönerse Allah'ı yargılayamaz ve Allah (c.c.) şükür edenleri cennetle vaad etmiştir. Çünkü yüce Allah peygamberleri gönderdiğine göre ve kitap indirdiğine göre itaat etmemiz hak ve farzdır. HEŞİR S. A. 7 Peygamber size ne verirse veya ne getirirse alın kabullenin ve sizi herhangi bir aykırı şeyden red ederse dönün yapmayın. ALİ İMRAN S. A. 31 "Kul inküntöm tehubbunallah fettebiguni yuhbibköm ullah." Söyle eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun. Allah (c.c.) sizleri sever. İşte Hz. Muhammed (s.a.v.) bizlere her anı ile eğitmiştir ve hak yolunu tanıtmıştır.  BAKARA S. A. 151 bildirisine göre Biz size içinizden bir peygamber gönderdik, bizim ayetlerimizi size okuyup öğretecek kitap ve ilahi muhkem emirleri bildirecek ve bilmediğinizi söyleyerek tanıtacaktır. Çünkü yüce Allah Hz. Muhammed (s.a.v.) hakkında  çok ayetlerle doğru yolda hak kanıtlayıcısı adil çözümcü islam alemini zulüm ve karanlık cehaletinden bilime ve edebiyat bilimine ve dünyada ne şekilde yaşanır hepsini bildirdi. Çünkü haksızlık ve zulüm, peygamberliğinden önce çoktu ve olduğuna dair elimizdeki en büyük kanıt Kur'an-ın yasak ettiği ve haram kıldığı şeylerden bellidir. Çünkü Hz. Muhammed'ten (s.a.v.) önceki devir putperestçilik devri idi. Hz. Muhammed (s.a.v.) putperestçiliği islam dini ile değiştirdi. Karanlık cehaletini medeni ahlakla, kültürle, imanla eğitti. Şöyle bir kanıt: İslamiyetten önce kız çocuklarını diri diri gömerlerdi Resulallah ilahi emri Kureyşli ve Mekkelilere kızın hakkını nasıl muhafaza edeceklerini öğretti. ESRA S. A. 31 Çocuğunuzu fakirlikten korkarak öldürmeyiniz. Biz size ve evladınıza rızk veririz. Yine müslümanlığı kabul edenlere domuz etinin zararlı olduğunu ölmüş mindar hayvanın etini de ve zararlı her ne olursa, ayrıca fakir tabakayı zengin tabakanın boyunduruğu altından kurtarmak için faizi haram kıldı ve haram ne varsa hepsini bildirdi ve uzak kalmamızı tavsiye etti ve helal olan tüm şeyleri tanıttı ve kabul etmemizi buyurdu. Miras bölüşmesini hangi kadınla evlenmemizin helal olduğunu hem hadiste hem de Nisa süresinde ayetle kanıtladı. Hatta bizleri iyi olmaya teşvik etti. Hadisinde insanların iyisi insanların faydalısıdır ve insanların kötüsü insanlara zarar verenidir. Faydalı bir evlat veya bir insan bin insandan iyidir. Hz. Muhammed (s.a.v.) bize örnek olarak hiç kin gütmedi. Baba ve dedesini üzenle barıştı, her sabır ve iyilikle muamele gördü.

Çünkü Ömer'in dedesi Nefil udey kabilesinin reisi ve geniş ailenin büyüğü idi. Aile ve çocukları ile gururlanarak Hz. Muhammed'in (s.a.v.) dedesi Abdulmuttalib'i küçümserdi ve gururlanarak neslin yok, yani çocukların yok (eptersin) katırlar gibi derdi bu gururlu sözlerden Abdulmuttalib üzülerek ağlardı ve kendini Kâbe'nin hizmetine adayıp duada bulunur. Yüce Allah'tan zürriyet talebinde bulunur ve yüce Allah 9 tane çocuk verir. O anda Kâbe'nin kıymeti araplarda daha yüce anlamlı olur ve millet Kâbe ziyaretini daha geliştirir. İşte Kâbe'nin yüceliğinden ve ziyaretçilerinden kuşkulanan Yemen valisi Sabbahoğlu İbriha Yemen'de Kâbe inşa eder ve milleti ziyaretine zorlar. Fakat millet sözünü dinlemez. Allah'ın Kâbesini ziyaret etmek için Mekke'ye gelirlerdi. İşte o zamanlarda Sabbahoğlu İbriha bir ordu düzenleyip Kâbe'yi yıkmak için filler üzerine binerler ve Mekke'deki Kâbe'nin yakınına yaklaşınca Mekkeliler Abdulmuttalib'e der: İbriha Kâbe'yi yıkmaya askeri ile filler üzerine geliyor, varmak üzere iken Kâbe'yi terk edelim bizleri de öldürür. Abdulmuttalib der; Korkmayın, bu Kâbe'nin yüce kadir bir Allah'ı vardır. İbriha ile askerini yok eder. İbriha Mekke ile Kâbe yakınına yaklaşınca yüce Allah, (c.c.) Ebabil kuşu denilen kuşa emreder İbriha askerinin öldürülmesi için aynı anda gök Ebabil kuşu ile akın eder ve her kuşun ağzında veya pençelerinde bir taş görülür ve her kuş yüklediği taşı bir askerin üzerine bırakır, fili ile delip öldürür. Bu fil olayını ve Kâbe'nin Allah (c.c.) tarafından korunması kutsal olduğunu yüce Allah ispatlamış oluyor. Bu tarihi olay Hz. M. (s.a.v.)'den önce iken yüce Allah Kur'an inişinde misal halinde kanıtlıyor. FİL SURESİ ile "Elem tere keyfe feala rabbika biashabil fil elem yecgel keydehöm fiy tadlil fersele aleyhim teyran ebebil termihim bihicareten min siccil fecealehöm kasfın mekül." Yüce Allah (c.c.) Hz. Muhammed'e (s.a.v.) örnek veriyor, görmedin mi fil ashabını Allah ne yaptı. İradelerini ve onları Ebabil isimli kuşla yok etti. İşte bu mucizeyi gören Abdulmuttalib (a.s.) der: Eğer bana onuncu oğlan olursa bu Kâbenin yüce Allahına kurban olarak adayacağım. İşte bu kerametten sonra Hz. Muhammed'in babası Abdullah dünyaya gelir ve on yaşına girince babası Abdulmuttalib sözünü yerine getirmeye niyetlenince Abdulmuttalib'i sevenler Abdullah'ın yerine yüz deve feda ederler. Neticede kura çekiminden sonra Abdullah yerine develer kurban olarak kesilir.

Şimdi ise Hz. Muhammed'in (s.a.v.) edabı muaşeretine dönelim. Ayrı seçicilik yapmayan Hz. Muhammed (s.a.v.) Ebubekir'in teklifi ile Aişe'yi zevce olarak kabul eder ve Ömer'in kızı Hafsa ile evlenir. Kendi beslemeleri olan öz kızı olmayan Zeynep ve Rukiye'yi Affan oğlu Osman'a verir. Peygamberin nurundan olan iki kızı ile evlendi diye sünniler Osman'a Zinnureyin ismini koyarlar. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) beslemeleri Zeynep ve Rukiyye isimli kızların annesi Hale Hz. Hatice ile anneden kardeştir. Çünkü Hatice'nin babası Huveylid idi ve Mekke'nin zenginlerindendi. İşte Hatice'nin zengin oluşu babasından kalma. Şimdi konumuz "İstigaseh" adlı eserde: Ebi El Kasım El Küfi'ye ait Ahmet oğlu Ali'den Musa oğlu Ahmet'ten İmam-ı Muhammed El-Cevved Ali Zeynel Abidin  hadis Hz. Ali'ye dayalı aynı hadisi yine Hedeyetil Kubra El-Huseyn Bin Hamdan yazmıştır: Hale bir Kureyşli ile evliydi ve iki kız çocuğu Zeynep ve Rukiye vardı. Kocası ölünce ablası Hatice'nin yanına iltica eder. Hatice Hz. Muhammed'le evlenince bu kızları besler ve evlenme çağı gelince Zeyneb'i Kureyşli Ebilas'la evlendirir. Rukiye'yi Ebi leheb'in oğlu İtbeh ile evlendirir. Hz. Muhammed'e (s.a.v.) peygamberlik emri inince bu iki eniştelerini islama teklif eder. Kabul etmezler. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.v.) islam olmadıkları için kızlarını bırakmalarını söyler. Ebil As bırakır, İtbe bırakmaz. O zaman Hz. Muhammed (s.a.v.) dua eder; İtbe-i aslan yesin. Nitekim Hz. Muhammed'in duası kabul olur. Şam'a kervan beraberinde giderken aslan saldırır ve İtbei alır. Rukiyeh ile Zeynebi Hz. Muhammed (s.a.v.) yakınlık sağlamak için Osman'la evlendirir. İşte Osman'ın Zeynep'le Rukiye'nin evliliği öyle olur. Hz. Muhammed'in öz kızları değildir, yanlış anlaşılmasın.

Yine Hz. Muhammed yakınlığı sağlamak ve kabilelerini kazanmak için cehaletten islamın nuruna varmaları için Ebubekir Ömer Osman'a Bedir savaşında teklif eder; savaş için gitmezler. Derler; biz seninle tahtın üzerinde idare sağlarız. Ali ve beraberindekiler savaşı idare ederler. Yüce Allah savaşan Hz. Ali ve beraberindekiler hakkında NİSA S. A. 95 Allah (c.c.) savaş edenleri oturanlardan daha fazla sevap kazandıklarını söylüyor. Ayet inişinden önce müslümanlara biz daha kıymetliyiz. Peygamber tahtı üzerindeyiz, yardımcı oluyoruz. Bu konuşma hatalı, çünkü peygamberin muhafızı yardımcısı yüce Allah'tır. Put ibadetinden dönen koruyamaz. İkinci ayet oturmaları Resulallah'ın sağında veya solunda fayda sağlamaz, emirleri tatbik olmayınca. MEARİC S. A.36 Ey Muhammed senin sağında ve solunda oturanların umutları cennete girmek. Hayır giremezler. Yine yüce Allah (c.c.) savaş mucahitlerini yüceltiyor. ANKEBUT S. A.69 Bizimle cihad edenleri yolumuza sevk ederiz.

 

ÜÇ HALİFENİN DEVRİ VE GETİRDİKLERİ

Eşşiblenci sünni bilgin "Nurul Absar" adlı eserinde ve Abdulmelik Mansur Esselebi "Ellicezi veicezi" adlı eserinde Ebubekir'in lakabı; Ebubekir ismi lakab olarak almıştır. Araplarda usul doğan kız veya oğlan çocuklara takılırdı. Gerçekte Ebubekir'in Bekir isimli hiç çocuğu olmadı.

Ebubekir'in secere tanıtımı:

Ebubekir 568'de doğmuş (Fil vak'asından iki sene ve dört ay sonra) Fakat bu tarih şüphelidir. Şöyle; Hz. M.(s.a.v.)'in doğumu müsbet olarak 571'de olduğuna göre Ebubekir söylenen tarihe göre Fil vak'ası olduğunda Hz. M.(s.a.v.) babası Abdullah evlenmemişti. Takdim etmiş olduğum Fil vak'ası hadisine göre. Hz Muhammed'le (s.a.v.) arası dört veya beş sene vardır. Müslüman olduğu tarih yaş tesbitine göre 47 sene. Anlaşılan kesin tesbit Hz. Muhammed'le arası 7 senedir. 7'yi 571'den çıkarırsak 564 kalır. Ebubekir Osman oğlu, Amir oğlu, Ömer oğlu, Kaib oğlu, Teym oğlu, Marra oğlu, Resulallah'ın dedesi Marra ile birleşiyor.

İlk ismi AbdilKâbe put hizmetçiliğinden dolayı putun ismiyle Abdillet ismi ile çağırılır. Müslüman olunca ismini Hz. Muhammed (s.a.v.) Abdullah koyar, lakab isimleri ise Ebubekir Uteyyik ve Sıddık ismi ile bilinirdi. Annesinin ismi Ummulhayr Selma Sahzan'ın kızı, Amir'in kızı Ebikuhafa ile amca çocukları. İkinci ismi Leyla Sahr kızı, Amir'den gelme. Peygamber efendimize imanedişi erkek kısmından üçüncü kişi. Çünkü ilk iman eden Hz. Ali ve Abdulesved ve Ebubekir. Yine "Elhamis" tarihinin sahibi sünni bilgin El Hüseyin Ezzebeb isimli yazar, Hz. Ali'nin on yaşında ilk iman eden kişi olduğunu tesbit ediyor. Yine "İs'afulrağibin" adlı eserde ilk iman eden üç kişi diyor. Hz. Ali ve Yasin Sahibi ve Alifiravun sahibi sonra Ebubekir tesbit etmiştir. Kadın kısmından ilk iman edenler Hz. Hatice ve Ummu Eymen isimli kadınlar.

Ömer'in Secere Tanıtımı:

Ömer'in babası  El Hattab lakabı Ebi Hafıs (kızının ismiyle) diğer ismi Ömer il Faruk'tur. Hattab'ın oğlu, Nefil oğlu, Udey oğlu, Abdilizze oğlu, Riyah oğlu, Abdullah oğlu, Kart oğlu, Udey oğlu, Kaib oğlu, annesi Hantime Heşşemin kızı, Muğiyre kızı, Abdullah kızı, Ömer kızı, Mahzum kızı.

Ömer'in islam oluşu:

"Nurul Absar" adlı eserde S.59 ve 61'de Kureyşliler Hz. Muhammed'i (s.a.v.) öldürmek için toplanırlar. Ömer'de toplantıya katılıp ben öldüreceğim der. Hz. Muhammed'in amca zadesi olan Hamza'nın evinde  toplantı yapıyor olduğunu haber alır.  Ömer Hz. Muhammed'i öldrümek için Hamza'nın evine gider. Ömer'i Said Vakkas'ın oğlu karşılar ve "Nereye gidiyorsun ya Ömer" Ömer der: "Muhammed'i öldürmeye". Said Vakkas'ın oğlu "Ya Ömer, Muhammed'i öldüreceğine git bacınla enişteni öldür." Ömer bacısının evine gider ve bakar ki Ensarlardan bir kişi eniştesine ve kızkardeşine Kur'an-ı Kerim okumasını öğretiyor. Kur'an telavetini duyan Ömer, eniştesine hücum eder ve yere serer, sakalından tutup çekmeye başlar. Bu durumu gören kızkardeşi Ömer'e hücum eder, kocasını kurtarır. Ömer kızkardeşinin yüzünü kanatır. Kan çıkınca Ömer'e der: "Ey Allah'ın düşmanı ben islam oldum ve şehadet kelimesini söyler, ne yaparsan yap biz islam olduk, dönemeyiz. O an Ömer pişman olur ve müslüman olmayı kabul eder.

Osman'ın doğumu ve seceresi:

Osman Affan oğlu El As, Abid Şemsin oğlu, Abid Menef oğlu, doğumu Tayıf'ta Fil vak'asından üç sene sonra.

Sünni ve Şii bilgin tesbitleri;

"İltihab Niranulahzan" adlı eserde Abdulrezzak El Mukrim ve "Sümme Ehtideyt" adlı eserde "Fes'elu Ehl-i Zikir" adlı eserde sünni bilgin Muhammed Etticeni ve Hafızların "Tezkire" adlı eserde Ezzehebi c.1 s.2-3 Useme oğlu Zeyd, Resulallah tarafından görevlendirilmesi umumi efkarı mantıken işgal eden nokta Resulallah'ın hastalığı döneminde rum işgali altında olan Belkıya (Şam'a yakın) olan beldenin ahalisi Hz. Muhammed'e (s.a.v.) karşı isyan ederler. Ayrıca Useme'nin babası Zeyd şehit olduğu Filistin'e uğramayı tavsiye eder. Hz. Muhammed (s.a.v.) emir buyurur islam müminlere; Medine'nin dışında toplanmaya ve baş kumandan olarak Useme'yi tayin eder. Beraberinde Ebubekir, Ömer ve Osman'a da gitmeyi emreder. Useme'nin askerle yola çıktığından sonra Resulallah'ın hastalığı çoğalır. O an Hz. Muhammed (s.a.v.) dünya değiştirmesinden fikri işgal olur. Hz. Ali'yi elinden tutar, ardından muhacir ve ensarlar takip ederler. Hz. Ali yardım ederek mimbere çıkar. İslam toplumuna seslenir; her kimin alacağı varsa gelsin alsın ve mimberden inince Ummu Selma'nın evine gider ve muhacir, ensar ve Ehl-i Beyt etrafına toplanıp ağlarlar. Sonra Hz. Ali ve Abbas'a yaslanarak Aişe'nin evine götürülür. Tekrar Hz. Muhammed (s.a.v.) Said'in oğlu ve Munzir'in oğlu Habbab'ı Useme'nin ardından ikinci kez gönderir, muhakkak gitmeyi tavsiye ettirir. Hz. Muhammed'in hastalığı tam şiddetlenince Aişe gizliden hizmetçisi Sahib Errumiyi gönderir Ebubekir, Ömer ve Osman'ı geri çağırır. Haberi alan üçü Useme'ye geri döneceklerini bildirirler ve geri dönerler.

İşte Allah'ın ve resulun emrini ve itaatını vaki olarak tanıtan ayeti ihlal ederler. NİSA S. A.59 "Atiullah ve atiurresule veulil emri minköm" Allah'ı ve peygamberini ve başınızdaki büyük kimseye itaat edin. Anlaşıldı ki Allah'ın ve Peygamberin emrini yerine getirmek haktır. Halifelerin üçü geri dönmeleri Hz. Muhammed'in ve Allah'ın emrine ihlal demektir. Hz. M.(s.a.v.) döndükleri için huzuruna çağırtır. Yanına gelince etrafında olan El Abbas ve Ali'ye der: beni oturtun. Üçüne seslenerek ne için emrimi ihlal edip Useme'nin askerinden geri döndünüz. Cevapları; biz yokken ölürsen cenaze sevabına nail olamayız. Resulallah üçüne der: Emrimi yerine getirseydiniz Allah'ımın ve benim rızama nail olurdunuz ve yüzlerine nefret kelimesini kullanır ve etrafındakilere der; omuz küreği getirin size vasiyet yazayım. Benden sonra şaşırmayasınız. Bu isteği yerine getirmek için kalkan şahısı Ömer geri dönderir ve der; Resulallah sayıklıyor, diye itham eder Kur'an-ı Kerim bize yeterlidir. Ömer'in burada hatası vasiyetin Kur'an mucibince red etmesi ve Hz. Muhammed'i sayıklamakla itham etmesi Ömer unutmuş Kur'an-ı Kerim'in NECİM S. A.2-3 Resulallah hakkında inişini yanılmaz, yalan söylemez, kimseyi yanıltmaz diye ve ayrıca vasiyetin iptali hakkındaki inmiş BAKARA S. A.180 Allah tarafından yazıldı her kim ölecek kişinin başında bulunursa eğer ölen kişi vasiyette bulunursa akraba ve yakınları ve muminlere vasiyet bırakırsa her kim vasiyeti gizleyip duyduğundan başka şekle değiştirirse yüce Allah görür,  işitir ve cezalandırır.

İşte anlaşıldı ki Hz. Muhammed'in islam başı olmasıyla vasiyeti hepimize geçerlidir. Düşünelim Ömer Resulallah'tan bilgin mi ki vasiyete gerek yok, Kur'an yeterlidir desin anlaşılan Ömer anladı ki vasiyette kendilerinin yanlış yolda olduklarından islamiyeti uyaracaktır. Ayrıca Resulallah'ın vasiyet yazmasını isteyen muminlere karşı gelmesi. El Buhari sahihinde c.3 bab hastanın üzerinden kalkın bölümünde. Müslim sahihinde c.5 s.75 vasiyet kitabının sonunda İmam-ı Ahmet Müsned adlı eserinde c.1 s.355 ve c.5 s.116 Tabari tarihinde c.3 s.193 İbin El Esir tarihinde c.2 s.320 Yine Ömer'in hatası Hz. Muhammed'in sesi üzerine sesini yükseltmesi şu ayeti unutmuştur. HÜCÜRET S. A.2 Ey iman edenler sesinizi Resulallah'ın sesi üzerine yükseltmeyin. Amelleriniz yok olur. Siz farkına varmadan işte Ömer sesini Resulallah'ın sesi üzerine yükseltti ve emrini emri üzerine üst tuttu. İşte yine büyük hata, şefaat mahrumluğuna büyük delalettir. Çünkü Resulallah'ın huzurunda söz münakaşasına meydan vermiş oldu. Resulallah'ın iradesini engellemiş oldu. Kur'anın hükmüne göre Hz. M.(s.a.v.) vasiyet yazmak için omuz küreğinin eline gelmeyeceğini anlayınca der: Vasiyetim Ehl-i Beytim, yeri ve göğü birbirine bağlayan Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim'dir ve üzülerek yüzünü Ebubekir, Ömer ve Osman'dan çevirince ordu bozanlık yapanlar terk edip kalktıktan sonra yanında Hz. Ali vel Abbas ve Ehl-i Beyt'ten kalanlara seslenir. Ali'yi çağırın bana. Hz. Ali yanına gelince Abbas'la beraber ve Abbas'ın oğlu Resulallah'ın vaziyetini ağır şekilde görürler. Resulallah kendilerine vasiyet olarak bana ve Ali'ye muhalif olanlarla dost olmayın ve kendinden geçinceye kadar ağlar. O an namaz vakti gelmiş olur. Müslümanlar söylenirler namazı kim kıldıracak bize? Hz. Muhammed'in başucunda bulunan Aişe ve Hafsa her biri der; Resulallah diyor babam namazı kıldırsın. Münakaşalarını duyan Resulallah gözlerini açıp der; yalan söylüyorsunuz. Hz. Muhammed ezan sesini duyunca sorar; kim namazı kıldıracak? Ebubekir derler. Der Ali velAbbas'a bana yardım edin son namazı kıldırayım. Anlaşılan Ebubekir'in namaz kıldırmasına razı olmadığı kanıtlanmış oluyor. Ebubekir ise Resulallah'ın geldiğini görünce bir tarafa çekilir. Resulallah oturarak son namazı islam alemine kıldırır.

Eve döndükten sonra etrafındakilere der: Sakının Ali'ye karşı olmayın cehennem ateşinde yanarsınız. O an Ebubekir sorar: Kimimiz senin cenazeni yıkayacaktır. Der: Ehl-i Beytimden biri. Anlaşıldı bu sözle Ebubekir'i Ehl-i Beyt'ten saymadı. Sonra Ammar bin Yasir sorar: Ya Resulallah cenazeni kim yıkayacak? Der: Amcam oğlu Ali ve benim namazımı ilk kılan meleikelerle beraber. Sonra islam kabileleri sıra ile namazımı kılsınlar. Hz. Ali'ye seslenerek der: Ben ölürken başımı kucağına al ve ruhum yüce rabbime çıkarken cesedimden elinle nefsimi al ve yüzüne çalıver ve beni kıbleye yönelt. Beni şu gömleğimle tekfin et. Bana kefen fazlalıfğı konmasın ve Bilal'ın yanına gelmesini ister, Bilal gelince der: Müslümanları çağır etrafıma toplansın. Bilal'ın çağrısını duyan millet Resulallah ölecek diye ağlayarak paniğe kapılırlar. O an Ömer kılıcını çeker ve der: Hayır ölmeyecek ve ölmez de milletin galayana gelişini değiştirir. Amacı Resulallah'ın vasiyeti olan Hz. Ali'nin halife olmasını engellemektir. Milleti Resulallah'ın yanına gelmekten men eder ki Resulallah'ın sözünü ve vasiyetini bütün müslümanlar duymasın ve bilmesinler diye. Fakat Resulallah son olarak yanında toplananlara Hz. Ali'nin yanına yaklaşmasını ve kucağına girip beraber örtülmeyi ister. Bir süre örtü altında beraber kaldıktan sonra Hz. Ali çıkar ve millet sorar ne dedi sana. Der: Bana ilimden bin kapı öğretti. Her kapı bin kapıyı açar ve Hz. Hasan'la Hüseyin'i ister. Gelince kucağına alıp koklar, öper ve der: Bu son buluş, ayrılıkla neticeleniyor ve Hasan'a der: Sen Muaviye tarafından zehirlenerek öleceksin veya Hüseyin zulümle aç susuz 70 Ehl-i Beyt genciyle Kerbela'da öleceksin. Seni öldürecek ümmet cehennem ateşinde yanacaktır. Hz. Muhammed (s.a.v.) bu sözlerden sonra dünyasını değiştirir. Yıkamasını Hz. Ali vel Fadli Bin El Abbas'la beraber vasiyeti vefat ettiği evde gömülmesini tavsiye eder ve nitekim vasiyetini Hz. Ali yerine getirir. Mezarını Ebu Ubeydete bin El Cerrah açar. Mübarek cesedin yıkanmasından sonra namaz kılınması için konulur. Başta Hz. Ali ve Ehl-i Beyt cenaze namazını kıldıktan sonra her kabile veya aşiret Hz. Muhammed'in (s.a.v.) cenaze namazını ayrı ayrı kılarlar. Bütün namaz kılmak niyetinde olan islam aleminin tümünden sonra mezara indirilir. Hz. Ali mezar içinde sağ kolu üzerine yatırır ve yanak altına mübarek toprakla doldurur ve üstünü örttükten sonra toprağı iade edilir. Fakat biz Alevi Nusayriler Ehl-i Beyt muritleri Ehl-i Beyt'in başına gelen halleri bir ayna görünümü olarak kesin nitelendiririz. Çünkü yüce Allah'ın öz nurundan olan ve kendisinden şefaat beklenip dilenen yüce zattan inanmamız lazım, her beşeriyet ihtiyacından münezzehliktir. İşte Hz. Muhammed (s.a.v.) vefatı yani dünya değiştirmesi Sefar ayının 27'sinde Pazartesi Hicretin 11nci senesinde.

Konumun sözü vefattan sonra cenaze ile olan önemli ilgi Hz. Ali Ehl-i Beyt ve yakınlarından fırsat bekleyen Ebubekir Ömer Osman Halid bin Elvelid ve muritleri Kureyşlilerle beraber Halifeliği elde etmek için paktlaşırlar ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) cenazesini terk ederek Ben-i Said Sekifesi (evi) denilen yerde toplanırlar. İşte yanlış ve hatalı davranış, cenazeye katılmamak ve vasiyete karşı gelme, Resulallah'ı sayıklamakla itham etmek ve cenaze namazından kendiler ve çok islam şahıslara sebep olup sevaptan mahrum oldular. Bu sevap mahrumluğuna yetinmeyerek Hz. Ali'yi ve Resulallah'ın yakınları ve sevdiği öz kişileri matemde iken muritleriyle mescidte hazin şekilde otururlarken. Ebubekir'in etrafındakiler Bin El Muğira ile Halid Bin El Velid ve Ömer Bin Hattab yanlarına gelip derler: Ne için halka şekilde oturmuşsunuz. Kalkın Ebubekir'e biat edin o an Hz. Ali ve muritleri kalkıp Hz. Muhammed (s.a.v.) mezarının yanında otururlar ve aralarında şerden kaçınma istişaresinde Hz. Ali'den fikir isterler. Mescid'te geri kalanlar kalkıp Ebubekir'e biat ederler. Sadece öz Haşimiler Hz. Ali'nin etrafına toplanırlar. Resulallah'ın mezarı başında bir bakarlar ki Ömer bin Hattab'la beraberinde Hüseyin Vesilmete Silmenoğlu, Muhammed Silmeoğlu ile başlarına dikilirler. Ömer der: Niçin kalkmıyorsunuz, Ebubekir'e Halife kabullüğü için biat etmiyorsunuz? Hz. Ali'nin adamlarından Zubeyr ayağa kalkıp Ömer'e der: Biat etmeyeceğiz. O an Ömer etrafındakilere der: Zubeyr'in kılıncını elinden alın. Hücum ederler Zubeyr'in elinden kılıncı alırlar. Olay Hz. Ali'nin önünde ve Resulallah'ın mezarı başında olur. Hz. Ali hariç hepsini biat etmeye zorlayarak götürürler. Sıra Abbas'a gelice Ömer'e der: Bizleri zorluyorsunuz, Resulallah'ın Ham vadisindeki yapmış olduğu bey'atı inkar ediyorsunuz. Hak bey'atını şimdi ise hak olmayan bey'ata zorluyorsunuz. Ömer Abbas'a der: Fazla konuşma, imkansız bey'at edeceksiniz. Herkesi de zorladık ve bey'at ettiler. Yalnız Hz. Ali kaldı. Abbas der: Lahavle valakuvvetün illa billehi el aliyyul azim. Halifeliği zorla Ehl-i Beytten alıyorsunuz. Sizin paktınızı kabul etmiyorum. Ehl-i Beyt'i tercih ediyorum. Allah'ın ve resulunun ve Ehl-i Beyt'in paktına şerrinizden sığınıyorum. Sağ iken ve ölürken. Çünkü Resulallah dedi: Ali halifem ve vasiyyim ve Allah'ın siratulmustakim yolundadır. Ali hakiminizdir ve resulun bilgilerine vakıftır. Ya Ömer veya Kureyşliler Allah'tan korkun ve insafa gelin islamiyette ihtilaf yaratmayın. Bize hak tanıyın. Bize zulüm yapacaklarla yardımlaşmayın. O an mescitte millet birbirine bakmaya başladı. Hz. Ali'ye seslenerek Ehl-i Beyt'in büyüyüsün. Haklısın, sadıksın ve islam oluşumunda ilksin, öncüsün derler. Bu sözlerden sonra Ömer der: Ya Ali olmaz illa bey'at edecen. Ama hüsnü niyetinle ama zorla. Hazır olan cemaatlar Hz. Ali'ye yönelik: Sen bizimsin, seni unutmayacağız. Akrabamız olarak ve islam mücahidi. Lakin Ebubekir ailenin yaşlısı diye seçtik. İş bitti, razı ol. Hz. Ali üzülerek Resulallah'ın mezarı başına gidip üzüntüsünü gidermeye çalışır. Ardından muhacir ve ensarlardan bir kitle gönlünü almak için etrafına toplanırlar ve veda haccında Hz. Muhammed'i (s.a.v.) dedikleriyle anarlar. Hz. Ali'yi tesselli etmeye uğraşırlarken derler: Ya Ali izin verirsen onlarla harp etmeye hazırız. Halifeliği teslim edemeyiz. Hz. Ali der: Olmaz, mumin muminin kardeşidir. Harp ederseniz islamiyet parçalanır. Fitneye kendiler gibi biz yer vermeyelim. Çünkü Resulallah bana güven sağladı. Ya Ali sen benden Musa'nın Harun'dan olan yakınlığı ve yeri gibisin ayrıca ben ve Resulallah aynı nurdanız. Biz Ehl-i Beyt olarak ayrılık yapamayız. Hakka duyarlılık göstermekle sulh taraftarı olmamız lazım. Buna benzer nasihattan sonra derler: Ya Ali harpten vazgeçtik lakin iznin olarak Ebubekir'le Ömer'i Osman'ı Halid bin El Velid'i ve yekun Resulallah'ı ve Ehl-i Beytini unutan ve ihmal eden zümreye Resulallah'ın Ham vadisindeki söylediği vasiyetin bir kısmını kendilerine hatırlatacağız. Neticede bir Cuma günü Ebubekir Cuma hutbesini okurken Halid bin Said ve Selmani Farisi vel Mikdad Bin Esved El Kendi ve Ammar bin Yasir ve Kays bin İbadetil Ansari ve Hazimeti bin Sabitul Ensari Ebezzeril Gaffari ismini Resulallah (Züşşehedeteyin) isimlendirmişti. (Anlamı iki hak şehadet sahibidir) Ve Ebul Heysem Malik bin Tihan El Eşheli ve Ubeyye bin Kaib bu zatlar Resulallah'ın yakınları İslamın ön safta mumin ve mücahitleri ve Ehl-i Beyt'in en yakınları bağlılıkta ve birlikte bunlar sıra ile Ebubekir'e, Ömer'e, Osman'a ve muritlerine Resulallah'ın ham vadisindeki vasiyetini bir kez daha hatırlatırlar. Sıra ile Ya Ebubekir Allah'ın ve Resul'ün vasiyetini ve paktını ve emirlerini ihlal ettin. Resulallah demedim mi? Ben Ali'den Ali benden ben kimin mevlası isem Ali de mevlasıdır. Ya Rabbim Ali'yi veli kabul edenin velisi ol. Bu sözlerin geniş şekli ve kanıtı kitabın ikinci bölümünde mevcuttur. İsimlerini saydığım zatların sözleri bitince Ebubekir minbere çıkıp der: Ey müslümanlar beni halife seçtiniz. Ben sizden iyi değilim. Ali aramızda varken. Beni af edin. O an Ömer kalkıp Ebubekir'e seslenir: Halifeliği kabul etmezsen seni öldürürüz ve Ebubekir'i elinden tutup evine götürür. Üç gün Haşimilerle görüştürmez. Dördüncü günde Meaz bin Cebel gelip ve beraberinde bin kişi savaşa hazırlıklı Ömer'le Ebubekir'i savaş etmeğe Hz. Ali ile tahrik eder. Ve Medine dışına savaş hazırlığı başlar. Beşbin kişi Ömer'in emri altında toplanırlar. Ömer ise beşbin savaşçı ile mescide gelip etrafını kuşatır. Ömer mescide geçip seslenir: Ey Muhammed'in eshapları eğer biriniz kalkıp da karşı harekette  bulunursa  ve ayıktırıcı söz söylerse o günkü gibi canını gözünden alacağız. O an yerinden Said'in oğlu Halid kalkıp der: Ya Ömer bizi tehdid ediyorsun. Korkumuz yok Ali aramızda varken lakin imamızı itaat etmemiz şarttır. Yani Hz. Ali savaşmamız için razı olmuyor. Yoksa hakkından gelebilirim. Hz. Ali Halid Said'in oğluna otur Allah senden razı olsun der. Hz. Ali Ömer'e der: Resulallah bana dedi Ya Ali gün gelecek sen mescidte otururken bir zümre mescidi basıp seni tehdit edecekler. Ben onlardan uzağım ve şefaatimden mahrumdurlar. İşte sözü yerini buldu. Bu sözü duyan Ömer Ali'yi öldürmek için hücum eder. O an Hz. Ali ayağa kalkar ve Ömer'e der: Ey Sühakın oğlu Allah'ın Resulundan ve kitaptan vasiyet sunulmasaydı seni öldürürdüm. Lakin senin bu suçunu af ediyorum. İşte bu sözü duyan Ömer garanti anladı Hz. Ali'nin savaşmayacağını, kılıç çekmeyeceğini bildi. Hz. Ali'yi ve etrafındaki muritleri zorlamayı arttırır. En son Hz. Ali ile beraberindekilerini Ebubekir'e bey'at için Selmani Farisi ve Ammar bin Yasir VelMıkdad ve Ebezzer'i zorlar.

Bu yanlış hareketi gören Hz. Ali evine kapanır. Kur'an-ı Kerim'i toparlamaya başlar. Hergün Hz. Muhammed'in mezarına da gidip Kur'an telavetini ederdi. Fakat Hz. Ali'yi Ömer rahat bırakmadı. Ebubekir'e bey'at etmesi için zorlamaya devam ederdi. Lakin Hz. Ali bu zorlamalardan huzursuz olur ve mescide geçer, mescidte bulunan muhacir ve ensarlara der: Unutmayın Resulallah'ın Ham vadisindeki söyleyişlerini harcamayın nefsinizin hükmüne uymayın. Sizlere demedim mi? Benden sonra doğacak menfaatçılara itaat etmeyin. Allah ve Resulu ve vasiyim Ali'ye itaat etmenizi emrediyorum dedi. Sizlere yüce Allahımın emirlerini ilettim. Kabul ediniz mahşer günü şefaatıma nail olasınız. Buna benzer sözlerde bulunmadım mı? Hz. Ali'ye cevapları: Evet. Yine Hz. Ali hatırlatmak için muhacir ve ensarlara şu ayeti buyurur: Hz. Muhammed (s.a.v.) peygamberdir. Nice peygamberlerden sonra varolmuş. Eğer öldü veya öldürüldü inancına kanaat getirirseniz eski cahillik devrine dönmüş olursunuz. Yine açıklama demek Resulallah gerçek ölmedi ölümümüz gibi. Çünkü Allah'ın öz nurundan ol kelimesiyle oluşmuştur. Biz ise topraktan yaratılmışız, cismimiz nefis hükmüyle bağdaşmıştır, aciz, her yardıma muhtaçtır, dakika veya saatin geleceğini idrak edemez. Onun için Hz. Muhammed'ten (s.a.v.) şefaat beklediğimize göre ölümden, yemekten, içmekten ve evlenmekten tenzih etmemiz lazımdır. Çünkü güneşte gölgesi kumda eseri olmazdı. Taşta izi kalırdı. Yüzünün nuru önünde ışık saçardı.

Hz. Ali der: Biliyorsunuz ben habibim resullulahın baş ucunda kalmamı tavsiye ettiğini ve her emrini bana devretti. Mezarda koyup, toprakla kapatana kadar meşgul oldum. Kureyşli liderler cenazeye gelmeyip fırsat kullanıp halifeliği aldılar. Lakin beni rahatsız etmeleri yanlıştır. Çünkü Resulallah (s.a.v.) dedi Ali'ye eziyet eden Fatima'ya etti. Fatima'ya eden bana etti. Bana eden Allah'a etti. Bu söyleyişin kanıtı AHZEB S. A.56 (İnnellezine yü zünellaha veresulehu lenehumullah fiddunya velehireti ve adde lehom azeben mehine) Allah ve Peygamberine eziyet edenler Allah tarafından nefretle karşılanmışlardır. Yine kanıt ZÜMER S. A.47 "Velev enne lilleziyne zalamu mefillardi cemian vemislehu maahu leftedev bihi min suil azab." Zulüm edenler Allah'ın azabına nail olunca mallarının bir misli daha olsa azabtan kurtulmaları için canları karşılığında feda ederler. Yine ElBuhari sahihinde c.4 s.94 - 99 - 156 ve c.3 s.32 yine Muslim sahihinde c.7 s.66 tesbitleri Hz. Muhammed (s.a.v.) demiş: "Suhkan suhkan limen ğayyere bağdi." Açıklaması:  Benden sonra hadislerime ve Ehl-i Beytimin hadislerine tahrif getirenlerden nefret ediyorum. Düşünelim Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Hz. Ali'ye olan sevgi bağlılığına Ehl-i Beytin yekpareleşmiş Allah'ın nuru ile bağdaşmış Kur'an-ı Kerim'in vasfına laik ve mustahak olduklarına göre Hz. Muhammed'i (s.a.v.) sorarlar Ya Resulallah bizim söyleyeceğimiz var mı? Bize emir düşebilir mi? Seninle Hz. Ali arasına cevap olarak ayet iner. ALİ İMRAN S. A. 154 "Yakulüne hellene minel emri min şeyin kul innel emru kullehu lillehi." Söylüyorlar bize emir düşebilir mi? Söyle ya Muhammed emrin hepsi Allah'a aittir. Tekrar sorarlar: Ya Resulallah kimi veli bilmemiz lazım. Yine  ayet iner MAİDE S. A.55 "İnneme veliyyeköm Allah veresulehü velleziyne emenü velleziyne yukimuna assalata veyetüne ezzekete vehöm reki un." Veliniz Allah ve Resulu ve iman edenler ve namaz rüku unda zekatını verenler. Sorarlar: Ya Resulallah kimdir bunlar? Cevabı kardeşim ve vasiyim ve halifem benden sonra Ali'dir. Anlaşıldı ayetin inişi Hz. Ali hakkındadır. Mescidte rükuu da iken parmağındaki yüzüğünü fakire verdiğinden dolayıdır.

Sunni bilgin Ettabari tarihinde ve bin Esir tarihi (Venzir aşireteke velakrebin) bölümünde yazılmış. Hz. Muhammed (s.a.v.) üç tane vasiyette bulunur. Birincisi Hz. Ali'nin halife olması, ikincisi gelecek halifeler hadisimi değiştirecek, onlardan sakının, üçüncüsü vasiyetim unutulacak. Ebubekir'le Ömer ve Osman bu vasiyetin ardından ayet kanıtı vardır, nefretle tahrif edenleri kınıyor. BAKARA S. A. 159.'daki haberi Allah'ın Resuluna inen ayet ve hadisleri ölümünden sonra gizleyenler Allah'ın nefret kelimesine laiktirler. Anlaşıldı ki şehadet kelimesi ile müslümanlığımız yeterli olmaz. İlla Hz. Muhammed'in emir ve vasiyet ve kural bağlılığına sahip olmamızla ancak kabul olunur. İşte Ehl-i Beyti zorlamak eziyet yapmak Allah nezdinden uzaklaşmak.

"İltahap Niranul Ahzen" kitabındaki tesbitine göre Ebubekir'in halife oluşundan sonra Hz. Ali altı ay Kur'an toparlamısı müddetinde mescide gidip Ebubekir'in ardında namaz kılmamış ve hiçbir cumada bulunmamış. Ehl-i Beyt'in hakkını gaspettiklerinden muritlerini bey'at etmeye zorladılar. Yalnız bey'at etmeyen Hz. Ali kalır. Ömer Ebubekir'e der: Ehl-i Beyt'ten yalnız Ali kaldı. Ne zamana kadar sabredeceğiz? Getirtelim o da bey'at etsin. Ebubekir Hz. Ali'ye bir kişi gönderir halife seni biat için istiyor, der. Hz. Ali cevabı: Yemin ettim. Üstüme bir şey giyip değiştirmeyeceğim Kur'an'ın toparlanması bitmeyince. Hz. Ali der: bitirince alıp yanına gideceğim. Bu haberi duyan Ömer Ebubekir'e der: Olmaz bir daha haber gönder mutlak gelip bey'at etmesi şarttır. Ama hüsnüniyetiyle ama zorla getirtelim. Bu haberi duyan Hz. Ali mühlet ister ve geleceğini söyler. Hz. Ali Kur'an'ın toparlanmasını bitirince alıp Hz. Muhammed'in (s.a.v.) mezarına gider. İki rekat namaz kılar salavatını getirdikten sonra Ebubekir'in yanına Kur'an'ı beraber götürür. Der: Ya Ebubekir bu Allah'ın kitabını Resulallah'ın emrettiği şekilde toparladım, alın. Ömer Hz. Ali'ye der: Bırak git. Hz. Ali der: Bu Allah'ın kitabıdır. Vasiyete göre Hz. Muhammed ve biz Ehl-i Beyt kıyamet gününe kadar birbirimizden ayrılmaz bir bütünüz. Kabul ederseniz beni aranızda hakeminiz olarak kabul ediniz. Kur'an'ın her bilincine vakıfım.

Ömer Hz. Ali'ye der: Öyleyse beraber kalın ayrılmayın. İhtiyacımız yok ne sana ne de Kur'an'a. O zaman Hz. Ali Kur'anı alıp evine döner. Evine döndükten sonra Ömer bir kitle ile Hz. Ali'nin evine baskın eder. Bakar ki Hz. Ali'nin kapısı kapalı. Ömer seslenir: Ya Ali kapıyı aç ve gel bizimle Ebubekir'e bey'at et. Seni istiyor. Hz. Ali kapıyı açmaz cevap da vermez. O zaman Ömer emreder: Odun getirin evini yakalım der ve seslenir: Ya Ali kapıyı açmazsan evini yakacağım. O an Fatima evin yakılacağını duyunca kalkıp kapıyı açar ve kapının arkasına gizlenir. Ömer Fatima'nın kapı arkasında olduğunu görünce kapıyla sıkıştırır. Hamile olduğundan dolayı çocuk düşürmesine sebep olur. Etrafındakilere emreder: Ali'yi getirin. Hemen Hz. Ali'nin üzerine çullanıp zorlamaya başlarlar. O an Fatima Hz. Ali'nin zorlamasından tedirgin olur. Ömer Künfüs adlı adamına emreder: Fatima'yı döv. Künfüs Ömer'in emrini yerine getirmek için elindeki değnekle Fatima'yı döver. Hatta kaburga kemiklerini kırar, hastalanmasına ardından ölümüne sebep olur. Ondan sonra Hz. Ali'yi zorlayarak Ebubekir'in yanına getirirler ve bey'ata zorlarlar. Fatima ise bu zulümden nefret ederek ağlar ve babasının mezarına gidip bayılıncaya kadar beddua etmeye başlar. Bu zulüm yüzünden vasiyet eder gece veya gündüz ölürsem defnedin cenazemi ve cenaze namazıma Ebubekir, Ömer ve Osman katılmasınlar. Bu hali gören ve duyan Ehl-i Beyt sevenleri Fatima'nın etrafına müteessir şekilde toplanırlar. Hz. Ali ise bu zorlamadan tedirgin olur. Lakin Hz. Ali'nin elini açmak için zorlanırlar, açamazlar. Ebubekir'in elini Hz. Ali'nin eline değdirirler ve bey'at etti derler. İşte böyle bir zulümden dolayı Allah'ı ve Resulunü nasıl razı edebilirler ve nasıl cennet adamları olabilirler? Biatın bitiminden sonra Ömer der: Ali'yi gücümüzle getiremedik, isteseydi yeri alt üst edebilirdi. Böylesini bildikten sonra nasıl böyle vicdansızlığı yaptılar. Ardlarından gidenler hüsrana uğramış kişilerdir. Velakin Hz. Ali yüce Allah'a zulümden dolayı niyazda bulunur. Ve kendilerine der: Hakkımızda nice ayetler inmiştir. Kur'an bizimdir. Biz Kur'an'ın ehliyiz. Birinci ve ikinci bölümde geniş şekilde değinilmiştir.

Ebubekir'in zulmü ve hataları

Hz. Fatima'nın babasından olan mirasa el koyar ve Fatima'yı üzer. Fatima ise mücadele edip Kur'an-ı Kerim'den hakkını ispatlamak için ayet hatırlatır. NEMİL S. A.16 "Ve verise süleymene davude." Süleyman peygamber babası Davud'a varis olur da ben babama niçin varis olmayım. Yine MERYEM S. A.5 Zekeriya peygamberin Allah'tan isteği kendisine bir oğlan varis olarak olsun. "Fehebli minledünke veliyyen yerisuni veyerisu min eli yakuba vecalhu rabbi radiyya." Zekeriya peygamber diyor Rabbim bana senden bir veli bağışla bana ve dedem Yakub'a varis olsun ve iyi intibaya sahip ettir.

Demek ki Ya Ebubekir Allah'ın yanında miras haktır. Nasıl bana dersin: Baban söyledi "Biz peygamberler miras bırakmayız"  Ebubekir Hz. Muhammed hakkında yalan söylemiş oluyor. Fatima'nın red cevabı: Sen varis olursun da ben niçin varis olmayım? Hakkımı niçin gasp ediyorsun? Burada Ebubekir cevap veremez aciz kalır. Fatima ağlar ve der: hakkımı kıyamet günü senden isterim. O an için Hz. Ali gelmiş olur. Ebubekir'e ilahi emirleri hatırlatarak ikaz eder ve öylelikle Ebubekir'den mirasın bir kısmını alabilir.

Ebubekir'le vekili Ömer'in hatası: "İltihab Niranul Ahzen" eserinden Malik bin Nuvayra bir Cum'a namazına katılmak için ve malın zekatını Resulallah'a vermek için yöresinden Medine'ye gelir. Mescide geçtiğinde bakar ki Ebubekir Resulallah'ın yerinde oturmaktadır. Malik bin Nuvayra haykırarak Ya Ebubekir Allah ve Resulu bunu mu emredip söyledi? Ham vadisindeki olan bey'atta Resulallah demedi mi? Ben kimin mevlası isem Ali mevlasıdır. Ali velim ve vasiyim ve halifem benden sonra demedi mi? Allah'ın ve resulun iradesini niçin değiştirdiniz? Sizi tanımıyorum ve zekatımı vermiyorum. Mescidi terk ederek adamlarıyla ayrılır. Hemen Ebubekir'le Ömer konuşurlar ve ardından Halid bin Velid'i bir kitle askerle gönderirler. Halid Malik'ten korktuğu için kandırana kadar siyaset kullanır. Sözlerine kanan Malik bin Nuvayra Halid'i misafir olarak kabul eder. Fırsat bekleyen Halid, Malik kılıcını bırakınca evinin bir odasıına geçerken kılıçla arkadan başını keser ve başı eline alıp Malik Bin Nuvayra ailesine tecavüzde bulunur. Malik'in başını bir kazanda pişirtip Malik'in adamlarına zorla yedirir.

Düşünelim bir islam ve bir mumin mantığına nasıl sığdırılır. İşte Ebubekir'in ve Ömer'in adaletleri bu. Halid'i cezalandırmadıklarından kendi istekleriyle tesbit edilmiş oluyor ve Malik'in adamlarına ehli redde ismini koyar. Bu zulümü ve haberi duyan Hz. Ali çok müteessir kalır ve mescide gelerek Ebubekir'le Ömer'e ikaz mahiyetinde hatalı davrandıklarını söyler. Zulümden ve hatadan arınmalarını tavsiye eder.

Bu ikazdan sonra Ömer Ebubekir'e der: Ali'yi yok etmezsek önümüze hep dikilecektir. Anlaşırlar Halid bin Velid'i çağırırlar ve kendisine derler: Ali'yi öldüreceksin. Planı anlatırlar: Yarın namazda Ali'nin duracağı safın arkasında durursun selam verilince Ali'nin boynu açıkta olur vurursun. Halid bu emri tatbik etmek için namazda Hz. Ali'nin arkasında durur ve selamı bekler. Fakat Ebubekir namazda düşünür islam birbirine düşer ve kendisini öldürürler diye güneş doğuncaya kadar selamı emretmez. Selamın yerine bu şekilde iki kere der (Halid yapmasın dediğimi). Hz. Ali ise selamın bu şekil verilişini duyunca arkasına bakar ki Halid elini kılıcına koymuş emir bekliyor. Hz. Ali Halid'e der: Ne yapacaktın? Halid: Senin başını kesecektim der. Hz. Ali ise Halid'in elini tutup sıkar. Mescidteki cemaat Halid'in elini Hz. Ali'den kurtaramazlar. Halid ağlar, bağırır ve zorlamadan altına pisler. Ancak Hz. Ali'nin amcazadesi Abbas'a başvururlar. Gelir Hz. Ali'ye ricada bulunur: Ya Ali Resulallah'ın mezarı hürmetiyle Halid'i affet. Hz. Ali ise Halid'ten sonra Ömer'e döner ve göbeğinden tutup yere serer ve burnunu sıkarak Ömer'i ağlatır ve kendisine der: Dua et söz verdim Resulallah'a kimseyi öldürmeyeceğim diye. Yoksa sizi bu anda yok ederdim. Şimdi haberi duyan Ehl-i Beyt muritleri mescide gelirler ve Hz. Ali'den savaş için izin isterler. İzin vermez, evlerine dönmelerini emreder. İmanı var olan zulümleri karşısında Hz. Ali'nin bu affını karşılaştırsın.

Bu zulümlerden dolayı Hz. Fatima vasiyette bulunur: Ben ölünce Ebubekir, Ömer ve Osman cenazemde bulunmamaları için gece de olsa defnedin. Çünkü mirasımı gasp etti ve bana zulüm etti ve amcamoğlu Ali'ye suikastte bulundular ve nice zulümlara mahal verdiler. Cenazemde bulunmalarını istemiyorum. Kanıtı ve ispatı: Elbuhari sahihinde c.3 s.36 ve Muslim sahihinde c.2 s.72 "Babülmiras metereknehu sadaka" Açıklaması: Terk edilen miras sadaka bölümünde anlatılıyor.

 

SÜNNİ BİLGİNLERDEN BAZI ASLI OLMAYAN HADİSLER

Doktor Ahmed Elveili "Şiilik Hüviyeti" adlı eserinde sünni bilginlerin deyişlerini eserlerinden tesbiti şöyle: Hoca İbrahim El Badi El Maliki "İmdatut Tahkik Fi Beşeiri Assıddik" adlı eserinde diyor: Aişe der; Resulallah bana dedi, yüce Allah güneşi beyaz bir madenden yarattı dünyadan kırk kere büyük ve güneşi çekmek için tekerlekli bir araba yaratır ve arabaya 80 kendir bağlatır. Güneşi çekmek için altmışbin tane melek görevlendirir. Kâbe'nin üzerine güneş öğle vakti varınca der: Ya rabbim nasıl olur da dünya Kâbesinin üzerinden geçeyim. Meleikeler güneşe der: seni sual ederiz, yüzündeki ismi yazılan kişinin hürmeti ile yürü. Aişe der sordum Ya Resulallah kimin ismi yazılmıştır, söyler misin? Güya Resulallah söyler Baban Ebubekir'in ismi yazılmıştır. Bu yalan hadisi düzenleyen Sünni bilgini düşünmedin mi? Ebubekir'in ismi güneşte yazılmış olsaydı putlara ibadet etmezdi. İşte sünni bilgin Allah'a ve peygamberine nasıl olur da bu iftirayı düzenliyor. Ne haram şey, yüce kudrete acizlik ve Allah'ın bilgilerine tahrif katıyor. Çünkü yüce Allah güneşin ve ayın bir nur olduğunu söylüyor. FURKAN S. A.61 "Tebareke ellezi caale fissemei bürücen ve caale fihe sirecen ve kamaran münire." Allah (c.c.) ayet ifadesinde gümüşten olmadığını nurdan olduğunu kanıtlıyor ve benzeri ayetlerde var. YASİN S. A.40 "Leşşemsü yembeği lehe en tüdrikel kamara velel leylü sebiku ennehari vekullön fi felekin yasbahün." Güneş ayı idrak edemez, gece gündüzü geçemez, hepsi Allah'ın feleğinde yani gökte kendi emriyle hareket ediyorlar. Anlaşıldı ki Sünni bilginler Ebubekir'i faziletlendirmek için aslı olmayan hadisler düzenlemişlerdir. Çünkü Ebubekir kırkyedi seneyi putperest ibadetiyle geçirdi. Ayrıca islamiyetten önce yenmesi haram olan hayvan etlerini yemiştir. Güneşin yüzünde isminin yazılması nasıl olabilir? Aslı yoktur. Şöyle bir kanıt daha hiç bir peygamber putlara tapmamıştır. Hz. Ali ise annesinin karnında iken put ibadetinden annesini men etmiştir. Bu faziletleri Ebubekir'le sahabelerin faziletleriyle bir tutamayız. Yine El Buhari "Ömer Menakib" bölümündeki eserinde ve Müslim sahihinin Ömer'e ait eserlerinde Aişe'den alınma fazilet bölümünde şöyle yazmıştır. Güya Resulallah demiş: İslamiyette hadis verici varsa ümmetimden o da Ömer'dir. Peki düşünelim; Müslim vel Buhari nasıl olur da saptırıcı hadis peygamber efendimizin dilinden iftira olarak yazarlar. Ne kadar zor olduğunu düşünmüyorlar mı? Bu yanlış hadislere inanç getirecek kişilerin veballeri kendi boyunlarında olacağını bilmiyorlar mı? Bu hadislerin Kur'an'da kanıtı yok. Yine Sünni bilgin "Misbahüzzulam" isimli eserin yazarı Abdullah oğlu Elcerduni şöyle yazmış: Cebrail Resulallah'a (s.a.v.) inip der: Oku ya Muhammed Ömer'in razı oluşu hak ve olmayışı aftır. Resulallah Cebrail'e sormuş: Bana Ömer'in faziletlerini anlatır mısın? Cebrail Resulallah'a der: Nuh'un yaşadığı kadar kalırsam seninle kerametlerini sayamam. Düşünelim; kitabımın geçmiş sayfalarında Ömer'in hataları hakkındaki tesbitlerim ve Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de hiç bir fazilet ve mucizesini isbatlayan ayet olmayınca, nereden bu faziletlere hasıl olmuştur.? Mantıken böyle vasfa ve sıfata haiz olsaydı putlara ibadet etmezdi. Ayrıca Hz. Muhammed'in islamı yayma döneminde öldürmesine kalkışmazdı. Resulallah'ın ölümü esnasında vasiyetin yazılmamasına sebep olmazdı. Peygamberin cenazesinde bulunması lazımdı.

Yine Sünni bilgin bin Cevzi El Yakuteti isimli eserinde aslı olmayan şu hadisi yazmıştır: İmam-ı Azam Ebu Hanife'den Hz. Hızır (a.s.) gelip ders alırdı. Ne kadar inanılmaz şey. Çünkü Hz. Hızır (a.s.) peygamberdi. Ona vahi inerdi. Kur'an-ı Kerim'in Elkehf süresinde Musa ile refakat hadisini düşünelim. Demek Musa'nın devrinde yaşıyordu. Ebu Hanife ise peygamber efendimizden sonra yüz yirmi dört yıl altıncı imam Caferü Sadık'ın devrinde idi. Aralarındaki tarih mesafesi ikibin yediyüz seneyi aşkın nasıl olur da İmam-ı azam Hz. Hızır'a (a.s.) ilim ve bilgi öğretsin. Ayrıca Hızır (a.s.) yüce Allah'ın peygamberidir. İmam-ı azam ise bir beşerdir. Peygamber sülbünden yani soyundan gelme değildir. Kitabın birinci bölümünde hayatına değinmiştim. Düşünelim biraz bin Cevzi'nin deyişi İmam-ı azam'ın ölümünden sonra mezarına gelip Allah'tan ihyası dileğinde bulunurdu ve ihya olup Hz. Hızır'a bilgi öğretirdi. Hz. Hızır Allahından ihya talebinde bulunması ve yüce Allah (c.c.) talebini kabul etmesi bizlere delil ve bilgi vermektedir ki  Yüce Allah varken Hz. Hızır öğretilmeye muhtaç değildir.

Yine sünni bilgin bin Cevzi "Menakib" adlı eserinde İsmailoğlu Ali der: Kıyamet günü millet sırat köprüsünden geçmek için izdiham ederler. Lakin hiç kimse geçmezmiş. İlla amel defterini onaylayan kişi geçermiş. Defterleri onaylayan ise bin Hambel'dir. Burada Bin El Cevzi Bin Hambel'i Allah'ın ve Resulu üstünde mertebeye yüceltiyor. Bu rütbe Ehl-i Beyt'e aittir. Sünni bilgin El Kanduzi "Yanbuil Muvedde" adlı eserinde Hz. Ali buyurur: Ben cennetle cehennemi birbirinden ayıranım. Düşünürsek Hz. Ali'nin bu sözü için duyarlı olmamız lazım. Çünkü Eshabul Abeden biri ve Ehl-i Beyt'in başı ve Hz. Muhammed'le Allah'ın öz nurundandır. Fakat Hanbeloğlunun ise ne mucizesi ne de kerameti vardır. Binel Cevzi yine "Menakib" adlı eserinde İsmailoğlu Ali'den alınma Allah'ın indirmiş olduğu ELHAKKA S. A.17 "Veyehmulu arşe rabbike favkahöm yevmeizin semeniyetön" Yüce Allah'ın arşını sekiz melek yüklemektedir. Bunların dördü Ebu Hanife ve Malik ve Şafii imamı ve Ahmed Hambel oğlu Sünni bilgin bu hadisin tahrifinden sorumluluğunu yüce Allah'a nasıl verecek? Kanıt: Allahu taala arşını Hz. Muhammed'ten önce yaratmıştır. Demek ki bu imamların dördü Hz. Muhammed'ten önce mi? Tövbe hatadan. Kitabımın ikinci bölümünde Hz. Muhammed'ten şöyle bir hadis; ben ve Ali nur olarak Adem'den ondört bin sene önce arşın gölgesinde yüce Allah'ı tesbih ettik. Sadık hadis budur. Hadis tahrif edenler Resulallah'ın şefaatını düşünmüyorlar. Kendi menfaatları için milleti yanlış yönetiyorlar. Tefsirlerinde aslı olmayan hadis düzenliyorlar. Çünkü Resulallah hadisinde demiş: Benden sonra her kim yanlış fetva ve hadis düzenlerse hatasını çekecektir.

Şimdi ise El Buhari'nin ve Müslim'in düzenlemelerine değineyim. Doktor Muhammed Ettiyceni Essemevi Tunus bilginlerinden Hanbeli mezhebine tabi lakin vicdanını kullanıp sünni bilginleri kınıyor. "Feselü Ehliezzikir" isimli kitabında s.119 hadis Kenzul Ammel c.7 s.24 bin asker tarihi c.4 s.97 Gazelinin ihyaulülüm kitabında c.1 s.129 alınma Resulallah Hüzeyfetü bin Yemeniyye münafıkların isimlerini belirlemiş ve gizlemesini söylemiş Hz. Muhammed (s.a.v.) dünya değiştirmesinden sonra Ömer bin Hattab halifeliği devrinde sormuş: Hüzeyfetül Yemeni'yi Resulallah benim ismimi münafıkların arasına saydı mı? Hüzeyfe'nin cevabı: Evet dedi. Her kim Ali'ye karşı dikilirse münafıktır. Yine Ömer'in Resulallah'a üstünlük ve Allah'ın emrine değişiklik, kendiliğinden namaza ek getirir. Yalnız Hz. Ali müvafık olmaz. Getirdiği bidat Ramazanın teravi namazını otuz rekat getirir. Kanıtı El Buhari sahihinde c.2 s.252 namaz adlı kitabın teravi bölümünde yine Etticeni bilgin Feselü Ehli zikir isimli kitabında "Cevheretü Enneyyire" adlı kitabın bedulfadail bölümünde c.1 s.164 Ömer hakkında şöyle yazıyor: Ömer'in zoru ve desteği ile Ebubekir Halifeliği kabul eder. Ömer peygamber efendimize karşı gelenlerin başı ve vasiyetin yazılmamasını engelleyendi. Hz. Ali'nin halife ve vasiy emrini red edendi. Ömer Resulallah'ın ölümünde millete ölmedi diyendi. Haşimileri iğfal edip Ebubekir'e bey'at etmeleri için, Ömer Ali'yi ve adamlarını mescidte tehdit edendi. Hz. Ali'nin evini yakmaya kalkışandı ve zorla bey'ata sürükleyendi. Ömer islamın tümünü Ebubekir'in beyatına zorlayandı. Ömer valilikleri kendi tayin ederdi. Vazifesini kendi düzenlerdi. Yine Mustedrek elhakem c.1 s.110 Kenzulammel c.5 s.239 ve Etabakatul kübra bin saida ait c.5 s.140 Elhatib Elbağdadi isimli kitabında şöyle ispatlar vardır: Abdurrahman Avfınoğlu demiş; Ömer Bin El Hattab halifeliği esnalarında  Hz. Muhammed'e (s.a.v.) ait olan hadisleri yenilemek amacıyla toplatmış ve yakmıştır. Hadisleri ellerinden alınan sahabeleri Medine'de tutuklu bırakır ki  yörelere gidip hadisleri duyurmasınlar. Ömer bu hususlarda en büyük hatalarından birini daha yapmış olur. Allah'ın (c.c.) Kur'an-ı Kerim'deki NAHİL S. A.4 "Venzelne ileyke ezzikra litübeyyine lilnesi meenzellahu ileyhim" Biz sana zikir indirdik, insanlara söylemen için. İşte Ömer bu zikri iptal edip Allah'a (c.c.) karşı gelmesi demektir. Bu hadisi Ebu Hanife vesile olarak ve hüccet bilerek Halifeliği sadece Kureyşlilere hak tanır. Bu yönden Osmanlı Devleti Türkleri ismini İmam-ı Azam koyarlar. Yine elbuhari sahihinde c.1 s.87 şöyle yazıyor: Ömer Kur'an'ın hükmüne karşı MAİDE S. A.6 "Vein küntöm cünüben fattaharu vein küntöm murada evala seferin evcee ahadeköm minel gaiti evlemestümü enniesi felem tecidü meen feteyyememu saiden tayyiben." Eğer cünüplü iseniz taharatınızı yapınız. Hasta veya seferde iseniz veya büyük abdest yaptıysanız veya kadınla ilişkide bulunduysanız, su bulmazsanız toprakla teyemum ediniz. Ömer buna karşı gelir, su bulmayan namaz kılmasın der. Ammar bin Yesir Ömer'e karşı gelir; Allah (c.c.) ve resulu senden bilgindir ve teyemmumunu yapıp namazını kılar. Çünkü yüce Allah'ın (c.c.) iradesi BAKARA S. A.185 "Yuride Allah bikümü elyüsre vele yüride bikümülusra" Allah (c.c.) kullarına daima kolaylığı temenni eder. Ömer yine şu ayetin inişine karşı gelir TEVBE S. A.60 "İnneme assadakatul ilfukarai velmesekin" Sadaka fukara ve miskinlere ve Allah yolunda olanlara ve Allah'ı sevenlere ve zulma uğramış olanlara ve yetimlere farzdır. Ömer buna karşı olmuş  ve Halifeliği zamanında böyle bir şeyi kabul etmemiş ve muhtaçlara der: Allah'ın islamı size muhtaç değil. Yine Ebubekir Halifeliğinde Kur'anın beyan ettiği TEVBE S. A.6 sonunda "Elmuellefeti kulubehom" yani kalpleri Allah'ın sevgisiyle dolu kişiler Hz. Muhammed (s.a.v.) devrinde hakları mahfuzdu. Resulallah'tan sonra bunlara Ebubekir mektup yazar ve Ömer"e gönderir. Ömer mektubu yırtar ve bizim halifeliği kabul ederseniz edin yoksa kılıçla ettiririm der. Bu hadisin kanıtı Ebu Hanife'nin fıkhında "Elcevharatul Neyyire" isimli kitapta  c.1 s.164'te mevcuttur.

Yine Halifeliği esnalarında evlenmeye imkanı olmayan kişi buluğ çağına erişince anlaşabildiği bayanla zorlamadan ilişki kurma serbestliğini getirir. Zinadan doğan çocukları besleme imkanı olmayanlar için çocuklarına besleme yurdu açar.

Yine Hz. M.(s.a.v.)'nin Hz. Ali'ye Ham vadisindeki bey'atta hazır olan müslümanlar Ömer'le Ebubekir halifeliği haksız aldıkları için zekat vermezler. Ebubekir ve Ömer Halid Bin Velid'i çağırıp yanına bir ordu vererek üzerilerine gönderirler. Mallarına, canlarına, namuslarına tecavüz ederler. Bu da Allah'ın ve Resulünün nefretini kazandıran şeydir.

İşte bu hataların benzeri çok. Asıl doğru yönelme Allah'ın ve Resulun emrettiği Kur'an'a bağlı olup Ehl-i Beyt'i sevmekle, helalla yetinme ve zulüm, zorlama, fitne, bölücülük ve menfaat durumunda olmamalı. Çünkü müslüman insanlarının hükmünde Allah'ın tükenmez hazineleri vardır. Sahip olsalar dünyanın idari islah hayatına sahip olurlardı. Çünkü islam kaynakları hıristiyan kaynaklarından daha üstündür. Hıristiyanlar ise peygamberlerinin ekonomik hayat şartlarını benimsediler. Öylelikle dünyada ilerlemiş oldular. Müslümanlar ise nefis tasallutuna menfaat istismarcıları yüzünden geri kaldılar. Yoksa Avrupalılar bizden üstün olamazlardı.

Osman’ın Halifelik Devri

Osman, halifeliğe milletin isteğiyle değil iki şura emri ile Ömer'in ölümünden üç gün sonra getirilir. Nur-ul Absar adlı eserin 71. sayfasında ve Hayat-ul Hayvan adlı eserin 1. kısım 62. sayfada yazılmaktadır.

Osman'ın fethettiği ülkeler İskenderiye, Sebur, Afrika, Kıbrıs Rum sahilleri, Faris, Horistan, Tabristan, Kermen, Ürdün sahilleri, Velastahar, Velesvereti yerleri.

Osman'ın hataları:

Ehl-i Beyt'i sevenleri görevlerinden azledip yerlerine Emevi uyruklu kişileri görevlendirir. Hakemliğe Kaib bin Sur'u ve Osman bin Kays bin Ebul As, Mısır emiriydi. Süt kardeşi Abdullah bin Said'i bin Ebi Serh'i muhafızı olarak tayin eder. Jurta (Emniyet) amirliğine Abdullah bin Mabed Ettemimi "Kunfüz lakaplı" getirilir. Osman ırkını seven ve Ehl-i Beyt ile sevgide bağdaşmayan kişiydi. Çünkü Ehl-i Beyt sevenlerin bir kısım mallarına el koyar ve kendi adamlarına paylaştırır. Sayısı mümkün olmayan mallara sahip olur. Eli altında Emevi uyruklu bin hizmetçi beslerdi. Bu tesbitler "Nur-ul Absar" adlı eserde sayfa 1050 Sünni bilgin Eşşiblenci yazmıştır. Aynı bahsi doğrulayan "Abkariyyetu İmam-ı Ali" adlı eserin yazarı Sünni bilgin Abbas Mahmud El Mısırlı Türk Maarif Matbaasında bastırmıştır.

Kur'an-ı Kerim'de Değiştirme ve Tahrif Olayı:

Osman Kur'anı toparlamak maksadıyla yaptığı hata ve zulüm "İstiğase" adlı kitabın 1. kısım 61. sayfasında şöyle yazılmaktadır: Osman, milletin elinde ne kadar Kur'an-ı Kerim sayfaları varsa toplatılmasını emreder. Sayfalar toplatıldıktan sonra Abdullah bin Mesud Kur'anı ister. Abdullah vermez Çünkü bin Mesud Kur'an hafızlarındandı ve Resulallah'ın sevdiği kişilerdendi. Osman, dövülmesini emreder. İki kaburga kemiğini kırarlar, hastalanır. Osman yanına gelip tedavi etme teklifinde ve fidye verme teklfinde bulunur. Yapılan zulümlerden dolayı ne kendine ne de çocuklarına kabul etmez. Osman Abdullah'tan özür diler ve affetmesini ister. Abdullah; Allah'a havale ederim hakkımı senden alsın der. Ve ölümünde Osman'ın bulunmaması ve namazını kılmaması için Ammar bin Yasir'e vasiyette bulunur. Bu konunun kanıtı bin Ebil Hadid'in eseri olan "Nehc-ul Balağati" adlı kitapta ve "İstiğase" isimli eserin 26. sayfasında mevcuttur. Ayrıca Osman, Ömer'in toparlamış olduğu suhufu kızı Hafsa'nın yanından geri vermek suretiyle ister. Alınca değiştirilecek ayet veya şahıs isimlerini kendi isteğine göre değiştirtir. Çünkü inmiş olan Kur'an ayetleri 6633. Elimizde mevcut olan Kur'an-ı Kerim'in ayetleri yalnız 6333 ayettir. Kanıtı; mantık olarak Hz. Ali'nin mucize veya ismi ve yüceliğini beyan eden ayetler ismen yoktur. Tahrif edildiğine dair müsbetlik Adem (a.s.) cennetteki hadisi oğlu Habil'in Kabil'le olan ihtilafları Hz. Nuh'un kavmi ile ve tufan olayı Hz. İbrahim ile babası Ezer'le ve düşmanı Nemrüz'le olan ateşe atma olayı Yakub'un ve Yusuf'un olayları Musa ve Yuşağ'ın kardeşi Harun'la Firavun arasında olan husümetler, Seba Melikesinin Süleyman Peygamberle olan olayı ve hayatları, İsa'nın ve Zekeriya'nın ve geçmiş peygamberlerin vasiy isimleri mevcuttur. Musa'nın babası İmran, Meryem'in babası İmran, İbrahim'in babası E'zer, Süleyman'ın babası Davud, Yakub'un babası İshak olarak ve bazı peygamberlerin babaları veya anneleri ismen zikredilmiştir. Bazı peygamberlerin de Mesala Yakub ve Zekeriya gibi çocukları da zikredilmektedir. Lakin bizim peygamber efendimize inmiş olmasına rağmen ve islamın kitabı olduğuna göre hani Resulallah'ın babasının ismi ve vasisi olan Hz. Ali'nin ismi ve Ehl-i Beyt'ten hiç bir şahıs ismi yoktur. Yine mantık olarak islamiyetten önceki bazı cabbarların isimleri Kabil, Yağus, Yauk, Celend ve benzerleri ismen yazılmıştır. Düşünelim Hz.M.(s.a.v.)'nin devrindeki düşmanların isimleri şifreli şekilde yazılmıştır. İşte şifrenin imasında Hz. M.(s.a.v.)'nin düşmanları kanıtlanmaktadır. Çünkü mubhem kelimeler anlamı gizlenmektedir. FURKAN S. A.27 "Veyevme yaaddu ezzalimu ala yedeyhi yekulu yeleyteni ettehaztu maar resulü sebile yeveyleti leyteni lem ettehizu fulenen halile lekad adallani anizzikir" Zulüm yapan kişi parmaklarını ısırıp der: Keşke Fulan'ın sözüne gitmeseydim. Fulan beni yoldan çıkardı. Dikkat edelim Allah (c.c.) korkmaz. Ne için? Zalim ve Fulan ismi açık değildir. Kimdir? Arkadaşına diyen beni yolumdan saptırdın. Yine KALEM S. A.12-13 "Menne in lilhaeyri mutedin esim" Tek sözcükle hayra mani olan adlı günahkar kişi kimdir? İşte buna benzer mubhemli isimler tahriften sonra yazılmıştır. Yine MEARİC S. A.35 "Femel illeziyne keferu kibeleka muhtiin anil yemini veani eşşimeli ızin ayatmau küllim riin minhöm en yadhula cennete ennaim kella inne halaknahum mimme yamalun" Ya Resulallah senin sağında ve solunda ve önünde oturan kişiler millete cennetlik olduklarını anlatıyorlar. Kella anlamı cennete giremezler. Günahkar amelleri ile geldiler amelleri ile cezalı gidecekler. Dikkat edelim bu mubhem şahıslar tahriften önce belliydi elbette. Çünkü Osman'ın niyeti Kur'an-ı Kerim'i tam yazma bahanesiyle toparlamış olsaydı Abdullah bin Mesud Kur'anını vermekten çekinmezdi. Dikkat edelim Hz. M.(s.a.v.)'nin mescidinde sağ ve solunda gayri müslüm oturan yoktu. Ayetin hitabı Hz. M.(s.a.v.)'nin huzurunda kafir hitabı ile otun şahıslar kimlerdir?

Osman'ın Ebezzeril Gaffari'ye yaptığı zulüm:

Sünni bilgin Kadri Kalacı "Abdullah El Ulai" mukaddemesinden alınma; Osman Hz. Resulallah'ın sevdiği kişilerden olan Ebezzer El Gaffari'yi görevinde sıkıştırır ve görevini terk ettirmek mecburiyetinde bırakır, işkenceden sonra Ebezzer El Gaffari'yi Yemen'in Rebze denilen bölgesine eşiyle beraber sürgün eder. Orada kahren ölünceye kadar kalır. Öldüğünde cenazesi meleikeler tarafından defnedilir. Yine büyük hatalarından Mervan bin Hakem'i Resulallah sürgün etmişti ve Lanetleyip dinazor oğlu dinazor kelimesini kullanmıştır. Ayrıca Ebubekir'in halifeliği esnalarında affı için teklifte bulunurlar. Ebubekir, Resulallah sürgün etti ben getirtemem der. Lakin Osman getirttikten sonra başkatibi olarak tayin eder. Bu da Allah ve Resuluna yanlış ve aykırıdır.

Osman ve Mısır Valisi Ömer Bin As'ın Zulmü

Mısırlı Abbas Muhammed'in elabkeriyet adlı eserinden. Osman halifeliği devrinde Ömer bin As şiileri yani Hz. Ali'yi seven zümreye zulmeder ve ayrım yapar. Zulmüne dayanmayan şiiler Hz. Ali'ye gelip heyet halinde şikayet ederler. Hz. Ali beraberlerinde Osman'ın yanına gider. Olan durumu bildirir, Osman ise heyetin dilinden dinler ve der: Kimi vali isterseniz onu göndereyim? Heyet Muhammed bin Ebubekir'i vali gönder der. Heyetin isteği üzerine Osman, Muhammed bin Ebubekir'i Mısır'a vali olarak tayin eder. Aynı anda arkalarından başka bir elçi ile oradaki Ömer bin El As'a yazılı emir gönderir: Muhammed bin Ebubekir'le beraberindeki heyetin başlarını kestir ve şiilere zulmet. Yolda elçiyi gizleyecek bir şey olmayınca Muhammed bin Ebubekir'le heyet çölde elçinin uzakta süratli gittiğini görürler. Muhammed bin Ebubekir etrafındakilere der: Muhakkak Osman aleyhimizde kötü bir emirle göndermiştir. Hemen atları süratli kaçan iki kişi elçinin peşine takılırlar. Teftiş neticesiyle kötü emirle gittiği tesbit edilir. Yakalayıp Muhammed bin Ebibekir'in yanına getirirler. Muhammed bin Ebibekir heyetiyle birlikte elçiyi alıp Medine'ye Hz. Ali'nin yanına gelirler. Hz. Ali heyetle beraber Osman'ın yanına giderler ve Hz. Ali Osman'a sorar: Muminlere zulmedeni ne yapmak lazım? Osman der: Öldürmek lazım. Zulmedenler zulüm edilmeli cevabını verir. O zaman Hz. Ali kendisinin imzalı emrini gösterir. O an Osman inkar eder; ben yazmadım der. Hz. Ali kendisine bu yazı senin değil mi? diye sorar. Tekrar inkar eder ve ben yazmadım der. Hz. Ali peki bu imza senin değil mi? diye sorar. Yine inkar eder ve taklit edilmiştir der. Yine Hz. Ali der: Emir ve yazı senin olmadığına göre bu mühür kimindir? Osman'ın cevabı: Mervan benden habersiz mühürlemiştir.

Yine bin Esir tarihi c.3 s.65 Osman'ın zulmundan tedirgin olan ashapları ve Medine halkı Osman'ın müstemlekelerine mektuplar gönderirler Osman'ın zulmundan ve islamiyette nifak ettiğinden şikayet ederler.

Osman'ın zulmü Aişe'nin mirasına el koyar, vermez. Aişe Osman'la sürtüşür ve Osman'ı ilk seb eden Aişe olur. Nasel'i öldürün Yahudi isimli kişinin ismi ile lakablandırır. Hakkımı yedi ve islamiyette zulüm, ayrılık ve fitne yarattı. İslamiyetin sevmemezliğini mal etti. Mısırlıların kalplerini kırdı. Ve Beni Hezil, Ve Beni Zehret'e Abdullah bin Mesud için kin bağladılar. Beni Gaffar ise Ebezzer El Gaffari'ye yapılan zulümden kin bağladılar. Beni Mahzum kabilesi ise Ammar bin Yasir'e yapılan zulümden kin bağladılar. Neticede Osman'ın yaptıklarını kitap sığmaz. İslamiyetin nefretini kazanır. Osman'ın ölümü ise Aişe tarafından gerçekleşir ki mirasına el koydu diye. Ömer'den kalan suhufu tahrif ettiğinden Resulallah'ın ve Ebubekir'in, Ömer'in kanunlarını değiştirdi diye. Fakat neticede Osman'ın yanından Muhammed bin Ebubekir çıkınca ardından (Ruman) isimli şahıs elinde hançerle tesbit edildi.

Tesbite göre mantık olarak Osman'ı üç gün evinde sıkıştırırlar. Muhafızlığını Hz. Ali, Hasan'la Hüseyin ve Ehl-i Beyt himayeleri altında olduğu halde Ruman isimli şahıs hançeriyle öldürmüştür. Osman'ın nefret kazandığı anlaşıldı ki cenazesi üç gün çöplüklerde atılmış kalır. Müslümanların mezarlığına gömülmesine izin vermezler. Lakin Muaviye Halifeliğe geldiğinde Osman'ın Yahudi mezarlığına ait olan yeri islam mezarlığına tabi eder. Çok hatalarının azını yazdım.

Aişe'nin Hatalarından Bazıları

İmam-ı Ahmet bin Hambel musnedinde c.6 s.277 ve Nisei süneninde c.2 s.148 Bu sünni bilginler tesbitlerinde günün birinde Hz. Muhammed (s.a.v.) Aişe'nin evindeyken Safiye isimli hanımı cariyesiyle Resulallah'a isteği üzerine yemek gönderir. Aişe cariyenin yemek getirdiğini görünce yemek tabağını elinden vurup Resulallah'ın huzurunda döker. Resulallah bu hareketten dolayı üzülür. Aişe'ye der: Günahını ancak aynı yemeği ve tabağı yapıp kullanırsan silersin. Anlaşıldı Aişe'nin bu hareketi saygısızlıktır.

Yine bu sünni bilginlerin tesbitlerinde Aişe der: Günün birinde Resulallah gelip yatağımda uyur gibi davrandı. Benim yattığımı sanınca kalkıp üstünü giydi ve kapıyı yavaş açıp dışarıya çıkar. Ben hemen kalkıp nereye gidiyor diye gözledim. Baktım ki Medine'nin Baki il Ğarkad denilen semte varınca orada kalkıp ellerini havaya kaldırır dua ve namaz kıldığını gördüm ve bitene kadar bekledim. Kendi eve dönmeden önce ben eve vardım ve yatağıma uzandım. Resulallah bana ya Aişe ne için beni izledin? diye sorar. Aişe, Hayır seni izlemedim, kim söyledi der. Resulallah rabbim söyledi der. İşte burada aslı olmayan bu hadisin getirdiği kanıt Aişe Hz. Muhammed'e karşı ihanet ve itimatsız davranmış oluyor. Bu da büyük suçtur. Kendisinden izin almadan gece halinde evinden nasıl çıkabilir? Yine Aişe'nin hatalarından Hz. Muhammed'in oğlu İbrahim'i ve diğer hanımlarını huzurunda seb ederdi. Resulallah'ı diğer zevcelerinden uzak tutmak için iftira ve nifak sokardı. Haklarında olmadık yalan düzenlerdi. Resulallah islam alemini Aişe'nin fitneliğinden sakındırırdı. Kanıt: "El Buhari" sahihinde c.4 s.46 Peygamber zevceleri hakkındaki bölümde.

Yine Aişe'nin hatası sünni bilgin bin Said "Tabakat" isimli eserinde c.8 s.148 Ve "Bin Kesir" tarihinde c.2 s.299 yazmışlar ki Resullulah'ın hanımı (Melikete bin tu Kaib) Aişe yanına geçer ve der: Senin babanın katili Muhammed'le ne için evlendin, utanmıyor musun? Aişe'nin sözünden Melikete bintu Kaib Resulallah'tan boşanmayı temenni eder. Arzusu üzerine boşar. Sebebi Aişe'dir.

Aişe'nin hatalarını Resulallah şöyle kanıtlıyor: Ali'yi seven beni sevdi. üzen beni üzdü. Allah ve Resulu Hz. Ali'yi sever dedi ve buna benzer vasiyet söyledikten sonra der: Hanımlarım ben dünya değiştirdikten sonra hanginiz deve üzerine binip Havab semtinden geçecek ve Havab'ın köpekleri üzerine havlayacak? Hakkında şu ayet inmiş AHZEB S. A.33 "Yenisei ennebiyyiv vakarna fiy büyutikin ne vele teberrecne teberrucil cehiliyeti" Ey Peygamber hanımları evinizde durun cehaliyet devri gibi serbest dolaşmayın. İşte düşünelim Aişe Hz. Muhammed (s.a.v.) den sonra deveye bindi ve Havab semtinden geçerken köpekleri üzerine havlar ve nice islamın kanını döktürdü ve böldü, kin ve fitne yarattı. Yine tesbitlerinden; Aişe, Ömer'den sonra sözü geçerliliğinden dolayı islamiyette hatalı ve zulüm idaresi sahibiydi. Hz. Ali'ye  karşı daima sözü geçtiği yere tahrip emirleri gönderdi. Basra valisi Zeyd bin Suhan'a Hz. Ali'ye karşı gelmesi için senin emrin geçersiz Resulallah'ın emri Ali'ye karşı gelenlerle cihad edeceğiz ve sen Allah'ın ve resulünün sevgisinden uzaksın, fitne yaratıyorsun yazılı bir mektup gönderir. Bu mektubu alan Aişe emrini geçirebileceği yerlere emirler gönderir ve beraberinde harp etmeye çağırır. Neticede Aişe'nin emri altına islamiyetin her yöresinden asker toplanır. Aişe bununla yetinmez deve şövalyesi Zübeyr'le Talha'yı yanına alır. Büyük bir kuvvetin toplandığını duyan Muaviye ve saltanatı Aişe taraftarı olup büyük bir savaşa meydan olurlar. Sebep olan ise Aişe'dir. Aişe'nin deve üzerine binişi ve Basralılarla savaşı, otuzbine yakın islamıın canına kıyışı, nice yetimler bıraktı ve nice dul kadınları perişan etti. Basralılar haklı diye Hz. Ali onlara yardım etti ve Aişe'nin zulmünden korudu.

Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.) hayatı esnalarında Aişe'den üzülür ve terkeder. Yüce Allah (c.c.) Hz. Muhammed'e Aişe'nin yanlış ve günahkar olduğundan dolayı Kur'anın AHZEB S. A. 51 'de Resulallah'ı müstesnada bırakıyor "Turci men teşeü minhunne vetüvi ileyke menteşeu" İstediğini dışlayabilirsin istediğini kabul edebilirsin. Bu ayet inince Aişe der: Rabbin seni ne kadar kolluyor. Hz Muhammed (s.a.v.) den küstüğü zaman derdi İbrahim'in rabbi ile yemin ediyorum. Yani Hz. Muhammed'in (s.a.v.) emrinden çıkışını kanıtladı. Hz. Muhammed'ten sonra islamiyette zulüm fitne ve harb ettiği ispatlanmıştır. Ayrıca Resulallah'ın haberi olmadan dilinden hadisler söyleyişi hatta "Nehculbelegeti"nin yazarı bin Ebil Hadid El Mutezili c.2 s.77 izahında belirtmiş ve yine aynı hadisi doğrulayan sünni bilgin bin Katibeyti "Elmunsif Velememeti vessiyeseh" adlı eserinde kanıtlamışlardır. Şöyle: Ummu Selme Aişe'ye hazırlığını nereye yapıyorsun? Biz kadınlar ve Resulallah'ın hanımları islamiyeti birbirine düşürmek düşmez. Çünkü kocamız Resulallah'a hepsi iman etmişlerdir. Aişe şöyle cevap vermiş: Sulh yapmaya gidiyorum der. Fakat neticede savaşı Resulallah'ın sevdiği ve itimat ettiği ve aynı nurdan olan Hz. Ali ve sevdikleriyle savaşa kalkıştı. Peki sulhu nerede kaldı? Umm-u El mumin lakabı nerede kaldı? Yine aynı konu Tabari tarihinde c.5 s.178 ve Nechul Beleğenin c.2 s.501 tesbitlerine göre Basra valisi Hanif Osman'ın oğlunu yenilgiye uğratıp beraberinde yetmiş kişi esir almış. Bu esirler hazine muhafızları idi. Aişe bunları koyun kesilir gibi emreder ve kestirir. Yine Ekrem bin Ammar'a Salim bin Amra dayalı Muslim sahihinin c.8 s.181 de hadis şöyle: Resulallah günün birinde Aişe'nin evinden çıkarken küfürün başı bu evden çıkacak ve şeytanın boynuzu yine bu evden çıkacak diyordu. Aynı hadisi Elbuhari sahihinde c.4 s.46 doğruluyor ve Resulallah günün birinde Aişe'nin evine gider ve fitnenin evi burası fitne buradan çıkacak diyerek üç defa tekrarlar. Hadis Buhari'nin sahihinde mevcut peygamber zevcelerini zikir eden sahihindeki Babul Kerihe bölümünde aslı olmayan ve Allah'tan korkmayarak Resulallah'ı lekelemek maksadıyla sahabelerin seviyesine düşürmek için şu düzme hadisleri yazmıştır Resulallah taş taşırken düğmelerini çözüp milletin arasında açık dolaşırdı. İmkansız Ehlisünne ne kadar günah şeylere meyil vermiştir. Yine El Buhari'ye ait düzme hadis "Babu ennikah" ve "Babu elkıyam elmerete ala errecül" adlı bölümünde ve keza "Babu ennaki" yani şarab bölümünde güya Resulallah zevcesi Ummu Usseyd'in elinden şarap alır ve içer. Peki Ehlisünne bunu ispatladıklarına göre niçin içki kısmını haram kıldılar. Fakat biz Alevi yani Ehl-i Beyt başı olan Hz. Ali'nin ismi ile canımız ve malımız feda olarak kabul etmeyiz. Resulallah ne sarhoş olduğunu ne de içtiğini ne de çıplak dolaştığını. Çok hatalı ve düzmedir bunlar.

Muaviye'nin düzme hadisleri ve getirdikleri değişiklikler:

Muaviye'nin amacı Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Hz. Ali'ye olan yücelik beyanını değiştirmek ve yanından aslı olmayan faziletleri yazıp kendi sevdiklerini yüceltmek maksadıyla düzenlenmiş. Fakat Allah (c.c.) ve Resulunun yanında yeri yok. Neye yarar yüceltmesi? Elbuhari sahihinde c.1 s.46 "Babul huruc" ve c.4 s.96, c.8 s.161'de şöle yazmaktadır: Şeytan Resulallah'tan korkmazdı lakin Ömer'den korkardı. Muaviye, mümin olsaydı islamiyette nifak yaratmazdı ve kırk bin müslümanın kanına Sıffin harbinde girmezdi. Ehl-i Beyt'in hakkını gasp etmezdi ve Hz. Ali'yi binbir ay mimberlerde açıkça seb etmezdi. Hz. Hasan'ı zehirletmezdi ve Ehl-i Beyt'i sevenlerin tümüne olmadık zulmü yapmazdı. Bu hadisin anlamı Ömer'i burada Resulallah'tan daha üstün tutuyor, maksatlı yüceltiyor. Aynı hadis devamında Resulallah diyormuş; Cebrail gecikti, acaba Ömer bin Hattab'a mı indi? Hadis tahrifinde Muaviye yazarları acaba cehennemde ne şekilde cezalanacaklardır. Ancak onu Allah bilir. Yine Muaviye namaz duası olarak ementü billehi ve meleiketihi ve kütübihinin üzerine ek hayrihi ve şerrihi minallah ekledi. Açıklama: Muaviye'nin amacı Hayır ve şer Allah'tan duaya ek koyması Hz. Ali ve Ehl-i Beyt'e yaptığı zulma üstlenmemek için yani Ali ve Ehl-i Beyt günah işledi, Allah'ta cezalandırdı diye kendini temizlemek istedi. Yalnız Muaviye bütün konularda hatalıdır. Ehl-i Beyt Allah tarafından masum kişiler ve mutahhar ve Allah'ın öz nurundan müteselsil olduklarını düşünmedi. İnsanlar alemine rahmet olduklarını El Hatib El Bağdadi tesbitinde "Eshab-ul Hadis" adlı eserinde s.91 Muaviye mimbere çıkar emrivaki olarak kavmine der: Sakının, Resulallah'tan hadis zikretmeyin ve yazmayın. Ömer, Ebubekir ve Osman da aynı emri söylemişlerdi. Netice Muaviye Ehl-i Beyt'i kötülemek için hayır ve şer kelimesini koymuş oldu. Muaviye Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim'den bilgi edinmiş olsaydı, İslam dinini gerçekleriyle kabul etseydi Allah-u Taala'nın müteaddit ayetlerinde kullarına hayrı temenni ettiğini ve kullarını hayır yapmaya teşvik ettiğini hayır Allah'tan şer ise nefsimizin tasallutundan olduğunu bildiği halde Muaviye nefsinin emrine uyum sağladığından dolayı Allah'ın ve Ehl-i Beyt nefretine nail olmuştur.

Muaviye'nin oğlu Yezid Hz. Hüseyin'i yetmiş Ehl-i Beyt genciyle nice müslümanların kanını akıtıp şehid etti. Nice kadınları dul ve çocukları yetim bıraktı. Ehl-i Beyt kadınlarını Kerbela'dan Şam'a develer üzerine çıplak bindirtti. Ehl-i Beyt'in zikrini yasakladı. Amacı tanıtımlarını unutturmak için. İşte bu üçüncü bölümde Ebubekir, Ömer, Osman, Muaviye, Yezid, Halid bin Velid ve Ömer bin As, Mısır valiliği esnalarında ve Sıffin harbinde ve Şura hakemliğinde olan pakt Allah'ın resulunu ve Ehl-i Beyt'ini öldürtmek, haklarını çiğnemek, kitaplarını yakmak, sevenlerine zulmetmek, aleyhlerinde aslı olmayan hadis düzenlemek, kendileri tarafından çok hatalı ve yanlış durumdur.

Ayrıca Ehl-i Beyt devrinde cenaze namazı beş rekat idi. Hz. Ali Abdullah bin Seba ve kardeşlerini yaktığında onbir kişi idiler. Cenaze namazını ellibeş rekat kıldı. Paylaşma neticesinde her birisine beş rekat düşer. Muaviye oğlu Yezid'e vasiyette bulunur. Bana Ehl-i Beytin namazı kılınmasın. İşte Muaviye'den mütevellit cenaze namazı dört rekat olarak kılınmaktadır.

Muaviye'den kalma ölen bir daha doğmaz. Amacı Ehl-i Beyt'i ve Kur'anı tekzip etmek için. Çünkü Resulallah buyurmuştu. Defalarca kitabımın ikinci bölümünde değinmiştim. Hz. Muhammed (s.a.v.) Demiş; Her kim Nuh'a, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya bakmak istiyorsa Ali'ye baksın. Amacı bu hadisi, ben ve Ali tek nur olarak Adem sülbünden peygamberlerin sülbüne intikal ederek Abdulmuttalib sülbüne kadar ikiye ayrıldık. Ben Abdullah'ın Ali ise Abdulmenaf'ın sülbüne geçti. Ayrıca Resulallah'ın deyimini oniki imam torunlarını tekzip etmek için ölen bir daha doğmaz inancını yazmıştır. Şimdi mantık olarak düşünelim Muaviye'nin bu inancına sahip olan mezheplerin beşi Vahabi mezhebi dahil islam alemi yekün Allah adil ve munsif ve kimseye zulmetmez inancına sahibtir.

 

ÖLEN DOĞAR

Allah C.C. adil olduğuna dair Allah var inancına sahip her ruhlu kişi inanır. Fakat İmam-ı Hanefi fetvası ile Muaviye'nin Ehl-i Beyt'e karşı düzenlediği zulmün sorumluluğundan kaçınmak için Allah'ın ve Ehl-i Beyt'in fetva ve inançlarına saptırma düşünerek ölen doğmaz konusunu ileri sürmüştür. Allah kadirdir, yeni ruh yaratmaya ve ölen ruhları, ruhlar kuyusunda kıyamet gününe kadar haşir olur diye en son kıyamet zamanına kadar kıyamet denilen saat ve günde yüce Allah ruhları ihya edip hesaba tabi tutacaktır. İşte buna benzer batıl inançlardır. Şimdilik Ehl-i Beyt ve Kur'an ayetleri hükmüne göre ve mantık hüccetine yer verelim, Allah C.C. KEHİF S. A.49 yüce adaletini tanıtıyor: “Vela yazlimu rabbaka ahada” Allah C.C. hiç bir nefsi zulmetmez. Hakkını da gasp etmez. Ayrıca hayır yapana bire on yazar. Her kiminiz hayır yaparsa her bir hayrına on yazar ve her hayır için on günah siler. Bu ilahi adalettir. Kanıtı: BAKARA S. A.185 Allah C.C. daima hayrı kullarına temenni eder ve her hareketlerinde hüsnü niyeti ile başarılı olmalarını temenni eder. Kanıt: ENFEL S. A.53 İşte Allah'ın adaleti bu dünyada cezalandırma usulünü açıklıyor. Hiçbir kavmin veya beldenin ve şahsın nimetini değiştirmez illa kendiler nimetin vericisi Allah zatına karşı günah ve muhalefette bulunurlarsa, o zaman nimetlerini değiştirir. Neticede görüyoruz nice kişiler bu dünyada fakirlikten zenginliğe ve nice zenginler fakirliğe dönüşüyor. Ve nice hastalar şifaya nail oluyor ve nice sıhhatli kişiler hastalığa yakalanıyor. Ve nice beldeler dağlar dibinde binlerce sene dağdan üzerilerine çığ veya çamur veya taş düşmemiştir. Nice ağır seller görmüş ve zelzeleden etkilenmemiş ta ki o kavim cezaya mustahak olunca cezalanıyor. Nitekim dünyada görülen zelzeleden, selden, dağ kaymasından, kasırgadan, kuraklıktan etkilenmelerinin hepsi nefis tasallutundandır. Kanıt: SAFFAT S.A.39 Hiçbir cezaya çarptırılmıyorsunuz illa müstahaklığınızdandır. Kanıt: Herhangi beldeyi yok edip cezalandırmadık illa müstahak olduklarından dolayıdır. İslah olan beldeyi hiç cezalandırmayız. Örneğin Nuh kavmini tufanla, Hud kavmini kasırgayla, Salih kavmini çağrı ile taşa dönüştürdük. Lut kavminin yerlerini alt üst ettik, üzerilerine ceza taşı yağdırdık. Firavun'la kavmini denizde batırdık. Ve buna benzer dünyada çok cezalar olmuştur. Düşünelim, eğer bu dünyada nefsin kazandığı günahlarla cezalanmayacak olsaydık neden kaza türleri oluyor? Neden işkenceli hastalıklar oluyor? Neden açlık sefillik oluyor? Neden bu dünyada doğan insan muhtelif doğuyor? Düşünelim Allah'ın adaletiyle ölen doğar inancına inanalım. Çünkü hesaplar kıyamet gününe saklanır olsa ruh tek kere dünyaya gelir inancına göre olsa Allah'ı gayri adil saymış oluruz. Kanıt: Doğumla ilgili muhtelif doğumlar, kimi çölde açlık bölgede, kimi dağ başında mahrumiyet bölgede, kimi cennet misilli yerde, kimi siyah, kimi beyaz, kimi zenci, kimi fakirin yanında, kimi zenginin yanında, kimi iyi suratlı, kimi kötü suratlı, kimi sakat, kimi sağlam, kimi zekalı, kimi geri zekalı, kimi iyi çevrede doğuyor, iyi çevreden faydalanıyor, kimi kötü çevrede doğuyor, kötü çevreden etkileniyor. Kimi fahişenin, hırsızın, putperestin, caninin, gaspçının yanında doğuyor. Düşünelim; günahkar olmayalım. Allah'ı zalimlikle itham etmeyelim. İşte Ehl-i Beyt fetvasına ve inançlarına göre bu tür doğumlar hepsi ruhun hayır veya şer kazancına tabidir. Bu dünyada yapmış olduğu hayra veya şerre göre ikinci kez doğmunu nasip eder. Kanıt: VAKİA S. A.58-59-60-61-62 (efere eytöm metümnün) (entöm Tahlakunahu em nahnul balikun) sizden rahime düşen meni zerresini insan olarak sizmi yaratıyorsunuz yoksa bizmi. Tabi ki; Allahtır. ayetin devamı (nahnu kaderne beynekümül mevte ve nahnu bimesbukin) biz sizi insan olarak yarattık. Bizden önce yaratıcı yoktur ve ölümü biz takdir ettik. Daha önce takdir eden yoktur. (Ale en nübeddile emseleköm ve nünşi eköm fimele talemun) ölümünüzden sonra sizin ruhunuzu tekrar bilmediyiniz, benzerinizle olan başka cisme nakil ederiz. ayetin devamı (velekad alimtöm enneş etel uvla felev tezzekkerun) daha önceki doğumunuzda yaptığınızı bilseniz tekrarına dönemessiniz.

Yunus S.A. 4 (İnnehu yeb. de. ul halka sümme yuiduhu liyeczil lezine emenu ve amilus salihatı) Allah c.c. insanların doğumunu başlatan ve ölümden sonra tekrar iade eden, ki;  insanların ilk yaptıkları iyi amellerin tekrarına dönüp veya dönmiyeceğini, ve daha iyi amele sahip olup veya olmiyacağını, kanıtlamak içindir. evet bilincinden hiç bir şey kaçmaz lakin iradesinde ruhu ve nefsi müstesnada bırakmıştır. BAKARA S.A. 55 (veiz kultöm ya Musa len nümine leke hatta narallaha cahratan fe. ehazet kömu assaikata ve entöm tanzirun) ayette dikkat edilecek sözcükler ve hatırlatma şöyle. Hz. Muhammed'in kavmindeki ruh naklinden, hazır olan yahudukilten, müslümanlığa cebren. Müslüman olup geçmişlerini kollayanlar için, geçmiş sözcük (veiz kültöm ya Musa) zamanında söylediniz ya Musa sana iman etmiyeceğiz illa Allahını resmen görürsek. Dikkat ruh ölmez lakin nakli cisimden cisme. olmaz olsaydı, iki bin küsür sene sonra Kur'anın Hitabı Hazır Yahudilere ne için olsun.? İşte geçmiş zamanın ruhları Hz. MSV din devrinde olmasaydı, Yüce Allahın bu hatırlatması yanlış olurdu. Fakat Allahın cc. yanlışı olamaz. İnancımız cisim yıpranır ölür, ruh ise ölmez. Çünkü mümin Ruh nur aleminden müteselsildir. Cisimin aslı topraktan, ölünce aslına dönüşür. Ruh ise Nurdan, nur kevni ölmez, lakin ruh başka cisme nakli ile yeni bir hayata başlamış olur. Yine ayni ayette hatırlatması (fe ehazet kümüs saikatu) siz Allahı resmen gördüyünüzde bayıldınız İşte isteklerinin kanıtı bayıldınız sözcüğünde ruhlarının Musa devrinde olduklarının Anısını hatırlatmasıdır. Yine ölümlerinden sonra tekrar dirilmesinin kanıtı,

Bakara S.A. 56'da (Sümme be asneköm min badi mevtiköm) Yüce Allahın kanıtlı hatırlatması sizi ölümünüzden sonra tekrar başka cisme ruhlarınızı nakil edip dünyaya gönderdim. Dikkat. Yüce Allah ayette sizi ölümden sonra diriltim dememiş olsaydı, nakil ile kanıtlanmazdı, fakat nakil kanıtını ayetin (sümme be asneköm) sözcüğü sizin ruhunuzu ölümünden sonra tekrar dünyaya gönderdim. Yani yarattım anlamındadır. (Baasneköm)  sözcüyü, (nabeseköm) olsaydı kıyamet gününü kanıtlardı. Yine ölümden sonra ruhun başka cisme nakil ispatı BAKARA 28'de (Keyfe tekfürüna fil ardi vekün töm emveten fe ehyeköm sümme yümitüköm sümme yühyiköm sümme ileyhi türca un) Yüce Allahın müslüman alemine hatırlatması iradesinin her şeye (kün) anlamı ol emrile oluşturur. Kanıtını belirlemektedir, nasıl Allahı inkar edip küfür ediyorsunuz sizi hareketsiz ölü bir meniden sıfatlandırıp insan olarak dünyada Ecelli olarak yarattı sonra tekrar sizi öldürttü ve tekrar sizi dirilti. sonra kendisine döneceksiniz.) İşte bu ayetteki ölüm ve dirilme aynı cisme deyildir. İlla eskimiş cisimden yeni cisme nakildir. Kanıtı NİSA S.A. 56 (Külleme nadacad culudohom beddelnehom culuden ğayruhe) kafirlerin cild ve kalıpları ihtiyar olup yıpranınca yeni cisme ruhları nakil edilerek cehennemde cezaları sürmektedir. İşte bu gibi ayetlerin delilliyinde Yüce Allah Adaletini kanıtlamaktadır. Allahın ayetlerine karşı inanç, muaviyeden kalma ölen bir daha doğmaz inancındadır.

 

İYİ RUHLARIN VASFI

Dünyada iyi ruh müminlerin ruhudur. Tanıtımı,  imanla dürüst ve iyi ahlakla, eline, diline, beline,  gözüne, kulağının duyuşuna, dikkat edenlerin ruhları iyidir. İmamu Sadık kanıtılamasında Ğani müminin malının nafakasını Allah sevgisiyle mustahklarına verir. Haram ve fitne ile ihanetten uzaklaşır. Allahın ibadetini unutmaz iyi olanlara dostluğunu sürdürür. Kötülerden uzaklaşır daima Allahı razı edecek hususlara meyil eder. Çünkü müminin ruhunu yüce Allah daima örnek mahiyetinde yaratır ki; Adaletinin kanıtlığını ispatlamak için. Dikkat edilecek hususlar, her cins milletin iyisi ve kötüsü vardır. İyi ruh hangi millette olursa olsun, daima haktan taraf iyi ve adil çözümcü olur. Fuhuş ve haramın tümünden uzaklaşır. Yüce Allah iyi ruhu kesin bozmaz. Yalınız suçlarıyla bu dünyada süründürür ki; günahlarını af ettirmek için. Yüce Allah'ın Adaleti müminden taraf oluduğundan Kur'anı Kerim’de 400 ayetle müminlere hitab etmesinin anlamı, kafirlerin hatalı davrandıklarının kanıtını ispatlamak içindir. Çünkü müminler Allah'ın velileridir. Yer yüzünde imanın rehberleridir, helal ile yetinmenin tanıtımcılarıdır. Yüce Allah müminin ruhunu örnek mahiyetinde adaletinin kanıtlayıcısı olarak, kafirlere hüccet göstermesi için gözde sıfır bilinen milletin yöresinde yaratır. Yaratmasındaki amaç adaletini ispatlamak için şöyle, kafirlerin ruhları hesap günü yüce Allah karşısında yararlarına göre hesap verdikleri zaman yüce Allah kendilerine hatalarını hatırlaması için aralarında yaratmış olduğu iyi davranışlı mümin ruhun örnekliğini hatırlatmakla Alah cc. Hücceti kafirlere ispatlamış olur.

Yine örnek ne tür millet olursa olsun iyi ruhlar bir altın gibi kıymetini tanıtır. Demir gibi mıknatıs görünce hareketlenerek demir asıllı mıknatısa yapışır. Yani Ehli İman mümin ruhlar hakkı görünce benimsiyerek meylini gösterir.  Kötü ruhlar ise, dünyada daima haksız davranışlı kötülüğün benzerliğiyle tanınmaktadır.

Şimdilik konu ölen doğar kanıtına dönüyoruz, ölen doğar inanç ve kanısına kanaat etmez isek,   Allahı zalim  tanımış oluruz, göstermiş olduğum ayet ve mantık müsbetliğine göre dikkatli düşünelim. Allahın Adaletini mantıklı eleştirelim. İmamu Hanefi fıkhındaki muaviye inancıyla bağdaşan yanlış inanca kanmayalım  yüce Allahı zalim tanımış oluruz. Tövbe,  Allah kadirdir, yeni ruh yaratmaya lakin ölen ruhu tekrar bu dünyaya iade edemez inancında sabit. olursak yüce Allahın adaletini ihlal etmiş oluruz. Örneğin. Ölen doğmaz inanc sahiplerine göre dünyaya ruhu yeni ve gelişi yeni bebeklerin Ana rahminde iken muhtelif sihatlarla yani kimi sakat kimi sağlam kiminde fazlalık var. Kiminde eksiklik. Bu nedenler Ehli beyt inançlarına göre öbür dünyada amellerinin mustahaklığıyla oluyor. Yine bebeyin doğumu ile ilgili mantık eleştiri. ruhu yeni ve dünyaya gelişi yeniyse, ne için kimi zenginin yanında iyi çevrede doğuyor, kimide fakirin yanında iyi olmayan çevrede doğuyor. Yine bebeyin ruhu dünyaya günahsız ve yeni geldiğine göre niçin sağlam doğumdan sonra müzmin hastalığa yakalanıyor ve ölüyor. sakat doğanlarda aynı. düşünelim işkence ile ölen bebek cennete gidecekse ne için işkenceyle ölsün, yinede düşünelim cennete gitmesi için ayağa kalkıp amel yapması lazımdır. İnancımız Allah Adildir lakin böyle doğum ve yaşamda eşitlik yoktur. Yine düşünerek inanalım Allah hiç bir ruh ve nefse zulum etmez. Zalimin, ğaddarın, ğaspçının, hırsızın, fahış ve fahişenin, Allah’ı inkar etmiş, put ibadeti ile yetinenin, küfürbazın, gözü şunun veya bunun malında namusunda olanın yanında günahsız doğan ruhlar haktan uzaklaşmaya haram ve ğayri meşru ile yetinmeye günahkar olmasına Allah sebep olmuş olur. Böyle inanç yanlıştır hakkın adaletinde yeri yoktur böylesi kişilerin yanında doğan ruhlar önceki doğumlarından yapmış oldukları amellere göredir. Yüce Allaha inancımızı kanıtlamak ancak ölen doğar ve başına gelen doğumdan sonra işkenceler öbür yaşamlarından kazanmış olduğu iyi veya kötü amellere göre takdir ediyor. İnancına kanaat etmemiz lazımdır kanıt Saffat S.A. 39 (Vema tüczene illa meküntöm tamelun) başınıza ne gelirse amelinizdendir.) Yine kanıt (Nisa S.A. 40 İnnallah leyüzlimu, miskale zerretin) zerre kadar kimseye zulüm etmez) işte düşünelim bebeğin başına ne geliyor ise öbür dünyadaki amellerindendir. Yine mantıklı düşünelim dünyaya gelen bebeklerin yaş haddi bir deyildir. Elbet sebebi vardır. Oda öbür dünyadan yaş bakiyesine bağlıdır. mantık bazı bebekler bir hafta yaşayıp ölüyor. ne için yarattı ve ne için öldürttü elbette sebebi vardır. sebeb ise öbür dünyadaki Amellerine bağlıdır.

 NAHİL S.A. 111 (Vetüveffe küllü nefsin meamilet vehom leyuzlamun Her nefis mustahallığıyla karşılaşarak zulma uğratılmadan sicilindeki amellere göre yüce Allah ikinci kez doğu-munu takdir eder. Örneğin mantıklı kanıt

Dağ başında doğan insanla sahilde doğan insanın yaşamı bir değildir. Afrikanın yanar çölünde ve batının mumbit yaylalarında doğanların yaşamları bir değildir. Zenginle fakirin yaşamları bir değildir. Siyahla beyaz insan,  zekalı ve geri zekalı insanlar bir değildir. ve buna benzer örnekler çoktur. yanlış anlamıyalım, Allahı suçlamıyalım. Biz insanlar olarak yaşadığımız saatte başımıza ne geleceğini bilemeyiz. ona göre dünyada yaşamları. Allahın takdiri ile nefisleri  mustahaklığına göre ceza veya mukafatlandırır. Yine kanıt SAFFAT S.A. 39 (Vemetüczevne illa meküntöm tamalün) her hanği yaşamınızda müsibete uğramanız ve doğumda muhtelif doğumlarla yani iyi yöre veya kötü yöre sağlam ve sakat  gibi yaşamla karşılaşmanız hepsi nefsinizin mustehaklığındandır. Allah C.C. hata ve yanlış ve cezaya çarptırılan nefislere hitabı; biliyorsunuz ilk doğup büğüdüğünüz şekli hatırlayabilirseniz. Demek ki insanlar ilk doğumunda sicilinde ne gibi ameli varsa ikinci kez doğar. Kanıt: CESİYE S. A.15 İşte başınıza her ne gelirse doğum dahil ölünceye kadar, biliniz nefsinizin ve elinizin tasallutundandır. Düşünelim yeni doğan bir insan eğer ruh dünyaya yeni geliyorsa suçu nedir ki cezalı geliyor. İşte yanılmayalım, obür dünyadaki yaşamının günah kazancındandır. Kanıt: YUNUS S. Allah C.C. denize batırmadan önce Musa lisanıyla Firavun'a hitab ediyor: Şimdi bana karşı geldin, nasıl önceki yaşamlarında asi olduğun gibi fesatla yetinmiştin. Düşünelim Allah'ı suçlamayalım, ölen doğar kanıtı ELCESİYE S. A.5 Biz sizi ana rahminde cenin iken sizi bebek yaratıyoruz. Yaş kemaline varınca kiminiz ölür, kiminiz kötü sıfata döner. Anlamı kötü sıfat cehennemin hayvani sıfatına dönüştüğü kanıtlanmaktadır. Anlaşıldı ki günahlara karşı doğumlar ve cezalar Allah tarafından nefislerin müstahaklığıyla insanlara uygulanıyor. Çünkü ESRA S. A.85 Resuluna diyor: Bu ayette yüce Allah'ın ifade buyuruşu Ya Muhammed sana ruh hakkında sorduklarında de ki; ben birşey bilmem. Bilincine Allah vakıftır. Bu ayetin ikinci anlamı İmam Cafer-u Sadık'a dayalı çünkü Ehl-i zikirdendir beyanı ruh görülmez ve ne gibi amele sahip bilinmez ve başına gelen hayır veya şerri nereden kazandı bilemez. Ne gibi cezaya çarptırılacak ve ne gibi yerde ikramlı olacak yüce Allah'ın ilmindedir. Yine İmam-ı sadık tefsirinde ayetin delil beyanlarına göre mantıkça düşünelim Allah'ı suçlamıyalım. Çünkü Ehli sünne mezheplerin fetvalarında yüce Allah (c.c.) ruhları kıyamet gününe kadar toparlıyor. Örnek ayetler müsbetliğine göre olan kaza ölümü. boğulma ölümü, yanarak ölen, bitkisel hayat geçirip ölen nasıl olur da bu ölümler olsun sünnilerin inançlarına göre ölen doğmaz. Bu inanc kendilerine mahsustur. Çünkü Ehl-i Beyt'in inançlarına ve fetvalarına tekzip ve ters düşer. Yüce Allah (c.c.) ruhun ve nefsin yaptığı amele göre iyiyse ikinci doğumunu bu dünyada ettirir. ŞURA S. A.30 Siz herhangi bir musibete uğradığınız zaman bilin ki iradenizin ve nefsinizin tasallutundan. Allah (c.c.) zalim, kinci, ayrımcı değil, yalnız cezayı ve ikramı kendi takdiri ile musallat eder. Nefsin mustahaklığına göre böylelikle Allah (c.c.) ruhun ve nefsin ne gibi iyi veya kötü amellere sahip olursa doğumlarını ona göre ayarlar, iyinin iyi yerde, kötünün kötü yerde doğumunu sağlar. Kanıtımız; inanç ve müsbet Hz. Muhammed'in nuru bütün peygamberlerin alınlarından silsile ile teşrif ettiğine göre Hz. Muhammed (s.a.v.) günün birinde Hz. Fatima'ya der "Hoş geldin babasının annesi Açıklaması "Ben İsa idim sen Meryem, şimdi ise ben Muhammedim sen Fatimasın. Bize örnek ve talim olsun ölen doğar kanıtıdır. TAHA S. A.55 Sizi bu topraktan yarattım ve bu toprağa iade ediyorum ve tekrar sizi topraktan iade ediyorum. Kanıtı HAC S. A.7 Yüce Allah mezara inenlerin ruhlarını tekrar diriltir. kanıt; müslüman kişiye "Sen ne zamandan beri müslümansın?" diye sorulduğunda "Kalubela'dan beri" diye cevabını verir. Kalubela hadisi ilk zervilazıllada oldu. Şimdiki insanlar ölen tekrar doğar inancına sahip değilse kalubeladan beri müslüman olduklarını ispatlayamaz. Yine yüce Allah'ın adli her ruhu ve nefsi imtihana tabi tutar. Dünyanın her yanını görür. Babayı oğulun yanında yaratır ki  ileri doğumlarda babalık vazifesini yapıp yapmadığını ispatlamak için. Çünkü bazı babalar evlatlarının hakkını veremiyor, zulüm ediyor, kimine mal verir kimine vermez. Bu bilgiler İmamu Ussadık'tan alınmıştır. İmamu Ussadık Ehli zikirden ve ilahi secereye mensup, gelecek ilme de vakıftı. HACAR S. A.3 Hiç bir şehir veya belde imhaya veya cezaya nail ettirmedik. İlla kendileri islah olmadıklarından ve Allah'ın emir ve kurallarını çiğnedikten sonra cezalandırdık. Çığ düşmesi, sel felaketi, yer kayması, zelzele veya depremle yerle bir etmesi hep bunlar günahlardan dolayı musibetlerdir. ALİ İMRAN S. A.165 Başınıza herhangi bir hal veya musibet geldiğinde nereden geldi dersiniz. Nefsinizin tasallutundan geldi, Allah (c.c.) herşeye kadir ve muktedirdir. Bu dünyada olan olaylar nefsin kazancından ileri gelmektedir, kıyamet gününe saklanmıyor. RAİD S. A.38 Allah (c.c.) verdiği cezaları eğer o kavim hayır ve hasenet yapmışsa siler. Ama silinmeyecek günahların cezalarını çekerler.

Yine ANKEBUT S. A.40 Yüce Allah hadisinde Hz. Muhammed'ten (s.a.v.) önce gelen kafir kavimlerin bazılarını günahlarıyla yok ettim diyor. Bazılarına kasırga gönderdim,  üzerlerine bir çağrı ile hilak ettim, yerlerini alt üst ettim, bir kısmını batırdım, hepsini de günahlarıyla ayrı ayrı cezalandırdım. Bu ayet mucibince cezalandırılan kavimleri daha önce zikretmiştim.  İşte düşünelim yüce Allah'ın adli her nefsi mutlak ameliyle cezalandırmıştır ve cezalandırır. Anlaşıldı yine nefisler amelleriyle cezalanırmış kıyamet gününe ceza saklama olayı yok. Kanıtımız ise Ehl-i Beyt kesin hata işlemezler, imhaya, cezaya uğrayan kavimler hep Allah'ın ve peygamberlerin ve Ehl-i Beyt'in aleyhinde bulunan ve inanç getirmeyen kişilerdir. Çünkü zalimin başını yüce Allah daima ezmiştir. Şöyle bir örnek: Irak İran'la savaştığında Kuveyt'le Suudi Arabistan ve diğer müslüman emirlikler Irak'la beraberleşir. Amaçları İran Şii devlettir, yok etmektir. Halbuki düşünselerdi Allah'ın ve resulun ve Kur'anın emri mumin muminin kardeşidir. Sulhla aralarını bulsalardı daha iyi olacaktı. Bu günahtan cezalanan Irak ve yardımlaşan devlet ve emirlikler işte göz önünde Irak Kuveyt'e saldırdı, kendisiyle yardımlaşan sünni emirlikleri yiyecekti. Yani zalimleri birbirlerine düşürdü, haklıyı şerlerinden korudu. Göz önünde olan durumdur. Fakat Allah (c.c.) zalimin zulmunu kendisine iade etmek için batılı devletler zulmuna musallat oldular. Böylelikle araplar batılı ülkelerin sömürgesi oldu.

Bu da yanlış hareketlerinden dolayı yoksa biz islam alemi Hz. Muhammed (s.a.v.) Hz. Ali ve ehli beyt kurallarına vasiyetlerine Kur'anın şeriatına uyum sağlasaydık aramızda bu kadar bölünme ve gerilik olmazdı. Çünkü yüce Allah'ın (c.c.) lütfu ve rahmeti müslüman alemini yerin hazinelerine hakim ettirdi. Maalesef dünyanın en geri kalan milletidir. Ne için yahudi ve hiristiyanlar birbirlerine saldırmıyorlar ve bu dünyada bilimde, medeniyette, bağlılıkta beraberdirler. Şöyle yahudi ve hıristiyan dinine tabi insanlar peygamberlerinin ehline saldırıp zulüm etmediler. Lakin islam arapları Ehl-i Beyt'e olmadık saldırı ve zulümleri yaptılar. Elbette cezalanacaklardır. Fakat sünni müslümanlar cahillik devrindeki şahsi menfaat dünyasını değiştirmediler. Bu yüzden cahillikle geri kalmış oluyorlar. Çünkü gelen peygamberlerin hepsi arap kesimine gönderildi. Kitapların dördü suhufla beraber yine araplara indi. Fakat bir nevi islah olamadılar ve cahilliklerinden dolayı geri kaldılar. Bu da Allah'a ve resulune ve ehli beytine olan hatalarından dolayıdır. Amaç ehli beytin izlerini rivayetlerini beraberlik olma vasiyetlerinin neticesinden doğacak Allah ve peygamber rızasına nail olmamalarına müsbetlik kazandırır. Bu da iyi netice değildir. Çünkü Allah'ı ve peygamberleri ehli beyti sevmeyip, inanç getirmeyip inkar edenlerin amelleri, duaları, hayırları Allah (c.c.) yanında makbul değildir. Kanıt: NUR S. A.38 Yüce Allah diyor; kafirlerin amelleri hiçtir. Yüce Allah'ın misali nasıl sıcak anda şöyle bakıldığı zaman sıcağın tesirinden çölde su akımı gibi sıcak akımı görülür, aslı olmadan. Kafirlerin amelleri Allah'ın yanında öyledir. Aynı ayetin desteği; İBRAHİM S. A.17 Yüce Allah (c.c.) misal veriyor; Allah'a küfür edenlerin amelleri bir kül gibidir. Şiddetli fırtına alır ve dağıtır. Eseri kalmaz ve görülmez. İşte kafirler ne gibi amel yapsalar Allah'a ve resuluna ve ehli beytine kinleri ve inkarları varsa amelleri kaybolur. İşte buna benzer çok ayetler vardır. Ehl-i Beyt'in ve Allah'ın sevgisine olmayan ameller sahibini cehennem cezasından koruyamaz. Allah'ın adli muminlere amelleriyle bu dünyada derece derece insanların sevgisine nail ettirir ve neticede cenneti ile ikram eder.

Ayrıca Allah'ı ve Ehl-i Beyt'i Kur'an'ı tekzip edip zulüm edenler olmadık hadis düzenlemeler haddim olmayarak yüce Allah'ın buyurduğu Yüce Allah bizlere hatırlatma olarak yeryüzünde yürüyen hayvanların ve gökte uçan kuşların hepsi sizin gibi bir nefistir. Yine bu ayetin mealinden anlaşıldı ki; yüce Allah'ın tarifi her nefis ettiğinden mesuldur. Çünkü yüce Allah adildir, nice ayetlerde buyurmuştur; hiç bir nefsi zülmetmez. İmam-u Sadık'ın tefsirine dayalı yüce Allah (c.c.) insanoğlunu en iyi yaratılışa sahip olarak yarattığına göre ve zulüm etmediğine göre  ve hadisi şerifte yüce Allah her nefsi zatı ile tanıtacak, inkar edenler insan sıfatından hayvan sıfatına dönüşür. İşte ayetin kanıtı yeryüzündeki hayvanlar hep insandı. İnkar ve küfür ve zulüm yaptıklarından dolayı cehennemlik olmuşlardır. Ayrıca yüce Allah kafirlerin amellerini kaybetmez. Cehenneme girdiklerinde yapmış olduğu amellerle rahat yaşamaya nail olurlar. Şöyle; hayvan türlerinin tümü eşit beslenmiyor ve yöre yaşamı ile bir değil. Kanıt; evlerde ve hayvanat bahçelerinde rahat iyi beslenen hayvanlarla açıkta yaşayan hayvanlar bir değildir. Anlaşıldı ki kafirler amelleriyle rahatlamış oluyorlar. Bu da Allah'ın adlidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM - 2

 

ALLAH VE EHLİBEYT’İN

TANITIMI

 

ALEVİLER, NUSAYRİLER VE ŞİİLER KİMLERDİR?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ALEVİ NUSAYRİLİKTE ALLAH'IN VARLIĞINI, YÜCELİĞİNİ KANITLAYAN MUKADDEME

 

 

Rahman ve rahim yüce Allah'ın adıyla her şeyi yoktan var eden, her güce güç katan, varlığıyla gök ve yere fayda sağlayan emsalsizdir, kıyaslanamaz. ŞÜRA  S. A.11 “eşiti yoktur." Her şeyi işiten, bilen, idrak eden tektir. Hiç bir şey sığmaz, barındıramaz, yüceliğini kapsayamaz. Hiç bir mantık külliyet zatını idrak edemez. BAKARA S. A.255 “zatı gök ve yerden büyüktür." Gök ve yer sakinleri yüce Allah'ı himaye edemezler. Çünkü yüce Allah'ın zatı karşısında her şey küçüktür, acizdir. Allah'ın varlığı, ilmi, kudreti, iradesi, gök ve yeri kapsamıştır. Yüce Allah gökte ve yerde zerre kadar olan şeye vakıftır. ALİ İMRAN S. A.4 "Yüce Allah'ın bilincinden ne gökte ne de yerde hiçbir şey gizli değildir. Ve insanları ana rahminde cinslendirip sıfatlandırıyor. Tektir, başka tanrı yoktur, her şeye vakıftır, ganidir, yarattığı mahlukların tümüne rızk vermeye kadirdir, azimdir. Dünyanın neresinde olursa olsun gizliliğine vakıftır." HÜD S. A.6 "Yerde ne kadar hayvan türü varsa hepsinin nerede gizlendiğini bilir ve hepsinin rızkını temin edendir. İnanmamız ve bilmemiz lazım ki gök ve yer alemi yüce Allah’ındır. NUR S. A.35 Allah (c.c.) göğü ve yeri nuruyla aydınlatıyor, kudretiyle var olmasını sağlamıştır. Yüce Allah keyfiyetini gök ve yer alemine tanıtıyor. RAHMAN S. A.29 Gök ve yer alemi yüce Allah'tan arzu talebindeler. Hepsinin talebini karşılıyor, hiç keyfiyetini değiştirmeden meşgul olmadan böyle bir külliyet ve azamet, gökle yerin güzelliğini kanıtlamaktadır. BAKARA S. A.117 Yüce Allah'ı ne yerde ne de gökte  temsil edecek hiç bir şey yoktur. Çünkü zatı yapıcı, yaratıcı, nimetleri sayılmaz tükenmez hazinedir. İBRAHİM S. A.34 Allah'ın nimetlerini sayamazsınız, tamamını bilemezsiniz. Yüce Allah zatının kanıtı, gökleri kudretiyle durdurması, yeri, muhtelif iklimleriyle, dağlarıyla, nehirleriyle, denizleriyle, muhtelif nimetleriyle, her ne yarattıysa mükemmel eksiksiz vasıfla yaratmıştır. Ayrıca zatının varlığını tanıtmak her şeyin faili olduğunu belirlemek için peygamberler gönderdi. Peygamberler haktan sapmış insanları hüda yoluna sevk için uğraşta bulunmuşlardır.

 Vahiy meleği Cebrail (a.s.) ayırımsız olarak emriyle peygamberlere gönderdi ve yüce zatını tanıttılar, gök ve yerin meydana nasıl geldiğini kanıtlarla ifade ettiler. İnsanları Allah'ın ibadetine, itaatına, birliğine, varlığına, hak yoluna davet ettiler. Ayrıca peygamberlerin ellerinde delil ve anayasa bulunması için yüce Allah 4 kitap ve suhuf indirdi. Kur'an-ı Kerim'i incelediğimiz zaman vakıf olacağımız şey, Allah'ın vasfını peygamberlerin birliğini ilahi anayasayla herşeyi zikir etmiştir. FUSSİLAT S. A.42 "Bu Kur'an'ın hatalı tarafı olmadığına dair hak kitabıdır. Yüceliğini  Allah'tan başka bilemez mislini de yazamaz." ESRA S. A.88 "İnsanlar ve cinler birlik olsalar  bu Kur'an'ın aynısını yazamazlar. Birbirlerinin ilmine vakıf olsalar bile." İşte "Kur'an'ın emsalsiz bir deniz olduğunu gök ve yer benzerini getiremez."  Allah'ın varlığı, ululuğu, azameti  külliyeti idrak edilemez.  Sevgisine varabilmemiz için ancak peygamberlerine itaat kitap ve suhuflara inanmamızla ıspatlanır.

Özellikle Ehl-i Beyt'e sadık ve eziyet yapmamakla canımızı cehennem cezasından korumuş oluruz. Çünkü yüce Allah tevhidini Kur'anın İHLAS süresinde belirlemiştir. (Kul huva Allahu ahad Allahu ssamad lem yelid velem yüvled velem yekün lehu küfven ahad)  "Söyle ya Muhammed; Allahım tektir, arşu alasinda yalnızdır, içi külli nurdur, kimseyi doğurmamıştır, hiç kimse kendisinden de doğmamıştır." İşte yüce Allah (c.c.) hiç bir vasıfla vasıf edilemez ve benzetilemez, yüceliğiyle arınmış münezzeh zatıyla tanıtımını kanıtlamış. HADİD S. A.3  "Yüce Allah'ın zatı ilktir, ilki yoktur. Faildir, faili yoktur. Sondur, zatından başka baki olmayacaktır." İlmi kapsamlı gök ve yerin tümü (c.c.) zatının nurundan aydınlanmaktadır

MUSA (a.s.) görme talebinde bulununca ARAF S. A.143 Musa’nın (a.s.) yüce Allah'tan temennisi Beni bağışla seni göreyim. Yüce Allah Musa'ya buyurur; Beni görmen için dağa bak dağ yerinde durabilirse beni görürsün. Yüce Allah dağın üstünde tecelli edince dağ sallanır, gökle yer Allah'ın azim nurundan ayırt edilemez olur. Denizler çalkalanır, bulutlar yıldızlar birbirine karışır. Musa (a.s.) bayılıp kendinden geçer. İşte Allah'ın külliyet yüceliği kesin idrak edilemez, ne mutlu iman edene emir ve ibadetine sadık olan  görevini yerine getirmiş olur. Mumin ve cennete girme olanağına sahip olur. Allah'ın varlığına inkar Resulüne ve Ehl-i Beytine karşı gelmek, cehennem cezasına nail ettiren suçtur. Çünkü yüce Allah iki cihanın failidir, rızklarını temin edendir, taleplerini karşılayandır. FATİR S. A.11 "Allah sizi topraktan ve zerrecik meni'den yarattı, bilincinden kaçmayan hiç bir kadın hamileliği ve doğumu olamaz  illa emrinde ve bilincindedir. Zatı sıfatlandırmıştır. Hiç bir yapıcı ne tür olursa veya doğan insanların yaş tahdidi, bilincinde ve emrine tabidir. Ayrıca yaşın eksilme veya rızıkta artma mustahaklığa tabi emrindedir. Ayrıca üzerinde yaşadığımız yer ve göğün yaratılışını FUSSİLAT S. A.11 "Allah (c.c.) yer eriyik su iken oluşması için emir buyurur, su katılaşıp toprak haline dönüşür. Sonra gök duman halinde iken gök ve yere der: itaatla  emrime uyun. Cevapları, bizi yaratan sensin emrine itaat ediyoruz." İşte Allah (c.c.) emrini kudretini varlığını kanıtlamıştır. Yine RUM S. A.21 "Yüce Allah'ın var olduğunu kanıtlayan ayetlerinden göğü ve yeri yaratması ayrıca yer yüzünde yaşayan insanların değişik dillerle konuşup tanışmaları, yüce Allah'ın kudretine tabidir."

Yine RUM S. A.18 "canlıyı cansızdan, cansızı da canlıdan yaratıp, toprağı da ölümünden sonra diriltir. Canlı kişi mü'mindir. kafirin sulbünden yaratır, kafiri islah etsin diye. Cansız kişi ise bozuk ruhlu, islahı için mü'minin yanında yaratır. Nice iyi babaların çocukları kötü ve nice kötü babaların çocukları iyi sebebi budur.

Susuz toprağı da su ile canlandırır, içinde ne varsa bitmesi için. Başka anlam, ölmüş toprak misali faydasız cahil kişi gibidir, canlı toprak misali ise faydalı insan anlamındadır. Çünkü Allah'ın adaleti şamildir. Hesap günü her nefis yaptıklarıyla mükafatlandırılacaktır. Yine Allahın kadir ve yaratıcılığına kanıtlayıcı ayetler  RUM S. A.20'de "nefsimizden bize eş yarattı ve birleşmemizi takdiri ile  helal kıldı."  RUM S. A.23 "nimetlerinden gökte çakan şimşek yağan yağmurla  kurumuş toprağı ihya ediyor. İnsanlar ise  yağan yağmurdan nimetleniyor. LOKMAN S. A.9 "Allah'ın varlığı, kudreti, göğü direksiz olarak yaratıp durdurdu. Yeri ise serip dağlarla, kenetlendirdi ve nimet türleriyle donattı. Ayrıca bazı cins hayvan türünü faydalı olarak yarattı, kudretinin fail olduğunu belirlemek için gökten yağmur indirdi her cinsten faydalı çift yarattı." LOKMAN S. A.34 Saat ilmine vakıf emriyle yağmuru indirir. Hamile bayanın ne doğuracağını meni rahme düşünce aynı anda bilir. Ayrıca hiç bir nefis ne zaman ölecek ve ne gibi günah kazanmış ve nerede ölecek bilmez. Allah'ın bilincindedir." SACİDET S. A.6 "Allah (c.c.) her ilme vakıf yüceliğiyle tektir başka tanrı yoktur." RAHMAN S.18-19 "Allah'ın kudreti iki denizi sergiliyor. Tatlı su ve tuzlu su birbirine karışmadan aynı seviyede toprak veya dağ ayırmadan." FURKAN S. A.53 "Bu tatlı su, bu da acı su." İşte Allah'ın kanıtlı kudret mucizesine iman edelim. Eksiksiz yaratılışa, adil çözüme sahiptir. Kesin ne uyku ne de acizlik etkileyemez. Yüce kudret bir an gafil kalsa iki cihan yok olurdu. Fakat inancımızı kanıtlamak yüce Allah'ın ebedi baki ve fail olduğuna inanmamız, canımızı cehennem cezasından korumuş oluruz. RAHMAN S. A.25-26 "Her ne varsa yer yüzünde yok olmaya mahkumdur. İlla yüce Allah'ın zatı bakidir." ELVAKİA S. A.59-60 "Yüce Allah yer alemine ölümü takdir etti, hiç kimse reddedemez. Takdirimize öncelik kimse getiremez, sizi istediğimizle amelinize göre yaratırız ve    büyütüp eğitiriz.  Kanıt ELVAKİA S. A.61 "Allah (c.c.) insanları bir cisimden diğer bir cisme yaratması ameline göre olduğunu hatırlatıyor." Biliyorsunuz sizi ilkin ne yaratmıştım. Düşünün Allah'ın emirlerine karşı gelmeyin, iyimser olun akibetinizi amelinize göre takdirimle yarattım. Düşünelim yüce Allah’ın insanlara ikazını çünkü kendi suratının misaline benzer yarattı. ETTİYNİ S. A.4 (Lakad halak nal insene fi ahseni takvim) "Biz insanları en iyi suratla ve cisimle yarattık." İşte insanlar takdire şayandır.  Allah'tan korkan cehennemin cezasından kurtulur. Korkmayan cezasına nail olacaktır. Yine kanıt, insanları en iyi sıfatla yaratılması ve akıl ile biçimlendirip dünyaya hakim ettirmiştir çünkü  akıl olmazsa hiç bir icat edilemez, insanda mefhum denen şey olamaz hiç bir keşif edilemez, ilim nedir bilinemez. Allah (c.c.) insan vücudunun baş kısmındaki beyin yapısını vücudun tam idaresine hakim ettirmiştir.

Beyin, vücudun hareket organları görme, işitme, doku, koku, tad, zeka göz önünde olmuş geçmiş hayat canlılıkları veya anıları beyin, akıl dengesinin sıhhatli oluşumu ile hatırlar ve göz önüne sergiler. Yine akıl faziletlerinden insan bin yıl yaşasa, devamlı ilimle uğraşsa beyin kapasitesini dolduramaz. İşte Allah'ın yüce iradesiyle insanları dünyanın hakimi kıldı ve dünya nimetlerinin tümünden faydalandırıyor. İşte akıl için ne kadar ispat getirirsek idrak edemeyiz. Allah'ın varlığını yüceliğini sayması mümkün olmayan nimetlerinden faydalanmamızı unutmayalım, rahmetine affına nail olabilmemiz için tüm haram kıldığı şeylerden uzaklaşmamız, ibadetine itaatına yönelmemiz, kurallarına uyum sağlamamız bizi Allah'ın rahmetine nail ettirir. Düşünelim Allah'ın yarattığı aklın geniş kapsamlılığını, göğün direksiz yüceltildiğini, nehirlerin akmayla tükenmeyen suları, denizlerin akan sularla dolmamaları, medcezir olayında denizlerin eksilme ve artma mucizesinin oluşumu, dağların ormanlı ormansız, madenli madensiz, sulusu, susuzu ve sayılamaz fazilet, keramet türleri Allah'ın insanlara hibesidir. İnsanlar yüce Allah'a karşılık veremiyor, veremezde.

Sadece kendi nefsi için Allah'a ibadet, itaat ederse Allah'ı razı etmiş olur. HUD S. A.104 "Allah (c.c.) huzurunda gün gelecek hiç bir nefis seslenemeyecek, yalnız Allah'ın izniyle o an belli olacak kafir ruhlu kişi ve mümin, bahtiyar kişi. HUD S. A.105 "Allah’ı inkar ve küfür edenler kıyamet günü Allah'ın huzurunda inkarlarından dolayı cehennemin ateşinde yanarken çığlıkları çoğalacaktır." ELMÜLK S. A.5 "Allah'ı inkar edenlerin önlerinde cehennem cezası, kötü gidiştir. Cehennemin ceza  işkencesini görünce deyişleri ELMÜLK S. A 9 “Allah (c.c.) inkar edilemez, kıyamet günü her nefis hakkı görecektir. Kafirler yaptığından pişman olacaktır ve diyecekler; "Allah'ın dediklerini kabul etseydik şimdilik cehennemin ateşinde yanmazdık." Allah'ın nefreti cehennemin sakinlerinden cezalandırılmayla sonuçludur. ASSAFAT S. A.7 "Allah'a iftira edenler ve yalan düzenleyerek kendilerini tanıtanlar Allah'ın yanında en büyük zalimdirler. Çünkü Allah'ın nurundan olan Hz. Muhammed'i (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt'ini hiçe sayanlardır. Allah-u teala iradesini Ehl-i Beytiyle tamamlamıştır. Çünkü yüce Allah varlığını tanıtımını Ehl-i Beytiyle Kur'andaki ayetlerin kanıtıyla ispatlamıştır.

İşte Nusayrilerin Allah zatına inançları budur. Varlığına, kudretine, yüceliğine, bilgilerine daha bağlı ve derin ilimle Allah zatının tenzihiyle bilginlerdir. Nusayriler bölümünde geniş izahlarla belirlenecektir.

 

HZ. MUHAMMED'İN (s.a.v.) YÜCELİĞİ

Mustafa Eldarir  "Siyeru Ennebi" adlı eserinde, Muhammed Hüseyin Heykel Hz. Muhammed'in hayatını tanıtan eserinde Hüseyin bin Hamdan "Elhasiybi Hedeyetül Kübra" adlı eserinde bir çok Şii ve Sünni bilginlerin eserlerinde kanıtlanmış Hz. Muhammed'in dünyaya gelmeden önce geleceğine dair müjdeciler, arap yörelerinin muhtelif yerlerinde insanlara hitab ettiler. Ahiri zaman peygamberi gelecek ve zulmün yerine af ve rahmet, cehaletin yerine aydınlık ve ilahi adaleti getirecek. Geliş alametlerini belirlediler ve kimden gelecek, ne gibi yüce belirtilerle zatı tanınacak, ayrıca ne gibi alamet ve faziletlerle teşrif edecektir.

Gelişinden sonra ne gibi mucize keramet gösterecek. Yine aynı eserlerde tesbit  Hz. Muhammed'e (s.a.v.) vahiy inişi döneminde dilinden tesbit nur alemi Cennet-ü ala'da Hz. Muhammed'in (s.a.v.) nuruna, sevgisine Allah'a yakınlığına hayrandırlar. Yüce Allah insanların atası olan Adem'i (a.s.) yarattığında Allah (c.c.) der; Hz. Ali ve Hz. Muhammed'in (S.A) nuruna Adem'in (a.s.) alnına in. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) nuru Adem'in alnında yüce Allah'a tesbih eder. Adem (a.s.) der; Ya Rabbim sorarım ulu izzetinle benim alnımdaki tesbih eden nur kimin nurudur? Allah (c.c.) der; Öz nurumdan olan habibim Muhammed'in ve Ali'nin nurudur.Senin sulbüne teşrif edeceklerdir. Sen de insanların atası olacaksın ya Adem. O nur iki cihanın  sultanıdır. Bütün embiyalar ve vasiler habibim Muhammed'in (s.a.v.) nurundan ve iyiliğinden onur ve şeref edinecekler. Çünkü o nur habibim Muhammed (s.a.v.) ve vasisi Ali'dir. Bir bütündür, ayrılamazlar. Aynı nur, aynı secere, seni yaratmadan önce yarattım. Arşımın gölgesinde 80 bin sene beni tesbih, temcit, takdis, tahlil, tevhid ibadet ediyorlardı. Ya Adem, habibim Muhammed (s.a.v.) ve vasisi Ali'ye bağlı olanlar şefaatıma nail cennetime girenlerden olur. Habibim Muhammed'in (s.a.v.) ve Ali'nin düşmanı benim düşmanımdır. Adem (a.s.) der: Ya Rabbim, bana habibin Muhammed'in (s.a.v.) ahdini, dinini, vasiyetini, öğütlerini öğret. Ben de zürriyetime öğreteyim. Bu talebin kanıtı Hz. Muhammed'e (s.a.v.) Kur'an inzalinde BAKARA S. A.31 (Vealleme Ademe elesme e küllehe) Allah (c.c.) Hz. Adem'e A.S Esme-ül Hüsne'nin hepsini öğretir. İşte yüce Allah Adem'in (a.s.) duasını kabul ederek öğretir. Adem de zürriyetine öğretir, ayrıca Allah (c.c.) Hz. Adem'e 8 kelime öğretir. BAKARA S. A.37 (Fetelakka Ademe min rabbihi kelimetön fetebe aleyhi) Adem (a.s.) Allah'tan 8 kelimeyi kabullenir ve zürriyetine öğretir. Açıklamaları Hz. Ali'nin yüceliğini beyan eden bölümde geniş belirleyeceğim. Şimdilik Hz. Muhammd'in (s.a.v.) nuru Adem'in (a.s.) alnında kalır.

Adem'in sol kaburga kemiğinden Havva dünyaya gelir. Havva Şit peygamberle hamile olunca Hz. Muhammed'in (s.a.v.) nuru Adem'in alnından Havva'nın alnına intikal eder. Şit peygamber dünyaya gelince Hz. Muhammed'in (s.a.v.) nuru Şit'in alnına intikal eder. Şit'ten İdris'e, İdris'ten Limk'e, Limk'ten Nuh'a Hz. Muhammed'in (s.a.v.) nuru intikal eder. Bulutu ve güzelliği bütün peygamberleri teşrif eder. İşte aynı hadisi Muhammed El Kanduzi "Yenebiul Muvedde" adlı eserinde "El Hamvini Fereide Assamtayn" eserinde kanıtlamaları hadisin müsbetliğine kesinlik sağlamaktadır.

Müjdeci Kahin Satıh’ın Anlattıkları

Mustafa Eldarir "Siyerü Ennebi" adlı eserinde c.1 s.114 "Bir Mucizenin Sonu" adlı bölümünde Hz. Muhammed'in (s.a.v.) geleceğiyle beyan eder. Ey Kureyşliler, dünyaya ahiri zaman peygamberinin geleceği yaklaştı. Kureyşliler sorar; Kimin sulbünden gelecek? Kahin Satıh der; Haşimoğullarından Abdulmuttalib oğlu Abdullah'tan iki cihanın sultanı olarak teşrif edecek ve ibadet ettiğimiz Ellate, Velizze, Vemenete, Esseles putlarımızı kıracak Kâbe'yi putlardan temizleyecek, dedelerimizin put dinini iptal edecek ve kendi dinini yaygınlaştıracak arap lideri olarak haksızlığın yerine hak, zulmün yerine adalet, cehaletin yerine aydınlık getirecek.

Kureyşliler kahin Satıh'a sorarlar; Anlattıkların gerçekleşecek mi? Satıh der; Evet. Kainatın peygamberi Muhammed Abdulmuttalib oğlu Abdullah'tan teşrif edecek ve Abdulmuttalib oğlu Abid Menaf'tan Ali isimli gelecek biri şeriat getirecek, biri de din bildiricisi olacak. Yine der; Birisi dinden kaçanı öldürecek, mürüvvet sahibi biri de peygamberlik getirecek, haberini vermiş ve son sözü der: Ey Haşimoğulları, devlet tacı artık sizin başınıza devrolmaktadır. Bu nida'yı söyleyince Abdulmuttalib hazır Kureyşli, Yahudi, Hıristiyan ve Haşimilerin önünde Satıh'a sorar: O saadet sahibi olacak çocuğun nişan alametlerinden bize söyler misin? Satıh Abdulmuttalib'e der ki: Tevrat ile İncil'de gördüğüm nişan alametlerini söyleyeyim, hangi hatunda mevcuttur? Abdulmuttalib etrafına der ki, Satıh'ı bizim eve götürün. Muhtelif teşkil eden  çoğunluk Satıh'ı yükleyip Abdulmuttalib'in evine götürürler. Satıh, Abdulmuttalib'in oğullarına ait hatunlar karşımdan gelip geçsinler. Nişan sahibi olan hatunu tanıtayım. Abdulmuttalib, hatunlara Satıh'ın önünden geçmeleri için emir verir ve gelip geçerler.

Satıh der ki; Nişan alametleri hiç birinde yok, yalnız önümden geçmeyen bir hatun daha olacak onu da göreyim. Bunu söyleyen Satıh, sözü bitmeden uzaktan Amine Hatun gelir, üzerinde bulut, alnında nur, taşa bastığı zaman izi kalırdı, kumda eseri kalmazdı. Satıh der ki; İşte Tevrat'ta ve İncil'de okuduğum nişan alametleri şu gelen hatundadır. Ahiri zaman peygamberi bu hatundan dünyaya teşrif edecek. Görmüş olduğunuz güzellik, nur, bulut, keramet hepsi ahiri zaman peygamberi Muhammed'in (s.a.v.) zatına iade olacaktır.

Buhayra Rahib’in Müjdesi

Buhayra rahip Şam'ın kapısına yakın dedelerinden inşa edilmiş mabedinde der; Zikrimi yüce Allah'a ettikten sonra okumak için İncil'i elime aldım, açınca baktım ki ahiri zaman peygamberi Muhammed'in (s.a.v.) vasfını gördüm. Daha önce görmemiştim, okudum etkilendim. Mübarek yüzü, vasfı, sevgisi gözüme ve kalbime nakış oldu. Sevgi ve heyecanımdan bir derin ah çektim. Talebelerim hemen yanıma koşuştular. Acaba ne var, ne oldu üstadımıza? diye sorarlar. Bahire kalbine düşen Hz. Muhammed'in (s.a.v.) sevgi ve heyecanından ağlamaya başlar. Tekrar sorarlar, üstadımız, büyüğümüz ne için ağlıyorlar? Buhayra der; Ey benim talebelerim, içimde bir hasret ve bir umut oldu. Ölmeden önce erişeyim, lakin ömrümün sonu geldi. İncil'de vasfını gördüğüm ahiri zaman peygamberi Muhammed Mustafa'yı görmeden öleceğim. Talebeler der; mübarek üstadımız, pirimiz hasretini bilelim. Buhayra talebelerine Hz. Muhammed'in (s.a.v.) vasfını ve sıfatını anlatmaya başlamıştır.

Gökten inmiş kutsal kitaplarda ne okumuşsa ne bilmişse anlatır. Sonra elindeki kitabı açar Hz. Muhammed'in (s.a.v.) şeklini, sıfatını, heybetini tasvir edildiği gibi rahiplere bildirir. Rahipler üstadları, Buhayra  rahibe sorarlar; Vasıf ettiğin yüce aziz vasıflı zat kimse hangi memleketten ve soydan bu dünya halkını teşrif edecek ve yüce Allah'ın vasfını emirlerini tanıtıp iletmeye gelecek. Buhayra der; Teheme illerinde, hicaz ikliminde, Mekke şehrinde Kureyş oğullarından beni, Haşim kolundan Abdulmuttalib oğlu Abdullah'tan ahiri zaman peygamberi Muhammed El Mustafa ismiyle teşrif edecektir.

Bin Hişşem’in Tesbitleri

"Siyretül Nebeviyyeh" adlı eserinde c.1. s.15 Yemen hükümdarı Nasıroğlu  Rabia rüya görür, korkar ve meclis adamlarına der; Korkunç bir rüya gördüm, tefsirini kim yapabilir? Rabia'nın isteği üzerine Satıh ile Şık'ı getirirler ve onlara der, Rüyamı ben anlatmadan anlatırsanız tatmin olurum. Tefsir edebilirsiniz. Satıh ile Şık ayrı ayrı aynı şekilde (sen bir güvercin gördün, karanlık yerden çıktı, Teheme semtine düştü ve herkesi istila etti) dediler. Rabia: Evet rüyamı bildiniz der, Tefsiri nedir? Satıh ile Şık ayrı ayrı aynı şeyi tefsir ederler. Sizin hükmünüzü Habeşistanlı bir hükümdar istila edecek. Rabia der; Bu kötü haber ne zaman gerçekleşecek? Şık der; altmış veya yetmiş sene sonra. Rabia sorar, istila edecek hükümdarın ismi nedir ve hükmü çok mu sürecek?  Satıh ile Şık der ki, ismi İrama bin Zilyazan Adnen topraklarından gelip istilayı gerçekleştirecek. Bin Zilyazan'ın hükmünü Mekke'de Abdulmuttalib oğlu Abdullah'tan ve Vehb'in kızı Amine Hatun'dan ahirizaman peygamberi Muhammed-il Mustafa (s.a.v.) ismiyle teşrif edecek ve bin Zilyazan'ın hükmünü iptal edecektir.

Hz. Musa’nın (a.s.) Müjdesi

Hz. Musa (a.s.) Tevrat'ta İbranice Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ismi (Medilmed) Hz. İsa (a.s.) müjdesinde benden sonra bir peygamber gelecek ismi Ahmet'tir. İncil'de Süryanice (Farkalit) Hz. Davud (a.s.), tebşiri Zebur'da Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ismi (Muheymin)'dir, diye tanıttı. İşte bu müjdeler Hz. Muhammed'in (s.a.v.) dünya'ya gelmeden önce geleceğini belirtilmiştir. Anlaşıldı ki Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yüce Allah yanında azim peygamberdir.

 

HZ. MUHAMMED'İN (s.a.v.) DOĞDUĞU GECE

Hz. Muhammed (s.a.v.) Rebi-ul evvel ayının oniki'nci gecesi olan Pazartesi gecesiydi, dünyaya teşrif etti. Pazartesi ise Hz. Muhammed'in teşrifinden dolayı ak günlerin  ve hafta başlangıcı oldu. Ayın bol nurlu dolunay günüydü. Amine Hatun der; Bana, o gecenin ilk saatlerinde. Bir melek havada seslendi, "Ey göklerin ve iki cihanın halkı, bu gece ilk ve son insanların peygamberi vücuda gelecektir." Amine Hatun der; bu nidayı duyunca göklere baktım gözüme kapsamlı nur yerle gök arasını kapsadı, ayırt edemez oldum ve yanıma üç melek geldi ellerinde nurdan üç bayrak, birini doğuya, birini  batıya, birini de Kâbe üzerine diktiler. Anlam Hz. Muhammed (s.a.v.) doğudan batıya ve kıble hakimi olacak, ayrıca sayısı mümkün olmayan melekler gördüm. Sonra gördüm ki cihanı bir karanlık sardı, uğultusuyla ve o karanlık birdenbire parladı ve üç meleğin gökten indiğini gördüm.

Bulunmuş olduğum Abdulmuttalib evinin etrafını 7 kere tavaf ettiler ve birbirlerine seslenerek bu gece çok yüce bir gecedir. Kainatın ve iki cihanın peygamberi Muhammed-il Mustafa, Abdulmuttalib'in evinde Vehb'in kızı Amine Hatundan teşrif edecek dediklerini duydum. İçimi bir his uyandırdı. Baktım ki bir melek elinde cam cennetten su dolu, bana içirdi, sonra bir melek ak bir kuş gibi sırtımı kanadıyla sıvadı. Baktım ki doğum anı başladı ve iki cihanın sultanı dünyaya teşrif etti. Teşrifi rumi tarihinin 571'inde gerçekleşti.

 

 

HZ. MUHAMMED'İN (s.a.v.) SECERESİ

Hz. Muhammed (s.a.v.) bin Abdullah, bin Abdulmuttalib, bin Haşim, bin Kusay, bin Kelleb, bin Kaib, bin Lüey, bin Galib, bin Fehir, bin Melik, bin Nadar, bin Kenene, bin Hazimetü, bin Mudrikete, bin İlyas, bin Madar, bin Nazar, bin Maad, bin Adnen, bin Uded, bin Humeysea, bin Nebit, bin Hamal, bin Kider, bin İsmail, bin İbrahim el Halil, bin Tereh, bin Nahur, ve mübarek seceresi Adem (a.s.) peygambere dayanır.

Not: Rumi tarihinin 571'inde Rebi-ul evvelin12'nci Pazartesi gecesi doğdu. 611'de vahiy nazil oldu, 623'te Mekke'den Medine'ye hicret etti. 634'te dünyasını değiştirdi, peygamberlik müddeti 23 sene, Mirac'a 622'nin 6'ncı ayına rastlayan Recep ayının 27-28'e bağlayan gecede   çıktı ve Allah (c.c.) zatından müşerref olmuştur.

Hz. Muhammed'in S.V doğduğu andan sonra ispatlar, Amine Hatun'un anlattıkları:

İlk dünya'ya teşrif ettiğinde secde ettiğini gördüm, ellerini havaya kaldırıp açtığını ve seslenerek münezzeh olan yüce Allah'ıma şehadetimle kulluğumu ifade ediyorum, buyurdu. Ayrıca gelişinde pak mutahhar olarak nurdan başka etrafımda hiçbir şey görmedim. Yaptığım doğum insanların doğumuna benzemez. Mekruh görmeden pak ve arınmış bir doğumdur ve kulağıma bir ses geldi, Muhammed'i (s.a.v.) üç gün  halkın gözünden gizleyin peygamberlerin sıfatıyla sıfatlandıracağım ve bir ses yücelerek, habibim Muhammed'i (s.a.v.) önce Adem'in giysisiyle büründürün sonra Şit'in bilgisiyle, Nuh'un cesaretiyle, İbrahim-ül Halil'in samimiyetiyle, İsmail'in konuşkanlığıyla, İshak'ın hak emrine boyun eğişiyle, Salih'in peygamberliğiyle, Lokman'ın hikmetiyle, Yakub'un müjdesiyle, Yusuf'un yüz güzelliğiyle, Eyüb'ün sabrıyla, Musa'nın mihnetiyle, Yuşa'nın azametiyle, Davud'un name ve sedasıyla, Süleyman'nın heybetiyle, Danyal'in, muhabbetiyle, İlyas'ın vakariyle, Yahya'nın ibadetiyle ve ismiyle, Zekeriya'nın makbul oluşuyla, İsa'nın ibadetle meşgul oluşuyla habibimi büründürdün, bu sözleri işittim ve oğlumun ululuğuna hayran kaldım.

 

DOĞUM GECESİNDE OLAN KERAMETLER

Mustafa Eldarir "Siyeru Ennebi" adlı eserinde, tesbitleri Irak ilinde Mede in şehrinde Acem hükümdarı Nüşirvan'ın başındaki takı yere düşer kırılır. Medein'de zelzele olur. Kisra Nüşirvan'ın saray sütunlarının 14 tanesi devrilir. Nüşirvan'ın tahtı devrilir. Ateşe tapan Mecusilerin ateşi birdenbire söner. Yemen'de meşhur (derbent) dar boğaz geçidi vardır. Mevlid gecesinde dağdan bir taş düşer, kapatır. Yine doğum gecesinde Acemistan'ın Seva şehrinde ufak bir göl vardır. Suyu çekilir, yine kerametlerini belirten doğum anında Kabe'deki putlar yere eğilip secde ederler.

Yine kerametlerinin belirtilerinden Abdulmuttalib ve beraberindekiler Kâbe'yi tavaf ederlerken bakarlar ki Kâbe yere secde eder ve yine doğrulur, hiç hasarı olmadan ve ses gelir Allahu Ekber Allahu Ekber sesleri duyulur. Nedeni iki cihanın peygamberi doğdu diye Abdulmuttalib bu alametleri his edince hemen eve gelir, bakar ki Amine'nin alnındaki nur yok olmuş dünyaya teşrif eden Hz. Muhammed'in (s.a.v.) alnına intikal etmiştir. İşte bütün peygamberleri teşrif eden nur intikaliyle Abdulmuttalib sevinçli ve onurlu olur.

 

 HALİME'NİN RÜYASI

Abdulmuttalib Haşimilerle Hz. Muhammed'i (s.a.v.) Halime'nin yanına götürmek için yola çıkmadan önce Halime rüyasında bir melek görür. Melek Halime'ye der; Sen iki cihanın seyyidi olan Muhammed-il Mustafa'nın süt annesi olacaksın. Bu sözleri duyan Halime uykusundan sevinçli uyanır, bakar ki gördüğü rüyadır. Melek ortada yok lakin Halime'nin yüreği sevinçle neşeyle dolar ve bedeni gelişmesi olur. Sabah olunca hanımlar Halime ile karşılaştıklarında sevinçli ve bedence farklı görürler. Sorarlar: Sende hayırlı bir hal vardır. Halime der: Rüyamda bir melek gördüm, iki cihanın peygamberine süt annesi olacaksın diye müjdeledi. Bu rüyayı Hz. Abdulmuttalib Hz. Muhammed'i (s.a.v.) yanına getirmeden önce görmüştü. Neticede Halime, Hz. Muhammed'e (s.a.v.) süt anneliği yapmadan önce Halime'nin ailesi köyün en fakir ailesiydi. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) süt annesi olunca Allah (c.c.) Halime Ailesi köyün en zengini olur. Hz. Muhammed (s.a.v.) ise günden güne farklı gelişme ile görülür, ayrıca Hz. Cebrail (a.s.) muhafızı ve tesellicsiydi.

 

HZ. MUHAMMED'İN (s.a.v.) 12 YAŞINDA İKEN KERAMETİ

Mekke'de bir yıla yakın yağmur yağmamıştı, kuraklık her tarafı etkiler. Mekkeliler Ebu Talib'e, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) kendilerine yağmur duasında bulunması için ricada bulunurlar. Neticede, Hz. Muhammed (s.a.v.) ile Kâbe etrafında toplanırlar. Hz. Muhammed (s.a.v.) Kâbe'ye geçip dua eder, duası bitmeden yağmur her tarafı mükafatlandırır.

Yine Hz. Muhammed'in (s.a.v.) kerametlerinden Hz. Muhammed (s.a.v.) yedi arkadaşıyla halası Atika'nın avlusundaki kuru hurma ağacının dibinde otururlarken derler: Ya Muhammed kerametlerinden faydalanalım. Allah'ından dile şu kuru hurma ağacını yeşertsin ve  meyvesinden yiyelim. Aynı anda Hz. Muhammed (s.a.v.) dua eder. Talebi yerini bulur ve arkadaşlarına hurma ağacının meyvesinden yedirmiştir.

Yine kerametlerinden, Mustafa Addarir eserinde tesbiti Hz. M.S.V’din süt annesi Halime okutmak için Mekke'de ihtiyar öğretmene götürür. Öğretmen Hz. Muhammed'e besmeleyi öğretmek teklifinde bulunur. Hz. Muhammed (s.a.v.) öğretmene sorar? Söyler misin  besmelenin manasını? Hoca itiraf eder, senin  öğrenmeye daha vaktin var. O an Abdulmuttalib (a.s.) Hocanın yanına gelmiş olur. Hoca Abdulmuttalib'e der: Senin torunun benden bilgin davranıyor. Abdulmuttalib Hz. Muhammed'e sorar: Ey gözümün nuru besmelenin manasını söyler misin? Hz. Muhammed der: "BİSMİLLAHİ" bir ismi zattır. (B) yüce Allah'ın birliğine (S) sırrına delalettir. Allah ismi zattır, yücedir, azimdir, yaratıcıdır, yaratılmış değildir. "ERRAHMAN" Allah'ın sıfatını belirtir. Hiçbir kul bu isimle isimlenemez, yüce Allah'a mahsustur. "ERRAHİM" yüce Allah'ın affedici ve yüce oluşuna delalettir. Abdulmuttalib bu tefsiri Hz. Muhammed'den (s.a.v.) duyunca sevinir. Hoca der: Gücüm yetmez okutmaya. Anlaşıldı ki Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ümmi olmadığına ve her keramete haizdir ve yüceliğine delalettir.

Buhayra rahibin dedesinden Hz. Muhammed (s.a.v.) hakkındaki vasiyeti;

Buhayra rahip Şam kapısının önündeki mabedinin yapılma sebebini ve bekleyişini talebelerine anlatması.

Buhayra der: Dedem İsa (a.s.) Havariyünlerdendi sebebi silsile ile bana aktarılması. İsa (a.s.) ile birlikte Şam'a gelir. İsa (a.s.) şu karşıdaki ağaç için der; Benden sonra bir peygamber gelecek ve 14 yaşına basınca Şam'a bir kervanla beraber gelecek ve bu kuru ağacın altında oturacak kendisinin olduğunu kanıtlayacak, alamet aynı anda ağaç yeşerecek ve bu kuyudan su fışkıracak, ağacın altındaki haşereler etrafında toplanıp nöbet bekleyecek, kuşlar ağaçta kanat gerip gölge yapacak ayrıca yüzünün nuru önünde bulutu üzerinde gölge yapacak ve kudret mühürü sağ omuzunda (Lailahe İllallah Muhammed Resulullah) yazılı olacaktır.

Bu müjdeyi duyan Havarilerden olan dedem bu mabedi inşa eder ve dedemden silsile ile bu bekleyiş Hz. Muhammed (s.a.v.) gelinceye kadar. Hadisin devamı ise, El Hüseyin bin Hamdan "El Hasibi Hedeyetül Kübra" adlı eserinde  ve Mustafa Eldarir "Siyer-u Ennebi" adlı eserinde Hadice (a.s.) Meysere ve Ebu Talibe teklif eder, Şam'a ticaret için bir kervan mal tertiblensin. Meysere ile Ebu Talib düzenlemesi için personelle yardımlaşır. Neticede Ebu Talib yeğeni Hz. Muhammed'i (s.a.v.) beraberinde götürür. Çirkin yaramaz bir at üzerine bindirir. Fakat Hz. Muhammedin (s.a.v.) kerameti Allah nezdinde üstüne üst olamaz. Çirkin atıyla kervan önde yürür. Meysere Ebu Talibe der, söyle yeğenin Muhammede yaşı itibarı ile kervan ardından gelsin. Ebu Talib Hz. Muhammed'e (s.a.v.) der; Kervan ardından gel, Hz. Muhammed (s.a.v.) kervan ardına geriler. Lakin Allah nezdindeki kerameti çok geçmeden tekrar kervan başı olur. Bu kerameti anlamayan Meysere Ebu Talib'e der; Yeğenin atıma binsin bende kendisinin atına bineyim. Neticede Meysere'nin asil atı kervan ardında kalır iken, Hz. Muhammed (s.a.v.) üzerine binince yine kervanın başında olur.

Hz. Muhammed'in (s.a.v.) önden giden çirkin atı Meysere üzerine binince kervan arkasına geriler. Meysere anlar ki, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) kerameti büyüktür. Çünkü bulutu kervan üzerinde gölge yapıyordu. Yüzünün nuru önünde kokusu kalıcı nefis cennet kokusuydu kumda eseri olmazdı, taşın üzerinde izi kalırdı. Hadisin devamı "Siyeru Ennebi"de eserden Bahira rahibin müjdesiyle tapınağının Hicaz  yönüne bakan pencerede otururken içine his düşer, Hz Muhammed'in (s.a.v.) geldiğine dair talebelerine der; Hicaza bakan pencereyi açın. Bakar ki Şam yönünden gelen kervanın üzerinde bir bulut gölge etmektedir. İhtiyar rahip talebelerine beni indirin, mabetten Şam yoluna ümidim yerine geldi. Hasretim ölmeden önce kanısına  vardı. Ahiri zaman peygamberi geliyor, talebeler rahibin isteğini yerine getirirler. Kervan mabedle kuru ağacın yanına varınca Meysere Ebu Talib'e der; Kervan konaklasın, neticede kervan sürücüleri ile Bahira rahiple talebeleri birarada toplanırlar. Hz. Muhammed (s.a.v.) ise aralarından sıyrılıp ağacın yanına oturur, ağaç aynı anda yeşerir, kuşlar gölge için ağaçta kanat gerer, ağacın altındaki haşereler Hz. Muhammed'in (s.a.v.) etrafına toplanır, kuyudan su fışkırır, bulutu üzerinde devamlı görülür. Merak içinde bekleyen Bahira rahip talebeleri ve kervan sürücüleri arasından kalkıp Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yanına varır.

Bakar ki, Hz. Muhammed (s.a.v.) büyük, yücelik, heybet ve güzelliğe sahip Bahira der; İsmin nedir ey nur yüzlü ve tebessümlü genç? Hz. Muhammed (s.a.v.) der; Ahmet, Muhammed, Emin, Ümmiyyü, Delil, Akib, Naci, Elbeşir, Elvaris, Elbais, Elhavamim ve 50 isim kadar sayar. Bahira der: Bana sağ omuzunu açar mısın? Hz. Muhammed (s.a.v.) sağ omuzunu açınca Bahira Allah'ın yüce ismini ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) peygamberliğini ispatlayan şahadeti görür. (La ilahe illallah Muhammed resülullah) Bahira heyecanından ağlar ve yüzünü kudret mühürünün üzerine sürerek öperek islam dinini kabullenir ve Ebu Talib'e der; Senin yeğenin az zaman sonra Arap lideri olacaktır. Teheme ilinden geçerken rahip Nevfel Bin Varak'a müjdeleyecektir. İşte mantıklı düşünelim, tesbit olunan müjde kanıtlardan ayrıca görülen ispatlanan mucize ve kerametlerden Hz. Muhammed'in (s.a.v.) sadık hak peygamberi şefaat yetkilisi ilmin şehri ilme vakıf oluşu nefsi bizim nefsimiz gibi olmadığına kanaat etmemiz bizi hak yoluna sevk etmiş olur. Şimdilik Hz. Muhammede (s.a.v.) ilk inmiş olan vahi ayetinden itibaren Kur'an'dan yüceliğini belirleyen ayetlerden kanıtlarım; ruhu temiz olan mü'minlere ve iyi hüsnü niyete sahip olan ve olmak isteyen islam zatları Hz. Muhammed'in (s.a.v.) zatını yüce bilelim nefsimizin aynısıyla kıyaslamayalım. Nefsimize mahkumiyetimiz gibi itham etmeyelim, nefis tasallutundan arındıralım ki şefaat dileğimizi hak edelim. Çünkü inancımız Hz. Muhammed'le (s.a.v.) Hz. Ali ve Ehl-i Beyt bizim seviyemizden yüce gördüğümüz sıfatta aciz düşünürsek yanlış ve hata işlemiş oluruz. Çünkü Allah'ın öz nurundan müteselsil sıfatlarıdır. Çünkü Kur'an-ı Kerim'in AHZEB S. A.33 (Liyezhebe ankümürricse ehlel beyti veyutahhıraköm tathıra) Allah (c. c.) Ehl-i Beyti her pis ve mekruhtan arındırmıştır. Özellikle has, hanif, kayyım, islam dinini zatlarına ve varislerine hibe etmiştir. Kitabımın Nusayrilik bölümünde detaylı izah edilecektir.

 

HZ. MUHAMMED 40 YAŞINDA

Hz. Muhammed (s.a.v.) 40 yaşına basıncaya kadar Hira dağında günlerinin çoğunu ibadetle geçirmiş özellikle vahiyin ilk inişi Hira dağının Sür mağarasında gerçekleşmiştir. Cebrail (a.s.) Allah'ın emri ile Hz. Muhammed'e (s.a.v.) Hira dağının Sür mağarasına iner Ben Cebrailim ya Muhammed! Allahın emri ile oku. Hz. Muhammed (s.a.v.) der; Ya Cebrail, ne okuyayım? Cebrail der:(İkra bismi rabbika ellezi halaka halakal insene min alak ikra ve rabbukal ekremu ellezi alleme bilkalemi allemel insene melem yalem) "Allah (c.c.) emri ile oku ya Muhammed yüce Allah'ın ismiyle herşeyi yaratıp, öğreten, istediği gibi hüdayı takdir etti, istediği gibi yeri yarattı. İnsanlara bilmediklerini öğretti.

Bu ayetin inişini Hz. Muhammed Hatice'ye anlatır. Aynı anda kadın kısmından Hatice ve Ümmi Eymen isimli hanımlar ilk iman edenler olur. Erkek kısmından ise Hz. Ali ve siyah hizmetçi, vahiy inişinden sonra Kabe'yi tavaf ederken Rahip Nevfel bin Varaka'yla buluşur. Nevfel, Hz. Muhammed'i (s.a.v.) görünce ellerine sarılır ve der; Ya Muhammed seni tebrik ederim. İnsanların müjdecisisin. Allah'ın yanında menzilin büyüktür. Ahiri zaman peygamberi Muhammed’sin hak dinini halk arasında yayacaksın ve yücelteceksin. Seni tebrik ederim.

Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Kur'andaki yücelik Beyanı:

Yüce Allah Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yüceliğini ENBİYA S. A.107 (vema erselneke illa rahmeten lilalemin) "Ya Muhammed seni insanlar alemine rahmet olarak gönderdim" Dikkat edelim rahmet peygamberi nasıl olur senin benim gibi yemesi veya içmesi veya evlenmesi kesin Nusayri milleti olarak tenzih ederiz. Kanıt KALEM S. A.4 (Veinneke lealehulkin azim) "Ya Muhammed sen en yüce yaradılışa sahipsin" anlaşıldı ki yaradılışların yücesi Hz. Muhammed’in (s.a.v.) yaradılışıdır. Onun için El Huluki Elazim denilir. İşte arınmış masum ve munezzeh Hz. Muhammed (s.a.v.) hak yolunda insanların örneği idi. Kanıt YASİN S.A.2 (Yasin velkur'anil hakimi inneke leminelmurseline Ala sıratım mustakim) "Yüce Allah’ın vahiy hitabı Hz. Muhammed'e (s.a.v.) Kur'anla yemin ediyor ki hak yolunda olduğunu ayrıca yüceliğini, azametini Rumi tarihinin 622 senesinin 6'ncı ayına rastlayan Receb'in 27 ile 28'i bağlayan gecede peygamberliğinin 10'uncu senesinde  ESRA S.A.1 (Sübhanellezi esra biabdihi leylen minel mescidil haramı ilel mescidil aksa ellezi berekne havlehu) "Tesbih ve tevhid yüce Allah zatına mahsus kulu Hz. Muhammed'i (s.a.v.) bir gece anında Mekke'nin Mescid-i haram'ından Kudüs'teki etrafı mübarek olan Mescid-i Aksa'ya ve sonra gök kubbesine nakil edip yüce zatıyla buluşturur aralarında NECİM S.A.9'da tanıtımına göre (Kaba kevseyni ev edne) Allah'la arası okla yay kadar mesafe kalır. Böyle bir miraca sahip  Allah katında Allah'la birarada buluşan Hz. Muhammed (s.a.v.) nasıl olur da Sünnilerin iddiasına göre yer, içer veya evlenir. Gerçekte kesin olamaz illa bir ayna görünümü gibi hayaldir. İnsanların üstünde olduğunu kanıtlar. Çünkü dünyaya teşrifi pak ve nur görünümü ile kanıtlanmıştır.

ALİ İMRAN S. A.144 (Vema muhammedön illa resulön kad halet min keblihir rüsül) "Evet, Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah tarafından gönderilen peygamberdir. Öncesinden nice peygamberler gelip geçmiştir" Ayetin devamı (Efe in me te ev kütila en kalebtöm ala akebiköm) "Eğer öldüyse veya öldürüldüyse inanırsanız cahillik dönemine dönmüş olursunuz." Dikkat edelim, ayetin kanıtına Hz. Muhammed'i (s.a.v.) ölümden arındırıyor. Şöyle (efe in mete ev kutila) kelimelerinde Allah kesin tavır buyuruyor. Ölmedi, öldürülmedi lakin ayna görüntülü sıfat gösterdi demektir. Yine AHZEB S.A.40 "Hz Muhammed (s.a.v.) hiç kimsenin babası değildir, yalnız Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonudur." Yine yüce Allah Hz. Muhammed'in (s.a.v.) büyük olduğunu ve huzurunda söz hakkı kendisine ait ve önünde kimsenin sesli konuşmaya hakkı olmadığının kanıtı: HÜCÜRET S.A.2 "Ey iman edenler, seslerinizi peygamber huzurunda yükseltmeyin amelleriniz boşa gider." Düşünelim yüce Allah islam alemine resulü huzurunda sesli konuşmalarına izin vermemiştir.

Nasıl olur da Ehl-i Beytine eziyet edenden razı olsun Ehli sünne düşünsün ve hatadan arınsınlar, sevenlerine eziyet etmesinler. Kin ve nifak islamiyette yapmasınlar. İşte Allah (c.c.) sevgisini Hz. Muhammed'e ALİ İMRAN S. A.31 Söyle ya Muhammed eğer Allah'ı seviyorsanız bana gelin ardımdan iltihak edin. Allah sizleri sever." İşte anlaşılan ayette ayırım yapmadığını kanıtlıyor. Hz. Muhammed'i (s.a.v.) seven Allah'ı sevmiştir. Eziyet eden yüce Allah'a da etmiştir. Yine BAKARA S. A.151’de Biz size bir peygamber gönderdik, sizden ayetlerimizi size telavat ediyor ve size kitabım Kur'an-ı Kerim'i tanıtıyor, bilmediklerinizi öğretiyor, ayrıca benim ilahi hikmetim hakkında bilgi öğretiyor ve sizi benim emirlerimin helalı hakkında zekalandırıyor. İşte dikkat edelim yüce Allah Muhammed’in bilgin olduğuna dair unutmaz, yanılmaz, eksik söylemez, hatalı konuşmaz, sözüne söyleyişine karşı red edilemez, her yanı sadık, her yanı hak konuşur, her yanı af ve şefaatla kanıtlıdır. Her gelecek ilme vakıftır. HAŞİR S. A.7 "Resulullah ne derse veya ne getirirse kabullenin." İşte Allah'ın emri Hz. Muhammed'in (s.a.v.) itaatına kabullenmemiz emri vakidir, etmeyen muhalif ve munafıktır. Çünkü yalan söylemez, olmayan şeyi öne sürmez, üstlenmez ENNECİM S. A.3 ne buyurursa yüce Allah öğretmektir. NAHİL S. A.44 "Biz sana zikrimizi kanıtlayan Kur'anı indirdik emrimizi iman edenlere tanıtman için." Yine ZÜMER S. A.18 "Ya Muhammed kullarımı müjdele nidayı dinleyip iyisini edenler Allah'ın hüdasına erişmişler ve zekâlanmışlardır." İşte bu ayetten anlaşılan kanıt Hz. Muhammed'in nidasını imanla kabul edenler Muhacır Ansar Nusayrilerin kökenleridir. Diğer müslümanlar ise mecburiyetten dolayı kabullenirler. Çünkü ayetin anlamındaki kanıt asıl iman sahipleri islam dinini severek kabul edenlerdir. ESRA S. A.15 "Her kim hak çağırıcısını kabul ederse lehinedir, kim inkar ederse cahillik dönemine dönmüş olur." Hatalı davranışıyla nefsine ve sözüne kananlar günahkar ve zulüm etmiş olur. Çünkü hiç bir kavmi cezalandırmadık illa müstehak olduklarından sonra. Ey iman edenler, bir daha günah işlemeye kalkışmayın, çünkü size peygamber gönderdik, hak yolunu tanıttık vebal boynunuza aittir. ZUHRUF S. A.78 "Allah (c.c.) adaletinden insanlara der size hakkı tanıtacak peygamberler gönderdim, kitaplar indirdim, kabul etmediniz, nefretle karşıladınız.” İşte islam dinini zorla kabul edenler Ehl-i Beyt’e zulüm edenlerdir. Seven ve zulüm etmeyen bariz olarak Alevi, Şii, Nusayri hak taraftarı Ehl-i Beyt ismiyle sevgilerine canlarını adayanlardır. Hakkı vasiyeti Kur'an'ı tahrif eden ve tefsirini gerçeklerinden saptıranların haklarında MAİDE S. A.44-45-47 İşte ayetlerin üçünde Allah’ın (c.c.) resulüne emri hak tanıtımını Ehl-i Beytin velayetini Kur'anın ahkamını Hz. Muhammed'ten (s.a.v.) sonra değiştiren tahrif eden adaletin yerine zulüm getiren vasiliyi, halifeliği inkar edenler ayetler mucibince kafir, fasik ve zalimdirler. Allah NİSA S. A.58’de Hüküm edenlere emir ve makam sahiplerine adil davranmalarını emri vaki buyuruyor. Asıl amaç ayetin kanıtında Ehl-i Beyt'i zulüm edenlerin şerrinden korumaktadır. Söz islam halifelerine islam padişahlarına yekün adil davranmalarını emrediyor. İman edenlerin cümlesine selam ve rahmet olsun.

 

 

 

HZ. ALİ'NİN (a.s.) BABA SECERESİ

Hac Mirza Akkasi "Şia Akideleri" eserindeki tespitlerine göre Hz. Ali'nin baba ismi İmran ve Abid Menaf. Lakabı ise Ebu Talip. Çocuğunun ismini Talib koyar. Arap usulu olarak babayı büyük oğlunun ismiyle çağırırlar. Bu yüzden  Hz. Ali'ye bin Ebi Talip deniliyor. Hz. Ali ile Hz. Muhammed'in (s.a.v.) seceresi ile Abdulmuttalib’te birleşiyor. Aralarında tek babaları ayrıdır. İkisinin öz dedeleri Abdulmuttalib'dir.

 

HZ. ALİ'NİN ANNE SECERESİ

Hz. Ali'nin  annesi Fatima Esad'ın kızı Hişşem'in kızı Abid Menaf'ın kızı Hz. Muhammed'in (s.a.v.) dedesi Haşim'le birleşiyor. Aralarında yalnız bir dede vardır.

 

Hz. Ali’nin Doğum Tarihi

Fil vakasından 30 sene sonra Recep ayının 13'üne rastlayan Cuma günü, Hz. Muhammed'e (s.a.v.) vahiyin inzalinden 12 sene önce, Hicretten 23 sene önce Rumi tarihinin 599'unda dünyaya teşrif etmiştir.

Yaşadığı Müddet 32 sene Hz. Muhammed'le (s.a.v.) yaşar. 31 sene Hz. Muhammed'ten (s.a.v.) sonra yekün yaşadığı yaş 63 senedir. Hz. Muhammed'ten (s.a.v.) sonra 25 sene hakkını gasp ederler. Halifelik devri ise 4 sene ve 9 aydır.

Kâbe doğumundaki yücelik beyanı

Hz. Ali'nin dünyaya teşrif ettiğinde ilk deyimi göğü ben yücelttim, oldu. Kanıtı Hz. M.'de (s.a.v.) Kur'an inzalinde NAZİAT S. A.27'de "Göğü yüceltti, yaptı gecesini karartıp gündüzünü aydınlattı, yeri serip açtı, peygamberleri gönderdi kanıtlamaktadır.

 

KÂBE TANITIMI

Yüce Allah insanlar alemine hac farzını öğretmek için Adem (a.s.) peygamberin yer yüzüne inişinden sonra cennet-u alesinden Elbeytil Mamuru Kâbe  olarak indirir. Kanıt TUR Suresi 1-2-3 ve 4'üncü ayetleri "vattur yüce Allah'ın kutsal Kâbe olduğunu, (velbeytilmamur) yüce Allah'tan kutsallıkla imar edilmiştir. (Vessakfilmerfuu) insanların üstünde kutsal ve üst olarak tanıtımlıdır. İşte yüce Allah'ın emri, insanlara ilk hac evinin olduğunu kanıtlıyor. ALİ İMRAN S. A.97 "yüce Allah'ın emri bütün peygamberlere ve iman edenlere hac farzının yerine getirilmesini farz kılmıştır. İşte mantığımızı eleştirelim, insanlar olarak hiç bir şeyde Allah'tan bilinçli değiliz. Olmadığımıza göre yüce Allah'ın emir buyurduğu hac'ı ve hac evini kabul etmemiz ruhlarımızın Allah yanında şad olmalarına delalettir.

Yine Allah bize beytil memurun yeryüzünde hac ve ziyareti Allah tarafından ilk kutsal sembol olduğunu ALİ İMRAN S. A.96 "Yer yüzünde ilk kurulan Mekke-i Mukerremede etrafı ile mübarek bir ev olduğunu tanıtıyor. İşte bu kutsal evi yüce Allah yer yüzünde Nuh (a.s.) kavmi tam küfürbaz inkarda oldukları devreye kadar kalır. Yüce Allah iradesiyle Nuh kavmi ıslah olmadıklarından dolayı yok etmelerini Tufanla emir buyurunca Elbeyt-il Mamuru göğe yükseltir, izi yerde kalır Nuh (a.s.) tufanından sonra yüce Allah İbrahim-ul Halil peygamberi müslümanların babası ve islam dininin rehberi olarak emir buyurur. İbrahim-ul Halil'e zevcesi Haceri ve oğlu İsmaili beytil mamurun temelli yanında bırakmasındaki amaç Kâbe'nin inşa edilmesi ve Mekke'nin de kurulması için İBRAHİM S. A.37 "Rabbim, zürriyetimden evin olan Kâbe'nin yanında emanetimi bıraktım, dikili ağaç ve yiyecekleri yok. Yanlarına bir ümmet gönder, beraber yaşasınlar."

Hz. İbrahim bu duasından sonra zevcesi Hacer'i ve oğlu İsmail'i Kâbe'nin yanında bırakır ve döner. Hacer ise su talebinde Safa ile Merva denilen kutsal yerde dolaşır, bakar ki İsmail'in (a.s.) ayakları yanından su aktığını görünce, Hacer akan suya seslenerek "Zim. Zim. Ya mübarek.” Anlamı “Toparlan ya mübarek.” Yakın zamanda Curhom denilen kabile gelir, yerleşir. İşte Mekke'nin kuruluşu ve zemzem suyunun oluşumu kanıtlanmıştır. Ve yüce Allah İbrahim-ul Halil peygambere emir buyurur. İsmail oğlunun çalışabileceği güçte olunca şimdiki ziyaret edilen islam kıblesi ve Kâbe'si olan evi oğlu İsmail'le inşa eder. BAKARA S.A.127 "Yüce Allah ayet-ü kerimede İbrahim peygamberin oğlu İsmail'le Kâbe'yi inşa ettiklerini kanıtlıyor. İşte yüce Allah kutsal olduğundan insan alemine ziyaretini farz kılmıştır.

 

EHLİBEYT KİMLERDİR?

Yüce Allah indirmiş olduğu kutsal ElBeytil Mamur temeli üzerine İbrahim (a.s.) peygamber tarafından inşa edilen dünyanın Kıblesi ve Kâbesi olan şimdiki mevcut Kâbe'nin Ehli Hz. Muhammed'ten (s.a.v.) önce Hz. İbrahim (a.s.) inşa eder, Beni Haşim'den Abdulmuttalib ve zürriyeti bakımına üstlenir. Anlaşıldı ki Beyt'in sahipleri. Allah'ın öz nurundan müteselsil Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehli yani en yakını Hz. Ali, Fatima ve Hasan ile Hüseyin'dir. Ehl-i Beyt olarak zatlarına denilir, varisleri Ehlizzikir 12 imamlardır. Pak ve mutahhar nesnedir. Kanıt AHZEB S. A.33 "Yüce Allah iradesiyle Ehl-i Beyt'ini her haram ve fuhuştan veya gayrı meşrudan arındırmıştır. Ayetin kanıtındaki delil Ehl-i Beyt temiz soyludur, ayrıca Ehl-i Beyt'i izinden izleyenlerin imamı gayrı meşrudan gelme olmaz. Seceresi belli olmayınca imam olamaz. İmam ise Alevilik ve Nusayrilikte eline, diline, beline sahip olan olur. İşte kesin bilelim Aleviliğin, Şiiliğin iç yüzündeki Nusayrilik akidesinin imamları, Sünnilerin imamlarıyla mukayese edilemez. Çünkü imam Hatibe kayıt olan ne tür insan olursa tayini imamdır. Nusayrilikte tövbe kabul edilemez. Nusayrilik bölümünde tanıtım geniştir. Konumuz Ehl-i Beyt Ehlil İsma'dır. Yani Allah himayesi altında kutsallaşmışlardır. Tanıtımlarını ENBİYA S. A.7 (Fes elu ehlez zikri in küntöm letalamün) "Bilmediğinizi Ehli-zikir’den sorun öğrenin, ilmin deryasını bilirler.” Kanıtı ALİ İMRAN S. A.7 "Yüce Allah'tan başka Kur'an'ın tefsirini bilen yok. Velakin Ehl-i Beyt ilmin deryasında yüzen ve kökleşen Kur'anın esrarını bilen ve yüce Allah'a itaat ve ikrar şehadeti ile Ehl-i Beyt Allah'ın en bilgin ve yakınlarıdır.” Onun için Hz. M. (s.a.v.) der, bana kesik salavat getirmeyin. Sorarlar, ya Resulullah kesik salavat hangisidir? (s.a.v.) der, Bana ve Ehl-i Beyt'ime getirilmeyen salavat kesiktir. Yine yüce Allah (c.c.) iman edenlere, Ehl-i Beyt'le beraberleşmeleri için emir buyuruyor. TÖVBE S. A.119 "Ey iman edenler Allah'tan korkun ve sadıklarla beraberleşin. Anlaşıldı ki Ehl-i Beyt sadık insanlar Hz. M.'den (s.a.v.) ayrılmaz bir bütündür. Çünkü peygamberler Allah'ın elçileri ve Allah'la insanlar arasında aracıdır. Kutsal müşerref Allah'ın kullarıdır. Allah'ın ilmiyle, bilinciyle, itaatıyla ve sevgisine ön safta varistirler. Kanıt, Sünni bilgin Bin Abid Rabbihi "Akdul Ferid" adlı eserinde c.3. s.42 tesbitinde Kur'an'ın varisleri Ehl-i Beyt FATİR S. A.32 "Kitabım Kur'an'ı Kerim'in,  ilmini ve bilincini seçtiğim has kullarıma miras bıraktım. Kur'an'ın varisleri Ehl-i Beyt ve izinden giden Aleviliğin, Şiiliğin iç yüzündeki Nusayrilerdir. Muhammed El Kanduzi "Yenbuil Muvedde" adlı eserindeki tesbitte Haruni Reşid'in oğlu El Mamun'un devrinde mevcud imamu Aliyyü Errida'ya kitabın varisleri kimlerdir? diye sorar. İmam-u Aliyyu Errida der, Ehl-i Beyt ve 12 imam torunları kitabın varisleri, ilminin derin bilincine varanlardır. Allah'a öz yakınlıkta cennetin sahipleri ve sakinleri geçmiş ve gelecek ilmin varisleri müminlerin iman rehberleridir.

Kanıt, sünni bilgin Ettirmizi sahihinde c.5. s.528'de Hz. M. (s.a.v.) der, ey insanlar size emanetim. Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerimi ve itretim Ehl-i Beyt'imi terk ediyorum, bağlı olursanız hak yolundan sapmazsınız. Kanıtı ALİ İMRAN S. A.104 Ayetin anlamındaki kanıt Ehl-i Beyt insanlar arasında insanlara örnek Allah için hayır yapmayı, şerden ve haramdan arındırmayı hak yoluna davet ediyorlardı. Allah yanında en başarılı insanlardır. İşte Ehl-i Beyt'e karşı gelmek, tekzip etmek ve zulüm yapmak cehennem cezasına nail olmak demektir. Kanıt sünni bilgin bin Hacer "Savaikil muhrika" adlı eserinin 184'üncü sayfasında ve Kenzul Ammel c.5. s.95'te Hadis Hz. M.S.V dayalı Ehl-i Beytimin misali aranızda Nuh'un gemisi gibidir. Nuh'a iman edip gemiye binenler canları boğulmadan korundu. İman etmeyen boğulup cehennemin cezasına nail oldular. Aynı anlam amacı (s.a.v.) Ehl-i Beyt'e iman edenler cennete girme olanağına sahiptirler. Ehl-i Beyt'i sevmeyen gasp ve zulüm edenler fetvalarını tahrif edenler Ehl-i Beyt'e dayalı yalan, rivayet düzenleyenler hatalarıyla boğulup cehennem cezasına müstahaktırlar.

Aynı hadisi kanıtlayan Sünni bilginlerden Muheysemi "Mecmeil Feveid" eserinde c.9. s.108 bin Hacar El Askaleni "El Asabeti" eserinde, Ettabarani "Cami-ul Kebir" eserinde, Hz. M.(s.a.v.) der: Kim benim hayatımı benimsiyorsa ve Allahımın vaad ettiği cennete girmeyi seviyorsa Ali'yi veli olarak kabul etsin ve zürriyetini tanısın, bağlı olsun. Sizi hak yoluna sevk ederler ve batilden uzaklaştırırlar. Anlaşıldı ki Hz. M.'in (s.a.v.) şefaatına veliliğine nail olmak için Hz. Ali'yi veli olarak kabul etmesi şarttır.

Yine Sünni bilginlerden tesbitler: Attabari tefsirinde c.13, s.108, Arrazi tefsirinde c.5, s.271’de ya Ali seninle Allah yoluna sevk olunur. Ya Ali sen benden sonra ümmetime hak yolunu tanıtacaksın. İşte Hz. M.(s.a.v.) deyimine kani olan hak yoluna yönelmiş olur ve Ehl-i Beytini tanımış olur. Aynı deyimi Muhammed Abdo "Nehcul Belağati" adlı eserinde Hz. Ali'ye dayalı der, Hutbesinde bizlerden biri ölürde lakin ölmüş değildir. Bizden hastalanan görülürde lakin hasta değildir, bizden cezaya çarptırılan görülürde lakin çarptırılmış değildir. Yine Assayuti "Eddiril Mensür" eserinde c.2, s.60, Kenzul Ammel eserinde c.1, s.168 Hz. M.S.V islam alemine der: Ehl-i Beyt’e karşı hata işlemesinler diye sakındırıyor. Ehl-i Beytime üstünlük tasarlamayın üstün olamazsınız, yok olursunuz. Ehl-i Beytimden uzak olmayın, karşı gelmeyin yok olursunuz. Ehl-i Beytimle ilim tartışması yapmayın sizlerden bilgindirler. Haklarını gasp etmeyin, zalim olursunuz. Muhammed El Kanduzi "Yenbuil Muvedde" eserinde tesbiti Hz. Ali der: Bizden başka kim derse ben ilmin deryasındayım yalancıdır. Küfürü, körlüğü, gericiliği tasavvur etmiş olur.

HAŞİR S. A.7 (s.a.v.) için size ne emir ederse kabul edin ve uygulayın. Haram olan herhangi birşeyden uzaklaşın haramı kabul etmeyin, yapmayın. Çünkü insanların üstünde bir ışıktır. Hüda rehberi ve kaynağıdır. Kanıt ENBİYA S. A.73 Allah (c.c.) Ehl-i Beyt'i ilmiyle deryalaştırıp müminlerin imamı ve mürşitleri olarak kendi emriyle insanlara ibadet ve doğruluğa yönelmelerini emrediyorlardı. Ve bu dünyada sabırlı musibete ve zulme karşı metanetliydiler.

ANKEBÜT S. A.59 Allah (c.c.) tanıtımı Ehl-i Beyt ve müminler sabır ve tevekkül sahipleridir. İzinden her yönleriyle kardeş olalım, islamiyeti parçalayanlara itimat etmeyelim, haktan sapmış oluruz. Sevgi bağımızın amel defterini bu dünyada bize örnek ve ahiretin sahiplerine adayalım. KASAS S. A.83 Allah (c.c.) ahiret olan cennet-u alesini bu dünyada kin, nifak, fitne, zulüm, gasp, inkar etmeyenlere nasib edecektir. Anlaşıldı ki ahiretin varisleri Ehl-i Beyt ve izinden olanlardır. Çünkü müminlik rütbesi Allah ve Resulüne ve Ehl-i Beyt'ine itaat ve yüce Allah’ın emirlerini yerine getirmekle olunur. Kanıt  ELMUMİNUN S. A.1-2-10-11  Allah'ın cennet müjdesi namaz kılan, ibadetlerini yapan müminlere baki kalacaktır. İşte dikkat edelim ve mantıklı düşünelim, Ehl-i Beyt'e bağlı, barışçı olalım. Haram ve zulümden haksızlıktan uzak kalalım. Küfür ve zulümde bulunanlar cehennemliktir. Bin Asker "Dımışk" adlı eserinde c.2, s.243, Sayuti "Hulufei" tarihide s.173’te tesbitleri Hz. M.(s.a.v.) der: Ya Ali senin muhabbetinle iki kişi boğuldu. Biri ruhen ve kalben sevecek hak taraftarıdır, cennete girecektir. İkincisi seni sevmeyip cehlinde boğulacak, cehenneme girecektir.

Ya Ali sen de Hz. İsa'nın (a.s.) misali vardır. Yahudiler İsa'yı inkar ve ikrah ettiler, cehenneme girdiler. Hiristiyanlar sevdiler, şaşkın kaldılar, hakkı bilemediler, seçemediler.

Ya Ali senin menzilini bilerek sevenler cennete girme olanağına sahip oldular. Seni sevmeyenler ve Ehl-i Beytine işkence edecekler, şefaatime nail olamazlar.

Ya Ali, hakkını benden sonra gasp edenler şefaatimden mahrum, cehenneme girecekler. ŞURA S. A.23 Allah’ın (c.c.) Hz. M.(s.a.v.) emri söyle ya Muhammed Ali’nin sevgisi için sizden karşılık istemiyorum. Yalnız sevginizi ve bağlı olmanızı istiyorum. Ayet Hz. Ali'nin sevgisini kanıtlamaktadır. Çünkü Hz. Ali'nin velayeti Hz. Muhammed'den ayrılmaz bir bütündür. (s.a.v.) yine der: Ya Ali sen dünyada ve ahirette Seyyidsin, seni sevmeyen beni de sevmmemiştir. Seni seven beni de sevmiştir. Ya Ali senin habibin Allah'ın habibidir. Senin düşmanın Allah'ın düşmanıdır. Allah'ın düşmanı cehennem cezalarını görecektir. Yine aynı sünni bilginlerin aynı eserlerindeki tesbitleri. Ali'nin sevgisi imandır. Ali'yi sevmemek kin ve nifaktır. Ali'nin muhabbetine ölen şehittir. Ya Ali senin ve Ehl-i Beyt'in muhabbetine ölenin günahları af olur, tövbesi kabul edilir. Azrail cennetle müjdeler. İşte Sünni müslümanlara hitap; Ehl-i Beyt'in sevgisi şarttır. Alevi, Nusayri, Şuaybi, Hasibi lakaplarıyla tanınan milletlerin dini sevgileri Hz. M.(s.a.v.) Hz. Ali'ye ve Ehl-i Beyt'e ruhen ve kalben bağlıdırlar. Hak varken sünniler gibi put ibadetinden kılıncın tesiri ile müslüman olanlara sapmayalım. İki cihanın sultanı Hz. M.(s.a.v.)’nin cenazesine katılmayan vasiyetin yazılmasına engel olan, Fatıma'nın mirasına el koyanlar, islamiyette kin nifak parçalanmak, zulüm ve benzerini yapan kişilerden uzak kalmak Allah'ı razı etmek demektir.

 

HZ. ALİ HAKKINDA İNMİŞ AYETLER

"Elbuhari" sahihinde c.4 s.20, c.5 s.76, Muslim sahihinde c.7 s.120, Hz. Ali Fazilet bölümünde El Hamvini "Fereide Assamtayın" eserinde sünni bilginlerin tesbitleri Umayş'ın kızı Esma'ya dayalı TAHRİM S. A.4 "Ali'nin Allah'ını bilmek istersen yüce Allah'tır. Cebrail’in, meleklerin ve iyi mü'minlerin de Allahıdır. Hz. M.(s.a.v.) bu ayet inince der: Ya Ali seni müjdelerim. Allah, senin Cebrail'le kardeş olduğunu söyledi. Meleklerle mü'minler şahittir."

Yine El Kanduzi Yenebiul Muvedde Elmenakib c.1 s.95 adlı eserinde Ziyad bin Matrab'tan alınma Hafız Abdullah bin Mesud'un Kur'an'ından alınma AHZEB S. A.25 "Yüce Allah (c.c.) Hendek ve Ahzeb savaşında müşriklerin hırsını Hz. Ali'nin gücüyle kazanıldığını ispatlamışlardır.

 

HZ. ALİ’NİN HENDEK SAVAŞINDAKİ FAZİLETİ

El Kanduzi vel Hamvini eserlerinde tesbitleri Hz. M.(s.a.v.) Hendek savaşında arapların kalbini korkutan Amr-u bin Viddin savaş meydanına inince hiç bir müslüman savaşına inememiş Hz. Ali savaşına inince, Hz. M.(s.a.v.) der: İmanın hepsi küfürün hepsine indi. Hz. Ali kılıcıyla vurup öldürünce Hz. M.(s.a.v.) der, Ali'nin Amr-u bin Viddin'e bir kılıç vuruşu ümmetimin kıyamet gününe kadar yapacağı amellerden mukaddestir. Düşünelim, Hz. Ali'nin yüceliğini azametini sevelim, inanalım ve inkar etmeyelim, cehenneme odun olmayalım. Çünkü Hz. M.(s.a.v.) şefaatı Hz. Ali'nin ve Ehl-i Beyt'in rızasıyla bağdaşmıştır.

 

AHZEP SAVAŞINDA HZ. ALİ'NİN MUCİZESİ

Ahzep savaşında müşrikler, Hz. M.(s.a.v.)'i ve müslümanları yok etmek için 100 bine yakın güçle birleşirler. Müslümanlar ise azınlık bir kitle idiler. Neticede savaşın tam şiddetli anında Hz. Ali bir çığlıkla Allah-u Ekber sedasıyla kafirlerin üzerine yürür. Kafirler neye uğradıklarını bilmeden çil yavrusu gibi dağılırlar, her kaçan, Ali arkamdan geliyor, yaralanan Ali beni yaraladı diyorlardı.

Bu durumun kanıtı ELHAC S. A.1 Kur’an’daki saat sözcükleri Hz. Ali’nin ismidir. Çünkü yüce Allah vakitleri bilmesi için saati var dersek yüce Allah’ı aciz düşürürüz. Mantıken savaş meydanda insanları gücüyle korkutan ve şaşırtan "Hz. Ali'nin Allah-u Ekber sedasıyla hareket ettiği saat ve an çok acaip ve garip hal icra etmiş ve milleti şaşkınlık içinde bırakmıştır." Hz. M.(s.a.v.) müşriklere der: Kaçtığınız ölüm önünüzdedir, islam dinine çağrısını kabul edin ve dönün teslim olun. Kanıtı CUMUA S. A.8 "Kılıcından kaçtığınız ölüm önünüzdedir. Eğer sadıksanız ölümü kabul edin ve dönün. Anlaşılan ölüm Ali’nin ismidir. Ali’ye teslim olunuz.

Sünni bilginlerden Hafız Naim'in babasından alınma hadis Ebu Hüreyreye ve Ebu Salih bin Abbas'a dayalı Bedir savaşında Hz. Ali gücü ile zafere ulaşıldığının kanıtı ENFEL S. A.62 (Huval lezi eyyedeke binasrihi ve bilmuminine) "Huva kelimesi Hz. Ali’nin fail olduğunun fiil zamirdir. Hz. Muhammed’e (s.a.v.) savaşı kazandıran Hz. Ali ve müminlerdir."

 

HZ. ALİ'NİN SADIKLIĞINI KANITLAYAN AYET

Sünni bilginlerden Bin Atiyya El Avfi, Said il Hidri'den duyma ANKEBÜT S. A.52 "Allah'ın emri Hz. Muhammed'e (s.a.v.) söyle mü'minlere benimle sizin aranızda şahit, göğün ve yerin ilmine vakıf olandır." Sorarlar: Ya Resulullah, Allah göktedir. Fakat aramızda şahit kimdir? (s.a.v.) der, Ali'dir. Ali kitabın ilmine vakıftır. Ali konuşan Kur'andır. Ali Kur'anın nasih ve mensuh ayetlerinin bilincine vakıf, Ali evveliyatın ilki, ahiriyatın sonudur.

 

HZ. ALİ FAZİLETİ HAKKINDA İNMİŞ AYET

Muhammed El Kanduzi "Yenbuil Muvedde" c.1, s.111, Elmenakib eserinden alınma Enes bin Malik'e dayalı BAKARA S. A.112 Ayetin inişi hakkında, Hz. Muhammed (s.a.v.) der: Hayır, her kim iyi niyetle Ali'nin müslümanlığa teklifini kabul ederse sevabı da yüce Allah'a ait ve cennete girecektir.

El Baydavi "Ruhul Benen" tefsirinde "Velmusemere" adlı eserinden alınma İmam-u Sadık'la İmam-u Bakır'dan alınma. İşte Sünni ve Şii bilginlerin ve imamların kanıtlı ispatı Kur'an'daki İNSAN süresinin inişi Hz. Ali, Fatima ve Hasan Hüseyin haklarındadır. Mübarek Ramazan ayının hürmetinde bir gün oruç iftarını açacakları anda kapıları çalınır. Ya Ali, Miskin'im diye seslenir. Hz. Ali der: Ya Hasan al şu ekmeği Miskin'e ver. Kalkar açar ve verir. Yine ikinci gün yine aynı iftar saatinde kapı çalınır ve bir ses: Ya Ali, Yetim'im. Yine Hz. Ali der: Ya Hüseyin şu ekmeği Yetim'e ver. Kalkıp verir. Üçüncü gün yine iftar saatinde kapı çalınır, ve bir ses: Ya Ali, Esir'im. Yine Hz. Ali der: Ya Hasan şu ekmeği Esir'e ver, Hz. Ali'nin iftar sadakasının mükafatını yüce Allah İNSAN S. A.7'de "Hz. Ali orucun şiddetine tahammül ederek Miskin'e, Yetim'e, Esir'e yapmış olduğu Allah için ikramın karşılığını İNSAN S. A.11'de "Oruç hürmetinde tahammüllerinden dolayı ikramları cennet ve giyimi ne soğuk ne de sıcak görürler." Ayet 14'te hizmetlerine cennetin sakinlerinden cennet suyu ve kevser nehrinden içmeleri nasip oldu. Ayrıca sürenin 7'nci ayetinin ifadesi Hz. Ali, Hasan ve Hüseyin hasta olduklarından dolayı adak adayıp fakirlere dağıtır. Kanıt (Yüvfüne binnezri veyahafuna yevmen kene şerruhu mustatıyra) "Hz. Ali Allah için adadığı adağı yerine getirdi ve hastalanan Hasan'la Hüseyin şifaya nail olmuştur"

El Kanduzi'nin ve Bin Hambel musnedinden tesbit İmam-u Bakır'a dayalı BAKARA S. A.208 "Ey iman edenler Silmi'ye giriniz (Silmi Hz. Ali'dir) velayetine giriniz ve Ali'ye teslim olunuz" anlamındadır.

El Kanduzi eserinde ve Ahmet bin Hambel musnedinden "Fazilet" bölümünde mevcut Enes bin Malik'e dayalı Hz. M.S.V der, Ali Allah'tan korkanların imamı ve müslümanların lideri, islam dinin aslı, vasilerin sonu, iki cennet gencinin babaları benden sonra emanetlerimin sahiplerine tediye edeni ve ümmetimde ihtilaf olduğu zaman çözeni, arapların seyyidi Ali'dir. Seviniz ve bağlılığına sabit kalınız. Allah'ımın emrini ilettim biliniz. Ali'nin yüzüne bakmak ibadettir. Sevmemek kin ve nifaktır. Ali hakla batili birbirinden ayırandır. Ali nerede ise hak oradadır. Ali hakla beraberdir. Allah (c.c.) benim itaatımı ve Ali'nin itaatını Ehl-i Beyt'imin itaatını da hak ve şart kıldı. Ya Ali seni severim, nefsimle bağdaştırırım çünkü Miraca çıktığım zaman Cebrail (a.s.) meleklerle  beni karşıladılar. Cebrail (a.s.) dedi: Ya Muhammed (s.a.v.) senin ümmetin Ali'nin sevgisiyle birleşselerdi Allah (c.c.) cehennemi yaratmazdı. Ömer bin El Hattab der: Ya Muhammed Ali'nin sevgisi ateşten uzaklaştırır. Sevmemezliği ateşe götürür. Yine aynı eserlerde El Kanduzi ve bin Hambel, Ömer bin El Hattab'a dayalı, Ömer der, Resulallah’ı duydum. Allah (c.c.) bana vahiy etti, Ali kardeşin dünya ve ahirette yine duydum dedi. Ali halifem ve vasiyim ilmimin varisidir. Çünkü ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır. İlim isteyen kapıya gelsin. Anlaşılan her ilim Ali'dedir. Herşey Ali ile başlar, Ali ile biter. Kanıt BAKARA S. A.189 (Ve'tül büyüte min ebvebihe) Evlere kapılarından girin. Anlam, Ali'nin velayetiyle benim ve Ehl-i Beyt'imin şefaatına, muhabbetine ve islam dinine girersiniz.

 

HZ. ALİ'NİN FAZİLETLERİ HAKKINDA

Muhammed El Kanduzi "Yenbuil Muvedde" eserinde Ahmet oğlu Muvaffak El Havarzemi bin Ammar'dan alınma, Cafer-us Sadık'ın dedesinden Hz. Ali'ye dayalı. Hz. Ali der: Resulullah'ı duydum. Ashaplarına Ali'nin faziletlerini hiç bir fert idrak edemez diyordu. Her kim Ali'nin faziletlerine iman ederek Ali'yi severek yazarsa melekler günahlarının affı için aracı olurlar, cennete girmesi için dua ederler. Her kim Ali'yi bilerek severse inanarak diline zikrini, kalbine muhabbetini sindirirse ve yüceliğini kalben teşhir ederse kıyamet günü şefaatıma nail olur. Yüce Allah (c.c.) hiç bir tövbeyi ve imanı kabul etmez illa Ali'nin velayetine bağlı olması şarttır.

El Kanduzi "Menakib" eserinden alınma Bin Semmek'e, Bin Said'e ve Bin Cübeyir'e dayalı der: Bin Abbas'tan sordum. İnsanlar niçin Ali'de muhtelif oluyorlar? Bin Abbas der: Ey bin Cübeyir, bana Ali hakkında soruyorsun, dinle, Bedir savaşının bir gecesinde 3000 Menkibe'ye sahip oldu. Bedir savaşında meleklerden 3000 melek Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yardımına iner, başarılı olamaz.Sonra 2000 daha yine başarılı olamaz. Neticede Ali hepsinden başarılı olarak savaşı kazandırır. Kanıt ALİ İMRAN S. A.124 (İz takulu lilmuminine elen yekfiyköm en yemideköm rabbuköm biseleseti elefin minel meleike ti munzilin) "Yüce Allah Bedir savaşında Hz. M.(s.a.v.) der: Söyle müminlere Allah bize 3000 melek indirdi. Yetersiz kalınca 2'nci ayet iner. (Belein tasbiru vetettaku ye tüköm min favrihim heze yumdidköm rabbüköm bihamseti elefin minel meleike ti musev vimin) "Evet, sabır ederseniz  ve Allah'tan korkarsanız size 5000 meleğin tamamını indirir."

İşte tarihe mal olmuş Hz. Muhammed'in (s.a.v.) en büyük gazvelerinden Bedir savaşının melekler yardımıyla hal olmayınca Hz. Ali bir gecede kafirleri yok eder ve savaş zaferini Hz. M.(s.a.v.) kazandırır. Kanıt ALİ İMRAN S. A.123 (lekad nasaraköm Allah bibedrin ve entöm ezil letön fettakul lah) "Allah (c.c.) Bedir savaşının zaferini Hz. Ali ile kazanıldığını kanıtlamıştır." İşte 3000 Menkibeli  geceye Kâlib gecesi denildi.

Yine Hz. Ali faziletlerinden;

Muhammed El Kanduzi eserinde s.283, Tabarani'nin "El Vasat" eserinden Ümmü Selme'ye dayalı Resulullah (s.a.v.) der; Ali Kur'an'la Kur'an da Ali ile beraber kıyamet gününe kadar ayrılmaz bir bütündür. Yine El Kanduzi'nin eserinde s.261'de Hz. Ali'ye dayalı duydum Resulullah'ı diyor. Ey beni Haşim, yemin ederim beni hak peygamberi gönderen yüce Allah zatıyla ya Ali cennete yalnız sen ve Ehl-i Beytim ve sevenlerin gidecektir. Yine aynı eserin 269 ncu sayfasında Abdullah bin Mesud'a dayalı duydum. Resulallah'ı (s.a.v.) diyor; ya Ali benimle cennete sen ve Fatima Hasan Hüseyin ve zürriyetimiz ardımızdan da şefaatime nail olanlar da girecekler. Aynı eserin 256 ncı sayfasında yazılı Bin Abbas'a dayalı (s.a.v.) der: Ben ve Ali aynı seceredeniz, insanlar ise çeşitli secerelerden gelmedir. Yine aynı sayfada mevcut Allah (c.c.) peygamberleri çeşitli secerelerden ben ve Ali aynı seceredeniz. Ben aslıyım, Ali'de dalları, Hasan Hüseyin semeresi yaprakları has yakınları her kim bir dalına bağlılık ederse imanla korunur. İnanç getirmeyip kin tutanlar cehennem cezasıyla cezalanacaklardır. Yine El Kanduzi eserinde Ebuzzer'e dayalı Resulullah der: İslam dini Ali ile gelişti. Ali benden ben Ali'den, Ali benden, ruhumun cesedimdeki yeri gibi. Kanıtı HUD S. A.17 (Femen kene ala beyyinetin min rabbihi veyet luhu şehiden minhu ve min kablihi) "Her kim kanıtlı mucize görürse bilsin ki Allah'tandır." Bu ayete tanıklık Hz. Muhammed'in (s.a.v.) deyimi Ali benden ruhum cesedimden gibi. Bu söyleyişin kanıtı aynı eserde Hz. M. (s.a.v.) der: Ya Ali, Allah beni ve seni öz nurundan yarattı ve Adem (a.s.) sülbüne indirdi. Beraber olarak Abdulmuttalib sülbünde ayrıldık, sen Abid Menaf'ın ben ise Abdullah'ın sülbüne. Bende nübüvet ve risalet, sende ise vasiyet ve imamlık var. Ya Ali, yüce Allah beni Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya nakil ettiğinde senin ismini ismimle 4 yerde yazılı gördüm. Mescid-i Aksa'dan göklere miracımda bir tabelaya yazılı "La ilahe illallah Muhammed resülullah Ali ile bağdaşımlı muhafızı, veziri ve kardeşi kıldım. Ya Ali Sidret-ul muntehe arş-ı ale'de ben Allah'ım la ilahe illa ben yalnızım Muhammed (s.a.v.) safvatım yani has seçtiğim yardımcısı ve veziri Ali'dir." yazılı gördüm. Yine Arş-u ale'ye vardığımda Arşın sütunlarına yazılı; "La ilahe illa ben Muhammed habibim halkımın özü seçtiğim hayru nebidir. Ali ile bağdaşımlı yardımcı ve veziridir." Cennet ve cehennem anahtarları Ali'dedir. Yine Ebuzzer ve Saidil Hidri’den Selmanil Farisi'ye dayalı Hz. M.S.V der: Ya Ali, cennet ve cehennem anahtarları sende, istediğini cennete istemediğini cehenneme gönderebilirsin. MAİDE S. A.40 "Allah (c.c.) resulüne der;  gök ve yer Allah'ındır bilmiyor musun? İstediğini cezalandırır, istediğini affeder ve her şeye kadirdir. Ya Ali şiatını müjdele mahşer gününde mal, mülk, çocuk fayda etmeyeceği zaman benim şefaatime nail olacaklardır. Kanıt ŞÜRA S. A.88 "Mahşer günü mal, mülk, çocuk fayda etmez. İlla Allah'a saf temiz kalp ile inanan faydalanır."

Yine El Kanduzi eserinde Bin Ömer'e dayalı Hz. M.(s.a.v.) namazımızı kıldırırken yüzünü bize çevirdi, seslenerek: Ey islam alemi, benden sonra Ali veliniz, bunu biliniz, seviniz, bağlı olunuz. Kanıt NİSA S. A.144 "Ey iman edenler, kafirleri evliya olarak kabul etmeyin, arkalarından gitmeyin. Haktan sapmış olursunuz." İşte Hz. Muhammed'ten (s.a.v.) kanıt Hz. Ali'nin veliliği imanın kendisi hakkın kanıtlayıcısıdır. Çünkü Hz. Muhammed'in (s.a.v.) tanıttığı velilik yalnız Hz. Ali'ye aittir.

Yine El Kanduzi eserinde s.281'de Said Bin Ebi Vakkas'a dayalı, Hz. Muhammed'e (s.a.v.) dayalı, Hayber fethinde müslümanlar aciz kalınca Hz. Muhammed'e (s.a.v.) baş vururlar. (s.a.v.) der: Yarın zafer bayrağını Allah'ı sevene ve Allah'ın da sevdiği kişiye vereceğim. Sabah olunca bakarlar ki Hz. Ali'ye verir ve kale fethi Hz. Ali ile gerçekleşir.

Yine aynı eserin 230'uncu sayfasında bin Arkam'a dayalı Hz. M. (s.a.v.) der: Hz. Ali ve Fatıma, Hasan ile Hüseyin'e ben savaştığınızın karşısında savaşçıyım, sevdiğinizi severim. Yine eserin 56'ncı bölüm 179'uncu sayfada yazılı Hz. M. (s.a.v.) der: Ali benden, başımın, cesedimden yeri gibidir. Anlamı derindir. Düşünelim, (s.a.v.) der: yine Ali'nin misali insanlarda Kur'an'ın İHLAS suresi gibidir. Ali'den uzaklaşıp ayrılan, benden de uzak kalmıştır ve ayrılmıştır. Benden uzaklaşan Allah'tan uzaklaşmış olur. Çünkü Allah'a yakınlık şefaatıma naillik cennete girmek illa Ali'nin velayetiyle sevgisiyle olur. Yine aynı bölümün 178'inci sayfasında (s.a.v.) der: Ya Ali sen cesedimin ruhusun, nurusun, yıkayıcısısın, ilmimin varisisin hak taraftarımsın. Ya Ali seni yalnız mü'min olan sever. Sevmeyenler ise kafir ve münafıktır. Ya Ali misalin yerde kâbe gibidir. Ya Ali senin misalin Kur'an'ın misali gibidir.

Yine eserin 191'inci sayfasında Hz. M. (s.a.v.) mescidde ayağa kalkıp yüce Allah'a şükrettikten sonra der: Ben bir beşer olarak bana Allah'ımın elçisi Cebrail (a.s.) yanıma gelip Allah'ımın emirlerini iletiyor ve kabulleniyorum. Sizede emanetim iki cihanın ağırlığında Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim'in içinde Allah'ın hüdası ve nuru emirleriyle yönelin, bağlı olun, Ehl-i Beytimi aranızda yerin yıldızları ve Allah'ın sancakları öz nurundan müteselsildir. Ruhlarını, yüceliklerini severseniz haktan sapmazsınız ve şefaatıma nail olursunuz. Çünkü, ben ve Ehl-i Beytim cennet-ü ala'da bir ağacız, dallarımız dünyadadır. Her kiminiz bir dalına asılırsa Allah'ın hak yolunu bulmuş olur, her kim uzak kalırsa ve kin tasarlarsa islam dininin aleyhinde bulunmuştur. Yine El Kanduzi eserinin 192'nci sayfasında Hz. M. (s.a.v.) dayalı der: Her kim bana ve Ali'ye Ehl-i Beytimle sevgisini kanıtlamazsa ömrünü ibadet ile malını da nafaka ve sadaka ile bitirirse fayda etmez. Sadece Ali'nin velayetine ve Ehl-i Beytimin sevgisine bağlı olması şarttır. Yoksa cehennem cezasından korunamaz. Çünkü nefsim Ali ile Ehl-i Beytimin nefsiyle bağdaşmıştır. Kanıt ALİ İMRAN S. A.61 (Femen hacceke fiyhi minbadi meceeke minel ilmi fekul taalu enedu ebne ene ve ebne eköm venise ene ve nise eköm ve enfü sene ve enfüseköm) Allah (c.c.) Hz. Muhammed'e (s.a.v.) der: Söyle Hıristiyanlara Ali hakkında birşey demeyiniz, gelin karşılaşalım, çocuklarımızı ve hatunlarımızı, çocuk ve hatunlarınızla, nefsimizi nefsinizle Allah'ın laneti yalan söyleyenlere olsun, anlaşılan Hz. M.(s.a.v.) nefsiyle Ehl-i Beyt nefsi ayırt edilmez çünkü birdir buyurmuştur."

Yine El Kanduzi eserinde, "Elfirdevs" eserinden alınma. Hz. M. (s.a.v.) der;  Ehl-i Beytimin bir günlük sevgisi, bir senelik sevgileri haricindeki ibadetten mukaddestir. Anlaşıldı ki ibadetin, imanın geçerliliği Ehl-i Beyt sevgisiyle kanıtlanır.

Yine El Kanduzi eserinde S.407'de Hz. Ali Nehreven savaşına giderken falcı Hz. Ali'nin yolunu keser ve der: Ya Ali, savaşa gitme bu gün mağlup olursun. Hz. Ali falcıya der; ben müvafık vakti ve aksi vakti var ettim. Ey falcı bil ki düşmanların sayısı 9000 kişiden aşağı kalacaktır. Bizden de yalnız 10 kişiden aşağı ölecek. Gerçekte düşmanlar 12000 kişi idiler. 4000'i ölür, 8000'i kalır. Müslümanlardan yalnız 9 kişi ölmüştür.

Yine El Kanduzi'nin tesbiti "Elmişket" eserinden Ahmet bin Hanbel musnedinden  Zeyd bin Arkam'a dayalı Hz. M. (s.a.v.) der: Mescidin kapılarını kapatın, yalnız Ali'nin kapısı kalsın. Neticede Ebu Bekir'in, Ömer'in, Osman'ın kapıları kapanır. Yalnız Hz. Ali'nin kapısı kalır.

Yine El Kanduzi'nin eserinde s.83'te Ahmet oğlu Muvaffak Elhaverzemi'den alınma bin Ammar'dan Hz. Muhammed'e (s.a.v.) dayalı müslümanlardan bir kitle sorarlar; Ya Resulullah Mirac gecesi yüce Allah seninle hangi lisanla konuştu? (s.a.v.) der; amcaoğlu Ali'nin diliyle, hatta kendisi zannettim ve dedim: Rabbim sen mi muhattapsın yoksa Ali mi? Allah (c.c.) der; Ya Muhammed ben şey'im eşyalara benzemem, mukayese edilemem seni ve Ali’yi öz nurumdan yarattım. Senin içine baktım Ali'nin sevgisinden başka yok, onun için sana Ali'nin diliyle muhattab oldum.

Yine Muhammed El Kanduzi'nin tesbiti "Eddiril Manzum"dan alınma Hz. Ali'nin Haru Hameden'e söyleyişi: Ey Haru Hameden bil ki her ruh cesedinden ayrılırken beni görecektir. Sırat köprüsünden geçerken yine beni görecektir ve eğer ameli iyiyse cennete diyeceğim; bu benimdir al. Eğer ameli kötü ise ve inkarda bulunmuşsa cehenneme derim: Bu senindir, al. Bu hadisin kanıtı iyi amel Ali’nin velayetidir.

Yine El Kanduzi eserinin 69'uncu sayfasında "Eddiril Manzum" eserinden alınma Haru Hamaden'e dayalı. Hz. Ali Hamaden'e der; Bil ki gökteki ilim kitaplarının esrarı Kur'andadır. Kur'an'ın tüm esrarı İhlas süresindedir, İhlasın sırrı Fatiha'dadır. Fatiha'nın esrarı Besmele'dedir. Besmelenin esrarı da (B) harfindedir. (B) harfinin esrarı noktasındadır. O nokta ise benim. Cahiller çözemez. Anlamı, beni inkar eden beni bilemez. (Elif) harfi noktadan başlangıçtır. Ancak ilmin derinine inen çözer. Beni sorun aranızdan yok olmadan gelecek ilme vakıfım. Bin Abbas der; Hz. Ali ayın dolunay gecesinde elimden tuttu, Medine'nin Baki-il Ğarkad  denilen semte götürdü. Bana: Ya Ebu Abdullah oku Bismillahirrahmanirrahim diye okudum. Hz. Ali Besmele'nin esrarıyla akşamdan sabaha kadar sayıştırır ve der: Ey bin Abbas istesem Besmelenin ilminden 70 deve yükü kitap doldururum.

Yine bin Ebil Hadid Nehcul Beleğati adlı eserinde Sıffin harbinde Muaviye taraftarları Hz. Ali'nin kılıcından canlarını korumak için hileli barışa talip olduklarında Kur’an’ın sayfalarını okların üzerine teşhir ettiklerinde Hz. Ali mücahitlerine der: İnanmayın bu bir hileli oyundur. Kanmayın ben konuşan Kur'anım istesem emsalini yazabilirim. O ise susmuş Kur'andır.

Yine El Kanduzi'nin tesbitinden Bin Abbas'a dayalı RAİD S. A.43 (Kefe billehi şehiden beyni ve beyneköm vemen indehu ilmul kitebi) "Allah resulüne der, söyle benimle sizin aranızda Allah ve kitabın ilmine vakıf olan yeterli şahittir." sorarlar: Ya Resulullah aramızda Allah'ın şahit olduğunu bildik, kitabın ilmine vakıf olan kimdir? (s.a.v.) der: Ayetin musbetliğinde kitabın ilmine vakıf olan Ali'dir.

Yine Bin Ebil Hadid, "Elmutezili" (anlamı tarafsız) "Nehcul Belağati" eserinde Süleyman El Ameş babasından duyma Hz. Ali ile beraber iken Hz. Ali der: Kur'anın ayet inişlerine vakıfım. Her ayetin iniş sebebini ve nerede indiğini, ne için indiğini, kimin için indiğini? Gece veya gündüz indiğini, dağda ve düzlükte, savaşta ve hazarda indiğinin bilincindeyim.

Yine El Kanduzi'nin tesbitinden NUR S. A.15 (Tahsebuhu heyyinen vehuvva indallahi azim)  Allah diyor; soruyorsunuz Ali için. Biliniz Allah yanında yücedir, azimdir.

Yine aynı eserin 70'inci sayfasında bin Mesud'un tesbitlerinden der Hz. M. (s.a.v.) ile beraberdik. Ali ilmi hakkında müslümanlardan bir kitle sorar. (s.a.v.) der: Allah (c.c.) ilmini on kısma ayırdı, dokuzu Ali'de biri dünyada. (s.a.v.) yine der: Ümmetimin en bilgini Ali'dir. En çözümcü Ali'dir. En hak taraftarı ve bileni Ali'dir. (s.a.v.) der; Ali besmelenin ilmini tanıtırken kendimi karşısında nokta gördüm. Hz. Ali der: İstesem Tevrat'ın hükmünü, İncil'in hükmünü, Zebur'un hükmünü Kur'an'ın da tam teşekkülünü eksiltmeden yanılmadan çözümlerim.

Yine aynı eserin 70inci sayfasında Ömer Bin El Hattab der; Fetva çözümünde Ali olmazsa ben yok olurdum.

Yine aynı eserde sayfa 71'de Bin Abbas'tan alınma Hz. Muhammed (s.a.v.) Der; yüce Allah Ehl-i Beyt'i kitabın ilmine vakıf ettirdi. Biz de bize bağlı olana miras bıraktık. Kanıt FATİR S. A.32 (Sümme evresnel kitebe ellezine astafayna min ibedine) "Allah (c.c.) der: Kur'an-ı Kerim'in ilmini insanlardan has seçtiğim kullarıma miras bıraktım. (s.a.v.) yine der: Ali hikmetin kapısı, Ali ilmin yongası, yani aslıdır.

Yine aynı eserin 77 nci sayfasında İmamu Cafer Ussadık'a dayalı Ammar bin Yasir'e dayalı YASİN S. A.12 (Vekülle şey in ahsaynahu fiy imemim mübin) Yüce Allah her şeyin ilmini İmam-ul Mubinde sığdırmış ayetin iniş sebebini Ammar bin Yasir anlatıyor. Hz. Ali ile Mekke'de Hara dağının vadisinden geçerken önümüze sayısı mümkün olmayan karıncalara rastladık. İçimden düşündüm karıncaların sayısını kim bilir? Hz. Ali seslenerek der: Ya Ammar ben bilirim. Yasin süresinde okumadın mı? Allah (c.c.) her şeyi İmam-ul Mubinde sığdırmış. Ammar der; Ya Ali El İmam-ul Mubin kimdir? Hz. Ali der: Benim. Ben bu karıncaların sayısını ve kaç tanesi erkek, kaç tanesi dişi bilirim. Aynı hadisi ve ayetin inişini yine El Kanduzi eserinin 77'nci sayfasında hadis Ebezzer'e dayalı çok karıncalı bir vadiden geçerken karıncaların çokluğunu görünce dedim, tenzih ederim sayısını bilene. Hz. Ali der: Ya Ebezzer böyle deme. Lakin tenzih et yaratanı. Ben sayısının yekününe ve kaç dişisi, kaç erkeği vardır bilincimdedir.

Yine El Kanduzi eserinin 92'nci sayfasında El Hamvini Vessalabi bin Abbas'a ve Ebu Naim El Hafıza dayalı Hz. Resulallah Kureyş kafirleri yüzünden hicret edeceği gece Hz. Ali nefsini Hz. Muhammed için feda eder ve yatağında yatar. Bunun hakkında inen ayet (Veminennesi men yeşteri nefsihi ibtiğaa muradat Allah) İnsanların içinden nefsini Allah'ın rızasına nail ettirmek için Resulünün fedaisi olarak yatağına girer. Muvaffak bin Ahmed ve bin Cübeyr'in tesbitleri; Hz.Ali Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yatağında yattığı için Hz. Ali'nin cesaretini, yüceliğini, Allah'a yakınlığını, Hz. M.(s.a.v.)'ten ayrılmaz  nefis bütünlüğünü kanıtlamaktadır.

Yine Muhammed El Kanduzi eserinde İmam-u Hasan-ul Askeri'ye dayalı Ali Zeynel Abidin'e babası Hz. Hüseyin'e, Hz. Ali'ye, Hz. M.(s.a.v.)'e dayalı. (s.a.v.) der: Ey Allah'ın kulları, Adem (a.s.) Cennet-ü Ala'da iken Allah (c.c.) biz Ehl-i Beyt olarak nurumuzu Adem'in sülbüne arş-ı alenin zirvesinden yansıtınca Adem (a.s.) der: Ya Rabbim sulbüme yansıyan nur kimindir ve nedir? Allah (c.c.). der: Ya Adem, o nuru arşımın en yüce zirvesinden senin sulbüne yansıttım. Habibim M.(s.a.v.)'in ve vasisi Ali, Fatima, Hasan ve Hüseyin'in nurudur ve onun için meleklerin Adem’e secde etmeleri için emrettim.

Adem (a.s.) şahsımızın nurunu görünce arşın zirvesinden sulbüne yansımasına sevindi. Yüce Allah Adem'e der: Ya Adem bu nur habibim M.(s.a.v.)'in nurudur. Nurumdan ismini yarattım. Bu da Ali'nin nurudur. Ben de El Aliyyul Azimim. İsmini ismimin eşiti gibi yarattım. Bu nur Fatima'nın nurudur. Benim yeri ve göğü aydınlatan nurumdan yarattım. Kıyamet gününde rahmetimi iman edenlere tanıtacak ve inkar edenleri rahmetimden uzaklaştıracaktır. Bu da El Hasan ve El Hüseyin'dir ve ben El Muhsin'im. Zatlarını nurumla, rahmetimle, kerametimle ve izzetimle büründürdüğüm bunlar yarattıklarımın en yüce ve kutsalıdır. yakınlarımdır, affımı bunların şefaatlarına kattım. Sualleri, duaları kesin yanımda geçerlidir. Bunlar Esme-ul Hüsnem'dir. Bunların ismini Adem'e öğrettim ve tövbesini kabul ettim. Bunlar Adem'e öğrettiğim sekiz kelimenin esrarıdır. Kanıt BAKARA S. A.31 (Ve Alleme Ademel esme e küllühe) "Allah (c.c.) Adem’e (a.s.) Esme-ul Hüsne'nin hepsini öğretti".

Yine kanıt BAKARA S. A.37 (Ve tellaka Ademe min rabbihi kelimetön fetebe aleyhi) "Adem (a.s.) Allah'tan kelimeler öğrendi ve tövbesi kabul edildi." Yine kanıt BAKARA S. A.124 (Veiz ebtele ibrahime rabbuhu bikelimetin fe etemme hünne) "Allah (c.c.). İbrahim-ul Halil'e kanıtlı kelimeleri tamamlanmış olarak öğretir. El Kanduzi "Yenbuil Muvedde"de kelimeler hakkında şöyle bir kanıtlı açıklama vardır. (s.97'de) Hz. M.(s.a.v.)'e dayalı, der: İbrahim peygambere tamamlanmış kelimeler 12 imam olarak Ehl-i Beyt'in devamıdır.

Hz. Adem'e verilen kelimeler ise 8 kelimedir. Ebced, Hevvez, Hıttiy, Kelemun, Safas, Kereşet, Sahaz ve Dazağ. Bu sekiz kelime 28 harfi kapsamaktadır. Göğün ve yerin tüm okur yazarlığına ve ilmine kapsamlıdır. Her millet kendi diline göre tercüme etmiştir. Ayrıca Elif, Velem harfleri birleşince 29 oldu. Harflerde nokta sayısı 22'dir. Harf sayısı ile birleşince 51 sayıyı kapsar. 5 vakit namazın rekat sayısına göredir.

Yine El Kanduzi'nin tesbitinden El Hamvini, Bin Mucahid, Ebu Naim El Hafız Bin Abbas'a dayalı Kur'an'ın KASAS S. A.61 (Efemen ve adnehu vaden hasanan fehuvva lakihi) Ayetin inişi Hz. Ali ve Hamze-tü ve Cafer-u Attayyar Vubeydete Bin Haris hak yardımlaşmalarında anlaştılar ve vaadlerine sadık davranırlar. Yine Allah (c.c.). haklarında AHZEP S. A.23 (Ricelon sadaku me ehadu Allah feminhom men kada nahbehu ve minhom men yantazır veme beddelu tebdiyle) "Aralarından ilk vefat eden El Hamza-tü olur sonra Cafer-u Attayyar Hz. Ali en sonları olur. Yine El Kanduzi tesbitinde Kur'an'ın ENAM S. A.160 "Her kim hayır ve hasenet yaparsa bire on mükafatlandırılır. Kötülük eden ise bire bir yazılır. El Kanduzi'nin tesbitinden her kim Ehl-i Beyt sevgisinden bir deyim ve sevgileriyle hayır yaparsa bire on yazılır ve her kim Ehl-i Beyt'in aleyhinde kötülük düşünürse günahı bire bir yazılır. Hz. Ali'nin bu ayet hakkında açıklaması biz Ehl-i Beyt sevgimiz hasenettir. Bizi sevmemezlik kin, nifak ve günahtır. Yine El Kanduzi'nin El Hakim Bin Ameş'ten İmam-u Muhammed El Bakır'a ve İmam-u Cafer-u Sadık'a dayalı ELMÜLK S. A.27 (Felemme reevhu zülfeten si et vucuhul lezine keferu vekiyle lehom hezellezi küntöm bihi teddeun) Bu ayetin inişi Hüneyn gazvesinde Hz. Ali'nin kılıcından kaçanlar sonradan anladılar ki Hz. Ali'nin Allah yanında makamı yücedir. Pişmanlıklarından yüzlerini örterek ve suratları sıkılarak karşısından geçerlerdi.

Yine El Kanduzi tesbitinde Hz. Ali hütbesinde der: Ben dünyada ve ahirette ezan okuyanım. Kanıtı HAŞİR S. A.20 (Leyes tevi ashubu enneri veashubul cenneti ashubul cenneti humul feizün) Ateşin sahipleri cennetin sahipleriyle kıyaslanamaz. Hz. M.(s.a.v.) der: Ateşin sahipleri Ehl-i Beytime zulüm edenler, cennetin sahipleri Ehl-i Beytimi sevenler, benden sonra Ali'yi veli olarak kabul edenlerdir. Sonra Hz. Ali'yi elinden tutar ve der; Ali benden ben Ali'den. Ali’yi inkar eden, benden uzaklaşmış ve beni inkar etmiş sayılır. Beni inkar eden ve benden uzaklaşan Allah'ın nefretini kazanır ve cehenneme girer. Yine El Kanduzi eserinin 284 üncü sayfasında  Bin Abbas'a dayalı Hz. M. (s.a.v.) der; Ali bebu hitta. Her kim içine geçerse mu'mindir. İçinden geçmeyen kafirdir. Açıklaması Ali'nin velayetine kabullenen mumindir. Kabullenmeyen kafirdir. Kanıt BAKARA S. A.58  "Söyleyin, Hitta kapısı Ali’dir iman edin ve ilahi emir ile geçmeye bakın. İşte Hz. Ali söyleyişe göre yüce makama ve mertebeye sahiptir.

Hz. M.(s.a.v.) der: Yüce Allah kainatı karanlık bir yokluktan var etti, sonra üzerilerine benim ve Ali’nin nurundan serpti her kime tesadüf ettiyse içi bir cevhere sahip oldu, imanla yüreği doldu. İsabet almayan nursuz, imansız küfür ve inkarda kaldı. Çünkü ben ve Ali aynı nur aynı seceredeniz, ayrılmaz bir bütünüz. Arşın gölgesinde 80.000 sene yüce Allah'a tesbih ettik söyleyişi ispatlanmıştır. Yine El Kanduzi eserinde Cabir bin Abdullah El Ansari'ya dayalı Hz. M.(s.a.v.)'i sormuş, yüce Allah'ın ilk yarattığı şey nedir? Resulullah (s.a.v.) der; benim ve Ali'nin nurunu sonra iki cihanı. Ben ve Ali 12.000 sene zatına yakın şekilde kaldık, sonra nurumu 4 kısma ayırdı. Kısmın birinden Arş-ı Alasını yarattı, kısmın birinden de arşın üzerine kursiyi yarattı, bir kısmından da kursinin haznesini yarattı, 4'üncü kısımdan ise sevgiyi yarattı. 12.000 sene nurumuzun dördüncü bölümünü 4'e böldü kısmın birinden kalemi, ikincisinden levhü, üçüncüsünden cenneti, dördüncüsünden takvai yani Allah'tan korkmaktır. 12.000 sene sonra takvai 4'e böler, cüzün birinden melekleri, birinden güneşi, birinden Ayı, birinden yıldızları ve yine nurumuzdan akılı, ilmi, korunmayı, muvafakiyatı ve hayatı. 12.000 sene sonra yine nurumuzdan 124.000 peygamberin canlarını yarattı. Peygamberlerin nefislerinden müminlerin, şehitlerin, evliyaların ruhlarını yarattı ve nurumuzdan keramet kılıfını saadetle heybeti ve rahmeti ile ilmi ilmiyle vakar'ı sekine-i sabrı sadıklığı inanmayı yarattı ve nurumuzdan iki cihanı aydınlattı. Sonra yüce Allah nurumuzu Adem'in sülbüne indirdi ve bütün peygamberleri teşrif etti. Eleştiri olarak Hz. M.(s.a.v.) ile Hz. Ali'nin varlığından herşeyi var etmiş, gök alemini, insanlar alemini ve kutsal yaratıkları yarattı. Yalnız yanlış anlaşılmasın gök alemi sadece mü'min ruhlarıdır. Lakin iman etmeyen kötü ruhlar ve insan sıfatından olmayan sürüngenler ve benzeri Allah'ın nezdinde düşüktürler. İnkarlıklarından dolayı cehennemliktirler. Ruhları iblis unsurundandır.

 

HZ. ALİ MUCİZELERİNDEN

Hz. Ali bilginliğini kanıtlayan hadis El Kelini Şii bilgin El Kada kitabındaki tesbiti El Kenci Menakib'den bin Said El Museyyeb'den alınma Hüzeyfe-tül Yemeni'ye dayalı Ömer bin El Hattab halifeliği devrinde Medine'nin bir sokağında Hüzeyfe-tül Yemeni'yi  aciz düşürmek için sorar; Nasıl bir sabahla karşılaştın? Hüzeyfe-tü der; El Hamd-ü lillehi Hakkı ikrah ediyorum, fitneyi seviyorum, görmediğime şahadet ediyorum, yaratılmışın haricindekine sevgim vardır, abdest almadan salat ediyorum, yerde benim var olan şey gökte Allah'ın yanında yoktur. Hüzeyfe'nin bu söyleyişini duyan Ömer bin El Hattab hırslı olarak acilen ayrılır ve Hüzeyfeyi cezalandırmak amacıyla sorguya çekecektir.

Ömer Hüzeyfe'den ayrılınca önünde Hz. Ali'yi görür. Hz. Ali Ömer bin El Hattab'a sorar; hayırdır, hırslı ve hızlı yürüyorsun. Ömer Hz. Ali'ye der: Hüzeyfe ile karşılaştım, nasıl sabahladın bugün? Cevabı beni üzdü ve cezalandıracağım diye kararlı oldum ve Hüzeyfe'nin dediklerini tekrarlar. Hz. Ali Ömer'e der: Hüzeyfe haklı. Hakkı ikrah ediyorum, maksadı ölüm haktır, kim ölmeyi temenni eder. Fitneyi seviyorum deyişi, Kur'an'da yüce Allah buyurmuştur, çocuklarınız ve malınız sizin fitnenizdir, kim sevmez. Görmediği şeye ikrar ve şahadeti amacı Allah hak, söyleyişi hak, melekleri hak, mizan hak, ölüm hak, cennet hak, ölümden sonra dirilmek hak. Söyleyişi mahlukun haricindeki şeye sevgisi. Amacı Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim'i kasdeder. Abdestsiz salat getiriyorum maksadı Hz. M.(s.a.v.)'in zikri geldiği zaman salat getirmesidir. Yine söyleyişi benim yerde var olanım Allah'ın yanında yoktur. Amacı kendisinin zevce ve çocukları vardır, yüce Allah'ın yoktur. Bu tefsilatı Hz. Ali'den duyan bin El Hattab Hz. Ali'nin bilginliğine hayran kalır ve Hüzeyfe'ye olan kini yok olur ve der; Ali olmasaydı hataya düşecektim.

Yine Hz. Ali mucizelerinden Abdullah, Muhammed bin Muhammed bin El Hasan-ul Bağdadi, "El Mısriy" eserinde, Zübeyir bin Avvam'a dayalı Hz. Muhammed'le beraberdik. Ebi Kubeyis dağının bir vadisinde sakin Ebu Cehil'le Ebu Süfyan'a ait kabileyi islam dinine teklif etmek için Hz. Muhammed’e (s.a.v.) şart koşarlar. Ya Muhammed sana iman etmeyeceğiz, illa bize mucize gösterirsen iman ederiz. Hz. M.(s.a.v.) der: Talebiniz nedir? Derler, bizim vadimiz bize dardır. İlk zamanlarda İbriha bin As Sabbah vadimize baskın ederdi ve bizim dedeleri sıkıştırarak mallarını gasp ederdi. Şimdilik isteğimiz; vadimizin darlığını iki dağın genişletilmesi ile giderirsen zamanımızın düşmanlarından kendimizi koruyabiliriz. Aynı anda Hz. M.(s.a.v.) der: Vadinin sathını ölçün ve işaretleyin. Sonra Hz. M.(s.a.v.) Hz. Ali'ye der: Kalk vadiyi genişlet. Hz. Ali vadinin ortasında durarak iki elini açıp birbirine toparladıktan sonra açmaya başlar, iki dağ yerinden ayrılarak genişler. Mucizenin kanıtı RAİD S.A.31 (Velev enne kur’anan süyyiret bihi elcibelu ve kuttitat bihi alardu vekullime bihi elmevte lime emenu) Kafirler dağları yürüten ölüyü dirilten yeri bölen Kur’an’a inanç etmeyeceklerdir.

Yine Hz. Ali'nin mucizelerinden Abdullah Muhammed bin Muhammed "El Mısriy" eserindeki tesbitinde Yemen'in hükümdarı El Haddam'a ait El Müşrif kalesinin fethine Hz. M.S.V ile müslümanlar gidince kale halkı Hz. Ali'nin gücü karşısında aciz kalınca kaleye kapanıp kapısını kapatırlar. Hz. M.S.V, Selman-il Farisi'ye mancınık yapması için emir verir. Mancınık yapılınca deneme olarak üç taş atarlar. Taşlar kale içine düşünce Hz. Ali Hz. M.(s.a.v.)'den izin alarak mancınığa oturur ve kaleye doğru savururlar. Kale halkı Hz. Ali'nin havadan geldiğini görünce korkularından kale duvarını yıkmaya gayret ederler. Müslümanlar ise Hz. Ali'nin kaleye indiğini görünce dışarıdan kale duvarını yıkmaya hücum ederler ki Hz. Ali'ye yardım ve kaleyi fethetmek için. Hadisin kanıtı barizdir, hakkında HAŞİR S. A.2 "Kale sakinleri  sandılar ki kaleleri Allah'ın iradesinden kendilerini koruyacaktır. Fakat Allah kaleyi açtırmak için Hz. Ali'yi güçlendirdi. Yahudiler sandılar ki müslümanlar yerden gelecekler. Fakat Hz. Ali’nin havadan geldiğini gördüklerinde şaşırırlar, elleriyle yaptıkları duvarları kaçmak için yıkmaya başlarlar." Hz. Ali’ye yardım etmek için mü'minler dışarıdan yıkmaya başladılar. İşte düşünelim, ayetin kanıtı hadisin ta kendisi gibidir. İşte Hz. Ali ile islam dini gerçekleşmiştir.

Hz. Ali ve Hz. M.(s.a.v.) mucizelerinden Sünni bilgin Muhammed Abdo "Nehcul Beleğati" adlı eserinin 2'nci cildinin 158'inci sayfasındaki tesbiti Hz. M.(s.a.v.) ile Hz. Ali'ye Kureyşlilerden bir kitle der: Ya Muhammed sen çok şey iddia ediyorsun. Baban ve ecdadın mislini iddia etmedi. Biz senden temenni edeceğiz, şu karşımızdaki kuru ağacın yeşermesini ve yerinden sökülüp yanına gelmesini ve tekrar yerine gidip ikiye bölünmesini ve senden taraf olan kısım senin yanına, öbür kısmın yerinde kalmasını sonra senin yanına gelen kısmın tekrar yerine gitmesi ve diğer kısmıyla birleşmesini ve tekrar eski halini almasını isterler. Neticede Hz. Ali der: Ağaç istenildiği gibi yeşerdi yerinden sökülüp Allahu Ekber sedasıyla benim ve Hz. M.(s.a.v.)'in omuzlarına dallarıyla sarktı, sonra yerine iade olduktan sonra ikiye bölündü, kısmın biri yanımızda, kısmın biri de yerinde kaldı. Sonra yanımıza gelen kısım tekrar yerine iade oldu ve kendi kısmıyla birleşti ve eski halini aldı.

Yine Muhammed El Kanduzi hadis Selman-il Farisi'ye ve bin Abbas'a dayalı Hz. M.(s.a.v.) mescitte der; Yüce Allah bana vahi etti bu gece vasiy olacak kişinin avlusu üstüne gökten bir yıldız inecektir. Tanıyın. Müslümanlar bütün gece gökyüzüne bakıp durdu ki merakla vasiy kim olacaktır. Ashaplardan ise Selmani Farisi El Mıkded Ebezzer Hüzeyfe-tül Yemeni, Kureyşlilerden ise Ebu Bekir, Ömer, Osman ve vasiliği umutlananlar Nur'un kendi avlularına inmesi için umutlanırlar. Yıldızın inişi geç olunca Hz. M.(s.a.v.) hakkında yanlış söylentiler olur. Yıldız sabaha karşı Hz. Ali'nin avlusuna iner. Kanıt NECİM S. A.1-2-3-4 Allah (c.c.) yemin ediyor, yıldızın inişi ile ilgili Hz. M.(s.a.v.) yanlış haber vermedi. İlla yüce Allah'tan emir ile söyledi. İşte Hz. Ali'nin vasiyliği kanıtlıdır.

Yine El Hüseyin bin Hamdan El Hasiybi "Hedeye-tül Kübra" eserinden Hz. Ali'nin mucizelerinden Sıffın harbine giderken 60.000'in üstünde askeriyle Fırat nehrinin yakınında "Rahib-u Eddeyir" mabedinin yanından geçerken askerler   su talebinde bulunur. Hz. Ali'ye seslenirler: Ya Ali suyumuz bitti. Hz. Ali der; Rahib-u Eddeyir'e sorun, suyu var mı? Neticede rahip yakında suyun olmadığını söyler. O an Hz. Ali der askerlere: Rahibin mabedinden Fırat nehrinin bulunduğu yöne doğru 40 arşın ölçün ve toprağı kazın bir boydan sonra beyaz bir taşa varırsınız, yerinden alın altında su vardır. Neticede kazarlar taşa varınca tekbir getirirler taşı yerinden kaldırmalarını söyler. Neticede Hz. Ali'den başka yerinden kaldıran olmadı. Su taşın altından yeteri şekilde kaynadı. Rahip mabedinden iner ve: Ya Ali sen Muhammed bin Abdullah'ın vasiyisin. İsa (a.s.) geldi ve bu suyu fışkırttı. Havariyünlere dedi; Benden başka bu suyu bulacak kişi ancak Hz. M.(s.a.v.)'in vasiyi Hz. Ali'dir. Sıffın harbine giderken: Ya Ali siz buradan ayrıldıktan sonra eser tekrar halinde kapanacaktır der ve neticede rahip müslüman olmuştur.

Cabir El Beresi'nin "Meşarık Envarulyakın" eserinde s.5'te tesbiti, "El Emel" kitabından alınma hadis Hz. M.(s.a.v.)'e dayalı, (s.a.v.) der: Dedem İbrahim'den ve Ehlizikir'den söz olunca beni sevmeyenler üzülür. Aleyhimde söz gelince beni sevmeyenler sevinirler. Biliniz Ehl-i Beytimin sevigisi haricinde dünyanın amelini yapsanız makbul değildir, cehenneme girersiniz. Sadece Ehl-i Beytimin sevgisiyle cennete girersiniz. Ey insanlar, biz imanın aslıyız ve tamamıyız. Biz Allah'ın ilk vasiyet ettiği nesneyiz ve en son baki kalacak nesneyiz. Allah (c.c.), yemin ettiği zaman bizimle eder. Kanıt VETTİNİ süresi hakkımızdadır. Vettini El Hasan'dır, Zeytüni El Hüseyin'dir, Turisinin Fatıma'dır ve Beled-il Emin benim, biz olmasaydık yüce Allah kimseyi yaratmazdı, Cenneti bizim ve sevenlerimiz için yarattı. Cehennemi bizi inkar edip sevmeyenler için yarattı. Hz. M.(s.a.v.) bu sözlerine kanıt El Bersi'nin "Meşarık Envar-ul Yakin" eserindeki tesbitten Hz. Ali hutbesinde der: Ey insanlar, biz Ehl-i Beyt hikmetinin kapılarıyız, rahmetin anahtarlarıyız, ümmetin alasıyız, kitabın eminiyiz, yeryüzünde konuşulan dillerin bilinçlisiyiz. Bizim sevgimizle Allah insanları hısaba tabi tutar. Sevenimizi cennete, sevmeyenimizi cehenneme sevk eder. Bizi sevenler, bize iman edenler ve izimizi takip edenler, biliniz mizanlarınız hayır ameliyle dolar, af ve merhametle tartar. Bizi sevmeyenler islamiyeti, namazı, orucu, haccı, ameli netice vermez, boştur. Çünkü biz Ehl-i Beyt Allah'ın rahmet kapılarıyız, Allah'ın himayesi altında korunmuş kişileriz, ruhumuz peygamberlerin ruhlarını teşrif etmiştir. Biz Allah'ın hüdasına kanıtız. Ben Allah'ın sadık dostuyum, ben hakkı batıldan ayıranım. Yine bin Abbas'a dayalı Hz. M.(s.a.v.) der; Allah (c.c.) Ali'yi islamın sancağı teşhir etti. Zatıyla halkın arasında Ali'ye iman eden mümindir, inkar eden kafirdir. Ali'nin velayetini kabul eden cennetlik, etmeyen cehennemliktir. Ali Taki'dir, Naki'dir, Hadi'dir, Muhdi'dir. Ali'yi ve Ehl-i Beytini sevenler islamdır, mümindir, cennet varisidir, rahmete müstahak olandır. Ehl-i Beytimi sevmeyenler Allah'ın lanetine tabi olanlardır. Çünkü Allah'ın rahmeti Ehl-i Beytimle kanıtlanmıştır.

Aynı eserde Hüzeyfe-tül Yemeni'ye dayalı der: Gördüm ve duydum Resulullah'ı, Hasan'ı elinden tutar ve der: Ey insanlar gördüğünüz ElHasan bin Ali'dir. Yemin ederim sevenleri ile cennettedir, sevmeyenleri cehennemdedir. Biliniz ve tanıyın. Yine El Beresi'nin tesbiti "Meşarık En-Varul Yakin" eserinde ve İmam-u Gazeli'nin "Munakib" eserinden hadis Ebezzere dayalı Hz. M.(s.a.v.) der: Benden sonra kim halifelik için Ali’ye karşı dikilirse şefaatımdan mahrumdur. Halifeliği gasp edenler düşünsünler Osman da Ebezzeril Gaffari ile Abdullah bin Mesud’a yaptığı zulüm ve gasptan  düşünsün. Muaviye'nin de Hz. Hasan'a ve Hz. Ali'ye zulmü, Yezid'in de zulmünden Hüseyin'e ve Ehl-i Beytine Yine Hz. M.(s.a.v.) der: Mirac günü yüce Allah bana dedi, Ali'ye benden selam söyle ve tanıt ki evliyalarımın imamı ve tanıtımın nuru, dinimin rehberi, habibimin vasisi veziri ve müftüsüdür.

Yine El Beresi eserinde Ebil Ahmar'a dayalı Hz. M. (s.a.v.) Ebil Ahmar'a der: Git araplardan 100 kişi, acemlerden 50 kişi, Kıbıtlardan 30 kiş,i Habeşistanlılardan 20 kişi yanıma toplansınlar. Ebil Ahmar gittim söyledim gelip toplanırlar.  Hz. M. (s.a.v.) der: "Allah'a şükürler olsun yüceliğiyle, azametiyle herşeyi yoktan var ettiğine dair hamdu seneler olsun, yüce Allahımın tek olduğuna ve beni kulu olarak kabul edip irsal ettiğine Ey Araplar, Acemler, Kıbtılar, Habeşiler! beni dinleyin, iman edin. Muhalif olmayın ve bilin ikrar ediyorum, Allah tektir, ondan başka tanrı yoktur. Ben de resuluyum, Ali de Allah'ın velisidir." Üç kere tekrarlar ve; Ya Ali der: Bana bir kalem ve omuz küreği getir. Getirince üzerine "Bismillahirrahmanirrahim" yazar. Bulunan Arap, Acem ve Kıbıtlara der: Dinleyin ikrar ediyorum şehadetle "Eşhedü enla ilahe illallah" yanlızdır, ortağı yok, ben de kuluyum, Ali de velisidir ve imzalayıp Hz. Ali'ye verir. Bu şehadeti El Emeli kitabında Ümmü Selme'ye dayalı kanıtlıdır. Yine aynı kitapta Ümmü Selme'ye dayalı Resulullah der: Ali benim halifem, Allah'ın velisi ve insanlara hiccetidir. İtaatım Ali'nin itaatıyla birdir. Ali'yi bilen beni bildi, İnkar eden beni inkar etti. Ben, Ali ile Fatıma, Hasan Hüseyin ve 9 torunum Allah'ın hüccetidir. İnsanlara Ali ile yaşamak, hak öldüğüne ölmek, hak sevgisine ölmek, hak ismi ismimle Tevrat'ta birdir. Ali sırat-ul mustakimdir. Ya Ali ruhun ruhumdur, etin etimdir, kanın kanımdır, sen benden ben sendenim. Ya Ali senin imamlığını inkar eden benim peygamberliğimi inkar etmiştir. Ya Ali senin muhabbetine ölenin kefiliyim, cennete girecektir.

Yine El Bersi'nin "Meşarik Enverulyakin" de tesbiti bin Abbas'a dayalı Kur'an'ın inzali Hz. Ali'dedir. Kanıt ENBİYA S. A.47 (Venadau elmevezine bilkıstı liyevmil kıyemeti) bin Abbas Hz. Mumammed’e sorar; Mizanlar kimlerdir? (s.a.v.) der: Peygamberler ve evliyalardır. Terazi kabının birinde "la ilahe illallah" tektir ve "Muhammed Resulullah kaimen bilkıst" anlamı hak adaletiyle. İkincisinde "Aliyen veliyullah" tanıtımını kanıtlıyor.

Yine RAHMAN S. A 7-8-9'da (Vesseme e refegehe ve vudial mizen) Allah (c.c.) göğü yüceltti, gökte mizanı kurdu, (Elle tatğav filmizen) Ali'ye inkar ve eziyette bulunmayın. (Ve ekiy mul veznete bikısti) Ali'nin velayetini hak bilin, inkar etmeyin, kabullenin, (Vele tuhsirulmizen) Ali'nin velayetini eksiltmeyin, geri kalmayın, Ali'yi hak bilin ve haklı kabul edin. İşte Hz. Ali'nin mucize ve kerametleri çoktur. Ali'yi sevenler Şii, Alevi ve Nusayri ismiyle sevgisiyle kabullenenlerdir. Allah bizi sevgisinden, bilincinden, Ehl-i Beyt'e bağlılıktan, Kur'an-ı Kerim'in izinden ayırma ya rabbim. Amin.

 

KUR'AN-I KERİM'DEN AÇIKLAMALAR

Hayır ile ilgili ayetlerden bir kısım BAKARA S. A.177 Allah (c.c.) bu ayetin inişi Yahudi ve Hıristiyanlar için doğuya kıble olarak yönelirlerdi. Yahudiler ise batıya kıble olarak yönelirlerdi. Bu iki millet iki kıbleye yönelik çok ibadet ettikleri İsa ve Musa dinine tabi, Hz. M.S.V sorarlar; ibadetimizi yüce Allah kabul etmeyecek mi? İşte haklarında nazil olmuştur. Doğuya veya batıya yönelmeyle ilahi amaca varılamaz, hayır türü sayılamaz. Ayetten müslümanları kapsayan kısım hacca gitme ile, 5 vakit namaz kılma ile, çok şekilde sadaka nafaka yapma ile Allah'ın rızasına nail olunmaz. İlla Allah'ın ayetteki emri ve rızası Hz. M.S.V'in şefaatını kanıtlayan deyim ise, Allah'a iman etmek, ahiretin var olduğuna, meleklere, Allah'ın inzal ettiği kitap ve suhuflara ayrıca Allah rızasına nail olmak için fakir akraba, yetim, miskin ve muhtaç kişilere hayır yardımında bulunmakla hayırın kanıtı Hz. M.S.V'nin emrettiği Hz. Ali velayeti ile Ehl-i Beyt sevgisiyle gerçekleşir. Çünkü (s.a.v.) Hadis-i şerifinde buyurdu, Ehl-i Beyt sevgisi haricindeki ameller sahibini cehennem cezasından koruyamaz.

BAKARA S. A.270 günahlarınızın affı için sadaka yapacaksanız muhtaç kişilere yapın. Allah (c.c.) yaptığınızı bilir. BAKARA S. A. 271'de "Her ne gibi hayır yaparsanız nefsiniz içindir. Allah(c.c.) hayrınızın karşılığı sizlere mükafatla iade ediliyor. Sizleri mağdur etmeden."

BAKARA S. A.273 "Allah (c.c.) der: Sevgisi ve rızası için mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık, nafaka ve sadaka olarak verenler bunlara korkulmaz ve üzüntüleri olmaz."

ALİ İMRAN S. A 92 "Hayır ve sevaba nail olamazsınız, illa gönlünüzden Allah sevgisine hayırlı amel ederseniz. Çünkü Allah (c.c.) her ne hayır yaparsanız bilincindedir. NİSA S. A.124 "Her kim nefsi islah amel ederse iman ederek ister erkek kısmı, ister bayan kısmı olsun zulme maruz olmadan  cennete girme olanağına sahiptir." NİSA S. A.173  "Yüce Allah iman edenlere ve islah olanlara ve iyi amel edenlere vaatte bulunuyor. Karşılıklarını verecek hayırlarıyla, amelleriyle islah oluşumlarıyla yücelmelerini artıracaktır." Yine yaptığımız hayrın karşılığını iade vaadinde beyan eden ELENFEL S. A.60  "Allah uğruna her yaptığınız amelin karşılığına nail olacaksınız."

 

NAFAKA İLE SADAKAYI HAK EDENLER

KİMLERDİR?

TEVBE S. A.60 "Allah (c.c.) emri vaki sadakayı fakire, dilencilik yapmayana, miskin, ondan daha fakir olana, körlere, topallara, yerinden kalkamayan sakatlara kadın veya erkek, büyük veya küçük (Velmuellefeti külübühöm) Allah'ın sevgisiyle imanla kalpleri dolu olanlara da emri vaki hak tanıdı, bunlar öz müminlerdir." (velğarimın) anlamı, bir mü'min ve müstehak borç altına herhangi bir hastalıktan dolayı borcunu ödemektir. Ayet mucibince israfa mahal vermeden (Vebnis sebil) memleketinden ayrılmış geri dönmeye imkanı yok yoksuldur, ona yardım şarttır. (Vefir rikabı) Hz. M.S.V der: Eğer bir mümin ölürse israfsızlıktan dolayı, borcu varsa boynunda kalmasın ödemek hayırdır ve haktır.

YUNUS S. A.61 "Biliniz her ne niyetle olursanız veya düşünürseniz ve Kur'an okursanız ve ne amel ederseniz biz vakıfız, şahidiz ve karşılığını vereceğiz.

MUSİBETLER NEFSİMİZDENDİR

ALİ İMRAN S. A.65 "Başınıza musibet geldiği zaman daha önceden yine başka musibete uğradığınızı hatırlayın. Eğer derseniz bu musibet neden oldu. Allah (c.c.) der: Biliniz nefsinizin tasallutundandır."

Allah (c.c.) adaletini musibet cezalarıyla belirliyor. NİSA S. A.78 "Herhangi bir kavmi toplu olarak veya nefsi iyi nimet tesadüf ederse derler Allah'ın yanından, aksisi olarak yine musibete uğradıkları zaman derler bu senden oldu. Allah Resulüne der: Deki hepsi Allah'ın yanından. Açıklama, dikkat, hayır ve nimetler Allah'tandır. Yapılan hasenet ve sadakalardan ibadet ve itaaten dolayıdır. Çünkü her şeye vakıf yüce Allah suç ve günah türlerini işleyen toplum ve tek şahıs ameliyle cezalanacaktır. Cezayı verecek yüce Allah lakin müstahak ve müsbetlikten sonra. Örneğin bir hakim suçlu olmayanı mahkemeye çağırmaz, cezalandırmaz. İlla cinayet ve suç işleyeni çağırır, şahit müsbetliğinden dolayı cezalandırır. İşte cezalanan kişi kendi elinden müstahaklığa nail oluyor. Fakat cezayı hakim vermiş oluyor. İşte Allah'ın adaleti daha rahim ve bilgin olarak müstahak olanı musibete çarptırır. Allah'ın adaletinde ihlal yoktur. Yanlış ve hatalı düşünmeyelim. NİSA  S. A.78-79 "Siz her hangi bir nimet sahibi olursanız biliniz, Allah müstahaklığınızdan dolayı ikram etmiştir ve ne gibi müsibete uğrarsanız biliniz nefsinizin tasalutundan cezalanıyorsunuz. Çünkü size peygamberler gönderdim. Emrimi size tanıttılar. Hata yapmaktan vazgeçmediniz. Ben her şeye vakıfım. Bilincimden hiç bir şey eksilmemiştir. Kanıt HADİD S. A.22 "Yer yüzünde olan ne ise hepsinin ilmini kitabın içinde olmadan önce biliriz. Lakin suç  işlemeden sonra cezalandıracağımı belirlemişim."  İşte Allah'ın ilmi gelecek ve geçmişi kapsamaktadır. Fakat hiç bir cezayı kimseye takdir etmez. İlla müstahaklıktan sonra, çünkü zalim değildir. Yapılan hayır ve haseneti bilir, karşılığını verir. Yapılan şerrin affı olmaz ise günahkar insan mutlak cezalanır. kimsenin hakkını esirgeyemez. Kanıt ELENFEL S. A.60 "Allah sevgisiyle yaptığınız her nafaka veya sadaka veya hayır size zulüm etmeden karşılığını veriyoruz. İşte anlaşılan hayrın müstahaklığını kesin ödemektedir, İyi nimetlerle hayır yapmak müsibetlerin çoğunluğundan korunmaktadır. Çünkü yüce Allah rahimdir, affedicidir.

Kanıt ZÜLZİLAT S. A.7-8 "Her kim zerre kadar hayır yaparsa karşılığını bulur ve her kim zerre kadar şer ederse cezasını bulur. Ayetin kanıtı bizi hayır yapmaya yöneltiyor, şer'den sakındırıyor. Yine yüce Allah bizleri fitnelikten uzaklaşmamızı BURUC S. A.10  "Müminlerin aralarına nifak ve fitne edenler tövbe etmezlerse cezaları cehennemdir, yakılacaklardır."

 

ALLAH ve HZ. M.S.V'e KARŞI GELENLER

ELENFEL S. A.47 "Allah (c.c.) müminlere misal ve vaiz ediyor, Mekke halkı gibi küfürbaz olmayın. Mekke'yi bırakıp kervanın ardından gelip Bedir savaşını yaptılar ve acımasız yürekleriyle nice canların ölümüne sebep oldular." Allah (c.c.) müminleri bilir, kafirleri de bilir, yapılan amellerin nevisini de bilir. Ona göre cezalarını verir.

Yine TEVBE S. A.63 "Ayetin inişi yüce Allah'a karşı gelenler resulüne de karşıdırlar. Allah (c.c.) kendilerini cehennem ateşi ile cezalandıracaktır." Ayetin getirdiği kanıt bellidir. Hz. M.S.V'i, Hz. Ali'yi  ve Ehl-i Beyt'e zulüm edenler hakkı tarif edip bid at getirenler bellidir. Haklarında TEVBE S. A.68 "Allah (c.c.) Resulüne itaat etmeyen, karşı gelen, islamiyette tahrif bidaat zulüm edenleri cehennem cezasıyla vaid etmiştir." Yine TEVBE S. A.80 "Allah (c.c.) Resulüne der: Sana itaat etmeyenlere af dileğinde bulunma, Allah af etmeyecektir." İşte vicdanca düşünelim, Hz. M.S.V'in Hâm vadisindeki Hz. Ali'ye biatını inkar eden ve islamiyeti bölüp cenazeye katılmamaları, Hz. M.S.V'in zekarette iken vasiyet yazmasını engelleyen, ayrıca Fatıma'nın mirasına el koyup üzenler Allah'ın nefretine naildirler. TEVBE S. A.83 "Allah (c.c.) Resulüne der: Sana itaat etmeyen ve karşı gelenlerin mezarı yanında durma, namazını kılma." "Ya Muhammed kafirlerin mallarını ve çocuklarını benimseme, Allah cezalandıracaktır. Kendilerine dünyada ağırlık olacaktır. Yine TEVBE S. A.70 "Allah (c.c.) Hz. M.S.V'e örnek veriyor, zalim ve inkar eden kavminin akibeti ne olacaktır? Nasıl önceki kavimlerin Nuh'un, Ad'ın, Semüd'ün İbrahim'in, Medye'nin kavimlerini küfür ve inkarlarından, ayrıca zulüm ve fuhuş ettiklerinden dolayı cezalandırdı ve yok etti. Ya Muhammed senin kavminin akibeti onlar gibi olacaktır. Anlaşılan bu örnek Ehl-i Beyt'e zulüm edenleri kapsar. Çünkü Allah adildir zalim olmaz.

Yüce Allah hiçbir kavmi veya nefsi zulüm etmez, illa o kavim. Kendiler Allah'a, peygambere, imana karşı gelip helalı terk, harama meyil verirler. O zaman yüce Allah peygamber gönderir, ikaz eder, hüccet müsbetliğinden sonra cezaya çarptırır. Kanıt YUNUS S. A.44 "Allah (c.c.) insanların zalimi değil, kendiler nefislerinin zulmüne mahkumdurlar." Kanıt HACAR S. A.3 "Allah (c.c.) Ayet-ü Kerimesinde der; hiç bir belde ve kavmi cezaya çarptırmadık. İlla müstahaklığıyla hepsinin eceliyle yok olmaya mahkum olmalarındandır. Çünkü yüce Allah her cezaya çarptırılan toplum veya belde ahalisi vebalları boyunlarına aittir.

Kanıt ESRA S. A.13 "Her insanı ikaz ettik, hakkı tanıttık, cezaya çarptırılacağını söyledik vebalı boynuna bıraktık. Yaptıklarını bir kitaba yazdık, hesap günü deriz. İşte amellerin budur, al oku. Kendi nefsine şahit ol." Allah'ın kanıtı barizdir. Suç nefsimizindir. Yine kanıt ESRA S. A.16 "Allah (c.c.) der: Her hangi bir toplum veya belde yekün yok olmaya mahkum olunca kendilerinden bir vaiz göndeririz, dediğine kabullenmezler ve zulümle fuhuş tasarlarlar. Emrimizle yok ederiz. İşte ceza nefislerinin tasallutundandır." NAHİL S. A.111-112-113 "Allah (c.c.) der: Gün gelir her nefis kendini savunmak için mücadele edecek, zulme uğramadan. Allah (c.c.) islamiyetten önceki beldeyi örnek veriyor. Bu belde Safi tefsirinin tesbitine göre El Kummi'den alınma Bilye nehri sahilinde bir beldedir. Toprakları ve nimetleri çok iyidir. Zenginlikleriyle gururlanırlar ve Allah'ı hiçe sayıp peygamberlerinin sözünü dinlemezler. Allah(c.c.) bunlara çekirge afeti gönderir, bütün yeşil alanlarını kuruya dönderir. Sonra Allah cezalandırır yok olurlar." İşte nefislerin esiri olduklarından cezalanmışlardır. Böyle cezalar bu dünyada görülmüş ve tarihlere mal olmuştur. İmam-u Hanefi'nin fetvasına göre hayır ve şer Allah'tandır diye, hatalıdır. Çünkü Allah (c.c.) kesin affedici, rahman ve rahimdir. Cezayı gayri müstahakına tasallut etmez. Kanıt TALAK S. A.8 "Allah (c.c.) buyurur: Nice beldeleri ikaz ettim, peygamberler gönderdim, fakat emrime itaat etmediler. Haramı, fuhuşu, zulmü terketmediler, put ibadetinden dönmediler ve cezaya müstahak oldular cezalandırdım. Anlaşılan ceza nefislerinin tasallutundandır. İnsanların başlarına gelen zelzele, sel, yangın, vapur batması, uçak düşmesinde ölenler, malları sel afetiyle, canları kaza ile ve dağ kayması, çığ altında kalarak ölenler ve yerlerde olan afet türleri ayrıca gök afetleri dolu ve şimşekle kasırga olayları hepsi kavimlerin hatalarından kaynaklanmaktadır. Allah zalim olamaz, tövbeyi kabul eder, sehveten ve cehalet döneminde olan günahları affeder. Kanıt TEVBE S. A.104 "İnsanlar bilmiyor mu? Allah (c.c.) tövbe'yi kullarından kabul eder, sadakanın karşılığını verir." Fakat yanlış anlaşılmasın Nusayrilikte Kur'an anayasası olarak aciz ihtiyar kişinin tövbesi faydasızdır. Çünkü makbul tövbe gençliğin tevbesidir. İmam-u Hanefinin verdiği fetva gibi değildir. Fetvasıyla müritlerini haftanın tümü niyetle yetindirerek cünuplu geziyor ve günah işlemeye teşvik ediyor. Cuma namazı haftanın günahlarını affettirir, Ramazan orucu senenin günahını, hac ise ebedi günahları siler cennete götürür diye müritlerini inançlandırıyor. Ne kadar yanlış bir fetvadır. Böyle fetva yüzünden sünnilikte cuma namazı haricinde camiler namaz vakitlerinde boştur. Allah (c.c.) deneme tahtası değildir. Kişi tam aciz olana kadar günah işlemeye teşvik ediyor, sonra hac'a gidip tövbe etmesiyle günahlarını affettirir diye kanıtlıyor. Böyle fetva Allah'ın Kur'an'daki anayasasına tam ters. Çünkü yüce Allah tövbenin makbulü hakkında kanıt NİSA S. A.16 "Cahillikle sehveten bilmeyerek veya cahillik dönemine kapılarak suç işlerse ve eğer tövbe eder tekrarına dönmezse tövbesi kabul edilir." Çünkü Allah böyle tövbe edenleri sever, affına sığındırır. Makbul olmayan tövbe ise hakkında NİSA S. A.18 "Tövbe geçerliliği gençliktedir, hayatları boyunca her kötülüğü yapanlar ölümü görene kadar aciz düştükten sonra tövbesi geçersizdir. Kötülükleriyle tövbe etmeden ölenler kafirdir, cehennem cezasına çarptırılacaklardır. İşte Alevi nusayriliğinde gençliğin tevbesi makbuldür.

 

KADIN HAKKI İLE İLGİLİ AÇIKLAMA

(Evlenme ile ilgili)

BAKARA S. A.221 "Fahişe olan bayanla evlenmek gayrı caizdir. BAKARA S. A.221 "Mümin bayanla evlenmek islam dinine uygundur. Gayrı müslim bir bayanla evlenmek Allah nezdinde bir nevi suç işlemektir." Bu ayet ilk inen ayetlerdendir. Hükmünü sonra inen MAİDE S. A.5 "Bugün size, yenmesi caiz iyi lezzetli yemek helaldır. Kitap sahipleri, Yahudilerin yemekleri size helaldır. Yanlız kestiklerinin üzerine Allah'ın ismini zikir etmediklerinden dolayı haramdır. Hıristiyanların ise domuz eti ve şarapları haramdır.

Helal edilen sadece toprak ürünleridir. İslamiyetten önce Tevrat'la İncil'in sahipleri Yahudi ve Hıristiyanlardan bayan alınız, haklarını esirgemeyiniz. Helal yönü dininize kabullenirse, yemekte de beraberleşirse kendi dinlerine dönüşmezseniz, beraberlerinde şarap ve domuz eti yemezseniz evlenmekte sakınca yoktur.

 

KARI KOCA ARASINDAKİ FARK

NİSA S. A.126 Fetva türü Muhammed El Murtada El Muhsin bilfaydil keşifi Assafi Kur'an tefsirinde İmam-u Cafer-u Sadık'a dayalı İmam-u Muhammed El Bakır'a silsile ile Hz. M.S.V'e dayalı der: Araplar cahili devrinde yetim olan kızların ve küçük çocukların haklarını vermezlerdi. Yanlız savaş edebilenlere hak tanırlardı. Ayet inişinden sonra yetim bayan hakkı, küçük bayanlar ve hizmetçi bayan hakları hak tanındı. Bu ayetin ve fetvanın tanıtımını yüce Allah NİSA suresinin ayetinde "Kız veya erkek yetimlerin mallarını gasp etmeyin, almayın, helalın yerine haram kabul etmeyin, aldığınız yetim kızların mallarını malınızla karıştırmayın. Aranacak husus mallarında haram varsa malınıza katmayın. Ayrıca mallarını hak etmemişseniz almayın. Çünkü bayan hakkı mahfuzdur. Gerek maldan, gerek mirastan, gerekse de evlilikte. Kanıt NİSA S. A.3 "Eğer yetim bayan evliliğinden korkarsanız, doğruluk ve eşit hak yapmayacaksınız diye tek bayanla evlilik edin, haklarını gasp etmeyin. Çünkü ayetin getirdiği tanık, yetim kızın malı varsa araplarda alırlardı, mallarını yerlerdi. Onun için yüce Allah ayette eğer eşitlik adaleti getirmeyecekseniz almayın. Yine aynı ayette (mesne vesülese veruba) Tefsir, İmam-u Sadık'la İmam-u Bakır'a dayalı bütün bayanlar yetim değildir. Amaç arapların kötülüklerinden korumaktır. (Mesne) iki, (sülese) üç, (ruba) dört bir erkeğin arap usulüne göre iki, üç veya dört zevcesi olabilir. Eşitlik edemeyecek kişi için tek bayan yeterlidir.

 

KADIN HAKLARI HUSUSUNDA AYETLER

NİSA S. A.4 (Ve etünnise sadakatuhunne) "Araplarda başlık usulü vardır." Allah (c.c.) vasiyette buyuruyor, ödenmelidir ki helal caizlik olması için. Eğer bayan kişi kocasına hakkını bağışlarsa helal olur. Anlaşılan araplar cahil devirde çok haksızlıkla yetiniyorlardı. Kanıt NİSA S. A.19'da "Ey iman edenler; artık sizlere caiz olamaz cahili devrindeki usülleriniz. Açıklama, arap kabilelerinin ilk islamiyete girişlerinde ölen erkeğin arkadaşı ve yakını cenaze kalkmadan ölenin karısını alma niyetindeyse aynı anda paltosu ile sarardı. Anlamı nikahına girdi diye." Ayetin iniş sebebi ise islam olan Ebi Kays bin El Eşlet ölünce Muhsin bin Ebi Kays gömleği ile üvey annesi olan Kebişete bin Muammer bin Mabed'in kızını sarar, nikahına dahil etmek ve malına hakim olmak için. Sonra bırakır. Kadıncağıza bakmaz olur. Kadıncağız Hz. M.S.V'e şikayette bulunur. Der: Ya Resulullah kocam Ebu Kays bin El Eşlet öldü. Oğlu Muhsin gömleği ile beni sarıp nikahımı aldı gelmiyor ve malımı vermiyor. Ayrıca da bana bakmıyor ve beni babamın evine bırakmıyor. Hz. M.S.V kadıncağıza der: Evine dön, Allah (c.c.) senin şikayetin hakkında bir ayet indirir, bildiririm. Kadın döndükten sonra NİSA suresinin 22'nci ayeti Assafi tefsirinde cahili devrinde anne, dede hanımı ve besleyici hanımı nikah ederlerdi. Bu nikaha Makıt nikahı denilirdi. Hala, teyze, kardeş kızı, ayrıca kızlarının nikahını da helal etmişlerdi. Yüce Allah 22'nci ayette hepsini haram etti.

Yine yetim kızların hakkını korumak için yüce Allah NİSA süresinin 19'uncu ayetinde  cahili arap usulünde islamiyetten önce bazı babalar yetim kızlarını evlerinde rehin ederlerdi, ölünceye kadar ki, evlenmesin ve malını da kimse almasın diye. Ayetin açıklaması bu hususta şöyledir; Verdiğiniz mal için yetim  kızları rehin etmeyin haramdır ve döverek ölümüne sebep olmayın. Mani yoksa evlenmesine engel olmayın.

İşte yüce Allah rahmet peygamberi Hz. M.S.V'i bu gibi ve buna benzer haram, gasp, zulüm, örf ve adetleri kaldırmak için gönderdi. Yine haram olan; bir erkek evli olduğu dul bir bayanın başka erkekten kızı varsa o kızla evlenemez, yani üvey kızıyla evlenemez, haramdır. Yine haram kılınan evlilik; sizi besleyen süt anne ile veya besleyici hanımla beslenen çocuk alamaz, evlenemez. Yine NİSA S. A.20  "Eğer hanımınızın yerine başka hanım alma istediğiniz zaman terk ettiğiniz hanımın malından ve verdiğinizden talep hakkınız yoktur."

 

ERKEKLE KADIN ARASINDA OLAN

HAK VE ÜSTÜNLÜK

Yine NİSA S. A 34 "Erkekler bayanların başına gölgedir. Söz hakkı erkeğin, Allah tarafından yaratılışta farklıdır." Kanıt Assafi tefsirinde İmam-u Sadık ve İmam-u Bakır Hz. Ali'ye dayalı erkek hanımdan güçlü, tedbirli yaratılışta bünye farkı. Yine ayetin inişi hakkında Hz. M.S.V'e sorarlar; Erkek ne gibi evsafta kadın kısmından ileride ve yüceliğe sahiptir? (s.a.v.) der: Toprağa yağmur yağmazsa canlılık getiremez. Kadın erkek olmazsa semeresiz kalır. Çünkü kadın erkekten gelmedir. Kanıtı Allah (c.c.) Adem'in sol kaburga kemiğinden Havva'yı yarattı. (s.a.v.) der; Kadın adet mahkumdur. adet müddetinde ibadet edemez. Erkeğin böyle engeli yoktur, erkeğin cesareti daha fazladır. Peygamberlerin tümü erkektir, dünyanın yaşam sorunu erkeğe aittir. Kadın evin bakımından ve namusuna muhafız olmasından sorumludur.

 

ERKEK KADIN ARASINDAKİ HUSUSLAR

Yüce Allah kadın sıhhatini korumak için erkek kısmına emir, BAKARA S. A 222  Ya Resulullah sana adet hakkında soruyorlar. De ki, adet müddetinde cinsel ilişkide bulunmayın, hanım kısmı için zararlıdır ve mekruhluk  yani tiksinme getirir. Adet müddetince sabredin, taharat olana kadar. Allah'ın emridir ayetin tamamını, BAKARA S. A 223 Adet bitiminden sonra bayanlarınız helalinizdir, hayat ortağınızdır, beraberleşin, hayat haklarına tecavüz etmeyin, söz haklarını çiğnemeyin." Allah’ın emrini yerine getirmiş olursunuz.

 

KADIN AİLE İLE AKRABA TANIŞIKLIĞI

NUR S. A.31 Assafi Kur'an tefsirinden İmam-u Sadık'a ve İmam-u Bakır'a dayalı. Açıklama "Erkek erkeğin cinsiyetini seyretmesi caiz değildir. Bayan bayanın cinsiyetini seyretmek zinayı temsil eder. Çünkü cinsiyet nefisle ilgilidir. Cinsiyet seyrinden de niyet bozukluğu doğabilir onun için caiz değildir. Assafi İmam-u Bakır'a dayalı bir hadis Medine'de ansarlardan bir genç duvar arkasından yüzünü açmış saçını düzelten bayanı seyrederken duvarın içinde sert bir cisim parçası yüzünü keser, kanı akınca genç kişi Hz. M.S.V’in yanına gider ve der: Ya Resulullah benim bu kanımın akmasına ne fetva verirsin? (s.a.v.) buyurur; Kadın kısmının açık kalan yüzü ve elleri bilek kısmına kadar, ayakları ise alt bileğe kadar. Aynı tefsiri El Kummi İmam-u Bakır'a dayalı kanıtlıyor. Kadının ziynet eksamı üç tanedir. Biri açıklandı, ikincisi mahrem eksamı insanlara görülemez. Üçüncü ziynet yalnız kocasına görülebilendir. Aynı ayetin açıklama kanıtını Assafi tefsirinde İmam-u Sadık'a dayalı erkek kadının hangi kısmına bakması caizdir? Der: Ellerine, yüzüne alt ayak kısmına caizdir. Fakat nişanlılık ve evlilik için mahrem haricinde bakabilir. Ayetin devamında Assafi tefsirinde Hz. M.S.V Hz. Ali'ye der: Ya Ali kadın kısmına dikkatli bakıldı mı günah kazanılır. Kadının humuru yani güzelliği ve ziyneti sadece kocasına olabilir. Ayetin (Liyadribna bihumurihinne ala cüyübihinne) kadın güzelliğinin mahrem kısmını kocasından başkasına göstermesi caiz değildir. Yine İmam-u Sadık'a dayalı kadının kolları ziynete tabidir. Ayetin devamı; konuşma ve aile yakınlığıyla kadın kocasının babasına, kayınlarına, eğer kocasının başka bayandan oğlu varsa ona da serbest olabilir.

 

KADININ BOŞANMASI İLE İLGİLİ

TALAK S. A.1 "Ey iman edenler, bayanlarınızı boşayacak olursanız kadınlık hakkını zedelemeyin." Anlamı aranızda geçmiş namus ilişkisine ithamda bulunmayın ve evinden çıkarmayın sizde geçerli hakkı vardır diye. Eğer fahişelikten dolayı boşuyorsanız iki şahidin kanıtından sonra boşayabilirsiniz ve kovabilirsiniz. Ayetin devamı Allah'ın emrini ihlal eden kendi nefsine zulüm etmiştir.

 

ANA BABA HAKLARI

Ana ve baba hakları kutsaldır. Evlat karşılığını ödeyemez. Çünkü anne rahminde taşıma, sonra süt ve beslenme hakkına çocuk karşılık veremez. Babanın hakkı ise çocuğun istikbalini temin etmek, tahsil, mal verme, evlendirme ve hayatın muhtelif sorunlarıyla babanın üstlenmesi. Hz. M.S.V Hadis-i şerifinde der: Cennet annelerin ayakları altındadır. Yani anneyi ve babayı razı etmek peygamberi razı etmektir. Çünkü anne ve babanın itaatı hak çocuklarını daima iyi yöneltmeye  temenni ederler. Anne ve babanın hüsnü niyetine nail olan çocuklar peygamber rızasına ve cennet müstahaklığına nail olur. Ana ve babaya karşı gelmek nefretlerini kazanmaktan işinde başarısızlıklar olur. Çocuk ana ve babaya yaptığı muamelenin akibetini zürriyetinden bulur. Çünkü yüce Allah ana ve babayı himayesi altında garantilemiştir. BAKARA S. A.83 Allah (c.c.) der: Benim ibadetimi hak bilin, kabullenin. Baba ve anne itaatını ihmal etmeyin, sevgilerini kazanın. Akraba ve yetimlere yardım ve hayrınızı iyi davranışlarınızı esirgemeyin. Yine yüce Allah ana ve babanın önemini  hayır ve hasenet yapmasında ön safa almış ve hayrınızda kabullüğü ana ve baba hak ediyorsa esirgenmemeli. Allah'ın emri yerine getirilmelidir ki cennete girme hakkına nail olalım. Kanıt BAKARA S. A.215 "Ya Muhammed sana soruyorlar, kime nafaka verilir? De ki, Nafakanızı anaya, babaya, akrabalara, yetim olan çocuklara, yetimden daha muhtaç miskine, yolunu şaşırmış garibe, memlekette kalmış muhtaç kişilere verin." Yine Allah (c.c.) hayır duasında ana ve babayı katmak ile duanın kabulü gerçekleşir. Kanıt İBRAHİM S. A.41 Hz. İbrahim duası; Rabbim günahlarımı, ana ve babamı ve müminlerin günahlarını affet. İşte Hz. İbrahim (a.s.) duası ana ve babanın ön safhada üstünlüklerini kanıtlıyor.

Yine Hz. İbrahim (a.s.) annenin ve babanın dokunulmazlık hakkını ESRA S. A.23-24 şöyle tanımlıyor: Allah (c.c.) hak olarak zatını tanıttı ve tek olarak ibadetini emretti. Sonra ana ve baba itaatını muaşeretini hak sundu. Evladın yanında ihtiyarlayıp ölene kadar. Ama ana ama baba, sakın tiksinme, Mutlaka gönüllerini, hüsnü niyetlerini almakla davranın, öff demeye hakkınız yoktur. Karşılarında tevezülü olun ve emeklerine karşı uyumlu davranın, hüsnü niyetlerine nail olmaya bakın. Allah'ın rızasına nail olursunuz.

 

ÇOCUĞUN ANA VE BABA’DA HAKKI

Besleme ve istikbal temini imkanları dahilinde  hayat sorunlarına çözüm düşünmeleri evlat arasında ayırım yapmamaları, malları varsa çocuklar arasında eşit şekilde paylaştırmaları. Bazı ana veya babalar mallarını çocuklarına eşit vermiyorlar, bazıları da kız çocuğunu mahrum ediyorlar. Bu gibi yanlış hareket ana ve babayı günah yapmaya sürüklemiş olur. Bu da ana ve babanın çocuklar arasında fitne ettiklerine delalettir. Fitne Allah'ın nezdinde caiz değildir. Anne ve baba çocukları yüzünden günaha düşmemeleri için uyarmıştır. Bazı babalar çocuklarının haklarını kendi nefislerine harcayıp çocukların istikbalini heder ediyorlar. Bazı babalar da nefislerini çocukların nefsinden ayırt ediyorlar. İşte bu tür hatalar ana ile babayı çocuk karşısında günahkar ediyor. Yine ana ve baba hataları malları varsa miraslarını çocuklarına eşit şekilde paylaştırmazlarsa günahkâr olurlar.

Yine baba hak yolundan sapmışsa Allah'ı razı etmeyen yolda ise ayrıca Allah'a karşı inkarı varsa evlat izinden gitmeye mecbur değildir. Çünkü yanlış yoldaki babanın hatalarını evlat hatırlatabilir. Baba hatasına kabullenmez günahı boynuna. Çünkü Hz. İbrahim (a.s.) babası Ezer'i yanlış yoldan dönmeyi ikaz eder. Hatalı hareketlerinde uyarır kabullenmez. Hz. İbrahim babasından ayrılır ve babasının hatalı hareketlerinden tövbe eder. Babası cehenneme gidince yüce Allah Hz. İbrahim'e gösterir, babasının yanlış hareketinden dolayı meskeni nerededir? Kanıt TEVBE S. A.114 "Hz. İbrahim babasını ikaz eder, Allah'ı inkar etme, put ibadetini terk et, cennete girersin. Günahların af edilmesi için dua ve talepte bulunurum. İkna olmaz ve cehenneme sevk olur. İbrahim babasını cehennemde görünce babasından nefret eder." İşte anlaşılan baba yanlış yolda ise hakkı mahfuz kalmak şartı ile evlat hatalı yolundan gitmeye mecbur değildir. Kanıt TEVBE S. A.23 "Ey iman edenler, babalarınızı veya ihvanınızı eğer yanlış yolda ise hatalarına kabullenmeyin, evliya olarak tanımayın. Baba ve ihvanın yanlış yolda olanları kabullenen zalimdir." İşte müsbet tanık Allah'ın velayetini, peygamberin izini, Kur'an'ın anayasasını geçerli tanımak haktır. Başkalarına inanmamak şarttır.

 

ACİL CEZA HAKKINDA

Allah (c.c.) hiç bir kavmi veya toplumu veya nefsi cezalandıramaz, mutlaka hak ettikten sonra. Kanıt BAKARA S. A.65 "Allah (c.c.) Yahudilere der; Biliyorsunuz Ehlisabit'ten yani Yahudilerden bize kim karşı geldi ve inkar etti onları maymun sıfatına dönderdim. İşte acil ceza onların ettiği inkarı, zulmü Allah'ın Resulüne ve Ehl-i Beytine etmeyelim, edenler cehennemlik olacaklardır. Yine acil cezayı kanıtlayan YUNUS S. A.13 "Sizden önceki cabbar ümmetleri iman etmediler diye cezalandırdık. Her kim bizi inkar eder, karşı gelirse cezalandıracağız."Düşünelim Allah'ı (c.c.) inkar edersek zatına, peygamberine, Ehl-i Beytine inanmazsak zalim ve inkar edenlerden oluruz. Çünkü Allah (c.c.) zalim ve iftira edenler hakkında ARAF S. A.37 "Hiç kimse fazla zalim olamaz Allah'ı inkar ve iftira edenler kadar." Anlaşıldı ki en büyük zalimlerdir. Yine haklarında ARAF S. A.40 "Allah'ın ayetlerini tekzib edenler ve büyük davrananlar Allah'a ve ayetlerine karşı olanlar için gök kapıları açılmaz ve cennete giremezler." İşte anlaşılan Hz. M.S.V'den sonra icad olunan mezhep ve tarikatları kapsar. Çünkü Allah'ın anayasası Kur'an’dır. İlahi hükümler ve Ehl-i Beyt izi var iken insanlara hiç bir icat düşmez. Mezhep ve tarikat tüzüklerini incelediğimiz zaman çok safsata, fetva, iftira ve bidatlar görülür. İşte Allah'a ve anayasasına ters düşen mezhep ve tarikatlar sahiplerini cehennem cezasına sürükleyeceklerdir. Haklarında BAKARA S. A.79 (Ellezine yektubünel kitebe bieydiyhim sümme yekulune heze min indilleh) "Kendi kendilerine fetva ve dini kaide yazıp, Allah'a dayalı diyenler Allah'ın cezasına müritleriyle çarptırılacaklardır." Örnek yer yüzünde görülen gökten şimşek, dolu, kasırga  dağ kayması, yer kayması, zelzele, sel felaketi, yangın afetleri ve benzeri gibi olaylar nefsimizin hatalarındandır. Allah cezalandırmayı hak etmeyen kavmi cezalandırmaz. İşte ceza türü şimdiki asrımızda oluşu mezhep ve tarikatların Allah'a ve Resulüne fetvalarda iftira, ayrıca insanların arasına kin, nifak bölücülük dini istismar etmelerindendir. Çünkü Allah’tan başka nice tarikat icatçılarına ibadet ediliyor. Yanılmayalım menfaatları için nice haramı helal ettiler. Dikkat en büyük mürşid Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir. Vasiyetine kabullenelim. Allah'ın kitabı Kur'an'a bağlı olalım, Ehl-i Beytine inanalım, zulüm etmeyelim. Dinin, islahın, doğruluğun, vicdanın asıl özüne varmış oluruz. Kanıt BAKARA S. A.42 (Vele telbisu elhakka bilbatili vetektimulhakka ve entöm talemun) "Allah (c.c.) insanlara der; Hakkın yerine batili kabul etmeyin. Hakkı bildiğiniz halde gizliyorsunuz." Dikkat edelim, bu ayetin kapsamına mezhep ve tarikat icatçıları bilirler ki hak Ehl-i Beyt'te ve Kur'an'dadır. Lakin içlerindeki maden aslına dönüştüğünden Allah’ın rızasından usaklaşmışlardır. BAKARA S. A.39 (Vellezine keferü ve kezzebu bieyetine üvleika ashabunneri hom fiyhe halidün) "Allah'ın ayetlerine karşı gelip tahrif ve tekzib edenler cehennemde müebbetleşirler." Düşünelim gök ve yeri tümüyle yoktan var eden yüce kadir var iken kendi nefsini korumayan bir insanın mezhep ve tarikatına nasıl kabullenelim? Gözümüzle, görüyoruz ve biliyoruz ki her mezhep ve tarikatın ayrı tahlili ve tüzüğü vardır. Hepsi de bölücü, menfaatçıdır ve dünya kuruldu kurulalı baş belasıdır. Allah (c.c.) yüzlerinden nice beldeleri yok etti. Kanıt KASAS S. A.58 "Nice beldeleri gururlarından ve küfürbazlıklarından yok ettik." Allah'ın adaleti hiç bir beldeyi yok etmedi. İlla bir peygamber gönderip zatını tanıtıp ve ibadetine teklifinden sonra iman etmemişler ki öyle yok etmiştir. Kanıt KASAS S. A.59 "Ya Muhammed S.V, bil ki senden önceki cezaya çarptırılan belde veya kavim mutlaka kendiler zalim, kafir, inkarcı, putperest ibadetinden dönme peygamberlere karşı Allah’ın (c.c.) birliğine inanmamışlardır diye yok ettim. "İşte acil cezalar halen dünyada devam ediyor. İnsanlar var oldukça hatalar bitmez, cezalar bitmez, Anlaşılan acil ceza nefsimizdendir.

Allah (c.c.) iman edenlerin amellerine karşılık cenneti ikram eder. Kanıt TAHRİM S. A.17 "Allah (c.c.) müminlere sürprizi: Hayır ederseniz karşılığı katlamalı sevaba nail olursunuz, günahlarınız da af olur. Çünkü Allah'ın müminlere hitabı Kur'an-ı Kerim'de 400 ayet ile cennet müminlerindir.

 

ZALİM VE KAFİRLERİN AMELİ HAKKINDA

Düşünelim, Hz. M.S.V’den sonra Hz. Ali’ye yapılan gasp ve zulüm Kureyşli ve Emevilerin Ehl-i Beyte ve sevenlerine, Abbasilerin de 12 imam ve sevenlerine yaptıkları zulüm ve işkence devamı şimdiye kadar Alevi, Şii ve Nusayrilere yapılıyor. İslamiyette kin, nifak ayırım getirenlerin amelleri Allah yanında geçerli değildir. Çünkü amelin makbulü Ehl-i Beyt ve sevenleri Alevi, Nusayrileri sevmekle kabul olur. Kanıt İBRAHİM S. A.18 "Allah'ın hüsnü niyetine nail olmayanların amelleri kül gibi sert yere konulduğu zaman bir kasırga gelip götürür, yerde izi kalmaz. Ehl-i Beyte ve sevenlerine zulüm edenlerin amelleri kendilerine fayda sağlamaz. kanıt NUR S. A.39 "Allah'a küfür ve inançsızlıkta olanların amelleri bir yaz sıcağının çölde görüntülediği aslı olmayan seraba benzer. Susamış kişi görüntüden faydalanamaz. İnkarcı, vebalcı, Ehl-i Beyt'i sevmeyenler amellerinden faydalanamaz." ALİ İMRAN S. A.116 "Allah'ı inkar edenlerin malları çocukları Allah'ın vereceği cezadan onları koruyamaz ve kendileri cehennem sahipleridir. İçinde müebbetleşeceklerdir."  İşte buna benzer çok ayetler vardır, kafirlerin amelleri geçersizdir.

 

ALLAH'IN HARAM KILDIĞI ŞEYLER

Allah'a şirk ve inkar etmek, peygamberleri tanımamak, Ehl-i Beytine zulüm etmek, Kur'an'ın anayasasına bağlı olmamak, namusa tecavüz etmek, müminleri hased etmek, kin ve nifak yapıp yetim hakkını yemek, emanete ihanet, kıskançlık dedikodu, faiz ve fuhuşun türleri ile haram kılınan yemekler hakkında kanıt ARAF S.A.33 "Allah (c.c.) Resulüne der: Söyle, Rabbim fuhuşu haram kıldı. Açığını, gizlisini ve günah kılınan şeylerden arınmak, gaspla zulmü yapmamak, Allah'ın emretmediği şeyi Allah'a iftira etmemek." Yine ARAF S.A.80-81 "Allah (c.c.) Hz. M.(s.a.v.)'de geçmiş kavimlerden Lut kavminde erkekler birbirleriyle cinsel ilişkide bulunurlardı, kadın kısmı haricinde böyle haram fuhuşu ilk yapanlardı. Ebediyete kadar da haramdır. Allah(c.c.) haramı kabul edenler, zulmü yapanlar, iftira ile hakkı bilip tahrif edenler günahkardır. Haklarında İBRAHİM S.A.49 "Allah (c.c.) der: Göreceksin mucrim, kafir suçluların ayaklarında ateşten kelepçe hücreleri, kazanları katranla dolu ateş yüzlerini yakıp gidiyor. Allah(c.c.) cezası her nefsi ameliyle cezalandıracaktır.

BAKARA S.A.173 "Allah (c.c.) size kesilmeden ölmüş hayvan etini, çiğ pişmeden yenen kanlı etleri ve domuz etini haram kılmıştır." Yine aynı haram kılınan türlerin MAİDE S. A.3 "Asafi tefsirinden: Bu haram kılınan hayvan türünü islamiyetten önce kimler yiyordu? Kesilmeden ölmüş mındar hayvan etini cahili araplar yiyordu. Kanı ise kap içine koyup pişirir içerlerdi. Ayrıca domuz etini ve köpek etini de yiyorlardı. (Vema uhlle bihi liğarullah) "Allah haricine tekbir getirilemez." Bunlar kesecekleri hayvanın başında puta tekbir getirerek keserlerdi. (Elmunhanika) Ateşe tapan mecusiler yiyecekleri hayvanı boğarak öldürürlerdi, sonra yerlerdi. Ayrıca kesilmiş hayvan eti yemezlerdi. (Velmukiza) yine mecusilerden bir kabile yiyecekleri hayvanı ayaklarından bağlayıp döverek öldürürlerdi, sonra yerlerdi. (Velmutereddiye) yine cahili arap kabilelerinden bir kabile yiyecekleri hayvanın göz ve ayaklarını bağlayıp yüksek yerden atarlardı, öldükten sonra yerlerdi. (Vennatı hatu) yine arap mecusi kabilelerinden biri, yiyecekleri hayvanları birbirleriyle kavga ettirirlerdi. Kavga sonunda ölen hayvanı yerlerdi. Halen de İspanya'da hayvan boğuşturulması yapılır. (Vema ekelesebu) herhangi yenen hayvan türünü köpek dahil herhangi bir vahşi hayvan ısırırsa sıhhi olmadığı için haram türüne geçer, yenmez. (Vema zubiha alannusub) putlara kesilen kurbanlar haramdır. Çünkü Allah haricine adanmış ve put ismiyle kesilmiş oluyor diye. Ayrıca ilahları olan ateşe kestikleri kurbanlar ve Kureyşlilerin ağaca, taşa kesilen kurbanları hakkında nazildir. Hatta av köpeğinin dişleri kuşa deyince o av harama geçer.

 

HAYIR ALLAH'TAN MÜSİBET NEFSİMİZDEN

Bizler Nusayri milleti, Allah'ın Ehl-i Beytine silsile ile buyurduğu Hanif, Kayim, İslam dininin varisleri inancımız yeryüzünde olan ceza türlerinin tümü nefsimizdendir. Kesin yüce Allah'ı suçlayamayız. Kanıt CESİYE S.A.21 "Allah (c.c.) göğü ve yeri hakla yarattı. Her nefis işlediği hatayla cezalandırılır. Allah zulüm etmez." Anlaşıldı ki nefis kendi kendine zalimdir. Kanıt NİSA S.A.79 "Sana herhangi bir hayır yani mal mülk, sıhhat, iyi evlat, yücelmek ve benzeri Allah'tan olduğunu bil. Aksisi başına her ne gelirse müsibet ve hastalık ayrıca dünyada alçalmak gibi nefsinden cezalanıyorsun." İşte Allah'ın hüdası, adli büyüktür, nefse uymayalım. Kanıt ĞAFİR S.A.17 "Allah'ın huzurunda ve dünya yaşamınızda başınıza gelen müsibetler zulme uğramadan müstehaklığınızla cezalanıyorsunuz." kanıt ARAF S. A.8-9 "Allah'ı ameliyle razı eden kişi terazisi ağırlaşan kişidir ve Allah huzurunda iflah olanlardır. Kötü amellerle terazisi ağırlaşan kişi hüsrana uğrayan kişidir." Düşünelim, vicdanı elden bırakmayalım. Allah huzurunda bizim ruhumuzu cezadan koruyacak şey, iyi amel, iyi ahlak ve Ehl-i Beyt sevgisidir. Kanıt BAKARA S.A.185 "Allah'ın teminnisi kullarına daima hayır ve hayırlı şeylerdir. Kötülüğü ve kötü şeyi kesinlikle temenni etmez." İşte alın yazısı denilen şey insanlar tarafından hayır ve şer alnına yazılmış diyen insanlar hatalıdır ve de günahtır. Çünkü yüce Allah kullarına daima hayrı temenni eder. Ayrıca hayrın kendi zatından olduğuna kanıt NİSA S. A.79 "Sana iyi ve hayırlı şey tesadüfünde bil ki  Allah'tan, başına ne kötülük gelirse nefsinden." Yine kanıt ŞÜRA S. A.30 "Size herhangi bir müsibet gelirse biliniz ki elinizdendir, Allah (c.c.) çoğunuda af etmiştir." Yine kanıt Allah kesin adil, rahman, rahim ve affedicidir, zalim değildir, olamazda hiçbir kötü alın yazısı yazmaz. Kanıt KEHİF S. A.49 "Allah(c.c.) hiçbir ferdi veya nefsi zulüm etmez. İlla her nefis kendi kendine zalimdir." Yine tanık kanıt ELKEHİF S. A.59 "Örnek alın, yok ettiğimiz beldelere zulüm ve gaddar davrandıklarından dolayı ikaz ettik ve yok olacakları günü belirledik, yine iman etmediler cezalandırdık." Anlaşılan her nefis ameliyle cezalanmaya mahkumdur.

İşte mümin temiz ruhlu ve kanaat sahibi olanın kesin inanması lazım ki hayır Allah'tan, şer ise nefsimizdendir. Çünkü yüce Allah bizi nefsin şerrinden sakındırmıştır. NAZİAT S. A.40 "Kim Allah'ın zatından korkarsa ve yüce Allah'ın hüsnü niyetine nail olmak istiyorsa nefsine hakim olsun ki cennete girme olanağına sahip olsun." Yine nefsin vasfını YUSUF S. A.53 Nefis daima sahibini haram şeylere sürükler." Çünkü nefis şeytanla bağdaşan bir şeydir. Nefis fani dünya ile beraberleşendir. Haram ve  fuhuşla yetinip Allah'ın nefretini kazandıran şeyleri ister. Örnek, hastalanan kişinin nefsi daima zararına olan şeyleri ister. Vücudun nefisle ilgisi çoktur. Nefis isteklerine uyan kişi ruhunu zayıflatır, Allah'tan uzaklaşır ve ruh nefsin hükmüne geçer. Aksisi haram yemeyen, ibadetini haklı Allah'a yönelik olarak yapan nefis tasalutundan korunmuş olur, mümin vasfa haiz olur. Çünkü nefis hükmü sahibini cehenneme sevk eder. Ruh hükmü ise sahibini cennete sevk eder. Yine örnek, nefis ile ruh, cismin içinde birbirine zıttır. Ruh nefsi yenerse iyi insan olarak bilinir. Nefis ruhu yenerse kötü tavırla sahibini tanıtır. Misalin azı makbuldür.

 

İYİ HAYAT VE NİMETİN DEĞİŞMESİ

ENFEL S. A.53 Assafi tefsiri ayetle ilgili kanıtı Allah (c.c.) hiç bir şahıs veya kavmin nimetini değiştiremez. Ne zaman ki o kavim Allah'ı inkar ve şirk ederlerde, peygamberine karşı gelirlerse. Allah'ın razı olmayacağı zulmü evliyalarına uygularlar, hayatlarına mallarına haram katarlar, ibadetlerine şirk ederlerse. Allah (c.c.) işte o zaman nimetlerini değiştirir. Başlarına zalim tasallut eder, bereketi kazançlarından yok eder, birbirlerine itaatsız olurlar. Allah (c.c.) rahmetinden uzaklaştırır, cezaya tam müstahak olunca yüce Allah cezalandırır. Kanıt ENBİYA S.A.95 "Kesin yok ettiğim beldeler günahlarıyla yok oldular, geri dönemezler." Anlaşılan yok olan toplum veya belde günahlarıyla yok oluyorlar, Allah zalim değildir.

Zulme uğramaları kendi nefislerindendir. Muaviyenin, Buharinin, Muslimin ve İmam-u Hanefinin fetvaları vb. ayrıca müridlerini günah işlemeye sürüklemelerinden Allah'ın cezasına naildirler. İşte nimet değişimi beldenin veya toplumun yok oluşu hep nefslerinin hatalarındandır. İşte bu tür acil cezalar hep işlenen günahların karşılığında oluyor. Kıyamet gününe saklanır olsa dünyada ceza türü olmaması lazımdı.

 

ALEVİ, Şİİ, NUSAYRİLER KİMLERDİR?

Muhammed Emin "Aleviler Tarihi" adlı eserinden alınma Abbasilerden Rumi tarihinin 857. senesinde Hicri tarihinin ise 243'ünde yaşayan Mutasım oğlu Elmütevekkel devrinde mevcut İmam-u Aliyyülhedi ve kapıcısı Amır bin Ferat Elkatib Aleviliği Semirra şehrinde geliştirirler. Nedeni ise imam dedelerini kanıtlamak, akide ve islamiyetin paklığına gölge düşürmek isteyenlerden korumak. Ayrıca yüce Allah'ın Resulü Ekrem'i Hz. M.(s.a.v.) ile vasisi, halifesi Ehl-i Beytin tüm dinini saptırıcılardan korumak için. Hz.Ali'nin ismi ve lakabıyla isimlenen ve şiatı diye bilinen müritleri ile taraftarlarını Ehl-i Beyt ve Kur'an anayasasının sevgisi altında toparlamak maksadıyla geliştirirler. Yanlış anlaşılmasın, menfaat tasavvuru ile değil, hak yolunun ışığını sevenlerine yakıp hak yolunu göstermek içindir. Kanıt, Alevi demek Hz. Ali'nin ismiyle, Şii demek taraftarlığıyla, Nusayri demek Ehl-i Beytin Aleviliğin korunmasına, bilinmesine, bağlılığına, Kur'anın şeriatına bağlı olup Ehli Beytle akide pakıtlığına yardımlaşandır. Aliyülhadi'nin vefatından sonra akidenin muhafızlığı yaygınlığı Ehli Beytin sevgi tanıtımını oğlu İmam-u Hasan El Askere intikal eder. Kapıcılık ve yardımcılık görevine ise Nusayir oğlu Muhammed lakabı Elabdi Elbekri Ennumeyri, diğer lakabı ise Ebu Şuayıp üstlenmiştir.

 

ALEVİLER TARİHİNDEN

Mehmet Emin tesbitine göre Nusayri tarikatının icadı Hz. M.(s.a.v.)'in doğumundan 520 sene sonra Miladi tarihinin 1154'ünde icad olmuştur. Bu tarihin yakınında ölen İmam-u Hasan El Askeri 873'te vefat etmiş, vefatından sonra kapıcısı Muhammed bin Nusayir ismiyle Ehli Beytin dinini himayesi altına almak için Alevi, Şii ve Nusayrileri Ehl-i Beyt ve velayeti dinin sembolü altında toparlamak maksadıyla icad eder. Sebep ise, Mezhep ve tarikatların yavaş yavaş çoğalmasındandır. Menfaat ve benlik tasarlamadan Hz. M.(s.a.v.), Hz. Ali'ye, Ehl-i Beyte ve Kur'ana dayanarak Taki akidesini  icad eder ve Muhammed bin Cendeb'e aktarır, sonra Abdullah ElCennen lakaplı zat üstlenir ve El Hüseyin bin Hamdan ElHasibi'ye aktarır. ElHüseyin bin Hamdan Nusayrilik akidesinin dinini temiz, şerefli meziyetlere mensup kişiler Ali bin İsa elçisi ve benzeri mü'min zatlara aktarır ve böylelikle Ehl-i Beyt’in Nusayri akidesi gelişir.

 

NUSAYRİLER HAKKINDA TESBİT

Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanlık arşivinde Nusayriler hakkında incelenmiş kaynaklardan Almanca basılan "İslamın Lügati" ve "İslam Ansiklopedisinde" Nusayrilerin Adana ve Çukurova havalesine göçleri ve yerleşimleri 15.yy beri  tesbit edildiği yazılıdır.

 

NUSAYRİLİK LAKABI

(Arşivden tesbit) Nusayrilik lakabı 11'inci imam Hasan-ül Askeri'nin yardımcısı Muhammed bin Nusayir lakabıyla kurmuştur. Vefat tarihi ise 884'tür.

Yine Arşivden Tesbit: Nusayri Alevilerinin kimlikleri hakkında kesin bir fikir tarihsel olaylara göre şöyle; Abbasilerin sistemi dolayısıyla 8'inci yüzyılın yarısında Horasan'dan Ortadoğuya göçleriyle birlikte Türk göçleride başlamıştır, bu göçler Harun-i Reşidin oğulları Memun ve Mutasım devrinde 883 ile 842 kişi kitleler halinde göçmüştür.

Bağdat'ın göçmenlerle dolması üzerine Mutasım güvendiği Eti Türkleri için ayrıca annesi göçmen Eti Türklerindendi. Semirra şehrini yaptırmıştır ve Hükümet merkezini Semirra'ya nakil ettirmiştir. Bu Türkler mutezile fırka olarak Memun ve kardeşi Mutasım tarafından desteklenmiştir. Mutezile fırka demek tarafsız demektir ve öylelikle mutezile fırka dinini benimsemeleri ise Alevi, Şii ve Ehl-i Beyte tabidirler. Şii, Alevi demek Ehl-i Beyt şiatından demektir.

Başbakanlık Arşivindeki Tesbitlere Kanıtlı Açıklama

Nusayriler ise Hz. Ali'nin velayetini ve islam dininin sevgisini bağlılığını benimseyen, uğruna can verendir. Çünkü Nusayrilik akidesindeki hak beyanı Hz. M.(s.a.v.)'in söyleyişinden kanıtlı, "ben Ali'den Ali benden." Yine söyleyişi "ben ilmin şehriyim Ali de kapısıdır, ilim isteyen kapıya varsın" Kanıtı BAKARA S. A.189 "Evlere kapılarından giriniz." Hz.M.(s.a.v.) ilmin şehri ve evi olduğuna göre ilmine, sevgisine, inancına Hz.Ali'nin velayetine bağlı olmakla varılır ve islamiyeti de kabul edilir. Çünkü Hz. M.(s.a.v.) Hadis-i şerifinde "Ben Ali'den Ali benden, Ali'ye eziyet yapan Fatima'ya yaptı, Fatimaya yapan bana yaptı, bana yapan Allah'a yaptı" bu söyleyişinin kanıtı AHZEP S. A.57 (Ellezine yüzünallah veresülehu lenahumullah fiddünya vefilahireti aedde lehom azaben mehine) "Allah'a ve resulüne eziyet edenler dünyada lanete tabidir, cehennemde cezalanacaklardır." Düşünelim, islam alemi kin, fitneden mezhep ve tarikat menfaatçılarına kurban olmayalım, birbirimizin aleyhinde bulunmayalım. Alevi, Şii, Nusayri milletleri Ehl-i Beytin özüne ve izine tabi milletlerdir, ayırmayalım. Hz. M.(s.a.v.)'nin Hadis-i şerifine ve Kur'anın HÜCÜRET S. A.12'deki vasiyete uyalım, "birbirinizden ayrılmayın, kenetlenin ve birbirinizi seviniz." Ayrıca örnek alalım, Yahudi ve Hıristiyan alemlerinden bu kadar mezhep ve tarikatları vardır. Lakin hepsi birbirine bağlı ve dünyada ilerlemektedir. Sadece biz islam alemi en güçlü hazinelere ve verimli topraklara sahip ve Allah'ın asıl dinine vakıf bir kitleyiz. Hatamız, geriliğimiz, itibarımız hepsinden düşüktür. Bu da hep nefsimizin imandan uzak kalışındandır.

Arşiv'i Tesbitine Dönüş

Mamun ve Mutasım zamanında Irak'ta Alevilik, Şiilik gelişti. Arşivi'deki tesbite kanıt gelişmenin nedenini El Hüseyin bin Hamdan El Hasibi "Hedeyetül Kübra" eserinde ve Abdulvahab oğlu Hoca Hüseyin "Mucizeler Gözünden" adlı eserindeki tesbitlere göre Haruni Reşid halifeliği esnalarında İmam-u Musa-ül Kazım'a kıymet verir, tanıtır, sevgi gösterir resmi bir merasimle Kazimi beldesinden Bağdat'a getirtir. Bu muhteşem karşılamayı ve ilgi gösterisini gören Haruni Reşid'in oğlu Mamun babasına sorar; böyle bir kıymeti ve ilgiyi ilk defa gördüm, kimdir Musa-ül Kazım? Haruni Reşid der; islam dininin imamı Ehlizikirin torunu Musa-ul Kazım, bin Cafer-u Sadık, bin Muhammedil Bakır, bin Ali Zeynel Abidin, bin ElHüseyin, bin Ali, bin Ebi Talib, bin Muhammed-il Mustafa (s.a.v.) bu secereyi işiten bilen El Mamun Şii olur ve ardından büyük kitle Şiiliğe dönüşür. Sonra Horasan'dan Bağdad'a göç eden Eti türklerinin ekseriyeti Şii olur. İşte Şiiliğin gelişme nedeni budur. Yine Arşivi tesbitine açıklık, Orta Asya'dan göç eden Eti türklerinin bir kısmı Türkistana bir kısmı Bağdad'a yerleşmelerinden sonra 873 tarihinde vefat eden İmam-u Hasan El Askeriden sonra Muhammed bin Nusayir, akidesinin tanıtımını yapınca bir kısım Aleviliğe, bir kısım Şiiliğe, bir kısım ise Nusayri akidesine iltihak eder. Sonra Irak'tan kuzey Suriye'ye hicret ederler. Emevi Sünnilerin zulmünden yerleşirler. Yerleşmelerden sonra Lokman dağının ismi Cebeli Nusayir diye isimlendirilir ve Suriye'ye yerleşen Eti Türkleri arapçayı Suriye araplarından öğrenmişlerdir.

Çerkez Memlük sultanı Kayıtbağın 1488'de Çemenli ordularını Çukurova’da yenilgiye uğrattıktan sonra Türkiye'nin Çukurova bölgesine gelmeye başlamışlardır. Böylelikle göç akınları devam etmiştir.

Yavuz Sultan Selim devri ise 1512 ile 1520 tarihinde Alevilere kin tutma olayı ve 70 bin alevi ile nusayrinin öldürülme sebebi, babası üçüncü Yıldırım Beyazıd İran şahı İsmail’le dostluğu neticesinde Ehl-i Beyt’in yücelik tanıtımını gerçekleriyle bilince Aleviliği ve Şiiliği kabul eder. Şiiliğinin farkına varan oğlu Yavuz Trabzonda vali idi ve çocuklarının küçükleriydi. Trabzondan gelip babasını tahttan indirir ve yerine oturur ve ilk savaşını şah İsmail'le eder. Yenilgiye uğratır sonra Suudi Arabistan’ı alır ve Mısır Viyana kapılarına dayanır. Mısır sultanı Nusayri hocalarından Muhammed Elğavri ile savaş ederek yenilgiye uğratır. Sonra Suriye Alevi ve Nusayrilerle savaşını sürdürür. Neticede Suriyenin Safita şehrinin ovasındaki ormanlık bölgesinde zulmünden gizlenmiş Nusayrileri öldürmek için bir kitle asker, yüzbaşı komutanlarıyla ormana dalarlar. Önlerinde bir koyun sürüsü görürler. Yüzbaşı yemek için emir verir bir koyun kestirmek ister. Allah (c.c.) Nusayrilerin has din akide sahipleri olduğunu kanıtlamak için bıçakları koyunu kesmez. Yüzbaşı askerlere emir verir, "ormanı arayın kimi bulursanız yanıma getirin." Neticede önlerine Mürşid Hıraysun isimli ihtiyar, Nusayri akideye tabi hoca görürler, alıp yüzbaşının yanına getirirler. Yüzbaşı hocaya der: Ne için bıçağımız koyunu kesmiyor? hoca der: Siz Allah'ın ve Ehl-i Beytin evliya ve şiatına zulüm ediyorsunuz, diye cevap verir ve der; bağışladım kesiniz. Yüzbaşı aynı bıçakla aynı erlere der: Kesiniz. Neticede koyun kesilince yüzbaşı bu kerameti görünce Yavuz'a bildirir. Yavuz ise hocayı ister. Allah (c.c.) hocanın heybetinden Yavuzun kalbine zalim olduğunun pişmanlığını tasavvur ettirir ve Nusayri Alevi savaşını durdurur.

Yavuz'un zulmünden Suriye'yi terk eden Nusayriler Adana ve Çukurovasına yerleşirler. Yine Yavuzun zulmünden Çukurovanın ormanlık nehir kenarlarına yerleşirler. Sellerin cefalarına katlanırlar. Yine Yavuz söz hakkı tanımaz her hakkı Ramazanoğullarına tanır. Fakat sadık, dürüst Nusayriler yaşamlarını sürdürmek için ayrıca Ehl-i Beyt tabasına bağlı imanın öz bilincine vakıf olduklarından sadık davranırlar. Allah (c.c.) sadık kullarının topraklarını iyi ve verimli araziye dönüştürür. Bu da Nusayriler için Allah'tan ilham ve fazilettir.

Nusayrilerin Arşivi'deki kimlik tesbiti 1528 tarihli vergi defterinden alınmış tamamlayıcı fikir, Kanuni Sultan Süleyman’ın ilk devrinde yazılan bu defterde Nusayrilerin ismi "garipler cemaatı" diye geçmektedir. "Garipler cemaatı" Adana sancağında kayıtlı oldukları ayrıca Nusayri garipler cemaatından evlenen kişiden hükümet 50 Halep akçesi alırdı ve öylelikle kayıtlarını yaparlardı. Bu ifade bize Nusayri garipler Yavuz zamanında Halep tarafından Adanaya geldikleri anlaşılmaktadır. İsimleri ise Türk isimleridir. Beyindik oğlu, Derviş oğlu, Tokhan, Gizir, Gezer, Boğa ve benzeri isimler öz Türk isimlerini taşımaktadır.

Yine Arşivi'den tesbit, Adana'ya ilk geldiklerinde Atatürk parkı civarındaki mahalleye yerleşirler. Şimdiki tabirle Eski İstasyon, Kocavezir, Sugedik sonra Akkapı, Mıdık, Hadırlı, Kayışlı, Kara Yusuflu, Tarsus ve Mersinle havaleleri Adananın doğusunda ise Karşıyaka eski ismiyle (Verayicesir)'di. Havutlu ve Karataş, Saidiye, Bahçe, İsmailiye, köyleri ile 10 köy kadar daha vardır. İskenderun'la Hatay havaleleri çoğunlukla olurlar. Ekseriyeti sebze ve narenciye ile uğraşırlar.

Haklarında araştırma neticesiyle Arşivi'deki kayıt bilgileri yüzyıllar boyu işkence görmelerine rağmen Adana Nusayrileri Fransız işgalinde vatanlarına ihanet etmeyip Sünnileri Fransız katliamından barındırmışlardır ve candan ilgi gösterdikleri tesbit edilmiştir. Temiz, asil islam dininin ve öz Türk kanı taşıdıkları tesbit edilmiştir.

Yine Arşivi tesbitinden diğer bir gerçekte Lokman dağı Nusayir ve kabilesi yerleşiminden dolayı dağın ismi Nusayir dağı bilinmektedir. O dağın çevresinden göç ettiklerini Alman uyruklu prof. Dr. Elvald Bansa 1916 ve1917 etütleriyle Nusayrilerin bir kısmı Eti türklerden olduklarını tesbit etmiştir.

Yine Allah'ın rahmetine kavuşmuş cümle müstahaklara atamız Mustafa Kemal Atatürk'ün araştırmasından yıldırım orduları grubu komutanı iken 3 Kasım 1918 tarihinde emrine sunulmuş açıklama harp dairesi arşivinden sayı no: 4-5280 ve 18 numarada kayıtlı bu emrin ikinci fırkasında şu bilgi mevcuttur: "Cebel saman" yani saman dağı Eti türkleriyle dolu ve mesken olduğu ayrıca Halep ahalisinin dörtte üçü arapça konuşurlar. Neticede Eti Türkleri oldukları tesbit edilmiştir. Not: Bu yazı başbakanlık arşiv dairesinden alınmıştır. Tarih 1518'de Yavuz devri yine tarih 1547'de Kanuni devri.

Vicdan Eleştirisi

İşte bizler Alevi, Şii, Nusayri inançlı milletiz, lakaplarımız birdir. Ayrıca Muhammed Emin Ğalib Aleviler tarihi eserinde tesbitleri Nusayri milleti islam dinine Ehl-i Beyt sevgisine, hükümetine, sadık bayrağına, sancağına, sadık vatanına, namusuna bağlı dürüst ve temiz soylara mensup millettir, diye tesbitler gerçekleşmiştir.

Şimdilik Muhammed Emin Ğalib'in Aleviler tarihindeki Nusayriler hakkında tesbitleri arşivi tesbitine kanıt Yavuz Selim'in zulmüne uğramış Nusayriler Osmanlı devletinin gerileme devrinde sadık olduklarını yitirmediler. Ayrıca parçalanmış Osmanlı devletini rahmetli Kemal Atatürk toparlaması esnalarında Yemen Kahtanilerinden öz arap kökenli Nusayrilerle Orta Asyadan göç eden Eti Türklerinden bir kısmı Nusayri akidesine, Alevi ve Şiiliğe kabullenirler. Nusayriler Atatürk'ün tesbitlerinde dürüst oldukları kanıtlanmıştır. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı esnalarında Adana Milletvekili Kadri Ramazanoğullarından beraberinde gerici Sünnilerden aynı fikre sahip bir heyet toparlanıp yanlış düşüncelerini Allah'ın rahmetine kavuşmuş Atatürk'e iletmek için Ankaraya giderler ve şikayetlerinde Çukurova Nusayrileri arapça şiveli Alevi millettir. Arap iline sürgünümüzün talebinde bulunurlar. Böyle bir şikayetin gerçeklerinde kanıt var mı, yok mu? Tetkik için rahmetli Atatürk Adana'ya bir heyet gönderir. Arap Nusayrilerin ileri gelenlerinden olan Abdurrahim Boğa ve Dıblanzade ile Fuayid efendi zadelerden kesin bilgi edinirler ve Atamıza bildirirler ki Nusayriler öz Eti Türk olduğunu kanıtlarlar ve dinleri islam dinidir, sevgileri Ehl-i Beyt'e tabidir. Alevilik lakabıyla Hz. Ali'nin ismiyle Nusayri lakabı ise Ehl-i Beytin akidesini ismiyle tanıtan Muhammed bin Numeyr'in tarikatına tabi olduklarından dolayıdır. Bu bilgiyi edinen rahmetli Atamız anayasaya Laiklik maddesini getirir. Amacı Türkiye Cumhuriyetinden kin ve nifağı kaldırmak, kargaşalıkları önlemek için getirdi. Yine Milliyet Gazetesi ansiklopedisinde ve Atlas haritasında Nusayriler hakkında Orta Asyada kuraklık olur, Eti ve Hitit Türkleri kitle halinde göç etmeye mecbur olurlar. Kitlenin biri Avrupa'ya göç eder. İtalya, Fransa ve Balkanlara yerleşirler. İkinci  kitle ise bir kısım arap yarımadasının muhtelif yerlerine ve bir kısım da Mısır'a yerleşir. İşte Arap kesiminde yerleşen Eti Türklerinin çoğunluğu Alevi, Şii ve bir kısımları Nusayriliği kabul eder. Bu yüzden Nusayriliğe bir kısım Eti Türkler karışmıştır.

Arap Nusayriliğin Özü Hakkında Bilgi

Adem (a.s.) oğlu Şis peygamberle İdris peygamber arasında ilim müsameresini belirleyen "Elüsüs" adlı eserindeki tesbitli bilgiye dayalı Adem (a.s.) dünyaya indiğinde Yunan lisanıyla konuştuğu ve ilk lisan Yunanca olur. Sonra ikinci lisan İbranice oluyor. Üçüncü lisan ise Arapça lisanıdır.

Yine tesbit Arapça lisanının başlangıcı ise "semeretül evrak" adlı eserde Atırmah Amır bin Hakemul behili Yemen uyruklu Kahtaniler kabilesinden Ehl-i Beyte tabi bilginlerdendi. Muaviye hükümdarlığı esnalarında Muaviye ile bilgi müsameresinde bulunur. Muaviye sorar; Arapça lisanından önce insanlar hangi lisanla konuşurlardı ve Arapça lisanı nerede indi, kime indi ve ilk Arapça konuşan kim oldu? Tırmahın cevabı; ilk lisan Yunanca, ikincisi İbranice, üçüncü lisan Arapça. Yemenin Babil şehrinde beni Kahtan kabilesinden Yaruba bin Kahtan Elbehili isimli peygambere nazil olur ve ilk Arapça lisanı ile konuşan Yarubabin Kahtanla kabilesi ve Babil halkı. İşte bu müsbet bilginin getirdiği kanıt Kahtaniler arapların özüdür. Ayrıca müşerref nesneye mensup peygamberlik seceresindendir. Yine kanıt, Arapça lisanı şimdiki Arapların bölgelerinde nazil olduğu için Araplar hep bir civarda ve yörededirler.

ALEVİ NUSAYRİLERİN DEDELERİ

KAHTANİLERDEN GÖÇ

"Attabari" tefsirinde SEBA S.16'ncı ayetinin inzali ile ilgili bilgi, yine kanıt "Elyakuti Mucemi Elbilden" isimli eserinde Yemenin Kahtaniler yerleşim bölgesinde büyük bir sel felaketi olduğunu anlatıyor. Ayetin kanıtından müsbetlik (Fearadu fe erselne aleyhim seylil arimi vebeddelnehom bicennetihim) "Al arim seylini gönderdik, oturmuş oldukları yerlerden başka yörelere göç ettirdik." İşte ayetin kanıtlı tefsirini Attabari ile Elyakuti ve Assafi Bilfaydıl Keşifi İmam-u Bakır'la İmam-u Sadıka dayalı kanıtlarda şöyle belirtilmektedir; Kahtanilerin göçleri Hz. M.(s.a.v.)'den önce 200 sene civarında sel mecburiyetinden olurlar. Göç edenler ise Ös ve Hazreç kabileleridir. Yemen'den Medine'ye yerleşirler ve Ansar ismiyle lakaplanırlar ve Hz. M.(s.a.v.) islam dinini ilk tanıtmaya başlayınca savaşsız olarak Hz. M.(s.a.v.)'e iman ederler. İkinci göç eden yine Ös ve Hazreç Yemenden bir kısım Şam'a bir kısım Irak'ın Elhire semtine gelip yerleşirler ve Beni Deylem lakabıyla lakaplanırlar. Devlet olarak tanıtımlarını tanıtınca beni Büveyye devleti denildi. Bu iki göçü eden kabilelerin daha önceki tanıtımları Babil yörelerinde "Ebnee Me esseme" ismiyle ve lakabıyla bilinirlerdi. İşte anlaşılan üç bilginin ikisi Sünni biri Şii iki imama dayalı tesbit Arapça lisanın başlangıcı ve Hz. M.(s.a.v.)'in aslı ve Kur'anın inzali Arapça olduğu kanıtlıdır. Ayrıca Ansar isminin anlamı Hz. M.(s.a.v.)'e islam dininin yayılması için Yemen’in Babil şehrinden göç eden Hazrecilerin Hz. M.(s.a.v.)ye inançları veyardım etmeleri yüzünden ansarla lakablanırlar. Yardım edip beraberleşmenin anlamını taşımaktadır.

Yine Alevi ve Nusayri yerleşimi ile ilgili Güneş ve Hürriyet ansiklopedisinin tesbitine ve Muhammed Emin Galib Aleviler tarihindeki tesbite dayalı ve Arşivi'nin tesbitine göre Orta Asyadan göç eden Eti Türklerinin bir kısmı İrandan geçip Irak'ın Bağdat şehrine,  Semirra'ya ve Lokman dağının tepelerine yerleşmeleri olur. Ayrıca Tabarinin tefsirine ve Elyakutinin "Mucabil Bilden" eserindeki tesbite göre Ös ve Hazreç kabilelerinden Yemen'in Babil yöresinden Kahtaniler kabilesinden göç eden bir kol Irak'ın Elhiyra semtine gelip yerleşiminden sonra Beni Büveyye devleti ismini aldıktan sonra İmam-u Aliyyu Elhedi ve İmam-u Hasan ElAskeri devirlerinde bir kısımları Semirra şehrine göç edip Muhammed bin Nusayrinin akidesine iltihak olurlar ve Alevilik, Nusayrilik Eti Türklerden ve öz Arap şiveli Kahtanilerden müeşekkil olur.

Nusayriler, Nusayrilik lakabını Numeyr’in oğlu Muhammed’ten, İmamu Hasanul Askeri kapıcılığına iki pencereli odada yattığından Acem dilinde pencere isminin nusayra isimlendiğinden Bin Nusayr lakabı ile lakablandırılmıştır. Ardından inananlar akidesine iltihaklarından dolayı Nusayri ismiyle isimlendirilmişlerdir. Neticede Yavuz Selim'in zulmünden yerleşmiş oldukları yörelerinden bir kısım Suriye’nin Akdeniz sahillerindeki nehir kıyılarına ve orman bölgelere gizlenmek için yerleşirler. Diğer kısımlar Hatay, İskenderun ve Çukurova'nın nehir kıyılarına yerleşirler.

Kasım Ener'in "Tarih Boyunca" Eserindeki

Tesbiti

"Adana Ovasına bakış" adlı eserinden sayfa 293'ten 297'nci sayfasına kadar tesbitleri Alevilir ve Nusayriler kimlikleri ve göçüş nedenleri  1536 tarihinde yazıldığı anlaşılan İstanbuldaki Başbakanlık Arşivinde 450 özel sayılı Tapu Tahrir defterinde Garipler cemaatı "cemaat-ı gariben" bölümünden tesbitleri "Handvvörter buch des islam" ile Brockhaus" ansiklopedilerinde islamda Nusayrilerin 15.yy beri Hatay, İskenderun, Adana, Tarsus, Mersin ve Havalelerinde yerleşmişlerdir, diye yazılıdır. Bu islam ansiklopedisinden öğrenildiğine göre Nusayriler Haçlılarla savaşmışlar ve akideleri yüzünden Bayras ve Timurlenk'in baskısına uğramışlardır. Mısır'ın Memlük sultanı Baybras Nusayrileri Sünni olmaları için zorlamış ve oturdukları yerlere 1041 senesinde camiler yaptırmış ki akidelerini değiştirmek için.

Brochaus ansiklopedisinde tesbit 872 yılında İsmaililerden ayrılarak Irak'tan Suriye'ye geldiklerini bildirmektedir. Göç sebebi 847 yılında Abbasi halifesi Elmutevekkil islam fırkalarına göre ve özellikle tarikatlara amansız mücadele açmış ve İmam-u Hasan El Askeri’yi zorlamış. Neticede 873 tarihinde İmam-u Hasan vefat etmesi üzerine Nusayriler Irak'ın başkenti Semirrayı terk edip Lukkambarğylus dağının eteklerine ve tepe kısımlarına yerleşirler. Nusayrilerin yerleşimlerinden sonra dağın ismi Nusayir dağı olur. Kesin anlam Nusayriler ve Lokman dağı Muhammed bin Nusayrin baba ismiyle isimlenirler. Eti Türkler Abbasilerin devrinde Türkistandan Hor Hasan yolu ile büyük akınlar olmuş ve özellikle Mutasım halifeliği sırasında 833-842 yıllarında Irak Türklerle dolmuş. Neticede bunların bir kısmı Nusayriliği kabul eder diğer kısmı Aleviliği öylelikle tarikatlara bölünürler.

Yine Muhammed Emin Aleviler tarihinden tesbit ve Kasım Ener'in tarih boyunca "Çukurovaya bakış" adlı eserinde tesbit sayfa 297'de İbrahim Paşa Çukurovayı işgali zamanında 1832-1840 tarihinde araştırmasının neticesinde Nusayri Alevileri asil oldukları sadık ve dürüst kanısına varmıştır.

Menemenci Ahmet beyin  tarihindeki  tesbiti: İbrahim Paşa 1840 senesinde Rusya, İngiltere, Fransa, Avusturyanın  Osmanlı güney bölgeleri işgali sırasında çekilme zorunda kalmıştır. İbrahim Paşa Adana işgali devrinde oldukça huzurlu kalmış ve Adana Nusayrilerini severek itimat eder ki sadık, dürüst, temiz soylu ve ruhlu insanlardır. Himayesi altına almıştır. Numeyriler tanıtımı ise Muhammed bin Nusayrin dedesi Numeyir isimliydi ve ailesine Numeyriler denilirdi. Oğlu Nusayir olunca vefatından sonra Nusayriler olarak tanındı.

Şuaybiler tanıtımı ise Muhammed Bin Nusayr ismine lakab olarak Ebu Cafer ve Ebu Şuayb eklenir ve araplarda isim çağırısı ilk çocuğun ismiyle veya lakabı ile çağrılır. Bu yüzden Muhammed Bin Nusayr ismi Ebu Şuayb lakabının çağırısıyla bilindi. Neticede Numeyri, Nusayri, Şuaybi birdir, akideleri birdir, ayırım yoktur. Hepsi Ös ve Hazrec kabilelerinden mütevellittir. Muhammed bin Nusayir akide vekaletini Muhammed bin Cendebe verir. Muhammed bin Cendeb Elcennenil farisiye aktarır. El Farisi ise El Hüseyin bin Hamdan El Hasibiye aktarır. Öylelikle Ehli Beytin iç yüzüne dayalı Nusayrilik çoğalmış olur.

ALEVİLER KİMLERDİR?

Alevilik nereden kaldı? Dr. Ahmet Elveili "Şiiliğin kimliği" adlı eserinde Sayutinin Eddiril Mensur c.6.s.376 "Elhunsari Ravdatulcenen" eserinde s.88 "Sadr-ul İslam" tarihinin mukaddemesinde s.72 bin Asker tefsirinden bin Abbas'a dayalı bin Atiyya ile Errezi tefsirinden alınma Hz. Ali günün birinde Hz. M.(s.a.v.)'nin yanına geçer. Hz. M.(s.a.v.) der: Yemin ederim nefsime hakim yüce Allah'ımla Ali ve Şiatı kıyamet gününde en başarılı olanlarıdır.

Kanıt BEYYİNE S.A.7 "İman edenler ve hayırlı amel yapanlar insanların iyisidir." Ayet nazil olunca Hz. Muhammed (s.a.v.) der: Ya Ali sen ve Şiatın insanların en iyisisin. Allah bana vait'te bulundu, ben de vait ediyorum kıyamet gününde seni sevenler şefaatıma nail olacaklardır. Bu deyimi duyan Ashaplardan Selman-i Farisi El Mıkdad ve Ebezzer ve Ammer bin Yasir derler: Ya Resulullah biz Ali'nin Şiatından olduk. İşte ilk Şia şahısları ve ismi ve labı başlamış olur. Şia anlamı Hz. Ali taraftarıdır.

İkinci Şia Tanıtımı

Sıffın savaşında Hz. Ali'nin Safından olanlara Ali'nin Şiatından deniliyordu. Anlamı Ali taraftarıdır demektir. Hz. Ali Şiatı Hz. Ali'yi imamların başı tanırlar ve taraftarıdır. Hz. Ali'nin sevgisine şehit olmaya memnuniyetle kabul ederler ki Allah'ı ve M.(s.a.v.)'i razı etmek için. Çünkü cennete sevgisiyle girilir.

İSLAMİYETİN İLK BÖLÜNMESİ

Hz. M.(s.a.v.)'nin Ham vadisindeki veda hutbesi ile Hz. Ali'ye olan biat tanıtımıyla Halifelik ve vasilik beyanını kabul edenlere Ali Şiiatı ve taraftarı denildi. Ali ismiyle Alevi diye hitap edildi. Bunlar hakiki islam olarak bilindi. Çünkü Ham vadisindeki olan biat Allah'ın emriyle Kur'anın MAİDE S. A.67 (Yeeyühe rresulu belliğ) "Ey Muhammed emrimi tebliğ et ki peygamberlik yaptığın kanıtlansın." İkinci ayet ise biatın tamamından sonra nazildir. MAİDE S. A.3 (elyevme ekmeltu leköm dineköm veetmemtu aleyköm nimeti veradiytu lekümül islemi dine) Hz. M.(s.a.v.)'in peygamberliği ve islam dininin tekamülü Hz. Ali’nin velilik vasilik ve halifelik tanıtımı ile tamamlanmıştır. İşte biatın bitiminden sonra ikilik başladı. Biatı kabul etmeyenler Hz. M.(s.a.v.)'in cenazesine katılmadılar ve Halifeliği gasp ederek aldılar. Allahın dini islam kitabımda detaylı kanıtlanmıştır. Hz. M.(s.a.v.)'nin cenazesine Haşimi, Ansar ve öz asıllı Muhacırlar katılmışlar. İşte bunlara Haşimi, Şii, Alevi Ehl-i Beyt sünnetine tabi Kur'anın şeriatına bağlı hak Sünnilerdir. Ayrıcalık edenler ise Hz.Ali'nin yerine Ebu Bekir, Ömer ve Osman'ın Halife ve getirdikleri bidat ve düzenlemeleri kabullenenlere Sünni denildi. İşte Sünnilik iki tanıtımla Ehl-i Beyt Sünneti ve Halifelerin getirdikleri Sünnettir.

Aleviler tarihindeki tesbit Tabarani'den alınma üçüncü Halife devrinin yanlış ayırımcı olduğundan dolayı ihtilaf doğar. Emevi Kureyşi ırklara yer ve makam tanıdığından dolayı Haşimiler ayaklanır, dedikodular çoğalır, millet isyana başlar. Çünkü Osman şura veya millet emriyle Halifeliğe getirilmedi. İlla iki şura üyesinin muvafakatıyla yalnız ayrıca islamiyette kin, nifak, zulüm ve ayırım yaptı. Hatta cenazesi 3 gün yerde atılmış kalır. Hatta Yahudiler mezarlığına gömülür. Muaviye devri gelince mezarının yerini islam mezarlığına ilave eder. İhtilaf esnalarında Yahudi uyruklu Abdullah bin Seba zat kişi gelip ve kargaşalık eden toplum arasına katılır ve yüksek sesle der; "Ali haklı, Ali'yi hak biliniz, Ali velidir velayetini kabul ediniz" ve aralarından ayrılır. İşte o nidayı işitip kabul edene Alevi denildi. Yine Alevi tanıtımı daha önce Hz. M.(s.a.v.) veda haccından döndüğünde Allah'ın biat emri Ham vadisinde nazil olunca 120.000 haccı adayının önünde Hz. Ali'yi veli tayin eder. O biata inanç getirenlere ve kabullenenlere Alevi denildi.

RAFAZİLER NEDİR VE KİMLERDİR?

Rafaziler Alevi, Şii, Nusayri, Numeyri ve Şuaybilerdir. Rafazi lakabının sebebi ise Ebu Bekir, Ömer, Osman islamiyette bidat, tahrif, zulüm getirdikleri için Aleviler, Şiiler, Nusayrileri ikrah ettiler ve saflarından ayrıldılar diye Rafazi denildi.

İSLAMİYETİ BÖLEN TARİKAT VE BİDATLARI

İşte İsmet Zeki Eyuboğlu Tasavvuf, Tarikat ve Mezhepler tarihinden ve Milliyet Tarikatlar Ansiklopedisinden tesbitler, insanları bölen, ayıran, haktan saptıran, menfaat tasavvurundan dolayı kendilerini haklı olarak tanıtan menfaatperestçi tarikat mucitlerinin getirdikleri tarikatlara deyineceğim.

AHİLİK TARİKATI

Doğuş çağı 11. yy. yalnız Türkler arasında yayılmış, Arabistanda doğan fütüvetten etkilenmiş, Anadolu'da öncülüğünü Ahi Evren isimli şahıs özel törenlerle yaymıştır.

BABAİLİK TARİKATI

Babailik şeyh Mirza Beheullahın Mezhebidir. İnsan tanrılığına inanır. Babailik değişik ve yanlış yorumla kendisinde tanrı olduğunu öne sürmüştür.

BABİLİK TARİKATI

Şeyh Ali Muhammed Mehmed Babın kurduğu Mezheptir. İnancı Hz. Ali'ye dayanır.

BAYRAMİLİK TARİKATI

Hacı Bayram Veli'nin kurduğu Sünni Tarikattır. Ankara yörelerinde yayılmıştır. İnançları tanrıya varmak ve tanrıda olmak.

BEKTAŞİLİK TARİKATI

Hacı Bektaşı Veli 1209-1210'da Horasan'da doğmuştur. 1271'de Kırşehirde Suluca Karahöyükte öldü. Hacı Bektaşi Veli Horasanda bulunduğu dönemde Ahmet Yasevi'nin kurduğu Yasevilik tarikatının görüşlerini benimsemiş, Sivasta oturmuş, Amasya'ya Baba İshakla tanışmak için gitmiş, Hacı Bektaşı Veli'nin izini sürenlerce onun adına kurulmuş bir tarikattır. İnancı Hz. Ali'ye ve 12 İmama dayalıdır.

BEDEVİLİK TARİKATI

Şeyh Ahmet Bedevi'nin kurduğu tarikattır. Şeriat koşullarına bağlıdır. Açık zikir kuralına dayanır.

 CEBRAİLİK TARİKATI

Kurucusu Cad bin Dirhem adlı 7.yy kurduğu aşırı Mezheptir. İnancı iyi ve kötü şeyler Allah'a dayanır kanısındadır.

CELVETİLİK TARİKATI

Aziz Muhammed Hudai'nin kurduğu Sünni bir tarikattır. Şeriatın bütün ilkelerini benimser. Bu tarikat  Haşimi'ye dayanır, Haşimilik adlı bir kolu vardır.

CERRAHİLİK TARİKATI

Kurucusu Nureddin Cerrahi'dir. Halvetiliğin bir koludur. Bu tarikatta özgürlük yoktur.

DÜRZİLİK MEZHEBİ

Hakim Emirullah'ın kurduğu Mezheptir. İnancı insanın tanrısallığını ileri süren ve tanrı her varlıkta mevcut kanısındadır. Bu Mezhepte tapınılan kutsal buzağı tanrının görünüşü diye nitelendirir.

 AŞARİLİK TARİKATI

Hasan Ali bin Aşarinin kurduğu Sünni bir Mezheptir. İnancı bakımından insan istediğine özgür değildir. Bütün eylemlerinin yaratıcısı tanrıdır. İyi ve kötü inançları iman-inan tanrısal varlığını gönlünden onaylamaktadır.

GALİYE TARİKATI

Hz. Ali'nin varlığında tanrının nesneleştiğini ve insan sıfatında görünür durumunu gösterdiğini ileri süren Mezheptir. İnançları olgunluk bakımından en yüksek aşamaya varan tanrıdır. Bu aşamaya ulaşan Hz. Ali oldu kanısındalar.

 HALVETİLİK TARİKATI

Şeyh Ömer bin Halvatin kurduğu Tarikat şeriatın bütün koşullarını benimseyen bu Tarikatta zikir temeldir. Tekkede toplanıp yaparlar. Bu Tarikatın 4 kolu vardır, Cumhuriyetten önce yaygındır.

SÜLEYMANCILIK TARİKATI

Bu tarikatın iki kolu vardır. Biri Süleyman Hilmi Tunahanın, öteki Süleyman Çalıptayın yönetimleri. İkiside Nakşibendilikten kaynaklanır. Kadınların öğretim görmesine, Kur'an dışında kalan yasaların uygulanmasına, Atatürk'ün devrimine karşıdır. Fetvaları şeriat devleti kurmaktır. 4 kadın alma, dinsel nikah kıymak gereklidir.

VAHABİLER MEZHEBİ

Abdulvahab bin Muhammedin 1703'te Necd yakınlarında doğdu. 1971'de Deriyede öldü. Medinede medrese gördükten sonra kurduğu Mezhep şeriat ilkelerine karşıdır. Tanrıya yakarma, ermişlere inanma, mum dikme, türbe ziyaret etme, minare yapma, ermişlerden yardım dileme yalnız mezar ziyareti yasaktır, hacca gitmek gereksizdir. Vahabiler 1802'de ayaklanıp Mekke, Medine, Kerbela ve Taif illerine saldımış Hüseyin'in türbesini  yıkmış, binlerce şii müslümanı öldürmüştür.

NAKŞİBENDİLİK TARİKATI

Şeyh İlahi Nakşibendi Simav'da doğdu. 1490'da Vardar Yenice'de öldü. Başka adı İlahi Simav'dır. İstanbul'da öğrenim gördükten sonra Simav'a geri döndü. Tekrar İstanbul'a gelerek Zeyrek medresesinde görevlendirildi. Nakşibendiliğin Türkiye'de kurucusudur. 15 kolu vardır; Ahrarilik, Camilik, Dehlevilik, Halidilik, Halililik, Kasanilik, Mazharilik, Melamilik, Muradilik, Müceddilik, Nacilik, Nurilik, Reşidilik, Sadilik ve Tayfurilik.

BAHAİLİK TARİKATI

Kurucusu Bahaullah Mirza Hüseyin Ali. 1817'de Tahran'da doğdu. 1892'de sürgünde bulunduğu Akka kentinde öldü. Ataları İran'da uzun süre yönetimi ellerinde tutan Türk kökenli Kaçarlar boyundandır. Bahaullah önceden Babiliğin kurucusu Ali Muhammed Babin'in düşüncelerini benimsemiş ve bütün dinlerini öğrenmeye koyulmuştur. Bu arada Musevilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık gibi tek tanrıcı dinler dışında eski Çin, Hind, İran'ın çok tanrıcı dinlerini incelemiş özellikle Zerdüşt ve Barahman dinleri üzerinde araştırmalar yapmış sonra da Şiraz'da görüşlerini yaymaya başlamıştır. 1848'de İran yönetimini elinde tutan Şah Nasreddin'e karşı ayaklanan Babilerin önderi Ali Muhammed Babin'in görüşlerini savunmuş, Rus büyük elçisinin aracılığıyla kuruldu. Bağdat'a sürüldü. 1852'de ayaklanan Babiler topluca İran'dan çıkıp Bağdat'a göçünce Bahaullah'ı kendilerine şeyh seçtiler. Bahaullah'tan kuşkulanan Osmanlı yönetimi Bahaullah'ı İstanbul'a sonra da Edirne'ye sürgün eder. 1864'te Edirne'de ilgiyle karşılanan Bahaullah kısa zamanda tarikatını genişletip yaydı. Oradan da Akka'ya sürülerek kaleye kapatılır. 1868'de ölümünden sonra yerine oğlu Abbas, Abdulbaha adı ile geçer. Avrupa'da Bahaullah'ın görüşlerini gizlice yaymaya devam eder. Bahaullah'ın tarikatına ait kitaplar, Kitab-ul Akdes, Kitab-ul İkan, Kelimat-ı Meknune, Tarazat İşrakat, Tecelliyet Kelimati, Firdevsiye gizli dininin imasıdır.

YEZİDİLİK MEZHEBİ

Şeyh Adiy'in kurduğu mezheptir. Şeytanın tanrı olduğuna inanır. Özel kitabı Mushafreş. Şeytan sözlüğünde olduğu için Ş ve T ile başlayan kelimeleri okuyamazlar.

NURCULUK TARİKATI

Said Nursi'nin kurduğu Nakşibendiciliğin bir koludur. Kurucusu bilgisizdir. Bir süre tinsel bunalım geçirmiş, İkinci Abdulhamit devrinde tımarhaneye atılmıştır. Aslı Bitlis'in Nurs köyünden olduğu için tarikatına Nurculuk denmiştir.

KIZILBAŞLIK TARİKATI

Aleviliğin bir koludur. Selçuklu döneminde Alevi Sefavi'nin savaşta erlerine giydirdiği kızılbaşlıktan adını almıştır. Daha önce bu lakap Hz. Muhammed (s.a.v.) Uhud savaşında islam ordusuna kırmızı başlık giydirir. Oradan kalma Kızılbaş kelimesi Hz. Muhammed (s.a.v.) taraftarlarıdır ki müslümanlar kafirlerden bilinsin. İnancı ise Ehl-i Beyt ve 12 imamdır.

Neticede Müslümanlıkta çoğalan tarikatlar islamiyeti parçalatıp geriletti. Düşünelim Hz. M.(s.a.v.) peygamberliği esnalarında neyi unuttu da bildirmedi veya nesi eksik görüldü de mezhep ve tarikatlar tamamladılar. Düşünelim, mezhepler haksa zatı bu haktan yararlanmadan gitti. Yine düşünelim mezhepleri tarikatlarla haklı ve tamamlayıcı kanısına varırsak Hz.M.(s.a.v.)'i küçümsemiş oluruz. Çünkü zatı (s.a.v.) buyurdu: "ben ilmin şehriyim Ali'de kapısıdır." Bu hadis bize Hz. M.(s.a.v.) ilmin tamamına vakıf olduğunu ayrıca Kur'an-ı Kerim yücelik kemalini kanıtlamaktadır. MAİDE S. A.3 (Elyevme ekmeltu leköm dineköm) Bu ayetin inzali Ham vadisinde Hz. Ali'yi veli ve vasiy tanıttığı zaman peygamberliğini ve dinini tam tekamüllü olarak terk ettiğini kanıtlıyor. Ayrıca zatının yüce olduğunu KALEM S. A.4 (veinneke leala hulukin azim) "ya Muhammed sen yüce yaratılışa sahipsin." Yine tanıtımı "ya Muhammed sen hakkın dimdik yolunda peygamber olarak gönderilmişsin." Yine büyük olduğuna kanıt ENBİYA S. A.107 (Vema erselneke ille rahmeten lilalemin) "Allah'ın bildirisi ya Muhammed seni insanlar alemine rahmet olarak gönderdim." Anlaşıldı ki (s.a.v.) unutmaz, yanılmaz, eksiklik yapmaz her yanı iffet, rahmet, af ve şefaatkardır. Çünkü hadisinde der ben ve Ali Allah’ın öz nurundan yaratılmışız. İşte Allah’ın öz nurundan olanın hatası eksiği olmaz yanılamaz. Yanılmayalım emaneti Allah'ın kitabı Kur'andır. Göğü ve yeri birbirine bağlayan ve itreti Ehl-i Beyti Ali ile Fatima ve Hasanla Hüseyin buyurdu bunlara bağlı olursanız Ebediyen şaşırmazsınız. Yine vasiyeti Ehl-i Beytim aranızda Nuh'un gemisi gibidir. Açıklama Nuh'un gemisine binen Tufan'da boğulmadan kurtuldu, binmeyen küfrüyle boğuldu. İşte Ehli beytime bağlı olan cennetlik, bağlı olmayan cehennemliktir. Şimdilik söz Allah'ın peygamberleri Kur'anla ve Ehl-i Beytin izini takip etmek Elizikir 12 İmam var iken yekün mezhep ve tarikatlar menfidir. Çünkü en büyük delil ve murşid hakikat yöntemine Ehl-i Beytle Kur'ana ve vahiye dayanır. Çünkü Ehli Beyt gelecek ilme ve zamana vakıftırlar. Tarihe göz atalım, gelmiş geçmiş önceki peygamberlerin izini yine Mezhep ve Tarikatlar bölüp nifak sokmuşlardır. Demek ki her peygamberden sonra gelen istismarcılar nifaklarıyla milleti hak yolundan saptırmışlar bu yüzden Allah’ın vasiyeti Ehl-i Beytime kenetlenin hak dinini ve izini bilirsiniz. İşte ruhumuzun şad olması için ve cehennem cezasından kurtulması için Ehl-i Beyte sevgi ve izinden 12 imama bağlı olmamızla biz Kur'anın Anayasa yönteminde başarılı oluruz. Kanıt ENBİYA S. A.7 (Feselü Ehlezzikri in küntöm letelamun) "Bilmediğinizi Ehlizzikirden sorun." Anlaşıldı Kur'an'ın yöntemini ancak Ehlizzikir çözer. Çünkü 12 imam mucize ve kerametle ilim bilginleridir. İmam-u Sadık 4000 talebe hocasıydı ve fatından sonra talebesi Cafer-i Tus isimli Ehl-i Beyt'in ve Kur'an'ın şeriatını saptıranlardan korumak için Alevi ve Şiileri Ehl-i Beyt sancağı altında toparlamak için Hz. M.(s.a.v.)' den miras olan Hz. Ali'nin velayeti ile sünnetini Ehl-i Beytininde tanıtımlarını muritlerine iletmekle yükümlü ayrıca Ehl-i Beyt benimseyenlerini, Emevilerin Kureyşlilerin, Abbasilerin işkence ve zulumlarından Ehl-i Beyt sevgisinden vaz geçmemeleri için Caferi mezhebini İmam-ı Sadık ismiyle kurar Allah'ın ve Hz. M.(s.a.v.)'in emir ve iradelerini tanıtmak için işte Alevi Şiilere hor bakmayalım, islam dinin emirlerine uyum sağlayalım, kardeşçe geçinelim, yahudi ve Hıristiyanlardan örnek alalım, dünyada ilerleme kaydederiz.

MUHAMMED BİN NUSAYR AKİDESİ

Muhammed bin Nusayir Aleviliğin iç yüzü olarak ismiyle bilinen Nusayri akidesini kurup tanıtır. Akidenin dayalı olduğu din Kur'anda BAKARA S. A.30 (ve alleme ademel esme e küllehe) "Allah (c.c.) Adem'e (a.s.) zatının Esme-ül Hüsne'sini öğretir." İşte bu Esme-ül Hüsne Allah'ın Kayyım dinidir. Bu din için yüce Allah destek kanıtı ALİ İMRAN S. A.84 (Vemen yepteğı ğayrel islemi dinen felen yükbele minhu vehuva fil ahireti minel hasirin) "Allah'ın öz islam dini haricinde din benimseyip kabullenenler Allah dinlerini kabul etmez, ahirette hüsrana uğratır." İşte düşünelim, Allah'ın zahiri ve batini vardır. Yine  dini ise zahir ve batindir. Zahirin tanıtımı görülen, bilinen, vasıflandıran şey zahirdir. Batin ise ruha benzer, ruh cisimde görülmez lakin cismin hareketinden bilinir. İşte Allah'ın batini zatı idrak edilmez, kudret ve mucizeden bilindi, dini gizli ibadettir, kul ve Allah arasındadır. Camide kılınan namaz gibi teşhir edilemez. Muhammed bin Nusayir bu dini ve akideyi İmam-u Hasan-ul askeriden müteselsil miras Hz. M.(s.a.v.) ve Hz. Ali'ye dayalı Silsile ile Adem (a.s.) peygambere dayanır, Esme-ul Hüsne ile kanıtlanır. Bu akidenin dini açıkta kılınan namaz olsaydı Hz. M.(s.a.v.) ve Hz. Ali islam cemaatı ile vakit namazını kıldıktan sonra evde yalnız kılmazlardı. Özel kıldıklarına göre Batini din demektir. Ayrıca vahiyin inişinden önce Hz. M. (s.a.v.) ile Hz. Ali efendilerimiz Hara dağının Sür mağarasında namaz kıldıkları yine tesbit edilmiştir.  Nusayri akidenin Batini ve gizli din olduğundan  daima müritleri azınlıktadır. Kanıt ayet (Silletön minel evvelin vekalilön minelahirin) "Adem (a.s.) devrinde çok az bir kitle idiler." Yine Nuh peygamber devrinde sadece Nuh'a iman edip gemiye binenler, kanıt Hz. M.(s.a.v.)'in Hadis-i şerifi Ehl-i Beytim aranızda misali Nuh'un gemisi gibidir. Gemiye binenler tufandan korundu, binmeyenler ise küfür ve inkarda boğuldu. Ehl-i Beyte inanç getirmeyenlerin ne zulüm ettikleri bellidir. Lakin Nusayri, Şii, Alevi kitleleri canlarını feda, ruhlarını sevgileriyle bağdaştırdılar, yine azınlık kitledirler. Hz. Davud (a.s.) devrinde azınlıkta olduklarınınkanıtı (vekalilen mehom) Davud'la iman edenler yine azınlıktadır ve Hz. M.(s.a.v.) devrinde muhacirlerin bir kısmı idiler. İleri sayfalarda konu edineceğim. Söz taşmaması için bu akide ve dini bilenler azınlıkta olduklarını ifade ediyor. Yine kanıt Hz. M.(s.a.v.) Hadis-i şerifinde der; Musa kardeşimin ümmeti 71 fırkaya bölündü, biri cennetlik, 70'i cehennemlik. İsa kardeşimin ümmeti 72'ye bölündü, biri cennette, 71'i cehennemde ve benden sonra ümmetim 73 fırkaya bölünecek, biri cennete 72'si de cehenneme gidecek. Hz. M.(s.a.v.)'in bu hadisi barizdir. Alevi, Şii, Nusayri ve Sünni kitaplarında mevcuttur. Hakkı bilelim ve kabul edelim.

İMAM-U HASAN ASKERİ’NİN DEVRİ

Hz. M.(s.a.v.)'in torunu Ehlizzikrin ferdi olan Hasan-ul Askeri has iman sahiplerine Aleviliğin Şiiliğin kaynağını belirlemek için ayrıca Allah'ın Taki dini olan El hanif, El Kayyım, El İslam ibadet, zikir, tesbihle bilinen Kur'an-ı Kerim'de kanıtlanmış isim ve tanıtımlarla Hz. M.(s.a.v.)'e yüce Allah ENAM S. A.160-161-162'deki vaki emri: Ya Muhammed hangi dine tabisin söyle "Söyle Allah beni hak yolu olan El Mustakim yoluna yöneltti El Mustakim yolu El Kayyim baki dimdik dinin hak yoludur. İbrahim-ul Halil'in benimsediği dindir. Düşünelim, kayım dinin daha önceden var olduğunu kanıtlayan ayete göre islam dini Hz. M.(s.a.v.) önce bütün peygamberlerin dinidir. Çünkü Hz. M.(s.a.v.) der taki dini eba ve ecdadımın dinidir. Takisi olmayanın dini olmaz. İşte taki dini camilerdeki kılınan ruku, kunut, sücud, namaz, isimlerle bilinen dinden öncedir. İşte Hz. Muhammed (s.a.v.)'den önce ruku kunut kıbleye yönelme olmadığına delaletle ifade edilmektedir. Demek ki gezerek oturarak ibadet yapılırdı. Kanıt gezerek namazın her hangi yöne yönelirse Allah kıblesinde mevcuttur. Anlaşılan gezerek kılınan Taki dinin kıblesi direk yüce Allah'a yönelme ile kılınıyor. Kanıt BAKARA S. A.115 "Doğu ve Batı yüce Allah'ındır. Yönünüzü herhangi bir yöne yöneltirseniz Allah'ın yüzü oradadır. Allah(c.c.) geniş kapsamlı her şeyin ilmine vakıftır." İşte düşünelim, Taki dini, Kayyım, Hanif, İslam dinidir. Yine kanıtı YUSUF S. A.39 "Allah (c.c.) emri vaki ibadetini kıldı "Vezelika" kelimesinin tanıtımındaki özel emrivaki hususi Batini dinini ima ettiğine delalettir. O da "Eddinul kayyım velakin" kelimesinde bu dini insanların çoğu bilmez. İşte bu din Taki dinidir. Allah'ın Batini hak dinidir. Çünkü her şeyin zahiri vardır batini de vardır. Camilerde kılınan namaz haktır kanıtlıdır. Yalnız batini din için Allah (c.c.) yine NİSA S. A.124'te "Hiç kimse İbrahim'in El Hanif dinine tabi olandan iyi Olamaz" Anlaşıldı ki Batini din Allah'ın Taki dinidir. Çünkü Hz. M.(s.a.v.) der: Taki dini ata ve ecdadlarımın dinidir. Taki dini olmayanın dini olamaz buyurmuştur. Anlaşılan Taki dini Hz. Ali dini diye Sıffın harbinin şiddetinden korkan Muaviye taraftarları Ömer bin Al'asın düşündüğü hile ile Kur'an-ı Kerimi okların üzerine teşhiri ve Hz. Ali'den sulh isteklerinden Hz. Ali'nin ordusunu parçalar ve Elhavaric denilen kitle ayrılır ve Hz. Ali'nin Taki dinine karşı olurlar ve üç'e ayrılırlar. Kısmın biri Elazrakiler "Nafi" bin Elazrak ismiyle tanınırlar. İkinci kısım Necdet bin Uymir Taki dinini hak tanır. Üçüncü kısım ise Zeyd bin Alasfar Safraviler lakabıyla tanınır. İşte bu üç grup Taki dinine karşı olurlar ve Hz. Ali saffından ayrılırlar. ElHavaric ismiyle anılırlar. Yine Taki dini için doktor Ahmet Elveili "Şiiliğin kimliği" adlı eserinde hoca Elmufidin "Eveilel Makalet" adlı eserinden "dereset filfarkı vel akaid" s.45 adlı eserden Taki dini Allah'ın özel gizli hak dinini bilenler az öz ve temiz soylulardır. Çünkü Nusayriler Aleviliğin, Şiiliğin iç yüzü olan Ehl-i Beytin Taki dini ve akidesine sahiptirler. Bu akidenin ifşası caiz değildir. İbnu Buveyye Elkummi 12 imama dayalı silsile kanıt Hz. M.(s.a.v.)  Hz. Ali'ye bu Taki dinini beraberli Hara dağında ve evde kıldıkları ve bu Taki dininin gizliliğini muhafaza etmek için Kur'an-ı Kerim'in ESRA S. A.110 "Dinini gizli kıl, dininle göz boyacılık yapma." Düşünelim, ayetin anlamını sokakta ve açıkta kılınmayan dindir işaretliyor. İşte Nusayrilerin dini Taki dinidir. İtham edeni Allah cezalandırır. Çünkü Allah'ın öz islam dinine sahiptirler. Yanılmayalım, Taki dini için Hz. M.(s.a.v.) buyurdu: Dinim ve eba ecdadımın dinidir. Takva ise Allah'tan korkmaktır. Taki ise Allah'ın öz dinidir. Bu din için Yüce Allah Hz. Musa’ya (a.s.) der kanıt TAHA S. "Ben yalnızım tek ilah olarak bana ibadetini yap namazını zikrime yönelt." Yüce Allah'ın buradaki Hz. Musa'ya ibadet emri ruku, kunut değildir, zikir ve ibadettir. İşte bu zikir ve ibadeti tanıyanlar hakkında ALE S. A.15 "Her kim zekasını çalıştırıp hakkın marifetiyle zekalandırırsa Allah'ın ismini bilmiş olarak Allah'a yakınlığını sağlamış olur." Yine zikrin Allah'a yönelik hakkında kanıt AHZEB S. A.41"Ey iman edenler, Allah'a çok zikredin sabahla ikindi vakitlerinde tesbih edin." Yine yüce Allah İNSAN Süresinde "Ya Muhammed, Allah'ın ismini sabah ve ikindi vaktinde ve bütün gece tesbih et." İşte bu tesbih için yüce  Allah'ın emri kelime ifadesinde yalnız Hz. M.(s.a.v.) ifade ediliyor. Kanıt İNSAN S. A.25-26 "Yüce Hz. M.(s.a.v.) der; Allah'ını zikret, sabah ve ikindi gece namazı ile ve bütün gece tesbihle ibadetini yap." Anlaşılan bu ayette sabah, öğle, akşam vakitlerinin gece namazıyla emredilmiş oluyor. KAF S. A.39 "Allah'ın ismiyle, güneşin doğuşundan önce ve batışından önce." Anlamı yine sabah ve akşam namazlarını kanıtlamış oluyor. Yine tesbihle yüce Allah'ın emir ve ifadesi belirli olarak ikindi ve öğle vakitlerinin namazlarını ARAF S. A.205 "Allah (c.c.) emir buyuruyor; Hz. M.(s.a.v.) bizim için örnek olsun diye. Allah'ın ismini zikret, gizliliğinde, nefsinle benden korkarak hüşulu şekilde öğle ve ikindi benim zikrimden ve ibadetimden, gafil olanlardan olma ki cennetimde olanlar kibirlik etmeden bana tesbihle sücud ediyorlar. Anlaşılan tesbih, zikir ve ibadet Allah'ın öz dinidir. İşte düşünelim özel söyleyişte gizli ibadet kanıtlanmaktadır. Aynı kanıta benzer Kur'an’da 30'un üstünde ayet vardır. İşte bu ayetlerin ima ettiği din Taki, Hanif. Kayyim, İslam dini bilinmektedir. Bu gizli dinin varisleri Ehl-i Beyt'in izine tabi Aleviliğin, Şiiliğin iç yüzünü kanıtlayan Nusayri akidesinin müridlerini dinsiz ve gayrı müslim demiyelim, peygamber efendimizin şefaatından mahrum kişiler olmayalım. Nusayriler Ehl-i Beyt izinden ve müridlerindendir. İşte Hz. M.(s.a.v.) Hz. Ali bu dini Hara dağında Sur mağarasında kıldıkları vahiy inmeden önce ve sonra Hz. M.(s.a.v.) 40 yaşına basınca vahiy nazil olmuştur. Peki düşünelim vahiyden önce ibadetini nasıl yapıyordu. 40 sene içinde görülmediğine göre işte kayım dini ile ibadetini ediyordu ayrıca vahiy inişinden sonra islam cemaati ile namazını kıldıktan sonra evde özel kıldığı tesbitlidir. İşte bu din Nusayrilerin dinidir, camilerde ve açıkta kılınmaz onun için camileri yoktur. Fakat dinleri kesin Taki dinidir. Ayrıca belirtmek isterim Hz. M.(s.a.v.) devrinde ve halifelerin devrinde mescidlerde beraber namaz kılarlardı. Alevi, Şii ve Nusayrilerin dedeleri Ansarlardı. Muaviye devri olunca Sıffin harbinde 40 bin müslümanın canına kıydı ve Hz. Ali'yi öldürttü. Hasan'ı zehirletti. Ehl-i Beyte zulüm edip Hz. Ali'yi bin bir ay sebettirdi sonra oğlu Yezid bariz zulümle, Kerbela vakasında Hz. Hüseyin'e ve Ehl-i Beyt'e yaptıığı zulüm ve ardından Emeviler'le Abbasiler imamları zehirletip sevenlerine zulüm ettiler, Tarih okuyan bilir. İşte Alevi, Şii, Nusayri camilerden mecburen ayrıldı. Başka sebeb ise Ehl-i Beyt nesnesinde namaz kıldıracak imamın seceresi temiz olması şarttır. Nesnesi bilinmeyen imamın ardından namaz kılınmaz. İşte Nusayri akidesi bu hususlarda tedirgindir. İmam, eline, diline, beline sahip değilse, temiz olmazsa, imam olarak kabul etmezler. İşte bu pak Taki dinin akkidesini imam El Hasan El Askeri kapıcısı Nusayır Muhammed bin Cendeb'e muhammed bin Cendeb, Elcennenil Farisi'ye aktarır, ElCennen Elfarisi, El Hüseyin bin Hamdan ElHasibi'ye aktarır, El Hasibi temiz soylu müstehak kişilere aktarır. Öylelikle çoğalmış olur. İşte Aleviliğin, Şiiliğin, Nusayriliğin esasa dayalı ve inanç bağlılığının belirtisi kanıtından sonra cevabım; Sünnilerin bir kısım gericilerine din giysisi gölgesinde müslümanım hacıyım umutları cennete girme kanıtı ile amelsiz olarak Sünni yazarlarından ve bir kısım cami imamlarından beş vakit namazını kılmakla etrafı büyüleyen sadece kişilere hitabım. Düşünün eğer Allah'ı ve peygamberini razı etmek istiyorsanız İslam dininde kin, nifak, fitne, yalan ve düzmece hadis ve ithamda bulunmayın. Çünkü Hz. M.(s.a.v.) der: (Yemin ettim nefsime her kim mümin kardeşinin aleyhinde olmadık ithamda bulunursa yerinden kalkmadan yüzünü 70 kere cehennem ateşi sıvazlayacaktır.) Kanıtı, NUR S. A.19 (ellezine yuhib bune en teşi alfehişete fil lezine emenu febeşirahom biazebin elim) "İman edenlerin hakkında kötülük temennisinde olanlar cehennem ateşiyle cezalanacaktır." Yine der:  Mümin müminin kardeşidir. Bir birinizi seviniz, ayrılmayınız birbirinizin aleyhinde bulunmayınız, bina temeli gibi birbirinize kenetleniniz. (s.a.v.). yine der: Allah'ın affı ve şefaatım müminlerin rızasına bağlıdır. (s.a.v.) yine der: Her kim mümin kardeşini üzer, aleyhinde bulunursa rahmetimden uzaktır. İşte Hz. M.(s.a.v.) Kur'an'ın ahkamına uyalım ki İslam dinimizi, namazımızı, haccımızı, orucumuzu, müslümanlığımızı kanıtlayabilelim. Çünkü Hz. M.(s.a.v.) kin, nifak, itham, yalan düzenleyenler menfaatları için gaddar, vebalcı olanlardır, cahili, devre dönük olan efkarlılardır. İslam dini Allah'ın öz has dinidir. Peygamberimiz ise peygamberlerin piri ve müşerrifi, iki cihanın sultanıdır. Kur'an-ı Kerim ise Suhufun, Tevrat'ın, Zebur'un, İncil'in ve bütün ilmi içine kapsamış mukaddes kitabımızdır, ne için bu kadar hatalı şeylere ve kişilere meyil verelim, Allah'ın kitabı Kur'an ve Ehl-i Beyt şeriatı varken, bir birimizi ayırmayalım, kin ve nifak gütmeyelim, hata ve zulümle tahrif edenlere söz tanımayalım, hatalı fetvalara kanmayalım. Kendi fikirlerine göre kitap fetva, kanaat düzenleyenlere uymayalım. İslam ırkını yekpare tanıyalım, Alevi, Şii, Sünni ve muhtelif ırklar diye birbirimizin aleyhinde bulunmayalım, İslam milleti olarak birbirimizi kardeş tanıyalım, menfaatlar yüzünden islamiyeti mezhep ve tarikatlara bölenlerin hatalı izinden gitmeyelim, Hz. M.(s.a.v.)'in birlik beraberlik hadislerini kanıtlayalım ve örnek alalım. Yahudi ve Hıristiyan milletlerinden her ne kadar mezhep ve tarikatları ayrıca partileri varsa da dünyada ilerlemekteler. Çünkü din ayrı parti ayrı, din partiye karıştırılamaz, particilikte yalan düzenleme, kardeşinin aleyhinde bulunma, kardeş kardeşin arasına fitne ayrım, nifak sokma ve benzeri vardır. Dinci insan dinine sadık partici olamaz, dini alet etmeye kimsenin hakkı yoktur, menfaati için islam kardeşlerini parçalamaya da hakı yoktur.

Alevi, Şii, Nusayri kardeşleri itham etmeyelim, mezhep ve tarikatların hatalı yönetmelerine kapılmayalım, tarihlere bakıldığı zaman zulüm, nifak, fitne, küfür, katliam, putperest ibadeti hepsi Sünnilere ve dedelerine aittir. Alevilerin zulüm ettiği tesbit edilemez. Çünkü Ehl-i Beyt taraflarıdırlar. Müslümanlığa yakışmayan ithamlar Hz. M.(s.a.v.)’nin şefaatinden mahrum ettirir. AHZEB S. A.57'te lanetlemiştir. (Ellezine yüzüvnellah ve resulihi lanehumullah fid dünya vebilahireti addelehom azaben mehine) "Allah ve resulüne ve Ehl-i Beytine ve sevenlerine eziyet edenler dünyada lanete tabi ahirette de cezaya çarptırılacaklardır." Örneğimdeki amaç Sünni yazarlarından Ali Gülşehri ile Resül Tosun'un ismi geçen eserlerinde Alevi ve Nusayriler, Suriye'de bir parti başkanımızın ziyareti esnalarında kurduğu müslüman örgüt kardeşler ve yaptırdığı katliamın sebebinden 1973 tarihinde Suriye'nin berrak sularına çamur atıp, örgüt yarattı ve hocalığından mütevellit hükümete karşı isyanları başlatı. Suriye asayişini ıslah etmek için ancak böyle haklarından geldi.

Şimdilik Ali Gül şehri ile Resul Tosun Nusayri ve "Suriye'de Nusayri Zulmü" adlı eserlerinde Nusayriler hakkında su iftirayı ve yalanı düzenlemişlerdir; Eserlerinin 24'üncü sayfasında imanlarını, vicdanlarını islam dinine menfi bağlılıklarını kanıtsız vicdanlarında suistimal demektir. Kendilerine ve bütün inançlarına gerçek olanlara hitap ediyorum. Nusayriler aleyhinde her ne düşünülürse yanlıştır. Çünkü Nusayriler, Aleviler, Şiiler Ehl-i Beyt'le iç içe dinlerinde, akidelerinde, fetvalarında Kur'an anayasasında beraberleşenlerdir. Gulat ismi ile Tenkit edip hitap ediyorsunuz hakkı bilip inkar etmiş oluyorsunuz. Çünkü Ehl-i Beyt'i Nusayriler gibi bilseniz muhalif kalmazsınız ve düşmanlarını evliya olarak kabul etmezdiniz. İşte düşünülecek şey Ehl-i Beyt'in izi Hz. Ali'nin velayetine kabullenirsiniz ki Hz. M.(s.a.v.)'den şefaat dileyebiilesiniz. Biz Alevi, Şii, Nusayri, Hz. M.(s.a.v.)'e, Hz. Ali'ye ve Ehl-i Beyt'i ayrıca Ehlizikir 12 imama ve evliyalarına sonsuz bağlıyız. Çünkü yüce Allah'ın dini velayeti, anayasası, ibadet formülü, göğün ve yerin nimetlerle donatılması, hepsi Ehl-i Beyt'in hürmetine, yer yüzündeki yaşantı yine Ehl-i Beyt hürmetine. Çünkü islam dini kapsamlıdır. Hak dinidir. Yüce Allah Hz. M. (s.a.v.)'e der; Ya Muhammed sensiz yeri ve göğü yaratmazdım. Anlaşıldı ki Hz. Muhammed'in soyu, yüzü, hürmeti için iki cihanı yarattı ve sultanı ilan etti ve gelmiş peygamberlerin tümünü nuruyla teşrif etti ve hepsi Hz. M.(s.a.v.)'din geleceğinden müjde ettiler. Biz Nusayrileri, Alevileri, Şiileri Gulatlıkla ithamınızdan razıyız. Lakin siz kime bağlı olacağınızı bilemiyorsunuz.  223'ün üzerinde tarikatlarınız vardır. Hangisi Allah'a daha yakın bilemiyorsunuz. Kayıp arar gibi Allah'ı bulamıyorsunuz. Kiminiz Ömer'i, kiminiz Ebubekir'i, kiminiz çeşitli tarikat adamlarına ibadete yönelmişsiniz. Bu hata size yeter. Alevi Nusayriler her ne kadar yanılmış derseniz, sevgileri Allah'ı ve Resülünün itaatlarına ve vasiyet ettiği Ehl-i Beytine tabidir. Fakat sünniler kılıçtan dönme müslümandır. Ayrıca putperest ibadetine, islamiyetten önce yönelmiş kişilere sevginizi adamışsınız n.ye yarar, Ölü ölüden ne hayır bekliyebilir. Sevdiklerinizin mazisini tarihlere baktığınız zaman görürsünüz. Hz. Muhammed (s.a.v.) cahilliğin zifiri karanlığından iman ışığına getirmiştir. Fakat Hz. Muhammed (s.a.v.)'de ve Ehl-i Beytine inkar düşmanlıkları vardır.

Böyle bir yazıyı arzulamıyordum lakin beni mecbur eden Gülşehri ile Resul Tosun'un 1982'de basılan "Nusayrilik ve Suriye'de Nuusayri Zulmü" adlı eserlerindeki 24-25 sayfalarında şu itham ve yalan mevcuttur: Erkek erkeğe nikah kıyarmış, kız kardeşiyle veya torunuyla evlenirmiş, namazı, haccı, zekatı tatbik etmek güya günahmış, dinsiz, vicdansız diye hitabta bulunmuşlardır. Çok ayıp ve günah işlemişlerdir. Lanet olsun yapana, kabul edene, inana, yazıp satana. Biz sünni mutedil kardeşlerle kardeş olarak kalmaya razıyız. Kin ve tahrik edenden nefretiz. Çünkü milleti kışkırtmakla, fitneye mahal getirmek müminlerin aleyhinde yalan düzenlemek Allah razı olamaz. Hac ve namaz kabul olunamaz. Mezhep ve tarikat icad etmekle islam milletini parçalatmak günah ve Allah'tan uzaklaşmak demektir. Çünkü Hz. M.(s.a.v.) der: Benden sonra her kim fetva, mezhep, tarikat, menfaati için islam milletini bölenler ardından gidenlerin günahları boynunlarındadır. Çünkü faildir. Unutmayalım Allah (c.c.) ENFEL S. A.20 "Allah (c.c.) der: Beni  ve peygamberimi ayrıca başınızdaki üst ne ise itaat etmeniz şarttır. İşte Ehl-i Beyt Allah'tan başımıza üsttür. Zulüm edenler ve sevenlerinin aleyhlerinde bulunanlar zalimdir. Haklarında SACİDET S. A.22 "Biz zalimlerin hakkından geliriz." İşte Allah'ın beyanı kadir olarak her kim zulüm ederse zulmüyle cezalanır. Bu da Allah'ın adlidir.

Selim Bin Kays "Elheleli Essekifetu" adlı eserindeki tesbiti:

Medine'nin bir sokağında Ebi Veil isimli şahıs yürürken, Ömer Bin El Hattab ile karşılaşarak beraber yürürler. Ömer Bin El Hattab birdenbire hızlı yürümeye başlayınca, Ebi Veil, Ömer'e der; "Ya Ömer yavaş yürü yol arkadaşı olalım." Ömer, Bin Vail'e der; "Şu sokaktan çıkıp ardımızdan yürüyen şahısa bak." Ebi Vail, Ömer'e "Evet ardımızdan gelen Hz. Muhammed'in (s.a.v.) vasisi, velisi ve ilk islam dinine iman eden Ali'dir." Ömer, Bin Ebi Vail'e der; "Allah'a yemin ederim, Bedir ve Huneyn savaşında müşriklerin arasına, aslanın koyun sürüsüne daldığı gibi dalardı, istediğini zülfükar kılıncı ile yok ederdi, biz Resulullah'ı savaş meydanında korkumuzdan yalnız bırakıp kaçtık. Ali ise tek başına bütün kafirlere karşı geldi ve Resulullah'ı himayesinde korurken bize seslenip Allah'tan korkunuz, Resulullah'a yeminli akidde bulundunuz, neden nefsinizi Resulullah'ın nefsinden üstün tutup yalnız bırakıp kaçıyorsunuz dediği günden beri korkusu yüreğimdedir." İşte Ömer'in böylesi ikrarından, Hz. Ali'nin gücü ve islam dinine inanmış, insanlara himayekarlığı, Hz. Muhammed'in de (s.a.v.) Hz. Ali'ye itimadı, yakınlığı ve emaneti sonsuzdur. Hz. Ali'nin Bedir ve Huneyn savaşındaki şahsi gücünü Assafi, Kur'an tefsirinde MÜLK S. A.27'de "Müşrikler kendi aralarında toplantıda iken Hz. Ali karşılarından geçince, işte gücü ve kılıcı ile bizi korkutan budur" konuşulurdu. Yine aynı eserde Bedir ve Huneyn savaşının Hz. Ali gücü ile kazanıldığını Allan (c.c.) ALİİMRAN S. A.123'te "Allah'ın gücü ile Bedir ve Huneyn savaşını kazandınız" buyurur. Dikkat edelim, yanlış anlaşılma olmasın, "Allah (c.c.) Hz. Ali'ye tartışılmayacak güc ile güçlendirip savaşı kazandırmıştır" anlamındadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM - 3

 

 

EHLİ BEYT

HZ. MUHAMMED,

HZ. ALİ - FATIMA,

HASAN VE HÜSEYİN’DİR.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yüce Allah'ın nimetlerine şükürler. İnsanları sıfatların en iyisiyle yaratmıştır, (ETTİNİ) süresinde (Lakad halaknal insene fi ahseni takvim) (biz insanları en iyi sıfatla yarattık.) Açık anlam, iyi vasıf ve surat insanların suratıdır. Ayetin devamında (sümme Redednehu esfele sefilin) (en iyi vasfa sahip olan insanlardan.) kıymet bilmeyen, Allah'ı inkar edenler insani sıfattan cehennemin hayvanı sıfatına dönüşür. Çünkü yüce Allah hiçbir nefse zulüm etmez. Lakin nefis kendi kendine zalimdir.

Kanıt yüce Allah insanlara peygamberler gön-derdi, kitaplar ve suhuf indirdi helalı ve haramı tanıttı. Düşünelim yenmesi haram olan bazı hayvan türleri yeniliyor, emir edilen hak ibadetini bir kısım insanlar ihmal ediyor. İbadet eden insanların yüzde doksanı mezhep ve tarikatların yanlış yol göstermeleriyle haktan sapmıştır. Ana Baba itaatı ihmal edilmiştir.Erkek giyimi hakkın rızası haricine taşmıştır. Emanete ihanet, hakka inkar, Fitne, kıskançlık, küfürbazlık, çoğalmaktadır. Neticede yer yüzünde olan ve görülen, zelzele felaketleri, sel felaketi, dağ ve yer kayması, kuraklık ve dolu yağmasından etkilenen kişi veya belde sakinlerinin çoğu Allah'a karşı yanlış davranışlarındandır.

Yüce Allah, İnsanları en büyük fazilet ve hakimiyet yöneticiliğine sahib ettirip, akıl varlığıyla bilinçlendirerek, yaşamlarını sürdürmektedir. Mantıklı düşünelim, dünyanın sıhhati zenginliği, saadeti Akıl ile fayda sağlamaktadır. Hak ve hakimiyet aklın oluşumu ile olur. Hz. Ali Hadisinde, Allah c.c. aklı yarattığında buyurur, ulu izzetimle yemin ederim, yanımda en ünlü ve bana en yakın sensin. Senin rızana razıyım, üzüntüne üzülürüm, dikkat edelim, Aklı olmayan insan, zararlı, hayvandan farkı yoktur. Allah akıl ve ilim ile dünya yaşamını gerçekleşmiştir. ALAK S.A.4 (ellezi alleme bilkalemi allemel insene melem yalem) Yüce Allah insanlara okuma ve yazma ile bilmediklerini öğretti. Tabi ki, Allah insanları Aklın ışığı, ile aydınlattı. Mantıklı düşünelim, insan ilk doğunca Akılsız doğar çünkü bebeğin önüne ne koyarsan eller, zararlı veya zararsız olduğunu bilmez, insanın Akılla gelişme dönem çağı, okuma ile çevreyi tanımakla  başlar.

Hayvan kısmı ise Aklı sınırlı olarak gelir. Çünkü yeni doğan hayvan yavrusunu suya veya ateşe yaklaştırdığımız zaman canına korkarak uzaklaşmaya çaba sarf eder.

Yine insanların Allah'a yakınlıklarını belirleyen delil, iki cihanın sultanı gök ve yerin peygamberi Allah'ın öz nurundan “ol” emriyle, İslam dininin  rehberi, peygamberlerin piri insanlara rahmet olarak gönderilmiş Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt Hz. Ali, Fatima, Hasanla, Hüseyin öz soyundan ve mayasından, devamı 12 imam. Teşrifleriyle insanların pak yaratılışa sahip oldukları ispatlanmaktadır. Allah'ın kudretini, azametini, hakkı batilden, Helalı Haramdan belirleyen Kur’an'la insanları ayırımsız olarak aydınlattı. Kabullenenler, Ehl-i Beyt'e eziyet ve zülumda bulunmayan, Hadislerini tahrif etmeyen, haklarında yalan düzenlemeyen Ehl-i Beyt'i seven Hz. Muhammed (s.a.v.) din şefaatına nail Alevi Nusayriler İslam dinin özüne inananlardır.

Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurur: (Cennete Ehl-i Beyt'imle girersiniz. Ehl-i Beyt'imle dua ve amelleriniz kabul olunur.Çünkü Ehl-i Beyt'im mayamdandır.) Dikkat hadislerin anlamı, hak dini Ehl-i Beyt'in İslam dinidir. Müslümanlığımız Ehl-i beyt sevgisi ile gerçekleşir çünkü Ehl-i beyt Allah'ın öz nurundan müteselsil, her hatadan ve nefis etkisinden arınmışlardır. AHZEB s. A.33 (inneme yuridullah liyuzhibe ankümür ricse Ehlel beyti ve yutahhiraköm tathira) Allah'ın iradesi Ehl-i Beyti her mekruhtan ve günah işlemekten arındırmıştır. Ayrıca Hz. Muhammed (s.a.v.)’ten, Nacran bilginleri ilim ve yücelik müsemeresi isteğinde bulunduklarında Hz. Muhammed S.A.V. medinenin dışındaki (Kesibil Ahmar) denilen kum semtinde, zilhicce ayının 21' inde sabahın erken saatinde  yere bağdaş kurmuş Hz. Hasanı sağ dizine, Hz. Hüseyini sol dizine, Hz. fatimayı kucağına, Hz. Ali'yi ayakta arkasında durdurarak Abaişerifi üzerlerine açar, yerle gök yekpare nurla birleşir.

İşte Hz. Muhammed (s.a.v.) ile Ehl-i Beyt tek nefis ve tek nur olduğuna kanıt. Ali İmran S. A.61 Fe (Kul tealu nedu ebneene veebneeköm veniseene veniseeköm ve enfüsene ve enfüseköm) Allah c.c ya Muhammed  söyle gelin, Çocuklarımızı çocuklarınızla, bayanlarımızı, bayanlarınızla, Nefislerimizi, nefislerinizle karşılaştıralım. Anlaşılan Hz. Muhammed (s.a.v.)’le Ehl-i Beyt tek nefis oldukları, ayrıca Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah'ın öz nurudan. Ehl-i Beyt ise Hz. Muhammed (s.a.v.)'in nurundan ve nefsindendir. Oniki imamlar ise torunlardır. Biz Alevi Nusayriler, Hz. Muhammed (s.a.v.)'de ve Ehl-i Beyte, Kuran'i Kerime ve İslamın 5 şartına inancımız sonsuzdur. Fakat şunu belirtmek isterim her milletin ve toplumun iyisi ve kötüsü vardır. Geneli bir saymayalım. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.) Hadisi şerifinde buyurdu, insaların iyisi insanlara fayda sağlıyan, kötüsü ise zararlı olandır. İşte İslam müritleri yekün iyi davranalım, kardeşçe geçinelim, birlik beraberlik olalım, fitne fucurluktan uzak kalalım mantıklı düşünelim Hz. Muhammed (s.a.v.) ayırım yapmadı daima birleştirici oldu. Anlaşılan dindar insan Allah'tan korkan ve eline diline beline gözüne kalbine sahib olan insandır. Ayrıca belirtmek isterim, din görevlisi olan şahsiyetlerin mesuliyeti çoktur. Yanlış davranmıyacaklar, ayırım yapmıyacaklar, her yönleriyle örnek olacaklardır. Çıkarlarına yarar fetva vermiyecekler, tüm haram olan şeylerden uzaklaşacaklar, siyasete karışmaları sakıncalıdır. Çünkü dinde siyaset olmaz, siyasette her haksızlık, yalanla iftira mevcuttur.

Çünkü hata yapan insan, günah işlemiş demektir. Düşünelim günah işlemek, hatalı davranmak,  Allahı razı etmez. Çünkü mümin kul doğru kuldur. Allah'tan korkan kuldur. Allah'ın vecibelerini yerine getirmeye, iyimser sadık niyetle Allah'ı razı eden kuldur. Allah c.c. Hz. Musa'ya A.S. buyurur,

(Ya Musa göğü ve yeri yarattım beni sığmıyor. İlla mümin kulumun kalbi sığar.) Anlaşılan yüce Allah müminlerin kalbinde ve beraberlerindedir. Yanlış anlaşılma olmasın, yani, sevgisi yakınlığı marifeti muminin kalbindedir. Çünkü yüce Allah'ı hiç bir yer sığmaz barındıramaz idrak edemez, Allah cümle muminleri affı ile barındırsın ve bilincinden mahrum etmesin AMİN.

Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Tarihi Tanıtımı

Hz. Muhammed (s.a.v.)'in doğumu 571’de Rebiul Evvel’in onikisinde Nisan’ın yirmialtısında pazarertesi gecesinde doğmuştur.

Hz. Muhammed (s.a.v.)'e Vahi ve Kur-an inişi 611’de

Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Ayı ikiye bölmesi 620’de

Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Miracı 622’nin Receb ayının 27-28 bağlayan gecede

Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Hicret Tarihi 623’te

Hz. Muhammed (s.a.v.)'e Oruc tutma emri 625’te

Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Peygamberlik müddeti 23 Yıl

Hz. Muhammed (s.a.v.)'in yaşadığı yaş 63

Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Veda Haccı 633'un 4'üncü ayında

Hz. Muhammed (s.a.v.)'in dünya değiştirme tarihi 634’te

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in mucize ve kerametlerindenlerinden

Hüseyin bin Hamden El Hasibi Hedeyetül Kübra adlı eserinde, Babası Hamdan elhasibten duyma, İbrahim bin Elhasibten alınma, Ali oğlu Muhammed Askerden alınma, Hadis imamu sadığa dayalı derki; Dedem Resülüllah S.A.V. Mekke’den Hicret etmeden önce, inanç etmeyen Hrıstiyan bilginlerinden bir heyet, yanına Mekke'ye gelirler. Dedem Resülüllah yanına gelen Hırıstıyan Heyet bilginlerini, hoş tebessümle karşılayarak buyurur, İsa kardeşimin ümmeti Hoş geldiniz der. Böyle yakınlıkla karşılaşan, Hrıstiyan bilginlerin tespitlerinde, Nur yüzlü, hoş tebessümlü kalıcı kokuya sahip Huzurunda oturan İslam cemaatı ise, heybetinden yere bakarak, sözlerini dinliyorlardı, kerametlerinden, güneşte gölgesi, kumda izi olmadığını, taşta ise, kalıcı ize sahip olduğunu görerek Azim ve yüce peygamber olduğuna kanaat gitirirler. Neticede dedemin medeni ahlağına uyum sağlamak için derler; ya Muhammed izin verirsen bir kaç sorumuz vardır. Dedem S.AV. buyurur, İsa kardeşimin ümmeti sorunuz. Hırıstıyan bilginlerden büyükleri seslenerek derki; ya Muhammed, bize Allah'ın vasfını tanıtırmısın? dedem seslenmeden Cabrail A.S. (İhlas) süresi ile iner ( Kul Huva Allahu Ahad Allahus samad lem yelid velem yuvled velem yekün lehu küfven Ahad) (Kul) kelimesi Allah tarafından emirdir Ya Muhammed söyle  Allahım (Ahad) Tektir. Eşiti ortağı yaktur (Allahus samad) içi, içimiz gibi değildir. İçi Kulli Nurdur.  (lem yelid) çocuğu olmamıştır. Çünkü yüce Allah insanları yoktan var etmiştir. (Velem yüvled) (Allahın zatı kimseden doğmuş değildir.) Çünkü öncesi, failide; kesin yoktur.(Velem yekün lehu küfven ahad) (Allah zatını korıyacak güç yoktur.) Çünkü zatı gök ve yerin tüm failidir. Zatının faili, garantileyicisi yoktur. İşte sürenin inişi Hırıstıyan bilginlerini inançlandırır. Allah'ın birlibirliğine vakıf  bir  peygamberdir.

Yine derler: ya Muhammed ikinci sualimiz ise, yüce Allah deden İbrahimulHalili Halil olarak yakınlığını tanıttı. Allah c.c. senin yakınlık menzilin yüce zatının yanında nasıldır? cevabı S.A.V. beni Habibi olarak kabul etti Habib ise Halild’en yakındır. Hırıstıyan bilginleri evet, sadıksın ya Muhammed. Üçüncü sualimiz ise. Yüce Allah (Tur Dağı) üzerinde  vadide ve şecereyi Muberekeden ve Bakai Mukerremede Tecelli etti ve Musa ile konuştu senin (Musa) gibi Allaha yakınlığın varmı? Cevabı evet Allah c.c. yerde dört kere Tecelli edip (Musa) kardeşimle konuştu. Fakat beni (RECEP) ayının 27 ile 28'i bağlayan gecede kardeşim cabraille (ELBERAKİN NEBU Vİ) eşşerifi üzerine, MEKKEDEKİ (MESCİDİ HARAM'dan, Küdüsteki mescidi Aksaya) nakil edip yüce katına çıkarttı, aramızda anca okla yay kadar mesafe kaldı ve beni yüce zatiyle teşrif etti  Kanıtı ESRA S. A.1 (Sübhanellezi esra bi ab dihi ley len minel mescidil harami ilel mescidil Aksa ellezi berekna Havlehu) Tesbih ve ibadete sahib, yüce Allah Hz. Muhammed (s.a.v.)di mescidi (Haramdan) mecidi (Aksaya) naklinden sonra yüce katında bir arada olduklarını (NECİM) S.A. 9 (Kaba kavseyni ev edne) (Allah c.c. ile Hz. Muhammed (s.a.v.)d arasında okla yay kadar mesafe yakınlığıyla müşerref olduğu kanıtlanmıştır)  söz kanıtını duyan Hrıstiyan bilginleri suskun kaldıktan sonra. ya Muhammed yine sualimiz?

Davut pegamber A.S. demirden kılınç, mızrak, ok ve kalkan yapardı. Senin demirden böyle icad yapmaya imkanın olabilir mi? Hz. Muhammed (s.a.v.) Evet daha kolayca iyisini imal ede bilirim. Kardeşim Davud A.S. ateş, örs, ve çekiç, vasıtası ile imal ederdi. ben ise hiç bir şeye gerek duymadan imal ede bilirim. Elinizden bir kılıç veriniz ve İsteyiniz ne imal edeyim? İstekleri delinmiş iğne derler. Hz. Muhammed (s.a.v.), kılıncı yüzü sevyesinde  tutarak  yüce Allah'tan temenni dileği, her işaret ettiğinde bir iğne olsun. İşte böyle mucizeyi gören Hrıstiyanlar yine derler, ya Muhammed Davud peygamberin kerametlerinden taşla konuşurdu, senin böyle bir kerametin olabilirmi? Hz. Muhammed (s.a.v.) evet der ve eline bir avuç taş alarak, ey Taş avcumda yüce Allahıma 73 lisanla tesbih et. Hz. Muhammed (s.a.v.)din ağzından söz bitmeden Taş dile gelir ve yüce Allaha Tesbih ve tevhid eder, böyle kerameti gören Hırıstiyan bilginleri derler. ya Muhammed S.A.V. Davut peygamber A.S. yüce Allaha Tesbih ve (Zebur) Telavetini yapmak için vadiye çıktığında vadi hayvanları ile kuş türü etrafında halka şeklinde ibadetini ve (Zebur) Telavetini dinlemek için boyunlarını yere sererek  dinlediklerini Sad S.A.19’da kanıtlıdır. (vattayra mahşuraton küllön lehu evvebön) Hz. Muhammed (s.a.v.) Evet kardeşim Davut böyle keramete nail olması için ovaya çıkardı, fakat benim ovaya çıkmama gerek olmadan, yerimde iken (MEKKE) dağlarını ve mücavir Hayvan ve kuşlarını yüce Allaha  benimle Tesbih etmeye davet edebilirim, aynı anda Hz. Muhammed (s.a.v.) yüce Allah'tan duasının ve sadık olmasının Talebini diledikten sonra der: Ey (MEKKE) dağları ile kuşları benimle yüce Allahımı Tesbih etmeye davet ediyorum. Hz. Muhammed (s.a.v.) sözü bitmeden (MEKKE'NİN) her yönünden Allahu Ekber sedası duyulur. Hrıstiyanlar Ya Muhammed son sualimiz: (İsa) peygamberimiz A.S. mezarlıktan geçtiği zaman mezarlık ölüleri selam verirlerdi, ayrıca istediği ölüyü diriltirdi. İSA A.S. gibi ölü diriltme imkanın ve üstünlüğün ola bilirmi? Hz. Muhammed (s.a.v.) Evet der. Çünkü kardeşim (İsa) A.S. mezarlığa giderdi ki; böyle mucizelere sahip ola bilmesi için. Fakat benim mezarlığa gitmeme gerek yok (Abamı) Amca oğlu Aliye vereceğim, hepiniz beraber olun, istediğiniz ölünün mezarına koysun o ölü dirilecek ve sizinle konuşacaktır. Neticede Hz. Muhammed (s.a.v.). (Abasını)  Hz. Ali'ye verir. Hz. Ali Hrıstiyan ve hazır küreyş cemaatla kalkıp (MEKKE) dışındaki beni said köyünün mezarlığına varınca, Ebu Bekirle, Ömer ve Said bin vakkas Hırıstiyan bilginlerine derler Aliye söyleyin Hz.Muhammed (s.a.v.)'in (Abasını) tanıdığımız ölünün mezarına koysun ki bizi yanıltmasın.

 Neticede beni said köyünün Emiri (Said bin mus i denin) mezarı başına varırlar ve derler; ya Ali bu mezar taşının altında yatan ölü, bizim akranımız  ve  tanıdığımızdır  dirilmesini  isteriz.  Hz. Ali istekleri üzerine Hz. Muhammed (s.a.v.)'din Hırkasını  mezarın üzerine serer ve derki; Ey (said bin musideh) yüce Allahın kün emri ile diril Allah'ın kulu ve Resülü olan Hz. Muhammed (s.a.v.)din sadıklığını kanıtla, Hz. Ali'nin yüce Allahtan Hz. Muhammed (s.a.v.)din sadık olduğuna kanıt Talebi olunca, mezarın üzerindeki büyük taş bir tarafa, ölünün üzerindeki toprak bir yana, ve mezarın içinden ihtiyar, ak sakallı başı kılsız beli bükük bir şahıs kalkar. Yüzü kavme dönük seslenerek, Allah'tan korkmayarak, Muhammed’in S.A.V. peygamberligine inanmayarak,  benim dirilmemi istiyorsunuz, vallahi, canımı alan ve beni dirilten Muhammed’in Allahıdır. Bu sözleri duyan müşrikler der. Ya Ali, Allah için ölüyü mezarına iade et. Yoksa insanlar senin hakkında İsa'nın A.S. hakkında düşündükleri gibi, seni Allahlıkla itham ederler. Hz. Ali kavme derki; isterseniz size birer sayife vereyim. İçinde yaptıklarınız ve ne yapacaksanız yazılıdır. Hz. Ali'yi istemeyenler, inanmayarak derler evet. Hz. Ali ise kavme birer sayife verir. İçinde eksiksiz  ne yapmışlarsa yazılıdır.

Hadisin kanıtı Yasin S. A.12 inne nahnu nuhyil mevte venektübü mekaddemu ve eserehom vekülle şey. in Ahsaynahu fi imemim mubin (inne nahnu) kelimesinde yüce Allah Ehl-i Beyti himayesi altına mucize sahipleri olarak ifade etmektedir (nuhyilmevte) ölüyü diriltiriz. (venektubu mekeddemu) ne gibi ameller yapmışlarsa yazarız (ve eserehom) (sonradan ne gibi ameller yapacaklarını da yazarız ve her ilmi imemul mubinde sığdırmışız.) Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ifadesinde İmemul mubin Hz. Ali'dir. İşte İslam dinin Kuran'la kanıtlanmış mucizelerden Ehl-i Beyti mucize ve keramet sahipleri olarak tanıyalım insanların her vasfı üzerinde olduklarına inanalım. Çünkü peygamberler insan sıfatı ve vasfı ile göründüyselerde gerçekte inen vahi ve kitabla sahuflardan insanların görünümünden münezzeh oldukları kanıtlanmaktadır. 

Yine Hz. Muhammed (s.a.v.)'in kerametlerinden, Kureyşliler-in ileri gelenleri. Heyet halinde, Yahudi uyruklu bilgin Hükümdar, Habib bin Malike, Hz. Muhammed (s.a.v.)'di aciz düşürmek maksadı ile sual ve mucize teklifinde bulunurlar, Yahudi uyruklu Habib bin Malik aynı  anda (satiha) isimli El ve ayakları kemiksiz olan kızını Hz. Muhammedin yanına MEKKE'ye getirir ve bir insan seviyesinde ayağa kaldıra bilirmisin? İsteğinde bulunur. Hz. Muhammed (s.a.v.) yüce Allah'tan temininde bulununca kız sağlam cisimle ayağa kalkar. Habib Bin Malik anlar ki, Hz. Muhammed (s.a.v.) gerçek peygamber olduğuna gizliliğinde inanır ve müslüman olur.

 Yurduna döndükten sonra, Hz. Muhammed (s.a.v.)'e malının vergisini develer üzerine yükleterek gönderir. Develer Mekke dışına varınca Ebu Cehille, Ebu Sufyan develerle üzerindeki mallara sahib çıkarlar. Kervan başı derki; bu develer, mallarıyla Hz. Muhammed (s.a.v.)'de hediye gönderilmiştir. Ebu Cehille Ebu Sufyan, malları zorla almak isteyince develer  diz çöker.  Neticede haber Hz. Muhammed (s.a.v.)'de iletilince develerin bulunduğu yere gelir ve Ebu Cehil'e derki; sorun? develer mallarıyla kime gönderilmiştir. Neticede Ebu Cehille, Ebu Sufyan develerin konuşturulması için putlarına secde ederek, develerin dile gelip mallarıyla kendilerine gönderilmiş söylemeleri için dua ederler. Neticede develer cevap vermeyince Hz. Muhammed (s.a.v.). develere derki;  Ey develer mallarınızla kime gönderilmişsiniz. (Develer ya Muhammed. Habib bin MALİK tarafından mallarımızla sana hediye mukabilinde gönderildik.) İşte, mantıklı düşünelim! İslam dininin mustahak larından olalım. İslam dini Keramet, fazilet, hak, sulh, adalet, vicdan dinidir.  Hz. Muhammed (s.a.v.)’de. Ve Ehl-i Beyte karşı gelen ve inanmayan-lar; haklarını gasp, vasiyetlerini ihmal,  hadislerini Tahrif, Hadis Hafızlarına zulüm edenler, Peygamber cenazesine katılmayanlardır. İslamiyette bölücülüğü kini, nifağı ve bidatı geliştirenlerdir. Devamları ise Muaviye yezid ve emeviler Abbasiler. Sonra izlerini takip edenlerdir. Ebediyete kadar zalimdirler.

Hz. Muhammed’in peygamberliğini kanıtlayan en büyük delil Kuran'ı Kerimin inişidir. Yine Mekke’de iken, Kureyşliler süikast tertipledikleri gecede Hz. Muhammed (s.a.v.)’in evi etrafında tenha anını bekleyen muşrik kasitçiler görmemeleri için yasin sûresinin dokuzuncu ayetini okur ve aralarından geçer. Böylelikle Medine’ye Hicretini gerçekleştirmiştir. Yine kerametlerinden, Hicret izini kayıp etmek için Sür mağarasına geçince aynı anda bir ankebüt gelir ağını kurar ve bir güvercin gelir yuvasını yapıp yumurtlar ve üzerine oturur. Yine kerametlerinden, Kureyşlilerden Suraka isimli şahıs Hz. Muhammed (s.a.v.)'in mağaradan Medine’ye yola çıkınca fidye mukabili öldürmek için ardından gider Hz. Muhammed (s.a.v.)'de yaklaşınca S.A.V.der. Rabbim beni Surakanın şerrinden koru. Aynı anda Surakanın Atı karnına kadar yere gömülür böyle Azim keramet sahibi olduğunu anlayınca Hz. Muhammed (s.a.v.)'ten af diler ve geri döner. Yine mucizelerinden, mescidin orta direği Hurma dalındandı, Hz. Muhammed (s.a.v.) Mescid mimberini Hurma direğine bağlar ve bir Cuma Namazını kıldırmak için üzerine çıkınca, yüce Allahın Tesbihi ile tevhidini zikir  ederken aynı anda mescidin inşasında kullanılmış kuru bir Hurma dalı dile gelerek seslenir ve yerinden eğilerek Hz. Muhammed (s.a.v.)'in eline sarkar. işte yüce Allah'ın azim zikrinden ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'in kerametlerindendir.

Yine mucizelerinden, Kureyşliler inançlarını kanıtlamak için MEKKE'nin bir sokağında olan kuru ağaç için derler; Ya Muhammed senin Peygamberliğini bu ağaç ikrar eder mi? Teklifleri üzerine Hz. Muhammed (s.a.v.) ağaca Hak peygamberi olduğuma ikrar et dediğinde. ağaç dile gelerek Hak kelimesini söylemiştir.

Yine kerametlerinden, ARABİ uyrukluya ait bir deve Aç kaldığından tedirgin olur ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'din yanına gelip şikayet eder. Hz. Muhammed (s.a.v.) devenin açlığını gidermek için sahibine söyler. Yine kerametlerinden, zulma uğramış, yumurtaları yuvalarından alınmış nice kuşlar Hz. Muhammed (s.a.v.)'e şikayette bulunurlar. Hz. Muhammed (s.a.v.) ise yumurtalarının yerine iade edilmesine sebeb olumuştur.

Yine kerametlerinden, müşriklerin isteği üzerine avucuna taş alarak yüce Allah'a Tesbih etmesini emir edince. Taş Allahu Ekber sedası ile tesbih eder. Yine kerametlerinden, savaşa giderken askerlerin suya ihtiyacı olur S.A.V. avucunu yere koyunca parmakları arasından su fışkırırdı.

Yine kerametlerinden, Numen bin Kutede isimli şahıs bir darbe neticesi ile gözleri kör olur. Hz. Muhammed (s.a.v.)'din yanına gelir, Hz. Muhammed (s.a.v.) mubarek ellerini gözlerinin üzerine silerek iyileştirir.

Dünyaya teşrif etmeden önce geleceğini bildiren ünlü Alametler belirdi. Ayrıca, doğumunda mekruh görülmeden her taraf Nur Aydınlığı ile dünyaya teşrif etmiştir. Allaha Tevhid Şahadeti ile kulluğunu ispatlamıştır. Nice hasta insanları kucağına alınca şifaya nail olmuşlardır. Yine kerametlerinden, mescidte Hurma dalı  eline eğilir. Deve eğilerek ayağını öper. Müslümanların isteği üzerine avucunu yere koyunca su çıkardı. Kalbi, gözü gibi uyumazdı. Kalıcı cennet kokusuna sahipti. Nur yüzlü, iman tebessümlü, kumda eseri olmazdı, taşta eseri kalıcı idi. Güneşte gölgesi olmazdı. Çünkü Allah tarafından bulut emrindeydi ve üzerine gölge ederdi. Bir gece anında Mirac kandilinde Allahından müşerref olmuştur. İnsanlarla kıyas edilemez görünüşte insandı, lakin gerçekte nefis tasalutundan arınmış idi. Gözümüz her ne gördüyse rahmet hayelidir, bizleri eğitip öğretmek içindir.

Eba Ezzeril Gaffari Hz. Muhammed (s.a.v.)'e iman etmek için, yemenden, Mekkeye gelip Hz. Muhammed (s.a.v.)'in islam dinini kabul etmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.) Eba Ezzeril Gaffariya, Yaeb Ezzer, vatanına dön, amcanın oğlu vefat etti, malına varis yoktur, git malına sahip ol, sonra yine gel. Ebu Ezzer vatanına döner ve cidden Hz. Muhammed (s.a.v.)'in dediği gibi vefat ettiğini ve malına varis olmadığını kanıtladıktan sonra sahip olur. Sonradan yine Hz. Muhammedin yanına gelir ve yerleşir. İşte Hz. Muhammed (s.a.v.)'in gelecekle ilgili bilinci bizlere kanıt. İnsanların seviyesi üzerinde ruhu ve Nefsi bizim Naciz acizane cisim ve nefsimizle kıyaslayamayız ve seviyemizle eşitleyemeyiz. Çünkü insanların üstünde nefis etkisinden arınmış Allahın Öz nurundandır.

Nefis görüntüsüne esir olmayalım. Çünkü inancımızın kanıtı ancak seviyemizden üstün ve nefis etkisinden tenzih etmemizle kanıtlanır.

Yine Elberesi meşerık Envarulyakin eserinden Vehib Bin Münebbeh Bin Abbasa dayalı RESÜLÜLLAH S.A.V. buyurur, Allah cc. beni Miraca çağırdığında  bana dedi.

(Le ilâha illâ enne) Zatımın uluhiyetiyle yemin ederim ümmetinden, yalnız Ali’nin velayetine kabullenenleri cennetime kabul edeceğim.

RESÜLÜLLAH S.A.V. buyurur, Rabbim cennete kimler girecektir. Allah cc. buyurur,  Cennete girmek şefaatine nail olmak, Ali'nin sevgisine sahib olanlarındır. Çünkü Ali'nin sülbünden senin zürriyetin 12 imam devam edecektir. İslam dininin devamını insanların yüreğinde tescil edeceklerdir. Ya muhammed Ali'yi müjdele. Ali'nin sülbünden müteselsil olarak (Elkaimul Mehdiyi) yaratacağım, çünkü İsa A.S. Ardından Namaz kıldı. (ELMEHDİ) A.S. (kafirleri, zalimleri, haksızlık edenleri, Adilsiz davrananları yok edecektir.) yerine din, iman, insaf vicdan, merhamet, hak bilinci, ilmin barizliği Kur'anın ehkamını yerine getirecektir ve zalimlerin hakkından gelecektir.

Yine Selim bin kaysil haleli'nin Essekife adlı eserinde tesbiti. Selmanul Farisiden ile Ebezzeril ğaffariden Mikdadten duydum dediler. RESÜLÜLLAH bize dedi.

Ümmetimden her kim Ali'yi tanımadan ve inanç etmeden ölürse cahili devre dönük ölmüştür.

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in gelecekle ilgili söyleyişi

Hz. Muhammed S.A.V Torunu Hz. Hasana  derki; Muaviye sana hediye edeceği Cade isimli kadın vasıtası ile seni zehirletecektir. Osman bin Affana derki; sen şiddetli bir musibete uğrayacaksın ve evinde seni öldürecekler. Ömer bin ElHattaba derki; sen namaz rüküünda iken bir hançer darbesi ile öldürüleceksin. Ebezzeril ğaffariya derki; sen sürgün olarak yemenin Rebze semtinde tek öleceksin. Zübeyir bin avvama derki; sen amcam oğlu Ali'ye karşı Aişe saffında savaşacaksın. Ammar bin yasire derki; seni Muaviyenin kavmi sıffın savaşında şehid edeceklerdir. Aişe'ye derki; sen benden sonra Ali'ye karşı geleceksin ve islamiyette fitnelik edeceksin ve Basraya CEMEL üzerine savaşa giderken (ElHavab) semtinden geçerken sana ElHavab köpekleri saldıracaktır, neticede gelecekle ilgili söyleyişleri Harfiyen gerçekleşmiştir.

İşte düşünelim gelecekle ilgili bilinçli olan Hz. Muhammed S.A.V. nasıl olurda bizim seviyemizle eşitleyelim? çok yanlıştır, çünkü hiç bir insan yaşadığı saati garantiliyemez bilmez. Fakat Hz. Muhammed (s.a.v.)'din gelecekle ilgili bilgisi insanların üstünde olduğunu kanıtlar. Ayrıca bizim gibi nefis etkisinde olduğuna inanırsak şefaat dileğimiz yanlıştır. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.)'e Yahudiler derler sen bizim gibi bir insansın seni seviyemizde görüyoruz. S.A.V. buyurur, bana vahiy iniyor size vahiy inmiyor, cevapları, sadıksın. Ayrıca insanlar putlara tapmışlardır, fakat hiç bir peygamber putlara tapmamıştır. Hiç bir kitap putlara taptıklarını kanıtlayamaz. Hiç bir peygamber önceki veya sonra gelecek peygamberin aleyhinde söz söylememiştir. Hepside insanlara örnek idiler.

Cabir elberesi eserinin 72'nci sayfesinde tesbiti. Hz. Muhammed (s.a.v.). kendisinin dünya değiştirmesinden sonra olacak, değişiklik ve zulüm hakkında,  Selmanulfarisiye öğütlü söyleyişi, yemin ederim beni hak peygamberi gönderen yüce Allah'ın ulu izzeti ile, benden sonra Ehl-i beytime zulum ve kasit düzenlenecektir. Amca oğlu Ali'nin velayeti inkar edilecektir. Kızım Fatıma zulma uğrayarak hakkı gasb edilecektir, Ebe Ezzerril Gaffari ile Abdullah Bin Mesut, zulum ve Kahr edilecektir. Benim hadislerim tahrif ve yazarları haps edileceklerdir, Kur'an'ı Kerim yırtılarak yaprakları oklar üzerine takılacaktır. İslamiyette kötülükler çoğalacaktır. Din, dünya ile değiştirilerek alet edilecektir. Zina, fuhuş, menfaat şahısları dini alet edip mezhep ve tarikat icad ederek İslamiyeti bölüp biri birine düşman edeceklerdir. İhanet haksızlık yalan çoğalacaktır. Doğru konuşan ve davrananın kıymeti ihmal edilecektir. Allaha küfür savuranlar çoğalacaklardır. Çocuklar babalarının kıymetini ihmal edeceklerdir. Küçük büyüğün kıymetini küçümseyecektir. Evlat babasına karşı gelecektir. Yüreklerinde şeytan hissi uyanacaktır, kadın kısmı erkek giyimini ve kılığını benimseyerek bürüneceklerdir. Cinsiyet değiştirilmek için gayret edilecektir, erkek kısmı ise erkekle ilişkide bulunacaktır. Ümmetimin erkekleri ise bayanlar gibi altınla zinnetleneceklerdir ve buna benzer çok söyleyişi vardır. Hepside oldu, olmuş  ve  olmaktadır.

Son deyişi Allah bana bildirdi, benden sonra Emeviler ve Abbasiler olmadık zulmü ve tahrifi edeceklerdir. Haklarında bana şu ayet inmiştir. (ASSAFFİ S.A. 8  yüridüne liyatfiu nurallah bief vehihim vallahu mutimmu nurihi velev kerihel kefirun) Kafir emevi ve Abbasiler Allah'ın öz Nurundan müteselsil Ehl-i Beyt ve 12 İmamın tamamına zulümle, küfür, ve inkarda bulunacaklardır. Ayetin inişi  Hz. Muhammed (s.a.v.)  sözlerine kanıt tanıttıktan sonra, sözlerine şöyle devam etmiştir. Ümmetimden Kur'an'ı ve dini menfaatları için alet edenler olacaktır. Kötü insanlar çoğalacaktır iyi insanların hakkını gasp edeceklerdir zaman gelecek zenginler fakirlerin saldırısından korkacaklardır. İşte buna benzer çok şeyler hakkında haber ve bilgi vermiştir. Neticede yanlış veya hatalı konuşmamıştır, cidden ortamda terbiye unsuru azalmıştır, gençlerin ekserisi dine, Ana, Babaya, karşı gelmektedir.. Nasihattan anlayana yeterlidir. İslah olana Allah'ın selamı ve rahmeti olsun.

Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Kadın kısmına öğütleri

Abdul Mecid Muhtatifil ezher eserinin 55'inci  sayfesinde tesbiti; Hz. Muhammed (s.a.v.) mescidte iken yanına nasihatını dinlemek için kocası ile üzüşen bir bayan gelir ve der; ya Resülüllah bana tanıtırmısın kocanın hakkı, bayanının yanında nedir? S.A.V.buyurur, bayan kısmı kocasına itaat etmesi, Karşı gelmemesi, emri olmazsa evinden birşey vermemesi, kocasına ihanet etmemesi, Mübarek Ramazan Orucunu kocasının izni ile tutması, Evinden kocasının izni olmadan çıkmaması, Her hangi bir sadaka veya nafaka verecekse önceden izin alması lazımdır. Allah c.c. kocasına karşı gelen ve kocasını üzen, evinde huzursuzluk yapan  bayandan, Allah nafakasını, sadakasını, orucunu ve hasenetini kabul etmez. illa kocasını razı ederse. Yine Havletul Hanefiyyeh isimli bayan Hz. Muhammed (s.a.v.)de gelir ve der ya Resülüllah kocam benden uzak kalıyor ne edeyim? imkanım dahilinde yakınlık gösterdim yine uzak kalıyor. Hz. Muhammed (s.a.v.) der. Sen Allah'tan korkarak kocana itaat et ve sabırlı ol, kocanın hakkında olmadık laf veya konu söyleme, kocanı herkesin önünde dile getirme, helalındır üzme. Gayret et ki evin huzurunu çocuklarının sefil yaşamlarını önlemiş olursun kocana ihanet düşünme günahkar olursun, Allah ve Resülünü razı edemezsin, işte anlaşılan bayanın kocasına itaatı hak ve şarttır.

Hz. Muhammed (s.a.v.) derki; Kardeşim Cabrail A.S. bana vasiyette bulundu, koca kadından bariz fahişelik ispatlamadığı takdirde, boşayamaz, erkek kadının kusurunu af etmeli, idari yönle hayat eşitliği yap-malı, eksiklerini tamamlamalı, zulum etmemeli, nefsini evinin nefsinden üstün görmemeli, evin kazancını yalnız nefsine sarf etmemeli, ev halkına yanlış ve haksızlık yapmamalı çünkü dedem Hz. İbrahimmul Halil A.S. zevcesi Sere hakkında şikayet ettiğinde, yüce Allah dedem İbrahime vahi vasıtası ile buyurur; hanımın kocasından yakınlığı bir kaburga kemiğinin beldeki bağlantısı gibidir. S.A.V. derki; Allah rahmet eğlemesin hanımının kıymetini bilmeyene. Çünkü, Allah c.c., kadın kısmını üretken olarak, dünyanın imarı için yaratmıştır. Evinin ve kocasının hizmetini şart koşmuştur. Allah c.c. erkeklere de dünyada cihadi şart koşmuştur. (Nisa suresinin A3'te kadının erkekteki hakkı (Vee, tün nisee sadaka tahünne nihleten fin tibna leköm) kadınlarınızın hakkını veriniz, zulum etmeyiniz, yine kadın hakkı hususunda (Nisa S.A.18) (Leyehillu leköm en Terisün nisee ker hen) (sizler kadınlarınızın hakkını gasp edemezsiniz ille muvafakat gösterirse alabilirsiniz.) Anlaşılan yüce Allahın adaleti kapsamlıdır. Kadınların zulma uğratılmaması için Kur'an'da ayetler indirmiştir, işte Allah'ın emri, adaletin uyğulanması için Vaki emri vardır. Kadınında bazı eşit haklara sahip olduğunu kanıtlamaktadır.

Abdurrazak Elmukrim Zeyduş şehid lakablı İltihab Niyranul Ahzen isimli eserinde ve Elkandüzinin Yenebi Ulmuvedde eserinde Hz. Muhammed (s.a.v.) günün birinde mescidte müslümanlara vaiz verirken Allahımın bana emir ettiği terbiye kuralı ile nasihat edeceğim. Ya Resulüllah Allahın sana emir ettiği nasihat nedir? S.A.V. buyurur, küçük büyüge kalkacak, hürmet ve kıymet tanıyacaktır. Büyük ise küçüğü yine tanıyıp küçümsemeyecektir talebe öğretmenine  kıymet tanıyacak, öğretmende talebesini yüceltecek şekilde davranacak. Evlat babasına kalkacak, Baba evladına kalkması zaruri durum yoksa kalkamaz. Çünkü babadır. Çocuğuna kalkması caiz değildir. Beslenen çocuk besliyenine kalkması haktır, biz peygamberler ise bizden büyük yalınız yüce Allah'a kalkarız.

Hz. Muhammed (s.a.v.)'din bu söyleyişlerinden bir kaç gün sonra yine mescidte islam müminleri Hz. Muhammed (s.a.v.)'din etrafında toplanmış vaziyette iken Hz. Ali gelir. Hz. Muhammed (s.a.v.)'din huzurundaki oturan müslüman müminler bakarlar ki; Hz. Muhammed (s.a.v.)'din ayağa kalkıp Hz. Ali'yi karşılayınca aynı anda Hz. Muhammed (s.a.v.)'ten sorarlar? Ya Resülüllah. o gün bize nasihatınızda buyurdunuz; büyük küçüğe, öğretmenler talebesine baba evladına kalkamaz. Ve biz Peygamberler ise yalnız yüce Allaha kalkarız ifade ettiniz. Siz Ali'den yaşlısınız ve büyütüp öğrettiniz, sizde nasihatınızı ihlal edip Ali'ye kalktınız? Hz. Muhammed (s.a.v.)'din cevabı Ali Mescide geçince Allahın Öz nurunu alnında gördüm. Allahın Öz nuru için kalktım ayrıca beraberinde kardeşim Cebraili gördüm. Ayağa kalktım. Hz. Muhammed'in Hz. Ali hakkındaki Allahtan yakınlığını söyleyince, huzurundaki Müslümanlar derler ya Resülullah senden ve Ali'den büyük insan olmayınca cenazeni kim yıkayacaktır? cevabı Allahın öz nurundan olan Ali yıkayacaktır. Çünkü benden sonra Ali insanlar aleminde en büyüktür. Miraca çıktığımda ismini ismimle ARŞIN sütünlarında yazılı olduğunu gördüm. Yine sorarlar. Ya Resülüllah cenaze namazınızı kim kılacaktır? Cevabı Allahım ve melekleri kılacaktır. Allah cc. islam alemine Hz. Muhammed (s.a.v.)'din kesin bilinçli ve sadık olduğunu kanıtlamak için yüce Allah EHZEB S. A.56 (İnnallaha vemele ike tuhu yusalluna Alennebiy ye eyyühel lezine emenu sallu aleyhi ve sellimu teslime) Allah ve Meleikeleri peygamberin cenaze namazını kılakcatır. Ey iman edenler RESÜLÜN cenaze namazını kılınız salatla selamı ruhuna hediye ediniz. Neticede kesin tahrif edilmemiş olan eserlerin tümünde Hz. Ali, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in cenazesini yıkayıp ve namazını kılmıştır. Çünkü Ebubekir, Ömer ve Osman, Halifeliği paylaşmak için Hz. Muhammed (s.a.v.)'nin cenazesine katılmadılar. İşte Allah'ın yanında yararlarına aykırı olan şeydir. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah'ın yanında ilk ve son elçidir kanıt S.A. (Heze Neziron Minen, nuzuril uvla) Heze kelimesi fiil zamirdir işte gördüğünüz Hz. Muhammed ilk (Zervil azillada) sizleri ikaz edendi. İşte Hz. Muhammed (s.a.v.) Allahın yanında ilk ve son peygamber olduğuna kanıttır.

Yine Haccı Mirza’nın Sahifetül Abrar eserinde tesbiti Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurur; bakıyorum bir çok kavimler önlerinde İbrahimul Halilin ve Ali İmranın Ehl-i beyti zikir edilince memnun oluyorlar. Benim Ehl-i Beytimin zikri gelince yürek ve suratlarında soğuma ve eşkime görüyorum. Ye-min ederim, nefsime hakim, yüce Allahımla kıyamet günü Ehl-i Beytimi sevmiyenler beraberlerinde 70 peygamberin ameli kadar, amelnen gelseler. Allah amellerini kabul etmiyecektir. İlla benim tanıtmış olduğum Allahın ve Ali'nin ve Ehl-i Beytimin velayetiyle geçerlilik olur. BEYYİNEH S. A.5 (Vema ûmiru illa liyabidul laha muhlisina lehud dine hûnefee ve yukiymus salata ve yütünez zekete ve zelike dinul kayyimeti) yüce Allah Hz. Muhammede S.A.V. buyurur, insanlar, emri vaki senin buyurduğun dine kabullenmeleri hak ve şarttır. Çünkü islam dini Allahın dim dik, ebedi, baki hak dinidir. Ayette (veyu kiymunas salata) Hz. Muhammed (s.a.v.)'e inanç edenler, Allaha yakınlıklarını tekva ile ibadet, ve islamın beş şartına bağlı Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Allah emriyle emretmiş olduğu velayete kabullenmeyle kanıtlanır. (Veyetünezzekete) malın fitresini ve Allahı bilmekle Allahın dim dik ebedi baki dini budur. Anlaşılan Hz. Muhammed (s.a.v.) islam alemini Allahın islam diniğle telkin etmesi ve rehberliğini yapması bizlere delil, Hz. Muhammed (s.a.v.) Yüce Allaha en yakın peygamber olduğunu tanıtmaktadır.

Yeeyyühel lezine emenus teinu bissabri vassalah) ey iman edenler sabra kanaat ediniz. Ve namaz'la Allaha yakınlığınızı sağlayınız daha açık anlam eserin tesbitinde (Sabır) Hz. Muhammed (s.a.v.)din ismidir onun için yüce Allah ayette iman edenlere (Sabra) kanaat ve itaat ediniz emir buyuruyor. (Vassalah) ise Hz. Muhammed (s.a.v.)din emir etmiş olduğu Hz. Ali'nin velayetine kabullenmekle, islamın beş şartı yerine getirilmiş oluyor. Çünkü Hz. Ali Ehl-i Beytin başı ve islam dinin Hz. Muhammed (s.a.v.)'le kurucusu ve cennetle cehennemi biri birinden ayırandır. Elkanduzi eserinin 106. sayfasında tesbiti. Şüra S.A.23 inişi ( Kul le eselekom âleyhi ecren illal muved dete filkurba) Allah cc. RESULÜN'e buyurur, islam alemine söyle, sizden Ali'nin velayetini tanımak için karşılık istemiyorum illa yakınlık ve sevginizi beklerim. Bu ayetin inişi hakkında Hz. Muhammed (s.a.v.)di sorarlar? (Ehl-il kurba) kimlerdir S.A.V. buyurur, Ali Fatima Hasan ve Hüseyin lerdir. Yine bu ayetin inişi ile ilgili Attabarani (mucemil kebirde) vebin hatim tefsirinde ve tirmizi süneninde ummu selmeye dayalı Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurur, Ali ve Fatima Hasanla Hüseyin için. Ehl-i Beytimdir. Rabbim pak kıl ve her mekruhtan arındır. Hz. Muhammed (s.a.v.)din bu temenni duasını yüce Allah AHZEB S.A. 33 ( inneme yuridullah liyezhebe ankümür ricse Ehl-il beyti veyutah hiraköm tathira) Allah iradesiyle Ehl-i Beyti pak kılmıştır.) yine Elkanduzinin tesbiti sayife 111'de LOKMAN S.A 22 (Vemen yüsellim vechehu ilellah ve huva muhsinon fakadis temseke bil urvatilvuska) (her kim yüzünü Allaha yöneltmek istiyorsa. Allahın kopmaz ipine kenetlensin.) Bu ayetin kanıtı hakkında sefyan menakibinde bin Ayeyne ve zehriden alınma Enes bin maliye dayalı Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurur, bu ayetin inişi Ali'dedir. Ali yüce Allahın irvatul vuskasıdır.Ali Allah'ın tevhidiyle ihlasiyle bilinçlidir. Bana inanç ve iman edenler Ali'ye iltihak etsin. Yine buyurur ey müminler Ali'ye kenetleniniz. Ali Allaha giden tek iman ve hak yoludur kanıt BAKRA S.A.208 (Ye Eyyühel lezine emenud hulu fissil lemi kef feten vele tettebiu hutvatiş şeytani) Ey iman edenler Allahın teslim kapısından giriniz. Sizleri haktan saptıran şeytana uymayınız, dikkat. Ayetin müslüman insanlara şeytandan uzaklaşmalarını söylüyor. Anlaşılan şeytan aralarındadır. Fitne ve nifak sokandır, (fis sillemi) giriniz müslümanlar sorar ya RESÜLÜLLAH Essilemi kimdir? S.A.V.buyurur, (Es silemi) Ali ve Ehl-i Beytimdir. Muhabbet ve velayetleriyle Allahın koruyucu hak kapısından girmiş oluruz.

Yine Doktor Ahmet elveili Hüvyeti etteşeyyü-i adlı eserinde imamu Aliyür-ridaya dayalı (CİN S.A. 27 Her açık ve gizli sırra vakıf yüce Allah, İlmine ve bilincine, sevdiği Muhammed peygamberi vakıf ettirdi) İmamu Aliyur Rida Ayetin kanıtı. Allahın yanında en büyük sevgi ve rızaya nail dedem RESULÜLLAHTIR. Onun için yüce Allah ayette (İlla menirtada) sevgisine kesinlik (İlla) kelimesindedir. (menirtada) dedem RESULÜLLAHTIR. bizde Allahın (murtada) zürriyetindeniz. İşte Hz. Muhammed (s.a.v.)din vasfı yüceliyi Allahın yanında menzili ile ilgili ilim ve yücelik idrak edilemez. Bütün peyğamberler islam dinini benimsediklerini 17 ayet ile kanıtlanmıştır. Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beytine iman edenlerin cümlesine Allahın selamı olsun AMİN

Hz. Ali Dünyaya gelişi Hakkında Tesbit

Cabir ELBER'si Meşarik Enverulyakin eserinde  tesbiti Hz. Ali'nin faziletleri ile ilgili bölümün 75'inci sayfasında. Hz. Ali dünyaya Teşrif etmeden önce (RAHİB ELYE-memetil eşrem)  Ebu Talibe der; Ya Ebu Talib senin bir çocuğun dünyaya gelecektir zamanının seyidi ve (Namusun Büyüğü) (anlamı; İslam dininin büyüğüdür.) Ahiri zaman peygamberi Muhammedil Mustafa’nın yardımcısı İslam dininin kurucusu yüce Allah'ın Hz. Muhammed (s.a.v.)’ten sonra velisi, vasi ve Halifesi'dir. Dünyaya gelince eğer ben ölmüş isem selamımı ve dinine sabit öldüğümü söyle neticede Hz. Ali dünyaya Teşrif etmeden önce Rahip ölür. Ebu Talib Rahibin selamını Hz. Ali'ye iletir.

Hz. Ali'nin dünyaya gelişi

Hz. Ali fil vakasından 30 sene sonra Recep ayının 13 üne rastlayan, cuma günü, Hz. Muhammed'e S.A.V. vahi inişinden 12 sene, Hicretten 23 sene önce, Rumi Tarihinin 599 unda dünyaya Teşrif etmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.)dle yaşadığı müddet 31 sene Hz. Muhammed'ten sonra 32 sene yekün yaşadığı yaş 63 sene Ebu bekir Ömer, Osman, Muaviye Hakkını gasp ettiler. Hz. Ali İslamiyette İhlal ve fitne yaratmamak için sakin davrandı ve kavgaya yol vermedi. Halifelik devri ise 4  sene 9 aydır.

Hz. Ali'nin fazilet ve mucizelerinden

Abdulmecid muhtatifilezher isimli eserinde, Elmuseyyeb oğlundan alınma, Abdullah Bin  Abbasa dayalı der: "Ali Bin Ebi Talib A.S. iki kıbleye Namaz kıldı. Resulüllaha iki kere, hak biatını yaptı. Hiç bir puta tapmadı, benim ve Ashapların ilmi. Ali'nin ilmi karşısında yeddi denizden bir damla kadar değildir. Çünkü Ali'nin ilmi Resülül-lahtan Resülüllahında ilmi Allah c.c. zatındandır. Bin Abbas der duydum Resülüllahı S.A.V. buyuruyor. Allah c.c. bana beş şey verdi. Ali'yede beş şey verdi. (bana söz Toparlaması) (Ali'ye ilim Toparlaması) (beni peygamber gönderdi) (Ali'yi  vasi ilan etti) bana kevser Nehrini verdi) (Ali'ye selsebili verdi) (bana vahiyi verdi) (Ali'ye de ilhamı verdi) (beni peygamberlerin sonu) (Ali'yi de vasilerin sonu gönderdi)  Yüce Allah c.c. beni yüce zatının yanına nakil ettiğinde, gök kapılarını açınca, zatını gizleyen Nur manileri aramızdan kaldırdı. Yüce Allahı bizzat gördüm ve benimle muhatib  oldu. Bin Abbas der, sordum Ya Resülüllah yüce Allah sana Ali için ne dedi? Resülülah S.A.V. buyurdu, senden sonra Ali'ye söyle senin vasiyin, vezirin,  Halifen, olduğunu bildir.  Bende yüce Allah'a kabul ettim değince, yüce Allah emir buyurur Meleikelere, benimle selamlaşmak ve merhabalaşmaları için baktım Meleikeler bir bir-lerini sevgi ile kutlamaya başladılar ve her meleğin yanından geçtiğim zaman bana ya Muhammed seni kutlarız  yüce Allah seni ve Ali'yi başımıza büyük seçtiği için ve yeryüzüne inince Ali'ye anlatmak istedim, baktım ki her ne gördüysem,  veya emir edindiysem, yüce Allah'tan Ali'de mislini görmüş ve edinmiştir. Bin Abbas der, dedim Ya Resülülallah bana vasiyetin ve nasihatin varmı S.A.V. buyurur, ey bin Abbas Ali'nin sevgisi ile yetin. Bağlılığı ile kenetlen, yemin ederim beni hak peygamberi gönderen yüce Allah'ımın zatıyla, hiç bir hayır veya sadaka ve af kabul edilemez. Ali'nin sevgisi olmayınca. Çünkü yüce Allah her nefse mahşer günü Ali'nin sevgisine tabi olup veya olmadığını soracaktır. Eğer nefis amellerini Ali'nin sevgisi ile kanıtlamışsa ameli makbuldur. yoksa cezası cehennemdir. Ey bin Abbas yemin ederim yüce Allah'ın ulu izzetiyle Ali'yi sevmiyenlere cehennemin şiddetli cezası uygulıyacaktır. Ey bin Abbas Meleikeler dahi Ali'yi sevmese yine cezalandırır. Bil ki Ali'yi sevmeyen İslam dininde kısmeti olmaz, şefaatıma nail olamaz. Aynı eserde yine bin Abbasa dayalı der. Hz. Muhammed (s.a.v.)'din Dünya değiştirme anında yanında idim, dedim ya Resüllülah canım ve baba ile annemin canı sana feda olsun. bizden ayrılma anın geldi bize emrini vasiyetini emanetini söylermisin?

 Hz. Muhammed (s.a.v.) buyrur. Ey bin Abbas dinle Ali'ye muhalif olanın muhalifi ol. Bin Abbas der; sordum ya Resüllülah ne için İslam aleminin tümüne bu vasiyetini söylemiyorsun? O an Hz. Muhammed (s.a.v.) ağlar baygınlık geçirene kadar ve buyrur; "ya bin Abbas daha önce sana Ham vadisinde söylemiştim. Yüce Allah'ımın ulu izzetiyle ve beni hak peygamberi gönderişi ile yemin ederim, her kim Ali'ye karşı kin, Nifak, inkar ve muhalif olursa, Dünyadan göç etmeden yüce Allah nimetini değiştirecektir. Ey bin Abbas eğer Allah'a varmak, ve benim sevgime nail olmak istiyorsan, Ali'yi razı et, izinden ayrılma dostuna dost, düşmanına düşman ol ve sakın Ali'de şüphen olmasın, Ali'den şüphe eden kafirdir. Ey bin Abbas bil ki Ali'nin Allah'tan yakınlığı çoktur, bilincine vakıf olmak mümkün değildir. Bil ki yüce Allah ilmi on cüzüye paylaştırdı: Dokuzu Ali'de insanların tümüne bir verdi. Kanıt; Elkanduzi yenebiulmuvedde eserinde, Muvaffak bin Ahmede dayalı selmanulfarisi der: "Resülullahın yanındaydım" S.A.V. buyurur; "Ümmetimin en bilgini Ali'dir. En yüce ve Afdalı Ali'dir. En hak taraftarı Ali'dir.

Yine Elkandüzi tesbitinde Elmenakib eserinden alınma, Hz. Ali'ye sorarlar; ya Ali İsa A.S. ölüyü dirilttirdi. Süleyman peygamber kuş dilinden anlardı. Siz Ehl-i Beyt olarak yüce Allah'tan böyle menziliniz varmı? Hz. Ali cevabı ise; Süleyman peygamber Elhüdhüd kuşu kendisinden izin al-madan yerinden ayrıldığı için azarlar ve benden izinsiz ne için ayrıldın diye sorar? kuş cevabında der; susadım gökte su aradım içmek için. Süleyman peygamber Elhüdhüd kuşunun ayrılış sebebini bilmediğinden sordu ve suyun gökte nerede olduğunu bilmedi, beraberinde gök kubbesinde insanlar, cinler, karıncalar, rüzgarlar ve şeytan alemleri vardı. Hepsinede hakimdi, suyun rüzgar altında olduğunu bilmedi. Yüce Allah ilmin nerede olduğunu NEMİL S.A 75 (vema min gaibetin fi semei velardı illa fi kitabim mubin)  "gökte ve yerde zerre kadar saklı veya gizli şeyi mubin kitabında yazılmıştır." Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurur: (Elki Tebil mubin Ali'dir. El-i memul mubin yine Ali'dir.) Kanıt Fatir S.A. 32 Sümme evresnel ki tebe ellezine astafayna min ibadine  Allahın kitabı olan Kur'anı Kerimi seçtiği Has kullarından olana miras bıraktı. (Ali der; "Biz kitabın varisleriyiz, dağları yerinden yürüten, yeri yüce Allah'ın azim marifetliğle bölen, Kuranının Ehl-iyiz, sahibiyiz, bilincine vakıfız. "İşte mantıklı düşünelim,  Hz. Muhammed (s.a.v.)'din ayetle ilgili açıklamasında Hz. Ali'nin bilincinden hiç bir şey kayıp değildir. Çünkü Hz. Ali'nin kendi zatına mahsus söyleyişleri ve ben yaptım ve yaparım iddalarını hiç bir peygamber iddiasında bulunmamıştır.(Yanlış anlaşılmasın Hz. Ali'yi bilmek ve tanımak inanç edenlere mahsustur.) Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.). buyur, "Ali'yi inkar eden, zina evladıdır, kafirdir, munafıktır, fasiktir şefaatimden mahrumdur. Çünkü Ali ile dinim var oldu. Ali ile dinimin müftülüğü kanıtlandı, Ali natik Kuran'dır, Ali hikmettir, Ali hak ve hakikattır, Ali Kuran'ın muhkem ayetleridir. Ben İslam ümmetinin peygamberiyim Ali'de vasiyyim ve Ehl-i Beytimin başıdır. Ali Dünyada ve Ahirette kardeşimdir."

Yine Elkanduzi yenebiul muvedde eserindeki tesbiti Said Bin Vakkas’a dayalı der; "Muaviye bana emir verdi Ali bin ebi Talibi seb etmem için." bin vakkas muaviyeye der: "Resülüllahtan Ali Hakkında üç şey söylediğini hatırladım onun için seb etmedim" Muaviye der nedir bu üç şey?" saıd der; "Resülüllahı duydum savaşlarının birinde Hz. Ali'yi kadınların muhafızı olarak emanet ettiğinde" Ali der; "Ya Resülüllah beni kadın ve çocukların arasında bıraktın." Hz. Muhammed (s.a.v.) der; "Razı olmuyor musun? ben seni kardeş olarak kabul ettim. Harunun Musa'dan kardeşliği gibidir. Yalnız benden sonra peygamber yoktur." Yine duydum, Hayber kalesinin fethinde müslümanlar aciz kalınca Resülüllah der; "yarın zafer bayrağını Allah'ını sevene ve Allah'ta onu seven kişiye vericem, kalenin fethi ve İslamın zafere kavuşmasını başarana verecem" sabah olunca İslam alemi baktı ki zafer bayrağını Hz. Ali'ye verdi. Yine hatırladım AliİMRAN S. A.61 (gelin çocuklarımızı çocuklarınızla, bayanlarımızı bayanla-rınızla, nefislerimizi nefislerinizle karşılaştıralım) anlaşıldı Hz.Ali'nin nefsi Hz. Muhammed (s.a.v.)’le bağdaşmış bir nefistir diye sebetmedim ve yine hatırladığım şeylerden biri Resülüllah dedi; "Ali hakla beraberdir, Ali nerede olursa hak oradadır, Ali Allah taraftarıdır. Allah taraftarlarıda Ali'nin taraftarlarıdır."

Yine hatırladığım korkutucu şey; Ali günün birinde mescidte yere yatmış ve üstü toprakla tozlanmış, Resülüllah mescide gelir Hz. Ali'nin üstünde toz ve toprak olduğunu görünce buyurur; (Ya Ebu Turab otur.) anlamı otur, ey toprağın babası, mantıklı düşünelim toprak üzerinde ekilen biten her şeyi yetiştiren anlamındadır. Hz. Muhammed (s.a.v.)din Hz. Ali'ye hitabı "otur ey toprağın babası Ebu Turab ismiyle hitabın kanıtı NEBA S. A.40 mahşer günü her nefis yaptıklarıyla hesaba tabi olunca kafir, Hz. Ali'nin hesaba vakıf olduğunu görünce, dünyada karşı gelip inkar ettiğini hatırlayarak diyecek bileydim (Ebi Turabla) olurdum. İşte böyle gerçek anıları sünni bilgini Elkandüzi eserinde tescili bizleri daha kesin kararlı Hz. Ali ile Ehl-i Beyti sevmeye ve kenetlenmeye sevk etmektedir.

Yine Elkanduzinin yenebiulmuvedde eserinin 86'ıncı sayfesinde imamu şafii der; "Ali'nin sevgisi cennete götürür." Yine aynı eserin 245 sayfesinde Maden oğlu Halide dayalı, Resülüllah derki; "her kim  Allah'ın sevgisini istiyorsa yüreğine Ali'nin sevgisi hakkında şübhe etmesin. Çünkü zürriyetim zürriyetlerin afdalıdır. Vasiyimde vasilerin afdalıdır. Kıyamet gününde Arşın etrafındaki mimberler üzerinden yüce Allah tarafından Şiatıma çağırı olacaktır. Ey Habibim Muhammedil Mustafa'nın ve Ehl-i Beytin şiatı yani taraftarları benim sevgimle has ve halis evliyalarım bana gelin sizlere rahmetimin kerametini sereyim. Dünyada zalimlerin zülmuna sabırlı davrandınız. Sizlere eziyet edenleri Ateşimle ebediyete kadar yakacağım." Yine Elkanduzi eserinin 247 sayfesinde Aişe rivayetinde. Resülüllahı duydum diyor. Allah c.c. Benimle Akid etti her kim Ali'nin sevgisinden ve sözünden ayrılırsa kafirdir. Cehennem cezası ile cezalanacaktır.

Lakin ben bu gibi sözleri Dünyaya hırsımdan unuttum ve (cemel) savaşında Ali'ye karşı savaştım. Sonradan pişmanlık duydum ve hatırladım Resülüllahın söyleyişini, Ali'ye karşı gelen, munafık ve kafirdir. Sözlerini hatırlayarak savaşı terk ettim. Yine Elkandüzinin  sayfe 251'de Ömer bin Elhattab der. Resülüllah Ali Hakkında dedi, insanlar Ali'nin sevgisinde birleşseydi Allah c.c. Ateşi yaratmazdı. İşte Ömerde, Aişe gibi Hak sözünü unuttu ve Hz. Ali'ye karşı gelip olmadık zulmu yaptı, Allahın dini İslam, Allah ve Ehl-i beyt tanıtımı adlı eserlerimde detaylı deyinmişim.

Yine Elkandüzi eserinin 253 sayfesinde Hadis selmanul farisiye dayalı der; Resülüllahın ağır hastalığı döneminde yanına geçtim ve dedim, Ya Resülüllah vasiyetini söylermisin S.A.V. buyurur;  ya Selman vasileri bilirmisin? Selman der Allah ve Resülü bilir. S.A.V. buyurur; Ademin Habil, Nuhun Şit, Yakubun Yusuftur, Musa'nın Yuşadır, Süleymanın Asaftır, İsa'nın Şimundur benim ise Ali'dir. Bilki ya Selman vasiler peygamberlerden sonra insanların en afdalı ve iyisi olan halifelerdir. Ali ise vasilerin ve halifelerin en afdalı ve iyisidir. Yine Elkandüzinin 253'üncu sayfedeki tesbiti Ahmet bin Muhammed Elkarziyil bağdadi der, duydum Ahmet oğlu Abdullah bin Hambelden der. Babamı sorudum Hz. Muhammedin ashapları kimdir? bana dedi. Ebu bekir, Ömer, Osman'dır sordum Ali ne oluyor? Cevabı Ali Ehl-i Beyttendir, Afdaldır, yücedir. Bunlarla mukayese edilemez. İşte düşünelim sünni bilginlerin dilinden Ali'nin ve Ehl-i beytin menzilini bildikleri halde gönüllerinde Amelsizlerin sevgisi ile yetiniyorlar. Sonları  hüsrandır. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.)'din ifade ettiği. Ehl-i Beyte zülüm edenlerin sevgisinden hayır gelmez şefaat kanıtlanamaz çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.). buyurur, aradığınız hak Ehl-i Beyt'imdedir. Çünkü ben   Allahın öz nurundanım. Ehl-i  Beytim mayamdan ve nurumdandır. Allah'ın öz nurundan müteselsildirler. Yüce Allah cehennemi, zatını inkar edip bana karşı Ehl-i beytime zulüm edenler için yaratmıştır. Dikkat edelim yanılmıyalım, İslam dininde,  Hakkı, Hakikatı, kardeşliği, muminliği, bize öğreten Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i beyttir. Açık ve barizdir. Ardlarından gidilecek zatlardır. Çünkü;

Hz. Muhammed (s.a.v.)'ten önce insanlar kimi taşa, kimi ağaca, kimi mantığının Tasavvur ettiği şeye ibadet ediyorlardı. Helal haram mefhumu ayırımı yoktu, zararlı zararsız şeylerin hakkında yine bilgileri  yoktu, bize aydınlık getiren Hz. Muhammed (s.a.v.)'le Ehl-i Beytidir. Dinimiz Ehl-i Beytle bilindi. Ehl-i beyte ne kadar yakın olursak İslam dinine yakınlaşmış ve yüce Allah'ı razı etmiş oluruz.

Yine Elkandüzi eserinde sayfe 254'te Abdullah cevşifete bin marrata dedesinden duyma, Ömerin Halifeliği esnalarında iki şahıs gelir ve bin Elhattabtan kadın boşama hakkında. sorarlar? Ömer şahısların sorusundan aciz kalınca, mescid te başı saçsız (ASİA) isimli şahısa sen fetvayı çöz, (ASİA) fetvayı çözmeyince Ömer der; Resülüllahı duydum diyordu gök ve yerin imanı teraziye konulsa Ali'nin imanı daha ağır gelir. Çünkü Ali ümmetimin en bilginidir. Anca Ali çöze bilir. İşte iman edecek kişi için kafidir. Yine Elkandüzi eserinin 255'inci sayfesindeki tesbiti Abbas bin Abdulmuttalibe dayalı, Esadın kızı Fatime'den, Hz. Ali dünyaya teşrif edince  babası Esad ismi ile çağırır. Ebu Talib razı olmaz ve Ebi Kubeyis Dağının başına çıkar ve namazla duasını yaptıktan sonra Ebu Talib gök yüzüne bakar. Gözüne bir tabale görünür. İçinde dört satır yazılıdır. Ebu Talib dikkatle yazıya bakar yüce Allah der, Ali'nin ismini yüce isminden pay-laştırdım, açıklaması Ali ismi yüksektir, yüksek demek yücedir. İnsanlarda eşiti yoktur. Ben (El al-iyyül azim) Ali'nin üstündeyim Ali ismi isimimden bir parçadır.

Cabir Elbersinin meşer-ık envarul yakin eserindeki tesbitlerinden Sayfe 17. İmamu caferus sadık der. dedem Resülüllah dedem Ali'yi Hum Ğadir günü elinden tutup havaya kaldırmasındaki amacı, yüce olduğunu tanıtmak için ve Halifelik, yücelik, bilinçlik ve hak taraftarlığının Ali'nin olduğunu kanıtlamak içindir. Yine Elkandüzi eserinin 18'inci sayfesinde tesbiti Resülüllah (s.a.v.) der; ya Ali yemin ederim beni hak peygamberi gönderen yüce Allah zatıyla; kafir insanı Dünyaya hakim ettirsen yine seni sevmiyecektir. Mumin kişiyi aç, susuz ve burnunu kırsan sana her gün sevgisi artacaktır.   Anlaşılan mümin sabırlı, sulhkar, hak, iman sahibidir. Yine Elberesi eserinin 46 sayfesinde (Elar-bein) eserine dayalı Enes bin malikten alınma Resülüllah S.A.V. buyurur, ya Ali sen ve şiatin (anlamı taraftarların) kıyamet günü hakla beraberleşenlerdir. Ya Ali sevenlerini cennetle müjdelerim, sevmeyip aleyhinde bulunanı cehennem ateşi ile vaid ederim.Yine Elkandüzi eserinin 55 sayfesinde bin Abbasa dayalı YASİN S. A.12 (Ve külle şey: in Ahsaynahu fi imemim mubin) her şeyi imemul mubinde sığdırdık bu ayet inişi hakkında bin Abbas der. Ya Resülüllah El imamul mubin kim-dir? S.A.V. buyurur, Ali'dir. Ali'yi seven bahtiyardır, sevmiyen hüsrana uğramış kafirdir. Yine Hüzeyfetül yemeniye dayalı der; Ali ile Medine'nin bir sokağında yürüken ihtiyar adama raslar, Hz. Ali, ihtiyara der; yaşlanmışsın ihtiyar der, ya Ali itaatınla. Hz. Ali ihtiyara der: Hiddetleniyorsun ihtiyar der, ya Ali düşmanlarına hiddetleniyorum Hz. Ali ihtiyara der, bakıyorum sende iman bakiyesi vardır. İhtiyar der, ya Ali senindir.

Hz. Ali ihtiyara der, biz Müslümanların imamıyız, Allah'ın kullarına olan hüccetiz,  bizimle gök ve yer var olmuştur. Resülüllah S.A.V. buyurur, Allah beni peygamberlerin başı ve muhtarı ilan etti. Ali ise vezirim dir. hayatım Ali'ye yakınlığımla tanındı. Tevratta, Zeburda, İncilde ismi ismimle badaşmıştır. Ehl-i Beytim Ali ile var oldu. İnanç edenler Allah'ın sıratul mustakim yoluna sevk olunmuştur. Allah c.c. Ehl-i Beyt sevgilerini hangi kuluna hiba ettiyse cennete girer. Ali ümmetimin imamı ve hakkı batilden ayırandır. Ali ümmetimin ara bulucusudur. Emri emrimdir, hükmü hükmümdür, taatı taatımdır, milletimin harunudur, yuşaıdır, asıfıdır. Şim u nudur ve (Hitta) kapısıdır. velayeti cehennem cezasından kurtuluş gemisi ve Talutudur. doğudan batıya hükmü geçerlidir. Allah'ın azim hüccetidir. Ya Ali sen benden sonra halifemsin seni kabul etmeyip karşı gelen kafirdir.

Yine aynı eserin 59'uncu sayfesinde Hz. Muhammed (s.a.v.) Hüzeyfetül yemeniye der. Yehüzeyfeh Ali Allah'ın iman Hüccetidir. Ali'ye küfür eden Allah'a etmiştir. Ali'ye şirk eden Allah'a şirk etmiş olur. Ali'ye şüphe eden Allah'a şüphe etmiştir. Ali'ye yanlış davranan Allah'a yanlış davranmıştır. Ali'yi inkar eden Allah'ı inkar etmiştir. Ali'ye iman eden Allah'a iman etmiştir. Yine 70'inci sayfesinde Ali sırdır inkar edilimez, ben ve Ali Adem yaratılmadan  Allah'ın öz nurundan 80 bin sene önce vardık. Allah'a ilk tesbih ve ibadet edendik. Nurumuz Peygamberlerin  tümünü teşrif etmiştir.

Ali evveliyattan öncedir. Kanıt (HADİD S. A.3 Huvel evvelu velahiru velbatınu vazzahir.) Huva kelimesi fiil zamirdir. Hazır kişiye işerettir. Allah c.c ayetinde Hz. Ali'yi kasid eder. Çünkü Hz. Ali kainattan önce Hz. Muhammed (s.a.v.)dle ilk yaratılandır yer yüzünde ise (huval evvelu) sözcüğü tektir. İlk Hz. Muhammed (s.a.v.)'de iman eden Hz. Ali'dir. (Vel ahiru) yine tek sözcüktür. Hz. Muhammedin islam paktına tabi kalacak zatıdır. (Vazzahiru) sözcüğü ise Hz. Ali'nin hazır mevcut olduğunu Hz. Muhammed'le S.A.V. beraberdir. Ayrıca Hz. Muhammed (s.a.v.) dedi. Ali benim bütün gizliliğime (Zahirdir) anlamı vakıftır. (Velbatinu) sözcüğü ise Ali görüldüğü gibi değildir, başka görünüşe sahiptir. Ayrıca benim içimde başka bilgisi ve sevgisi vardır. Ali seçilmiş Has sıfatların özüdür. 

Yine Elberesi Meşarik enverulyakin eserinde  tesbiti, (Ebusaid) (Elmaarif) eserinde tesbiti,  (Elesbeğ) bin Nebeteh anlatıyor. Hz. Ali'ye munafıklardan bir gurub gelerek ya Ali sen demişsin (Fırat Nehrindeki) (elcurri) senin velayetini inkar ettigi için Allah c.c. cehennem kılığına büründürmüştür? Hz. Ali evet der. munafık gurubu ya Ali ispat et Hz. Ali munafık gurubla beraber Fırat Nehrinin kenarına gelerek elindeki Hayzaran çubuğu ile Fırat Nehrini çırpar nehir suyu 12 fırkaya bölünür. Hz. Ali ise (Menaş menaş) ismi ile çağırır, önüne sudan Elcurri denilen su hayvanı seslenerek der; buyur buyur Müminlerin emiri. Hz. Ali Elcurri hayvana der. sen kimsin? Elcurri der; biz on ikki kabile beni İsrail kabilelerinden senin velayetini inkar ettik Allah bizi cezalandırdı ve 24 kısma ayırarak 12'si karada 12'sinide suda yarattı. Her kim senin velayetini inkar ederse, bizim gibi cehennemle cezala-nacaktır. Çünkü biz sana karşı geldik ve velayetini inkar ettik. Allah bizi bir çağırı ile muhtelif yerleşimlerimizden bir araya toparladı ve üzerimize bir çağırı sesi ile seslendi. Tek emirle benim velayetim ve Ali'nin velayetini inkarınızdan dolayı, insani sıfattan cehennem kılığı sıfatına dönüşün, öylelikle biz cezalandık. İşte Hz. Ali'nin velayeti hak olduğunu ifade etmektedir. Ali'de şüphe etmeyelim hak Ali'de olduğuna inanalım ki Hz. Muhammed (s.a.v.)din şefaatı ile Allah'ın affına nail oluruz.

Hz. Ali'nin mucizelerini kanıtlayan (Yasin S.A. 78-79-81) vedârâbâ lene meselev venesiye halkahu Kâlâ mey yuhyil izama vehiye remim. Kul yuhyihel lezi enşe’ ehe evvele marratin vehuva bikülli halkın âlim Ellezi ceale leköm mineşşeceril Ahdari Naran feiza entöm minhu Tuvkidün)

Ayetin inişini Esbeğ bin Nebete şöyle kanıtlıyor. Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Hz. Ali ile müslümanlar (ESSEKESİK VESSÜKÜN)

Gazvesinin seferinde müslümanlar. Hz. Muhammed (s.a.v.) emriyle istirahat konaklamasında  iken, Ömer Bin Alhattab Dağın eteğinde dolaşırken, eskimiş insan kafa iskeleti görür. Hangi devrin ve kime ait olduğunu öğrenmek için alır ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'in yanına getirir. "Ya Resülüllah bize bu eskimiş kafa iskeletini sesendirirmisin ki; bilelim, hangi devrin ve kim olduğunu" Hz. Muhammed (s.a.v.) isteğinin yerine gelmesi için Hz. Ali'ye der: "Ya Ali, Allah’ından dile, iskelet dile gelip kim olduğunu söylesin." Hz. Ali kafa iskeletine der: Yüce Allah’ın her şeye kadir, kün emri ile konuş, ve kim olduğunu söyle. Hz. Ali yüce Allah’ından; iskeletin dile gelmesi için duası kabul edilince, kafa iskeleti dile gelir, hangi asra ait olduğunu ve kim olduğunu söyler. Millet şaşkın şekilde kalınca Ömer milletin hayranlık ve şaşkınlığını deyiştirmek için der: "Bu bir sihirdir, hayrette kalmayın" Yüce Allah, Ömer’in böyle söylemesinin  hatalı olduğunu kanıtlamak için müslüman askerleri yola çıkınca, Allah c.c. Ömer’e kafanın konuşturulduğu hakkında hatalı konuştuğunu, ayrıca Hz. Ali'nin Allah yanında geçerli olduğunu kanıtlamak için ve ömerin söyleyişine inananları pişman ettirmek için, yüce Allah tarafından bir yağmur. askerleri ıslatır ve üşütür. Müslümanlar Ya RESÜLÜLLAH S.A.V. üşüdük. S.A.V. buyurur; "Ömere  söyleyin size ateş yaksın" Ömer der: "Bendeki kav ıslanmıştır. Ateş yakamıyacağım acizliğiyle itiraf edince Hz. Muhammed (s.a.v.). Hz. Ali'ye buyurur. "Ya Ali kalk ateş yak askerler ısınsın ve üstlerini kurutsunlar" Hz. Muhammed (s.a.v.)'din bu emri üzerine, Hz. Ali bulundukları yere yakın ağaca kalkar ve ağaçtan iki dal alarak, biri birine sürterek ateşi yakar. Müslümanlar sırtlarını kurutup ısınırlar, Hz. Ali, yaş ağacın iki dalından sürterek ateş yakması, bize mücize ve kerametin kanıtlamasıdır. Ayrıca bize her cismin içinde ateş var olduğu kanıtlanır. Hadisi kanıtlayan ayet açıklamasına dikkat edelim mantıklı düşünelim (vedaraba lene meselen) kelimeleri tek şahsın iradesini ifade ediyor. Çünkü kafa iskeletinin dirilip konuşması için teklif eden tek kişidir. (venesiye halkahu) Ömer unuttu yaradanını ki; iskeletin dirilmesini istiyor. Çünkü (venesiye) kelimesi tek kişi unuttu yaradanını. (kala) söyledi yine tek sözcüktür. Bu çürümüş kemiği kim diriltebilir?

Şimdilik ayetin devamında (Kul) sözcüğü Allah’ın RESÜLÜNE Emir sözcüğüdür. Söyle ilk kere dirilten ikinci kez diriltebilir. Ayetin devamı (Ellezi caale) sözcüklerinde tek şahsın faillik fiilini belirtmektedir.

Ayetin devamında (mineş seceril (Ahdari naran) feize entom mınhu tuvkidün) sizlere yaş ağaçtan Ateşi yakan ve üzerine ısınıyorsunuz ayetin sözcüğü fiildir aynı anın olayı ile ilgilidir. Ayetin örnek sözcüğüne gelelim (Eveleysel lezi Halakas semeveti vel arda bikadirin Ale en yahluka mislehom) göğü ve yeri yaratan yüce Allahtır. emriyle Hz. Ali mislini yaratabilir. işte Allah tarafından her mucize ve keramet göstermeye yetkisi var olan Hz. Ali'yi islam Alemi bilelim, inanalım, islamiyetimizi, velayetimi-zi, sevgimizi doğruluğumuzu Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Hz. Ali ile Ehl-i Beyt’e bağlılığımızla kanıtlıyalım. Kardeş olalım, saptırıcılara meyil, bölücülere kulak vermiyelim ki, Hz. Muhammed (s.a.v.)'din şefaatına ancak nail ola biliriz. Çünkü, Hz. Muhammed (s.a.v.) islam dinini emir etmeden önce, insanlar put perest devri ve muhtelif inançlara sahip helal veya haram nedir bilmezlerdi. illa Hz. Muhammed (s.a.v.)'din hakka şehadet kelimesi ile yek pare islam, ve müslüman kardeş oldular. Ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’in devrinde mezhep tarikat yoktu. S.A.V. islam alemine vasiyeti; Allah’ın kitabı ve Ehl-i Beyt’i'dir. Dikkat edelim Hz. Muhammed (s.a.v.)'ten sonra 17 mezhep ve 263 tarikat oldu. Hepsi Allaha ve Ehl-i Beyt’e karşı ve yanlıştır, çünkü, Hz. Muhammed (s.a.v.) hadisinde buyrur; "Musa kardeşimin ümmeti 71 fırkaya bölündü 70'i Cehennemde biri Cennete. İsa kardeşimin ümmeti ise 72' fırkaya bölündü. 71'i Cehenneme biri Cennete. benim ümmetim ise 73 fırkaya bölünecek 72'si Cehenneme biri Cennete bu hadis çok barizdir. Sünni ve Şii eserlerinin çoğunda mevcuttur, hadisin kanıtını incelediğimiz takdirde Kûreyiş ve 73 fırkaya bölünecek 72'si, cehenneme biri  Cennete girecektir. Neticede mezhep ve tarikatlara bölündüler ayrıca Kûreyiş ve Emevi ve Abbasilerin  devamlarıda Ehl-i Beyt’e  ve sevenlerine yaptıkları zulum ve gasp  yazmakla bitmez  Allah’ın razı olamıyacağı şeyler yapmışlardır. Şimdilik ise islam alemi geriye dönük davranmıyalım. Tarihleri inceliyelim, baba ve dedelerimizin yanlış yollarını bırakalım, hepimiz müslümanız, İslamız, kardeşiz. Avrupa devletlerinden örnek edinelim, onlar da bizim gibi insandır ne için dünyaya hakim oluyorlar biz ne için bir birimizle sulh olamıyoruz. Dikkat, biz Hz. Muhammed (s.a.v.)'din ve Ehl-i Beyt’in islam dinin ışığı ile cehaletten kurtulduk. Ğaflet uykusundan uyanalım ve kardeşce geçinelim. Hak Ehl-i Beyt’e'dir. Batıl ve zulüm, kureyiş, Emevi ve Abbasilerdendir. İman eden kendine, etmeyen de kendi zararına. Allah’ın selamı iman edenlerin cümlesine olsun.

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Hz. Ali'ye vasfı

Yine Elbersinin ve Elkandüzinin eserlerindeki tesbitleri Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurur ya Ali Allah'ı bilen yalnız ben ve sen, beni bilen ise Allah ve sen, seni bilen Allah ve ben. anlaşılan Allah ve Hz. M.(s.a.v.)’dle Hz. Ali bilinçlerini insanlar idrak edemez. Bilinçlerine varamazlar. Çünkü Allah'ın öz nurundandırlar. Keyfiyetleri Allah'ın azim küdretinden ve rahmetinden, ayrıca Allah'ın sırrından ve nurundan müteselsil Hz. Muhammed (s.a.v.) Hz. Ali her ilme ve bilince sahiptirler yer yüzünde tüm canlıların dil ve luğatlarını bilirler. Mucize ile keramet sahipleridir. Ayrıca yer yüzünde dağların ağırlığı, çakılla kumun sayısını, ağaçların yaprak yekününü, gökten inen yağmurun damla sayısını, denizlerin dalğa sayısının bilincini bilirler. Çünkü Allah'ın öz nurundan oldukları için bu vasfın kanıtlayıcılarıdır. Yine söyleşinin “ya Ali Allahı bilen yalnız ben ve sen” tanıtımı Elberisinin tesbitinde ya Ali benimle senin Allah arasında fasıla ve vasıtamız yoktur. Biz yaratıkların ilkiyiz hakikatların aslıyız bizimle Allah bilinir ve Allah'a gidilir. Çünkü Allah'ın bizde iradesi vardır. Allah'ın asıl kuluyuz ve hak kelimesiyiz. Çünkü insanlar bizim var oluşumuzla hakkı bildiler. Çünkü biz insanlarla hak arasında aracıyız. Biz olmasaydık insanlar hakkı tanımazlardı. Çünkü insanlar her devirde put perest ibadetine inanmışlardır. Biz tüm peygamberlerin sülbünden akışımızla teşrif ettik ve bizim Allah'tan almış olduğumuz ilhamla peygamberlere vahi ettik ve devirlerin insanlarını put ibadetinden hak ibadetine önderlik yapan kullarız.  Biz Allah'a giden yoluz. bizim sevgimizle cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları ise bizi sevmeyen ve bize karşı gelen kin güden zulum eden, hakkımızda yalan düzenleyene  açıktır. Cehennemin cezası ile cezalanır. Ya Ali bizi ve bizim sergilemiş olduğumuz hak hadislerini tahrif eden, inanmayan munafıktır. Yine buyurur ben ve Ali insanların ilkiyiz. ve biz birinci Ademiz, Adem biziz kainatın Anne ve babasıyız. Bizleri kabul etmeyen bilmeyen inanmıyan İslam dininde yeri yoktur.  Şefaatımdan mahrumdur.

Yine Elbersinin Meşerik envarulyakin Eserinin 115 sayfesindeki Hz. Muhammed (s.a.v.). Hz. Ali hakkındaki vasıflı tanıtımı der (Ali Allah'ın velisi gökte ve yerde) kanıtı (BAKARA S. A.257 Allah veliyullezine emenu) Ayetin kanıtı Allah c.c. velayetini Hz. Ali'ye bağışlandığından dolayı Allah c.c.  iman edenlerin velisidir. S.A.V. yine buyurur;  her kim Ali'nin üstüne üst edinirse Allah'a ve bana ve Ali'ye karşı kafirdir. Ali'nin bilincinden gökte ve yerde hiç birşey kayıp değildir. Ali her canlının konuşma lugatını takdir edendir. Allah c.c. Ali'yi vahyine mahsus hakim kıldı. Allah Ali'yi hikmeti ile bilinçlendirdi. ve  güzergahı olarak ilan etti. Allah Ali'yi ulu devletinde görevlendirdi. Ali Allah'ın kelimesi ile Teyid edilmiştir. Ali'nin itaatı Allah'ın taatıdır. Ali ile Allah'ın dini tamam olmuştur. Ali'nin sevgisiyle mizanlar hak tartısını tartmıştır. Ali hak yoluna yürümek istiyenlerin yol göstericisidir. Ali Ehl-i imanın kalplerinde nurdur, imandır, rahmettir. Ali'nin velayeti cehennem cezasından kurtarıcıdır. Ali hakka giden yoldur. Ali imanıın sembolüdür. Allah, Ali hürmeti için günah işleyen müminlerin günahlarını af eder. Ali müminlerin yüreklerinde nur ve rahmettir. Ali İslamın başı, Ali imanın tamamı, Ali huda'nın adili, Ali günah işlemekten arınmıştır. Ali her ilme ve her geleceğin bilincine vakıftır. Ali'nin gerçeğine erişilemez, hakikatını gözler göremez.

Ali'yi nefis etkileyemez kanıt ELMUNAFİKUN S.A.8 (Velillehil izzetü veliresülihi velil mu minin) söyle Allah'ın izzeti Ali'ye ve Resülüne sonra muminlere verilmiştir. Anlaşılan Allah'ın izzet kapsamı Hz. Muhammed (s.a.v.)d'le Hz. Ali ile Fatima Hasan Hüseyinlerdir çünkü zatları Allah'ın esmeul hüsneleridir ve Allah'ın yanında yücelik sembolleri büyüktür. İlmin umman denizleridir. Allah'ın insanlara gönderdiği hak sancakları emin hücceti ve insanların üstünde Allah'ın rahmetidir. İslam dinin ışıkları, cennetin varisleridir. Ali zahir ve batındır. Anlamı Ali mevcud isede gözün gördü ve aklın bildiği gibi değildir. Bilincine varılmayan sıfata batın denilir. S.A.V. yine buyurur. Ali'nin vasfına varılamaz, ben ve Ali yüce Allah'ın (kef ve nun) harflerin emriyiz anlamı (kün) yani öz nurumdan olunuz, olduk ve kevinlerin tekvinine olup bitenine hakim ettirdi. Çünkü biz Allah'ın (yüzü gözü eli ve yanıyız) yanlış anlaşılmasın Allah hiç bir vasıfla veya sıfatla kıyaslanamaz. Muhammed (s.a.v.)'din Hz. Ali ile Allah'tan olan yakınlığının örneğini belirlemektedir ve kendilerinin Allah tarafından çok şeylere görevlendirildiklerini ifade etmektedir. Sözlerinin devamında S.A.V. ya Ali biz o (gözün ve elin) devamındanız. Biz Allah'ın yüce yanıyız ve razı olan yüzüyüz ilim ve iman isteyenlerin (Nehriyiz), hak yoluna yürümek istiyenlerin rehberiyiz. Allah'ın vesilesiyiz yani kullarına gönderdiği sırrıyız biz insanlarla mukayese edilemeyiz. Biz Kabenin iman kapısıyız. Hudanın sancağıyız. Allah kudretini, iradesini, sevgisini, ibadetini, yakınlığını, şefaat kabulünü sevgimizle ilan etti. Ben ve Ali Allah'ın kitabına kaşayız. Biz yüce (yıldızların aslıyız) anlamı Fatima Hasan ve Hüseyinlerdir. A.S. biz Allah'ın yerde masum insanların güneşleriyiz

Biz cennette (Ahmet devletiyiz) açıklaması Hz. Muhammed (s.a.v.) yer yüzüne inmeden İsa peygamber A.S. benden sonra gelecek peygamberin ismi (AHMET) tanıttı biz Allah'ın emri ile insanlara rahmet gönderildik. Biz pak ve zeki (İtretiz) biz Haşimi soyun aslıyız, nuruyuz, hudasıyız yer yüzünün en hayırlı ve Allah'a yakın kullarıyız. Ben ve Ali e im metüt tahirin secerenin bedeniyiz, Hülüfei Raşidinin başıyız, babaları ve dedeleriyiz. Yanlış anlaşılmasın Hülüfi Raşidin 12 imamlardır. İlerde belirteceğim yine S.A.V. buyurur; biz insanları huda yoluna sevk eden (Taha ve yasiniz)  Allah'ın ilk hüccetiyiz. İsmimiz cennet kapılarına yazılıdır. Anca sevenimiz ve bilenimiz cennete girme mustahaklığına nail olur. Yine ismimiz cehennem kapılarına da yazılıdır. ki; sevmiyenlerimiz cehenneme girecekleri an bizi inkar ettiklerinden cehenneme girme mustahaklığına nail olduklarını bilmeleri içindir. Yine S.A.V. buyurur yüce Allah cc. buyurur, Zatımla yemin ederim, her kim Ali'nin velayetini kabul ederse, cehennem cezasından uzaklaştırıcam ve cennete girme kısmetini nasip ettirecem. Ali'nin velayetini yalnız kafirler inkar eder. Çünkü Ali'nin sevgisi ile cennete girilir. Ali'nin sevgisi imanın kemaline kanıttır. İmanın kemali ise Ali'nin sevgisi ile tamam olur. Hakiki iman ve İslam Ali'dir. Kanıt (Ali imran S. A. 84 (vemen yepteğı ğayrel islemi dinen felen yükbele minhu) İslam dini Ali'dir ve Ali ile var oldu. Başka din edinenler husrana tabidirler dinleri geçersizdir.) S.A.V. buyurur; peygamberliğim Ali ile kanıtlandı. Mümin kişi Ali'ye iman edendir. Müslüman kişi ise Ali'ye canıyla  kalbiyle teslim olan kişidir. Ali sıratulmustakim yoludur. Sırat, hakka giden yoldur. (Elmustakim) ise hakkın dim dik ince yoludur. Ali'nin sevgisi ileüzerinden hakka  varılır sevgisi ile cennete girilir.

Kur’an-ı Kerim'de Hz. Ali'nin vasfı

Yine Cabir Elberesi eserinde ve Elkanduzi yenebiulmuvedde eserinde, El Ayyaş  vassam Kur'an Tesfirini belirleyen Assafi eserlerinde yüce Allah Hz. Ali'yi ve kerametlerini belirleyen ayetlerle tanıtmıştır. İşte yüce Allah'ın tanıtmış olduğu ayetlerden bir kısım İNSAN süresi A. 6 (Aynen yeşrabu bihe ibadullah) (Ali ile Fatima Hasan'la Hüseyin'ler Allah'a yakınlıklarından dolayı Allah tarafından cennette kendilerine mahsus marifet ikrar şarabını ifade etmektedir) Yine (İNSAN S. A.7) ( yüfüne binnezri) (Hz. Ali ile Hz. Fatıma bizlere öncülük için Hasanla Hüseyinin rahatsız olduklarında yüce Allah'a adamış oldukları Adağı Allah'ın sevgisine nail mustahaklara paylaştırmaları bizlere örnektir. Yine (İNSAN S. A.8) (veyut imuna etta ama Ale hubbihi miskinen veyetimen ve esire) (Hz. Ali mubarek Ramazan ayının hürmetinde miskine yetime ve esire Allah sevgisi için vermiş olduğu hayırın mustahaklarına verişi ile makbul olduğunu kanıtlamaktadır.) Yine (İNSAN S.A.12) (veceze hom bima sabaru cenneten ve harira) (Allah c.c. Hz. Ali ile Fatima Hasan Hüseyine yüce Allah Mubarek Ramazanın hürmetinde vermiş oldukları nafakanın mustahaklara ikramlardan dolayı cennete girme ve cennette oturmaları için mahsus yerleri olduğunu kanıtlamaktadır) Yine (İNSAN S. A.17) (veyus kavna fihe kesen kene mizecuhu zencebile) Allah c.c. Hz. Ali ve Ehl-i beyte cennette, cennetin nefis kokan (zencebil) isimli kokuyla karışık yüce Allah'ın marifet şarabını içmişlerdir.     

Yine (İNSAN S. A.20) (Aley him siyebu sündüsin Hudron) cennette giyimleri cennetin kokusuna sahib (sündüsten) yeşil giysiyi giyeceklerdir. Yine (İNSAN S. A.21) (ve sakahom rabbuhom şaraban tahura) (yüce Allah Hz. Ali ile Ehl-i beyti kendisinin yüce zatına mahsus pak her acizlikten ve tasalluttan arınmış temiz tertemiz mutahhar marifet şarabını içirmiştir.)

Yine (İNSAN S. A.25 (vezkör isma rabbika bükreten ve Asiyla) Allah c.c. Hz. Ali'nin yapmış olduğu ikramın kabulu hürmeti için, ayette Allah'ına sabahın erken ve ikindin vakitlerinde,  ibadetini yap. Gecenin uzun saatlerinde devam ettir.) Anlaşılan Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Hz. Ali Allah'ın öz nurundandır. Ol emri ile oluşmuşlardır. Allah c.c. hiç kimseden doğmamış nede doğurmuştur.  mantıklı düşünelim, hakkı bilelim. Hz. Muhammed (s.a.v.) Fatima için buyurdu. Fatıma (bid aton minni) anlamı Fatima benden bir parçadır. Yani nurumdan bir parçadır. Hasanla, Hüseyin ise Hz. Fatima ile Hz. Ali'den gelme, anlamı iki nurundan gelmedir. Düşünelim Ehl-i beyt Allah'ın öz nurundan müteselsil olduklarının kanıtıdır. Yine Hz. Ali kanıtıyla ilgili (MERYEM S. A.50 vece alne lehom lisene, sıdkın Aliyye) Allah c.c. ayette Hz. Muhammed'e buyurur, geçmiş peygamberlerden yakub ve ishaka rahmetinden hiba ettiği sadık lisan  (Alidir) Assafı Tefsirinde ayetle ilgili açıklama. Hz. Muhammed (s.a.v.)'le Hz. Ali'nin nuru bütün peygamberi teşrif etmiştir. Hadisin kanıtları barizdir. Yine Hz. Muhammed (s.a.v.)din Ali hakkında söyleyişi (Ali takidir) kanıtı (MERYEM S. A. 63 Tilkel cennetül leti nurisu min ibedine men kene Takiyye) evet yüce Allah has cennetini seçtiği has kullarına nasip ettirir. Has kul ise Takı Naki olan Hz. Ali ve Ehl-i beyttir.  Yine Hz. Ali'nin büyüklüğünü kanıtlayan Zuhruf S.A 4 ( Ve innehu fi ummil kitabi ledeyne le aliyyön hakim) (le Aliyyen) sözcüğü Ali görüldüğü gibi değildir. yüksektir, yücedir (kebir) sözcüğü büyüktür, evsafların üstünde olduğunu kanıtlamaktadır.    

(ALLAH c.c. Hz. Muhammed (s.a.v.) veda Hacanın bitiminden sonra dönüşte, Ham vadisine varılınca vahi emri (Maide S. A.67 (ye eyyüher resülü belliğ me ünzile ileyke min rabbika in lem Tefal feme bellağta riseletihi) Ey Muhammed S.A.V. sana indirmiş olduğum emri İslam alemine bildir ve tanıt, bildirip tanıtmazsan peygamberlik yapmamış olursun. Hz. Muhammed (s.a.v.) yüce Allah'ın vahi emrini tanıtmak için gereken girişimlerini etrafındaki öz ashaplarından selmanul Farisiye, Velmikdad, veebazzer, veammer bin ya Asirle Hüzeyfetül yemeni ile Asbağ bin Nebateh ve Halid bin Eyyübilansarı ve emin olduğu kişilere bildirdikten sonra kendisine taştan ve üzerine develerin Havutlarından mimber yapılmasını söyler, ve  üzerine çıkarak Hz. Ali'nin Allah'tan (veli ve vasi ve Halife) olduğunu ilan edip tanıtınca Hz. Muhammed (s.a.v.)'din beraberindeki yüz yirmi bin haccı adayı Hz. Ali’ye biat etmelerini ve biatına kabullenmelerini emredince Haccı adayların tümü sıra halinde Hz. Ali'nin önünden geçerek kabullenirler. Tören geçişinden sonra Hz. Muhammed (s.a.v.) mimberin üzerine çıkar ve İslam Alemine yüce Allah'ın Hz. Ali hakkındaki biat emrinin gerçekleşmesiyle peygamberliğinin ve İslam dinin eksiksiz kemale erdiğine dair tanıtımı bildirir kanıt (Maide S. A.3 elyevme Ekmeltü leköm dineköm ve etmemtü aleyköm nimeti veradaytu lekümül islami dine)ayetin kanıtı Hz. Muhammed (s.a.v.) tarafından ; Hz Ali’nin velilik ve vasilik tanıtımı ile İslam dini tam tekamüllü şekilde tamamladım ve İslam dinini size din olarak seçtim. Biatın tanıtımı Maide süresinin ayet 67 ile 3 inişlerini  sünni bilginlerinden tesbitleyen.

1- Bin kesir Tefsirinde C.2 S.14

2-Elkandüzi yene biulmuvedde eserinin S.15 Te      3- Assayuti Atkan eserinde c:1 S.13

El Haverzemi Hanafi eserinde S. 80  veda Haccı esnalarında Hum vadisinde Ğadiru Hum biat benzerliğine eşitlenen Mekke fethi esnalarında olan çekimserlik örneğini belirleyen Muhammedil Murtada Elmuhsinu bilfaydil (Keşifi Assafı isimli Kur'an Tefsirinde. İmamu sadığa ait (Elkefi vel üyün) eserinden alınma Hz. Muhammed (s.a.v.)'de ilk inmiş olan vahi süresi (ALAK) süresidir. Allah Resülüne buyurur.  (ikra bismi rabbika) Allahın ismi ile oku ya Muhammed son inmiş sure ise Ğadir Hum biatının bitiminden sonra (Muna) vadisinde (NASIR) süresi. İnmiş. İniş sebebi ise Hz. Muhammed (s.a.v.) MEKKE fethi için ve Ğadiru Ham biatı için  müslümanlar tarafından kendisine muvafakat göstermezler diye çekimser kaldığı için hatırlatıcı ayetleri inmiştir.

NASIR S. sözcüklerindeki hatırlatma ilk zamanlarda cahili araplar  iman etmezler diye çekimser kaldın ve (MEKKE) fethi için yine çekimser kaldın. Hum Ğadirde Ali'nin velilik vasilik ve Halifelik tanıtımı için itaat etmezler diye yine çekimser kaldın.  anlamında hatırlatıcıdır. Sürenin ayet devamı (vere eyten nese yedhulune fidinillehi efvece) Allahın RESULÜNE iradeli, emrinin kanıtını hatırlatıyor. Gördün insanlar nasıl seni itaat ederek, islam dinine kabullendiler. Ali'nin Halifeliği vasiliği için yine Kafileler halinde yekünleri biat ettiler. Kanıtı ( Efvecen ) sözcüğünde ( fesebbih bihamdi rabbika ) Allahını Tesbih ve şükür et emrimi yerine getirdin diye. (vesteğfirhu innehu kene tevvebe) (geçmiş çekimserliğinden dolayı istiğfar et Allah senin istiğfarını kabul etmiştir). Yine Elbersi esirinin 137. sayfesinde Tesbiti Nemil S.A. 75 (Vema min Ğaibin fil vardi vele fi semei illa fi kiTebim mubin) yerde ve gökte ne varsa Allahın mubin kitabında mevcuttur, Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurur, Allahın mubin kitabı Ali'dir. Her ilme vakıf yine Ali'dir.  Ali'ye ilmimden bin kapı öğrettim. Her ilim kapısı bin ilim kapısına açılır işte Hz. Ali'nin her gelecekle ilgili ilme vakıf olduğunu ispatlar. S.A.V. buyurur. Her kim benim bu söyleyişime karşı yalan derse ve Ali'ye karşı kasit düşünürse Kur'ana inançsızlıkta bulunmuş ve bizleri yalanlamış olur. Bizleri yalanlıyan Allah tarafından lanet edilmiştir.

Yine Hz. Ali mucizelerini kanıtlayan (Zülzilat süresi) Medine'de inişinin sebebini tesbitleyen. Muhammed bin Elmurtada Elmuhsinu. Bilfaydil keşifi. Kur'an Tefsiri ile ilgili ASSAFİ eserinde bin Temim El alel eserinden alınma.

Hz. Fatimaya dayalı der. Medine’de devam eden bir zelzele olur, Medine sakinleri korkarak Ebu Bekirle Ömerin yanına koşuşurlar. Bakarlarki evlerinden dışarı yerin sallantısını izliyorlar, neticede yanlarına gelen insanlarla Hz. Ali kapısının önüne toplanırlar. Hz. Ali; kapısı önünde toplanan müslümanlara hitab ederek der: " başınıza gelen şey nedir?" "Ya Ali Medinede olan zelzeleden korktuk". O an Hz. Ali kapısının önünde toplanan insanlarla beraber Medine'nin zelzelesini ve milletin halini görmek için yanına gelen insanları bir kum tepesine çıkmalarını söyler. Beraberce kum tepesine çıkılınca bakarlar, Medine'nin devamlı sallanan halini ve milletin evlerinden dışarıda kaldıklarını görürler. O an Hz. Ali etrafındakilere der ki: "Korktunuzmu?" derler "evet." O an Hz. Ali dudaklarını kıpırdatarak yeri eliyle vurarak derki: "Sakin ol aynı anda yer sakinleşerek zelzele durur.

Hz. Ali'nin emriyle sakinleştiğini gören insanlar hayrette kalarak Hz. Ali'nin Allah yanında yüce ve Azim olduğuna kani olurlar. En fazla hayrette kalan ise Ebu Bekirdir. Hz. Ali yekününe der. "Benim yere emrimden hayrette kaldınız. Ben Allahın; ( İzza zulziletil ardu zilzalaha) kelime-leriyim.. Aynı eserde (Mecma kitabındaki Hadise dayalı Hz. Muhammed (s.a.v.) Etrafındakilere, "bilirmisiniz Allahın Ayetteki maksadı nedir?" Derler: "Allahın RESÜLÜ söylerse biliriz." S.A.V.buyurur, (Ve ahrecetil ardu eskalehe) yer içindeki definelerle ölenlerin cesetleridir. (Tühad disu Ahbaraha) S.A.V. buyurur yer üzeride yaşamış her nefsin ve ruhun ne yaptığı ile dile gelerek söyliyecektir.

Yine Hz. Ali'nin yüceliği hakkında kanıtlayıcı ayet Elbersinin Meşarik Envarulyakin eserinde tesbiti FATIR S.A. 10 iyi söz Leilehe İllallah Muhammed RESÜLÜLLAH) iyi ve Afdal amel Ali'nin sevgisidir. Yine S.A.V. buyurur, Ali'nin sevgisi yapılan amelde olmassa makbul Amel değildir, sevab kazandırmaz. Yine aynı eserde tesbit. Hz. Muhammed (s.a.v.)'in yüce Allahtan kanıtlama isteği ESRA S.A.80 Rabbim bana senden yardımcı hiba et, bana zafer kazandırıcı olsun.) Ayetin delil kanıtı barizdir. Hz. Muhammed (s.a.v.)’e yardımcı ve zafer kazandırıcı Ali'dir.

Hz. Alİ Sevgisine yapılan bağış

Elkandüzi yenebiulmuvedde eserinin 66'ıncı Babta sayfa 388'de Akdilferid’te Ehl-i Beytin bereketli faziletlerine dayalı sünni bilginlerin Tesbitleri küfeli sünni İbrahim Bin Mihrana dayalı der. Küfede komşum olan Hakim Ebu Cafer lakablı şahıs gıda Ticareti ile uğraşırdı. Hayır ve Sadakayı seven insanlardandı. Hz. Ali Şiatından müşteri geldiği zaman parası varsa alırdı. Yoksa katibine bunun borcunu Ali Bin Ebu Talibin üzerine yaz derdi. Zamanın değişen ve değiştiren Hâli, Hakim Ebu Caferin işi bozulur. Fakir olur. Havlusunun kapısı önünde oturup elinde borçlar defterini incelerken, Sunni komşusu İbrahim Bin Mihran  yakınlarındandı. Der: "Ya Ebu Cafer Hani Ali Bin Ebu Talibin zimmetine verdiğin borç hayır ve sadaka senin iflasını önliyemiyor? nerde kaldı sevgisine yaptığın yardımlar. Hakim Ebu Cafer, komşusunun böyle söyleyişinden üzülür ve düşünceye dalar.

Gece vakti olunca uykusunda Hz. Muhammed (s.a.v.)'di ve Hz. Hasanla Hüseyini rüyasında görür. Hz. Muhammed (s.a.v.) Hz. Hasan'la Hüseyin'e der: "Babanızın sevgisine verilen sadaka ve hayrın karşılığını seveninize veriniz" Hakim Ebu Cafer. der:" Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bu sözü bitmeden baktım ki Hz. Ali'nin elinde yünden örülmüş ufak bir torba, içinde bir miktar parayı al hakkını. diyerek önüme bıraktı.  Resulüllah ise al Allahın bereketi içinde olsun deyince uyandım baktım rüyada gördüğüm torbayı elimde gördüm. Hemen Aileme seslenerek ışığı yak dedim, ışığı yakınca ufak torbanın içindeki parayı boşaltım, ailemle beraber saydım tam bin dinar olduğunu bilince sevindim ki inancımın Ehl-i Beyte kanıtlı olduğunu idrak ettim. Hakikattan Ehl-i Beyt sevgisi Hayırdır." Hasanettir günahları af ettiricidir. Kardeşlik, müminlik, birlik, beraberlik Ehl-i Beyt sevgisindedir. Ailem parayı görünce dediki: "Sen Tüccar arkadaşlarının hakkına sahip olmiyasın. Borç defterini getir verdiyin borcu hesapla" getirdim hesapladım cidden Hz. Ali'nin sevgisinde dağıttığım para miktarı kadardır.

Yine Elkandüzi yenebiulmudenin 389. sayfasındaki tesbiti Sünni Bilgin Bin Elcevzinin sabtından alınma Elmuberek oğlu Abdullaha dayalı der; ben Hacca bir sene giderdim bir sene gitmezdim. Gitmek istediğim sene küfenin pazar yerine indim, kendime 500 dinar mukabilinde bir deve almak için, üzerine hem kumanyamı hemde üzerine bineyim. Bu niyetle pazara giderken bir çöplüğün kenarında bir bayanın elinde yeni ölmüş bir tavuğun tüylerini yolarken gördüm. Sordum "Ey Allahın kulu bu ölmüş tavuğu ne edecen?" Bayan der: "Sorma, ben Alevi Ehl-i Beytin sevenlerindenim, 4 tane yetim kızlarım vardır. 4 gündür açlıktan perişan olduk, ölü yemeği mecburen bize helal oldu".

Elmuberk oğlu Abdullah böyle bir müslüman Ailenin açlığına perişanlığına üzülür. Allah ve Ehl-i Beyt sevgisi için devenin 500 dinar para tutarını bayana verdim ve dedim. "Al çocuklarına harca. itimadım Hac farizamı yaptım." diye evime döndüm.

Hacca giden Haccı arkadaşlarım Hactan dönünce evimden karşılamaya çıktım. Haclarını tebrik etmek için gittiyimde onlarda bana "Haccın mubarek olsun" dediler. Dedim: "Ben Hacca gitmedim" Cevapları: " Seni Hac'ta gördük." Ben hemen eve döndüm sevincimden efkara daldım, nasıl olurda beni Hac'ta görmüşler düşünerek gece uykuya daldım. Rüyamda Hz. Muhammed (s.a.v.)di gördüm bana diyor: "Ya Abdullah sen fakir muhtaç Ehl-i Beyt seveni müslüman Aileye hayrınla Hacca gittin ve Hac sevabına nail oldun. Ben senin suratının benzerinde bir melek senin yerine Hacca gönderdim ve seni tanıyan Haccı arkadaşlarınla buluşturdum ki Senin hayrını, hayır sevenlere duyurmak için". İşte  Hadisin kanıtı bizlere Ehl-i Beyt sevgisine yapılan hayır mustahakkını bulur ve hayır yapmak bir Hac sevabı kadardır. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurur, " karnı tok olurda komşusunun aç halini düşünmesse mümin olamaz" buyurmuştur.

Yine Elkandüzi yenebiulmuvedenin 390 sayfasindaki tesbiti Ebu Ferec Bin Elcevzi Elmultakit eserinden alınma, Acemistanın Belih kasabasının Alevilerinden Ali Bin Ahmet vefat edince, hanımı dört kızı ile geçimini sağlamak için Belih şehrinden Acemistanın semirkand şehrine göç eder. Şehire varınca kızlarını kışın şiddetinden,  yer bulana kadar mescide yerleştirir. ve şehrin bir sokağına açılır yer ve yiyecek bulmak için bakar, sokağın birinde bir topluluğa rastlar, bakar ki millet belde hocasının etrafına toplanmışlardır. Kadın cesaret ederek hocanın yanına yaklaşır ve "ben fakir bir aileyim dör yetim kızımla beldenin garipleriyiz". Hocanın cevabı "bana kanıt getir fakir olduğuna dair." Kadın der: "ben beldenin gariplerindenim, tanıdığım yok." deyince. Hoca ilgisini esirgedi. Kadıncağız bırakır ve çocuklarına dönerken bir dükanın önünde oturan ihtiyar bir mecusiye yaklaşır ve halini anlatır. Mecusi kişi hemen hanımına seslenerek der: "Bu hanımla  mescide git yetim kızlarını getir, barındıralım. Neticede getittirir ve barındırır. Mecusinin bu hayrı yerinde olduğunu ve hayır yapanın Allah yanındaki yerini yüce Allah beldenin müslüman hocasına rüyada gösterir. Hoca rüyasında kendisini cennette çok güzel bir cennet apartmanının yanında görür. Bakar ki apartmanın yanında RESÜLÜLLAHI görür. Müslüman Hoca der: "Ya Resulüllah bu apartman kimindir." S.A.V.: "Semirkand şehrinden dört yetim kızı anneleriyle barındıran filan mecusinindir." Müslüman Hoca bakar ki ikinci bir apartman daha yakınında görür der: "Bu apartmanda kimin Ya Resulüllah" S.A.V. cevabı: "Bir Müslüma-nındır." Müslüman Hoca der: "Bende müslümanım Hocayım bu apartman benim olsun." Resulüllah S.A.V. Hoca'ya der: Müslüman olduğuna dair kanıt getir. Nasıl olurda senin yanına Ehl-i Beyt seveni fakir dört yetim kızıyla sana gelip ben Aleviyim fakirim diyen bayana bana kanıt getir dersin ve ilgisiz kalırsın." Böyle rüyayı gören müslüman hoca hemen pişmanlıkla uyanarak mecusinin yanına gidip kapısını çalarak der: "Al şu bin dinarı ve senin yanında barındırmış olduğun fakir Aileyi ver, ben barındırayım. Mecusi der, hayır veremem-barındırdığım için bu gece rüyamda Allah bana cennette bir apartman sahibi olduğumu gösterdi. Resülüllah'ta sevabımın çok olduğunu söyledi. Bu sözleri duyan müslüman hoca yanlış işlediğini mecusiye anlattı, ve aynı rüyayı kendiside gördüğünü söyledi, o an mecusi der: "Allaha şükürler, beni sevaba nail ettirici hayır ve sadakaya ilham etti, ve ben bu andan itibaren (Eşhedü en leilaha illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resulüllah) diyerek müslüman olur. İşte Allah ve Ehl-i Beyt Sevgisi ile muhtaç kişilere yardım sadaka vermek çok sevap olduğunu unutmayalım. Ayırımcı, kinci, olmayalım. İslam alemi olarak kardeş olalım. Allahı razı etmiş oluruz.

Hz. Ali'nin Küfe Mimberi Üzerindeki Hutbesinden

Elkanduzinin  yenebiulmavedde eserinin 404'ün cü sayfasındaki tesbiti Hz. Ali'nin küfedeki mescidi kapısına, ilmin derinine vakıf olan bilginler ve zeki araştırmacı ilim Hekimleri toplanırlar ve Hz. Ali'ye derler.: "Her sırrın sırrına vakıfsın, her ilmin kaynağında temelsin, her temelin aslına asılsın bizlere, ilminin deryasından faydalatırmısın." Hz. Ali buyurur: "Ademin, Şisin, İdrisin, Nuh'un, İbrahim'in A.S. suhuflarını okudum. Ezberim-dedir. İlahi hikmetin ilim kaynağını ezberle-dim. Asıf bin berihayyenin, Bin,  Şemvilin, kitaplarını ezberledim. Elcemhirete kitabını bilirim, Allahın gizli Kur'anıyım. Ben Allahın gizlediği sırdır. Ben Allahın yaratmış olduğu bütün cinslerin şeklini, lisanlarını bilirim. ben Allahın ellevhil mahfuzu ve kalemin hakikatını bilirim. Ben her gizli sırrı ilmi ve rumuzu bilirim. Ben Elkameriyyeh veşşem siyeh, vel ebcediyyeh, harflerin gizli rumuzlarını bilirim. Benim aklıma ilahi güneşin marifet ışıkları doğdu." Aynı anda, hazır olan bilgin heyeti; Hz. Ali'nin ayaklarına kapanarak derler: "Bize bilincinin denizinden faydalandırır mısın" Hz. Ali buyurur. "Bismillahirrahmanirrahim yücelerin yücesi gök ve yerin hakimi, iyisi, sancağı, ziyneti ve nur'uyla göğü ve yeri aydın-latan, yeri seren, dağları kenetleyici sabitleş-tiren, yüce Allaha şükürler olsun. Peyğamberi Muhammed il Mustafaya salavat, bizleri has seceresinden ve mayasından Ehl-i Beyti olarak, yaratıp insanlara rahmet ve keramet Ehl-i olarak seçti. Ben ise her sırrın sırrıyım. Ben Nur secerenin aslıyım. Gök ve yerin yol göstericisi yim. Allaha zikir ve ibadet edenlerin asha-biyim. Cebrailin arkadaşıyım, mikailin seçtiyi Has kişiyim. Ben meleklerin başıyım, idarecisiyim. Ben göklerin durdurucusuyum. Ben göğün beşiğiyim. Ben ilahi levihlerin hafızıyım. Ben karanlığın aydınlatıcısıyım. Ben Elbeytil memuruyum. Ben Araf dağın adamlarıyım. Ben İbrahimul Halilin sırrıyım. Ben Musanın Asasıyım. Ben incilin iyliye siyim. Ben mahşerin imamıyım. Ben kevser nehrin sakisiyim. Ben cennetle cehennemi biri- birinden ayıranıyım. Ben dinin aslı ve büyüğüyüm. Ben Muhammedil Mustafanın varisiyim. Ben Kâfirleri kılıcımla yok edenim. Ben Eim meyi esna aşar imamların babasıyım ve dedesiyim. Ben hayber kalenin kapısını yerinden sökeniyim ve fatihiyim. Ben ilim şehrinin kapısıyım. Ben çözümü zor olan müşkülatın çözümcüsüyüm. Ben kurandaki (NUN) harfiyim. Ben sıratul Mustakim yoluyum. Ben kaf dağıyım. Ben Yunusun Hut balığı karnında iken sualiyim. Ben yerinden kıpranmayan Allahın dağıyım. Ben bilinmeyen ilmin anahtarıyım. Ben ruhların Nuruyum. Ben ruhların gılıfıyım. Ben RESÜLÜLLAHIN Halifesiyim. Ben Müşriklerin putlarını kırıp imha edeniyim. Ben Allahın ilk ezanıyım. Ben müminlerin ara bulucus suyum. Ben islamın sembolüyüm. Ben Peygamberlerin hazinesiyim, benim ilmimden hiç bir şey kayıp değildir." İşte hütbenin kısaltılmış şeklidir iman edene yeterlidir.

Düşünelim islam olduğumuzu Ehl-i Beyte sevgi ve bağlılığımızla kanıtlıya biliriz. Çünkü Hz. Ali'nin her sözü 70 anlam ile neticelenir. Hz. Ali'nin sevgisine hayran olan kişiler için yazdıklarım yeterlidir. Lakin açıklamada fayda daha netlenir. (Hz. Ali'nin ben ruhların Nur'u-yum ve ğılıfıyım) söyleyişi yanlış anlaşılmasın. Bütün insanların ruhları için değil sadece enbiyaların ruhlarını Nurla gılıflandırandır. Kafirlerin  ruhlarına nefislerine giremez. Bu açıklamanın kanıtı Hz. Muhammed (s.a.v.)din söyleyişinden ben ve Ali aynı Nur ve Ademin A.S. sülbünden bütün peyğamberler sülbünü teşrif ettik. Hadisiyle kanıtlanır. Çünkü Hz. Ali Hütbesindeki söyleyişi Kur'anda kanıtlıdır.

Yine söyleyişi (Nur secerenin aslıyım) anlamı Hasan ve Hüseyin'le 12 imamların Babaları Dedeleri ve Başı anlamındadır. Yine söyleyişi ben (Allahın dağıyım) anlamı ben Allahın öz Nurundan müteselsil bir Nur ve güçlü kuvvetim. Beni kimse yenemez yıkamaz bilincim her şeyi kapsamaktadır. Bu Hütbenin kanıtlarını eleştiren araştıran çok bilir. ( sıratalmustakim) yolunu da seçmiş olur. Yine söyleyişi ben (Cennetle cehennemi biri birinden ayıranım ) amacı beni bilen ve seven gerçek iman sahibidir cennete girer. Beni bilerek inkar eden cehenneme girer.  Elkanduzinin tesbitiyle Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurur. Ali'nin sevgisiyle cennete girersiniz. Ali'ye karşı kin ve nifakta bulunan cehenneme gider". Yine Elkanduzinin tesbitinde RESULÜLLAH S.A.V. "Hüzeyfetül yemeniye"buyurur, insanlar Ali ne için Ali ismiyle isimlendirildi bilseler İnkar etmezlerdi. Çünkü yüce Allah Adem'in ruhunu ce-sedine indirirken ( Meleikelere elestü birabbi-köm Kâlu bela)  sorduğunda cevapları (bela bela) sensin sensin Allahımız. Cevaplandırdıkları zaman yüce Allah meleikeleri uyarır. Ben Allahınızım Muhammed'te peyğamberiniz, Ali'de emirinizdir buyurduğu zaman, ismini tanıtmış oldu. Yine Elkanduzinin eserinde sayfa 240'ta Hadis Abdullah Bin Mesud'a dayalı RESÜLÜLLAH buyurur. Ehl-i Beytimin  sevgisi haricine, sevgilerini adayanlar, Kendilerine fayda etmez. Çünkü Allahın birliğini ve islam dinini tanıtan Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beytidir. Ayrıca Allahın himayesi altındadırlar ve insanlara rahmettirler. Düşünelim mezheb ve tarikat icad edenler şahsi menfaatları için her tarikat sahibi ayrı bir kural getirmiştir. İşte kendisinden sonra her ne geleceğini bilen Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurur;  Ümmetim benden sonra 73 firkaya bölünecektir. 72'si ceheneme biri cennete işte bu hadisin kanıtı Hz. Muhammed (s.a.v.)'dten sonra islamiyette 17 mezhep ve 263 tarikat oldu. Milleti birbirinden ayırdılar, aralarına kin ve nifak  soktular. Hz. Ali'nin sevgisi haricinde, çok muhtelif şahsiyetler ileri sürülerek sevildiler.

Düşünelim sevilecek kişinin mucizesi kerameti olmayınca sevilemez. Mantıklı düşünelim Hz. Ali'nin dünyaya teşrifi tek olarak Allahın insanlar alemine sunduğu ve yönüne yönelmeyi emir ettiği kâbede dünyayı teşrif etmiştir. İşte yüce Allah Kur'anda Hz. Ali'yi vasıflandırmıştır. Çünkü Hz. Ali'nin faziletleri çoktur, yazmakla bitmez. Vasıfla idrak edilemez. (Haccı Mirza Abdüresul) Sahifetülebrar eserindeki tesbiti, İbrahim Bin Haşimin Basairal Derecet adlı eserden alınma, Ebi Abdullaha dayalı der. Resulüllah S.A.V. buyurur; yüce Allah beni (Mescidi Haramdan Mescidi Aksaya)  bir gece anında yüce katına nakil ettiyinde Nur Kılıfından bana seslenerek Ya Muhammed (Ali evvel, Ali Ahir, Ali Batin, Ali Zahir, Ali her şeye ve bilince vakıftır. söyledi) Hz. Muhammed (s.a.v.) yüce Allaha hitabı Ya Allah bu vasıf senindir." Allah cc. Hz. Muhammed (s.a.v.)'de buyurur; "Ya Muhammed bu vasf Ali'nindir. Benim vasfım ise (Ben Allahul hayül kayyûm) yalınızım benden başka Tanrı yoktur. Ben (Elmelikül, Küddüsüs, selemül, muminul, maheyminul, AZİZUL, Cabbarul, Mutekebbiru. Ben ilkim, ilkim yoktur. Ben sonum. sonum yoktur. Ben zahirim üzerimde bir şey yoktur. Ben batinim beni gizliyenim yoktur. Ben her şeyin bilincine vakıfım öğretenim yoktur. Ben her sıfatı suratlandıranım. Esmeulhüsne benimdir. gök ve yer benimdir) Ya Muhammed sana Ali için (evvel dedim) Ali on iki imamların başı ve ilk Akdi Ali ile ettim. Çünkü Ali yer yüzünde her ne varsa BABASI'dır. (Ali zahir) anlamı benim bütün yarattıklarımı bilen ve luğatlarına vakıf olandır. (Ali Batin) anlamı sana vermiş olduğum sırlardan ziyada Ali'ye daha başka sırlar verdim. (Bikülli Şey in Alim) anlamı Ali benim her açık ve gizli sırlarımı bilir. Kanıt (HADİD S.A.3 Huval evvelu, velehiru, velbatınu, vazzahır. Vehuva bikülli şeyin alim.) Huva kelimesi fiil zamirdir. Hazır olan şahısa işarettir.

Yine Hacı Mirzanin sahifetül Abrar eserinde sayfa 87 de Tesbiti Allah c.c. iman edenlere ayette buyurur; "Ben size zikir ve Resül indirdim sizlere ayetlerimi okuyup tanıtmak için" Hacı Mırzanın tesbitinde ayetin inişinden sonra Hz. Ali Selmenul farisiye ve hazır olan islamın müminlerine buyurur; Allah bana insanların ölüm saatinin bilincini, nefislerin hayır veya şer yaptıklarının bilincini, ne tür ceza ile cezalanacaklarını, ve yer yüzünde ne kadar mahluklar varsa lüğatlarının anlamını bilirim. Ayrıca Kur'anın muhkemle müteşebih ayetlerini ve  nasihle mensuhunu bilirim.

Dünyanın ilk iptidasından en son bakiyesine kadar, neler gelmiş geçmiş neler gelip geçecek hepsini bilirim. Çünkü Muhammed S.A.V. benim sevgimi velayetimi insanlara şart koştu ve beni islam alemine Hüccet kıldı. Ben Allahın insanlara hüccetiyim. Muhammed'te S.A.V. Resülüdür. Alla-hın bana tanıdığı ve verdiği yücelik bilincini ve makamını hiç bir peyğambere vermemiştir. Ben evveliyatın ve Ahiriyetin kıyamet gününe kadar olup bitenine vakıfım." Yine buyurur. Yeselman ve Yecendep cevapaları ise buyur (ye emirel müminin) buyurur. Ben Nuh'un gemisiyim. Ben,  Yunus Peyğamberi Hut balığı karnında koruyanım. Ben Musaya denizi yaran (Asayım) anlamı deyneğiyim. Ben İbrahimi Nemrüzün ateşinden koruyanım. Ben Musa'nın hızırıyım ve denizde ilim müsemeresi edenim. Ben Süleyman peyğamberin öğretmeniyim. Ben zulkarneynim ben Allahın küdretinden ve öz Nurundan bir parçayım. (Yeselman ve yecendeb)  (RAHMAN S.A.19 Allah cc. yüce kudret sahibi olduğunu kanıtlamak için denizlerin tatlı su ile tuzlu su birbirine karışmaz. Diyer anlamı ise Hz. Ali söyleyişi ben ve Muhammed Allahın öz Nurundan iki cisim birer denizdir. Görünümler ayrıdır. Hz. Ali yine buyurur; "Biz ölmeyiz ve zulmün tesiri altında kalmayız, biz katledilemeyiz." düşünelim bu söyleyişin kanıtına gerçek Allahın öz Nur'undan olan cidden ölmez,  gözümüze ayna görünümü şekliyle bizlere örnek,  İnkarcılara ise Hüccet olsun diye bir görünümdür.

Yine mantıklı düşünelim ve Ehl-i Beyt nesnesini tanıtan Ayet ve kaynaklardan delilimiz; İdris Peyğamberin A.S. yerde mezarı yok Hz. Musa'nın ve İsa'nın ve Hz. Hızır'ın ve Hz. Ali'nin ve Eshabil Kehfin ve Hz. Mehilinin İnsanlar arasında benzerlik uyumu sağladılar fakat, mezarları olmayınca delil bir ayna görünümüdür,  münezzehlik kanıtıdır. Örneğin Ashabul Kehif 309 sene yemeksiz yatıp kalkmaları, Hızkil Peyğamberin 100 sene yatması sonra tekrar diril mesi, Yunus Peygamber 40 gün balığın karnında denizin dibinde yaşaması bu örnekleri düşünelim ve Peyğamberleri yemekten içmekten evlenmekten tenzih edelim. Yine Örnek Hz. Ali'nin tarihe mal olmuş (Dünya değiştirmesi safvan isimli bedevi devecinin Hz. Ali'yi alıp gittikten sonra Hz. Hasan'la Hüseyin'ler ve islamın kalabalıklı toplumu, bedevi ardından Hz. Ali'nin cesedini almaya gittiklerinde yanına vardıklarında bakarlar ki devenin önünde ve arkasında, sağında ve solunda,  tabutun içinde yatan Ali olduğunu görürler. Düşünelim deveci, cesedi aldığında bir kişi idi, Toplumun gözüne beş görüldü. Dikkat;  ölmeyiz zulüm edilemeyiz, ölüm ve kasit tesiri oltında kalamayız, münezzehliyinin tam ispatıdır Hz. Muhammed (s.a.v.)dle diğer, Peyğamberler yerde bizler gibi gömüldüklerinin anlamı, bir ayna görünümü bizlere cenaze nasıl yıkanır, nasıl namazı kılınır, ve mezara nasıl indirilir görünümünün  örnekliğinini tanıtmak içindir. Çünkü Peyğam-berler Allahın öz Nur'undan müteselsildirler. Ayrıca kendilerine Allahtan vahi inerdi. işte insanların üstündeki farkları budur. Çünkü insana vahi inmez. Mucize göstermez. Yine mantıklı düşünelim Peyğamberler veya Ehl-i Beyt bizim gibi Nefis Tesiri altında olduklarına kanaat edersek ve dünya musibetlerinden arınmamış olduklarına inanırsak şefaat dilemeye hakkımız olamazdı.

Çünkü, Ehl-i Beyt Allahın Öz Nur'undan müte-selsil ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'din mayasındandır. islam dinin,  kuranın sahipleridir. İnsanları cehlin zulmünden imanın ışığına sevk edenlerdir. Evliliği, yemeği içmeyi ve hastalıklara maruz kalmak gibi görünümde bulundularsa bize örneklik ve öğretim için gösterdiler. Dikkat edelim, yahudiler Hz. İsa A.S.’yı çarmıha astıklarına inanırlar lakin yüce Allah yalanlatıyor. Nisa S.A. 157 (vema kateluhu vema salabuhu velekin şu bbihe lehom) Allah cc. buyurur; İsa'yı ne öldürdüler nede astılar lâkin benzerini çarmıha astılar işte kanıtlardan biri gözle asıldığı görüldüysede gerçekte değildir. İdris Peyğamber A.S. canlı sıfatıyla göklere Allah tarafından yüceltildi. Yunus Peyğamber ise insanların yaşam kuralına uymayan bir yaşam örneğini, Hut balığının karnında, denizin içinde,  dünya Havasından yemeğinden mahrum 40 gün müddetle yaşamıştır. Mantıklı düşünelim,  Yunusun dünyadaki görülen insan sıfatı bizim gerçeğimiz gibi olsaydı, böyle yaşamı yaşıyamazdı, çünkü insanlar yaşamlarının aksisini yaşıyamazlar.

İşte Yunus A.S. yaşadığına göre, gösterdiği yaşam bize bir ayna görünümü yansıtmaktadır. Yakub Peyğamberin bize örneği evlat acısı nasıl olur ve sabır örneği nasıldır. Ayrıca gözlerinin görünüm yokluğunu Yusufun gömleğini yüzüne örtmeyle görüntüsünün tekrar oluşu bize körlükten münezzhliğini kanıtlamaktadır.

Yine örnek Ashabul Kehif insan vasfı ve yaşamı ile görünümlerini tevrat anlatıyor. Düşünelim bizim gibi olsalardı 309 sene yemek ve içmekten arınamazlardı bir daha uyanıp Tarsus şerine inip mucize yaşamlarını kanıtlamazlardı. İnanalım Peyğamber ve Ehl-i Beyt görünümü cidden bir ayna olduğuna inanalım. Örneğin azı yeterlidir. Yine, Hz. Ali'nin yüceliğini kanıtlıyan, Haccı Mirza Sahifetül Abrar eserinin 95inci sayfa  53'üncü babta, İbrahim Elküfiden, Cefer Bin Muhammed'ten, Hadis ebezzeril gaffariya dayalı; der; Birgün Resulüllah Ummu Şelminin evinde iken yanında buludum. Resülüllah bana hadis verirken baktım, Hz. Alinin Resulüllahın yanına girdiğini gördüm. Aynı anda Hz. Muhammed (s.a.v.) Hz. Ali'nin geçtiğini görünce, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in yüzü Nur ve sevinçle gülümsiyerek ayağa kalkıp Hz. Ali'yi kucağına alarak sıkı şekilde sarar ve Hz. Ali'yi alnından öper ve der: "Ya Ebezzer yanıma geçen Ali'yi hakiki bilirmisin?" Ebezzer der: "Ya Resülüllah, senin amca oğlun, enişten, vasiyin, halifen ve Hasan'la Hüseyin'in babalarıdır".             

RESÜLÜLLAH (s.a.v.) buyurur. Ya Ebezzer Ali ilim irfan medreselerinin imamı,  Allahın uzun kolu,  büyük kapısı, her kim Allaha varmak istiyorsa Ali'nin sevgisinden ve Ali'ye bağlılığının kapı-sından girsin. Ali Allahın Adil Terazisidir. Ali Allahın zafer kapısıdır. Ali Allahın hüccetidir ve Halifesidir. Ali Allahın kelimesidir ve benim evliya-larımın imamıdır ve itaat edenlerimin nurudur. Ali (İrvatul vuska), Ali hudanın sancağıdır. Her kim Ali'yi severse mümindir ve tekva sahibidir." Ya Ebezzer bilki Ali'yi sevmiyen kafirdir. Velayetini terk eden haktan şaşmış ve sapmıştır. Ali'nin hakkını gasb eden müşriktik, kıyamet günü kör ve sağır gelecektir.

Bu dünyada Ali'yi bilip, hakkını inkar ettiği gibidir. Ali'yi inkar edenlerin boyunlarına  cehen-nemde ateşten giysi giydireceklerdir.  (cehennemin eçdarhaları üzerlerine saldırıp her ısırmada etlerini kemiklerinden dökecektir. Yine Allah diriltecek ki; cehennem cezasıyla tekrarlı cezalandırmak içindir. İşte Hz. Muhammed (s.a.v.)din söz ve nasihatlarına dikkat edersek Allah ve RESÜLÜNÜ razı etmiş oluruz. Yine Hacı Mirza sahifetül abrar eresinin 109. sayfasında, 73'üncü babta, hadis Said Bin Abdullah Ahmet Bin İsa Bin Umeyraya dayalı der; RESÜLÜLLAH'tan sordum? Allahtan inmiş KASAS S.A. 88 (KüllÜ şey in helikôn illa vechehü) (her şey ölüme yıpranmaya mahkum illa Allahın yüzü baki kalacaktır.) RESULÜLLAH S.A.V. buyurur. "Ali, Allahın dini yüzü, gözü ve insanlar arasında konuşan lisanı ve islam alemine uzanan elidir. Çünkü Ben ve Ali Allahın görülen yüzü ve kolları, insanlar arasında timsaliyiz. Biz Allahın islam aleminde, aranan baş kulları ve hak taraftarlarıyız. Bizimle Allah bilindi ve bizim sevgimizle cennete girilir. Yine Haccı Mirza eserinin 113 sayfasındaki 115 Hadisinin 91'inci bölümünde Hadis Amir oğlu Abdullahtan Muhammed Bin Elfadıldan Bin Abbasa dayalı RESÜLÜLLAH S.A.V. buyurur. Ali imanın hepsidir.  Ali'ye küfür eden,  imana küfür etmiştir.

Kanıt MAİDE  S.A.5 vemen yekför biliymeni fekad habita amlehu ve huvva fil ahireti minelhasirin) Her kim imana karşı küfür ederse Ameli boşa gider. Ahirette hüsrana uğrar. Yine ayetin getirdiği kanıt Elkandüzinin tesbitinden AHZEB ve HENDEK savaşında Hz. Ali Amru Bin Viddinin savaşına indiğinde (RESÜLÜLLAH buyurur. İmanın hepsi küfürün hepsine indi) anlaşılan Ali imandır ve imanın kendisidir. ayetin kanıtı ise gerçek olarak Ali'ye karşı kin, inkar, küfür düşünenin Ameli boş ve hüsrandır.

Yine aynı eserin 113 sayifesinin 105'inci Had-isinde Furkan S.A.55 (vekenel kefiru Ala   Rabbihi Zahira) (kafir Allahın yaptıklarına vakıftır.) Ayetin kanıtı, yüce Allahın cc. vahi emri RESULÜNE Ham vadisinde Hz. Alinin velayetini tanıt söylediğinde, Hz. Muhammed (s.a.v.)d 120 bin haccı adayı önünde Hz. Ali'nin velayetini tanıttığında inkar eden kafir hazırdı, ve gördü. (ZAHİRA) sözcüğ tek kişiyi kasit eder.

Yine Haccı Mirzanın tesbiti (ZERİYET S. A. 8-9) (İnneköm lefi kavlin muhtelif) ayetteki hitap islam alemi Hz. Ali ve velayeti hakkında çok ihtilafta olduklarını kanıtlamaktadır.

Ayetin (İnneköm) sözcüğü çoğula hitap, çeşitli sözlerle ihtilaftasınız. İşte ihtilafın kanıtı, Hz. Muhammed (s.a.v.)d dünyasını değiştirince islamiyeti muhtelif mezhep ve tarikatlarla böldüler. Yine Haccı Mirzanın 113'üncü sayfada tesbiti.

Ayet, (Yüfekü anhu men ufike) Hz. Ali'nin sevgisinden ve velayetinden sapan ayrılan çok oldu. Ayetin (Anhu) sözcüğü (ANKE) olsaydı Hz. Muhammed (s.a.v.)di kasd ederdi. Lakin (ANHU) yazılışı fiil zamirdir karşıda hazır mevcud Hz. Ali içindir.

Hz. Ali tek anlamlı şahıstır, yolundan ayrılan ayrılsın Allahı ve Hz. Ali'yi yarğılıyamaz Allah cc. Hz. Muhammed (s.a.v.)de S.A. ( veinneke le tehdi ile siratım mustekim) Allah cc. RESULÜNE buyurur. "Sen  peyğamberliğinle Ali'ye biatın insanları hakkın doğru yoluna sevk etmiş olmuşsun. " Yine Allah cc. Hz. Muhammed (s.a.v.)de kentleşme emri Zuhruf S.A. 43 (festemsek billezi uhiye ileyke inneke Ala sıratım mustekim) Allah cc. Resulüne buyurur; "Sana emir ettiğime kenetlen, sen hakkın dim dik suratulmustakim yolundasın" Ayetin Hz. Ali hakkındaki delil kanıtı  (festem sek billezi uhiye ileyke) sana dediğimi bil ve tut. Ali ile kenetlen. Elbersi meşarık envarulyakin eserinde tesbiti; Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurur; Ali (elirvatul vuskadır) kanıtı (BAKARA) S.A. 256’da Hz. Muhammed (s.a.v.). buyurur; "İslam dini hak dinidir." "Ali ile dinim var oldu kanıtı (Kad Tebeyyener rüşdü) sözcüyünde Hz. Muhammed'le Hz. Ali'nin var oluşlarıyla Allah’ın hak sıratulmustakim yolu bilindi. Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Hz. Ali zatlarına iman edenler, cehlin zifiri karanlığından islamın iman nuruna irşad oldular. (minel ğay) sözcüğündeki anlam, haktan şaşmış saptırıcılardan insanları geri hak yoluna getirdiler.  (femen yekfor bittağut) hakkı bilen ve Hz. Muhammed (s.a.v.)din irşad ettiği sıratulmustakim Hz. Ali'nin velayetine kabullenen doğru yolu seçmiş olur. Hz. Muhammed (s.a.v.)'dle Hz. Ali'nin irşadlarını. inkar edenler haktan uzaklaşmış olur. Çünkü Allah cc. RESÜLÜNE ve Ehl-i Beytine karşı gelenlerin isimlerini (TAĞUT) sözcüğü ile isimlendiriyor. Anlamı hakka karşı kafirdirler. İşte hakkı bilmek ve Cennete girmek isteyenin tek yolu Ehl-i Beyt (İrvatül vuska)ya kenetlenmekle hak bilinir. Çünkü Hz. Ali hakla beraberdir ( lemfisamalehe) anlamı Hz. Ali haktan ayrılmayan yüce kudretin ve Nur'un bir parçasıdır. (vallahu semion Alim) anlamı Allah her şeyi duyan bilen işitendir.

Yine Abdul mecid Muhtatifil ezher eserinin 79'uncu sayfasındaki sünni kitablardan alınma,  Ömer bin Elhattabın Halifeliği esnalarında Hz. Muhammed (s.a.v.)din mescidinde islam cemaatı ile otururken Araplardan iki Bedevi gelir ve derler: " Ey Ömer  Bin elhattab aramızı bul ve çöz" Ömer bilincinin yettiği şekilde çözer haksızı haklı edince. Hakkı kayıp olan kişi Ömere der: "Bana zulüm ettin." o zaman Ömer hazırda Hz. Ali'ye " Ya Ali Aralarını bul deyince" Bedevi Ömer'e der: "Sen varken bummu aramızı bulacak." Ömer Bedeviye der: "Allahtan kork bu Ali'dir. Her mümin ve müminatın velisidir." Ali'yi bilmiyen ve velayetini kabul etmeyen mümin değildir. işte Ömer böylesini bildiği halde Ali'yi unutmuş olarak halifelik hakkını gasp etmiştir.

Hz. Ali'yi seb eden imamın akibeti) Muhammed Celal Ahbaruzzemen adlı eserinin, birinci cildin 670'inci sayfasında, Muhammed Bin Umeyir Elvakdi, Sakib Elmenakib eserinden alınma. Hadis Abbasilerin üçüncü halifesi Haruni Reşidin devrinde Muhammed Bin Umeyir'e Elvakdi der: "Günün birinde Haruni Reşid’in meclisinde 70 kişi meclis ve din görevlileri vardı. Haruni Reşid Muhammed eşşefiiye ve Muhammed Bin El Hasanla Ebu Yusuf'a der: Ey bilginler bilginizde Hz. Ali'nin faziletlerinden kaç hadis vardır." Eşşafii der: "beş yüzün üstünde" ve Muhammed Bin El Hasan der: "Bin hadisin üstünde bilirim" Ebu Yusuf ise der: "Onbeş bin hadis müsbetli ve on beş bin hadis." Hz. Muhammed (s.a.v.) kanıtlı. Elvakdi der: "sıra bana gelince Haruni Reşid "Ya Muhammed Bin Umayrata Elvakdi sende Hz. Ali'nin faziletlerinden kaç hadis bilirsin?" Dedim: "Bende Ebu Yusuf'un bildiği gbi bilirim" Haruni Reşid der: "Hepiniz benim bildiğimi ve gözümle gördüğümü ve kulağımla duyduğumu bilemezsiniz ve ben gördüğümden korkarak Allaha tövbe ettim" Mecliste hazır olanların tümü derler: Bize söyler misin?" Haruni Reşid der: "Şama Yusuf Bin elhaccacı Vali tayin ettim ve Adil davranmasını emir ettim. Lâkin şamdaki imam hatib her gün Hz. Ali'yi bin kere seb ederdi, cuma günü ise dört bin kere seb ederdi. İmamın sebbinden tedirgin olan Ali taraftarları imamı Valiye şikayet ederler. Vali ikaz eder kabul etmez. Vali bana bildirir, bende yanıma gönderilmesini emirettim. İmam yanıma gelince ikaz ettim ve ceza ile tehdid ettim, kabul etmedi ve bana. Ali Eba ve ecdadımı öldürdü, diye seb ediyorum. Celladı çağırdım yüz cop vurmayı emir ettim ve nezarete attırdım ve imamın Hz. Ali'ye sebbinden üzülerek düşünceye daldım. Rüyamda  gök kapılarının açıldığını gördüm ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’le Hz. Ali ile Hasan ve Hüseyin'le Cebraili A.S.'ı gördüm, yanıma indiler Hz. Muhammed (s.a.v.) Cebrail’e der: elindeki Cennet şarabından dolu bardağı bana ver." Hz. Muhammed (s.a.v.) bardağı alınca der: Ey Ali'nin şiatı yanıma gelin baktım ki benim personelimden 40 kişi etrafına toplandılar. Hz. Muhammed (s.a.v.) kırkına bardağın içindeki şarabı içirdi, bende seyir ediyorum sonra bana dönerek hani dımışıklı, Ali'yi sebebsiz seb eden imam. Baktım nezaretin kapısı açıldı ve Ali'ye seb eden imam Resülüllahın önüne gelince Hz. Ali der: Ya Resülüllah beni seb eden budur. Baktım Resülüllah S.A.V. buyurur. Rabbim Ali'yi seb edenin cezasını ver. Baktım ki imam insan sıfatından köpek sıfatına dönüştü ve Hz. Muhammed (s.a.v.)d'le Hz. Ali ile Hasan Hüseyin ve Cebrail Semaya yücelip çıktılar. Ben ise uyandım ve Nezarete gidip rüyamın neticesini öğrenmek için baktım, imam köpek olmuştur. Dedim cezanı buldun... Sonra gökten bir şimşek kıvılcımı imamın üzerine düşüp yaktı. İşte Hadisin anlamındaki yanıt. Hz. Ali'yi sevmiyen ve Aleyhinde küfür, inkar düşünen mutlak cezalanacaktır. Çünkü Hz. Ali'nin sevgisi velayeti Hz. Ali'ye bağlı olmak ve kenetlenmek Hak ve Şarttır."

Yine Ehl-i Beytin sadık yazarı Selim Bin Kayıs Elheleli ESSEKİFE adlı eserinde; Selmanul Farisi, Elmikdad, ve Ebezzer, Resulullah'tan duydukları. Allah’ın yanında geçerli imam. Kur'an-ı Kerim’de belirlenmiştir. (Yasin S.A12. vekülle şey in Ahsaynahu fi imemim mubin) S.A.V. buyurur; biliniz Elimemul mubin yalnız Ali'dir. Ali imamların imamıdır. Cenazemi yıkayacaktır. İlk namazımı kılacak kişi ve mezarıma indirecek ve telkinimi yapacak İmam-u Ali'dir. Ali’den başka imam edinen imamı yok ve Ali'yi imam kabul etmieyenin ölümü imamsız cahiliye dönük ölmüştür. Ali'nin sevgisi haricinde imam edinip sevenler şefaatimden mahrum ölmüştür. Çünkü benden sonra Ali'nin zürriyetinden 12 Halifem imam olarak ve Ehl-i Beyti'min devamı geleceklerdir, Ali Başlarıdır.

İşte İslam dinin müritleri ve Allah’ın affına sığınmak isteyen Ehl-i Tuka ve Takva sahipleri Ehl-i Beyt'ten şaşmayalım, sapmayalım. Cennete girmiş oluruz ve Cehennemin şerrinden korunmuş oluruz. Tarikat ve mezheplere bölünmeyelim, İslam alemi hepimiz kardeşiz, biriz ve beraberiz. Hz. Muhammed’e (s.a.v.) şehadet kelimesi ile kenetlenmemiz bizi yekpare kardeşliğe sevk eder.

Hz. Ali, Oğlu Hasana Vasiyeti

Salim Bin Kayıs Elheleli Essekife eserinde Hz. Ali'nin dilinden duydukları; Kayıs der: "Hz. Ali dünyasını değiştireceği anlarda yanında hazırdım. Oğlu Hasanı ve Hüseyini ve Ehl-i Beyti'nin büyüklerini çağırdı ve cümlesine şahid olun" dedikten sonra buyurur; Resulullah bana dedi senden sonra Ehl-i Beyt’in büyüğü oğlun Hasan’dır. Resulullah’ın emri; Ya Hasan Al sana şu silahımı kitabımı. benden sonra sana teslim. Sende, senden sonra kardeşin Hüseyine teslim, oğlum Hüseyin sende oğlun Ali'ye teslim, oğlun Ali Zeynel Abidin oğlu Muhamedil Bakıra Teslim. Ya Hasan deden Resulullah’ın emanetini benden sonra silsile ile torunlarımız on iki imama intikal ettirin. Şimdilik  ya Hasan benden sonra söz hakkı senindir dinle ve diyeceklerimi yaz.

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Ben Ali, Bin Ebu Talibin oğluyum, ikrarım: Eşhedü en leileha illallah vahdahu leşerike lehu ve enne Muhammeden Abdehu veresülehü.

Allah tektir ortağı yoktur, Muhammed Resulü ve Peyğamberidir. İkrarımın kanıtı

 ENAM S.A. 162 Kul İnne Salatı venüsüki vemah ye ye ve memeti lillehi rabbil alemin leşerike lehu ve bizelike umirtu veene evvelul müslimin.

Namazım, bağlılığım, ölümüm, ihya oluşum, yüce Allah’a aittir. Oğlum Hasan sana ve Ehl-i Beytime bu vasiyeti okuyan tüm seven halkıma iletin. Vasiyetim; Allah’ın takvası ile yaşayın ve ölmeden önce her mekruhtan arının. Allah’ın kopmaz ipi deden Muhammedil Mustafanın tanıtmış olduğu benim velayetimden ayrılmayın. islam alemini birliğe beraberliğe gayret ettiriniz ve islam alemi biliniz ki Amcam oğlu Muhammedil Mustafa dinine muhtelif kabile ve aşiretlerden şehadet kelimesi ile kardeş oldunuz ve Allahın nimeti olan islam dinin rehberi Muhammedil Mustafa'nın ümmetinden olunuz.

Ya Hasan RESÜLÜLLAHI duydum diyor insan beynini zekalandırıp hakkı bilirse, bir senenin namazından ve orucundan makbuldur. Açık anlamı, insan daima hakkı ve hakkın rehperleri Ehl-i Beyt’i bilelim, bilmeyen ve sevmiyen namazı ve orucu fayda etmez. Aynı bir kör adamın yolda yürüyüşüne benzer, nereye gittiğini bilmez. Oğlum Hasan islam müminlerini bu vasiyetimle uyar. İslamiyette kin, nifak, fitne, ayrım, zulüm, dine ve Ehl-i Beyt’e karşı olmasınlar. Çünkü Allah'tan uzaklaştırıcı şeylerdir. İslam alemi bu tür davranışlardan uzak kalsınlar ve Allaha teveküllü olsunlar. Mümin kardeşleriyle uzlaşıp beraberli olsunlar. Mahşer günü Hisabları kolaylaşır. Yetimleri ayırmasınlar, zulüm etmesinler, haklarını gasp etmesinler toplumlarda küçük  düşürmesinler. Duydum RESÜLÜLLAHI diyor yetime yardım eden cennete girer, yetimin malını yiyen Cehenneme girer.

Kur'an’ı kerimi ihmal etmesinler, telavetini de-vam etsinler. Kur'an yüce Allah’ın sözleridir. Adil Anayasasıdır. gök ve imanın temelidir. Helalınızı haramınızı, dininizi, geçmişinizi, anınızı, geleceğinizi hep Kur'an’dan kanıtlarsınız. Kur'an, hakka yakınlaştıran, batıldan uzaklaştıran, ilahi vesiledir. İslam alemine hakkın sıratulmustakim yolunu belirleyen Allah’ın kutsal kitabıdır. Yüce Allah, Resulüne vahi ile emir ettiği namazı ihmal etmeyin. Namaz Allah’ın kullarına hüccettir. Allah’la kul arasında vesiledir. Kul kulluğunu Yüce Allah'a ibadetle ifa ede bilir. Namaz, Allah’ın Yüceliğini Azametini tanıtan, tekrarsız günah işleyenlerin günahını af ettiren kulluk görevini belirleyendir. Oruç ise hak ve şarttır, oruç Cennetin kapı anahtarıdır. Ateşten koruyucudur ramazan hürmetinde fakir yetim muhtaç kişilere yardımda bulunmak Allah ve Resülünü razı etmek demektir. Allah’ın rızası ve Ehl-i Beyt sevgisine verilen sadaka veya nafaka cehennemin ateşini söndürür. Tekrar diyorum. Namaz Allah’ın dim dik hak direği ve amellerin afdalıdır ve dünyanın hayır amellerinde, haccında, orucunda, günah işleminin affında Allah’ın emir ettiği hak ve şart vecibesidir. Vallah vallah RESÜLÜLLAH vasiyette bulundu. Ehl-i Beytimi savunanlar sevgilerine Nazamlarını Haclarını, Zekatlarını verenler benim şefaatıma nail olanlardır. Oğlum Allah İslam Dininde hak cihadını edenlerden kabullenir. Ehl-i Beytime zulüm ve kin düzenleyen ve Ehl-i Beytime karşı bidat fetva icad ve islam alemini Ehl-i Beytimden uzaklaştıran Allah’ın yanında cezalanacaklardır. Oğlum, islam dininde kadın hakları gasp edilmesin, ve zulme uğratılmasın. Hayat eşitliğini islam alemi olarak unutmayınız. Kazancınızı nefsinize, özel aile efradını mahrum ederek harcamayınız,

Çocuklarınızın kızla erkek arasında haksızlık yapmayınız, edenler hüsrana uğrayacaklardır. Oğlum, Allah’ın ve Resulün emri islam alemini daima birliğe, beraberliğe, sevgi eşitliğine daima teşvik ediniz ve Allah’tan korkmayı daima göz ve beyninizden çıkarmayınız. Çünkü Yüce Allah’tan yalınız Ehl-i Takva, Ehl-i iman, Ehl-i din ve vicdan sahipleri korkar. Oğlum, Allah’tan korkmak Cennete girmeyi nasip ettiren şeydir. Oğlum, islam alemini, hakla alış verişlerini, ölçü ve dartılarını yapsınlar ki Allah c.c. ( RAHMAN S.A. 9) da emrini ve itaatını kanıtlamıştır. (ve ekiymul vezne bil kıstı vele tahsıral mizen) "ölçü ve tartınızı hakla yapınız. eksiltmeyiniz. Yeryüzündeki insanların ekseriyeti haktan sapmış şahsi menfaatleri yüzünden haksız davranıyorlar, hakkı inkar ediyorlar bir birlerinin hakkını istismar ediyorlar. Haklarında (FATİR S.A. 45 velev yuvahizun nese bime kesebu metereke Ala zahriha min debbeh)  Allah c.c. yeryüzündeki insanları yaptıklarıyla cezalandıracak olsa yeryüzünde kimseyi bırakmazdı. Oğlum, insanların ekseriyeti yüce Allah’ın birliğine inançlarını ihlal ettiler ve edeceklerdir. Oğlum, islam alemini benden sonra uyar, hatalı olduklarını, Allah’ın birliğine şirk ediyorlar ikaz et. Oğlum, deden RESÜLÜLLAH buyurdu; "Ümmetim benden sonra 73 fırkaya bölünecektir. 72'si Cehenneme biri Cennete" İşte oğlum Cennete girecek fırka deden RESULÜLLAH’IN gerçek izini ve benim velilik ve halifelik ve vasilik velayetimi kabul edenler ve Ehl-i Beyt’i gerçek sevenler zulüm ve suikastte bulunmayanlardır. Dedenin S.A.V. şefaatına nail olanlardır.

Oğlum, islam alemini uyar her namaz kılan ve Hacca giden ve hayırla sadaka yapanın gönlünde deden RESULULLAH’IN tanıtmış olduğu; benim velayetimle Ehl-i Beyt’in sevgisi olmasa hepsi hüsrandır. Mümin olamazlar. Haklarında (Yusuf S.A. 103) (vema ekserun nesi velev harasta bimuminin) Allah c.c. Hz. Muhammed (s.a.v.)'de örnek veriyor. Hileli inanç davrananların hakkında inanç sahibi olamazlar. İşte oğlum Ehl-i Beyt’in müminlerini ve sevenlerini uyar, iki yüzlü konuşan ve davra-nanlara aldanmasınlar Allah haklarında (Tevbe S.A. 8'de yardunaköm biefvehihim vetebi kulubuhom ve ekseruhom fasikun) Allah c.c. iki yüzlü konuşanlar için Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurur; (yardunaköm) sözcüğündeki anlam Hz. Muhammed’le (s.a.v.) Hz. Ali ile Ehl-i Beyt’i kapsar. Sizi dilleriyle kandırıyorlar kalplerinde başka sevgi vardır. Size iman ettik diyenlerin ekseriyeti fasiktir, Munafıktır. Oğlum daima haklı davrananla, haklı olunuz, hakla beraberleşirsiniz. çünkü Ehl-i Beyt hakkın devamıyız biliniz, unutmayınız Allah’ın selamı iman ederlere olsun.

Hz. Ali'den nasihat ve ünlü sözler

Muhammed Abdo Hz. Ali'nin ilim, bilim, felsefe, fen nasihat ve ünlü sözleriyle ilgili Nehcul Belağa eserinin dördüncü cüzüsünden Tesbitim Hz. Ali'nin Adil olduğunu ve düşmanına karşı af davranışlı, Halifeliği esnalarında tayin ettiği, valilere göndermiş olduğu nasihat ve vasiyet emirlerinden belirli özetlemeler.

Hz. Ali'nin Mukal Bin Kays erreyahiyi şama 3000 Askerle gönderdiği zaman vasiyeti; Allah’tan kork, gün gelecek Allah'ın divanında duracağını ve Allah'tan başka seni af edecek yoktur. Kimseye zulüm etme kendiler savaşı başlatmazlarsa savaşma. Böyle vasiyet Hz. Ali'nin zalim olmadığını kanıtlamaktadır.

Hz. Alinin Basra Valiliğine tayin ettiği Abdullah Bin ABBAS'a vasiyeti ve emri: "Ey Abdullah Bin ABBAS bilki Basra şeytanın merkezi ve fitnenin kaynağıdır. Basra sakinleriyle iyi geçin,  kimseye zulüm etme af sahibi ol, vukuatlarını adil şekilde çöz. Kendilerine güvence sağla, zalim olma. Ehl-i Beyt iyimserliğiyle davran. İslam alemi kardeştir,  Dikkat edelim. Hz. Ali ne kadar iyimserdir. Basranın kötü halkına iyimser ve ayırımsız davranılması için vasiyette bulunmuştur. Yine Hz. Aliyi, Muaviye emri ile Abdurrahman Bin mülceme vurdurunca Hz. Ali dünyasını değiştirmeden önce, Hasan'la Hüseyine vasiyeti, Oğlum daima Allah'tan korkun ve dünyada ğururlanmayın. Kimsenin hakkını istismar etmeyin. Bu Dünya fanidir, kimseye baki kalmaz. Zulüm gasp. haksızlık, istismar, ğaddarlık, tecavüz, amma namusa, amma mala edenler  Allah’ın divanında durdukları zaman Hüsrana uğrıyacaklarını anlıyacaklardır. Oğlum, dünyanın fani hayatına müteessir olmayın. Dünya görüldüğü gibi güzel değildir. Dünya bir yılana benzer, dışı yumşak dokulu, içi zehir doludur, Oğlum. dünyanın haram zevkine dalanlar, malına mülküne aldanmış hatırlarına. Elleri açık, gönülleri amelsiz terk edeceklerini düşünmüyorlar. Nice gururlu ve zalimler, haramla fuhuşla yetindiler ve terk edip gittiler. Eserleri; kötü intibalarla anılmaktadır.

Oğlum daima haklı davranınız, hakla beraber olunuz. Oğlum, bu dünyada mazlumla olunuz, zalime de karşı olunuz. Oğlum, nefsini islah eden ve aklını hakkın taatı ile kullanan Allah’ın velisi ve mümin kulu olur. Oğlum, bizim sevgimiz'in haricinde yapılan amel ve kılınan namaz faydasızdır. Oğlum, yetimlerin hakkını savununuz. Komşula-rında hakkını biliniz. Oğlum, Kur'anı ihmal etmeyin. Kur'an telavetindeki amel, namaz ameli kadardır. Namaz dünyanın hak direğidir. Kur'an ise Allah’ın kitabı ve sözleri ve Anayasasıdır. Televiti hak ve bilene farzdır. Oğlum, ben Abdurrrahmanın vuruşundan ölürsem, müslümanları birbiriyle benim ölümüm yüzünden savaş ettirmeyiniz. Beni öldüren Abdurrahmana bir kılınç vurdurursunuz ölür, veya ölmez ikincisini vurdurtmayın haksızlık olur. Oda müslümanların birbirine düşmemeleri için söylüyorum. İşte Hz. Ali'nin ne kadar sabırlı Af sahibi ileri görüşlü yüce Tevazulu olduğunu kanıtlayan bu vasiyetler gibi dünya halkına yetecek şekilde Nehcul beleğiti eserinde mevcuttur Hz. Ali hakkı hakla Kur'anla beraberdir.

Hz. Ali'nin Muaviye ye Nasihatı sakın kimsenin Hakkını gasp etme. Kendini Haklı çıkarmak için yalanla yetinme, dünyayı kazanmak için dini alet etme. Çünkü dünya fanidir, din ise sevabı ile bakidir. Dini alet edip dünyada yücelmen seni Allah yanında yüceltmez. Sakın hataya haksızlığa düşmemeye gayret et. Nice kişiler hatalı davranışlarıyla kendilerini Haklı görüp, Allah'ın ve bilenlerin Nezdinde yer almadılar. Sen Kur'anın Ehl-i değilsin, nasıl olurda bizi Kur'anın hükmüne teklif ediyorsun. Biz seni Kur'anın hükmüyle teklif ettik kabul etmedin. Bil ki bu dünya kimseye baki kalmadı, kimseyede kalmaz. Mağrur olma, çünkü bir gün yok olup gideceksin. Niceler dünyadan hırslarını tamamlamadan yok olmuşlardır. Nicelerde dünyaya hüküm ettiler iyi amele sahip olmadılar, cehennemlik oldular. Seni hakka ve haklı olmaya,  Adil çözümcülüğe, Ehl-i beyt iyimserliğine meyilli olmaya davet ediyorum. Allah yanında yücelirsin. iyi günün yaşama tadını ve kötü günün acı yaşam tadını kendinden bil, ona göre insanlara muamelede bulun. Çünkü gün gelecek, yüce Allah'ın divanında hesaba tabii olarak duracaksın. İyi amele sahip olmaya gayret et. Cehennem odunu olma, Allah'ın affına nail olmaya bak, hatayı  kendinde ara ve arınmaya bak. İşte Hz. Ali'nin bu öğüt  benzeri Nechul Belağatı eserinde dünya halkına yetecek nasihatlar ve ilim vardır. Kıymet bilene anlıyana ilim sonsuz bir denizdir. Çoğunluğu oldukça yararlıdır. İlim ardından koşulduğu müddetçe sahibini korur ve yüceltir. İbadet ise kulu Allaha yaklaştırır yüceltir, vicdan sahibi eder ve cennete götürür. Terbiye ise, sahibini her an iyi Ahlaklı tevazulu iyimser olduğunu kanıtlar. Yine ilim, ibadet, terbiye, bir birinin tamamlayıcısıdır. Yalnız ibadet yüce Allah'a aittir. Şirk edilemez. İbadet niyeti Allah'a yöneliktir, haricine niyet edilemez. ilim ise muhtelif, dallara ayrılır. Dünya ilimleri muhteliftir, terbiye ise her an geçerlidir. Nasihatlar çoktur, tatbik eden Allah yanında geçerlidir.

Nechul belağati eserinin dördüncü cildinden Hz. Ali buyurur; İyi dost Akıldır. İyi miras ilimdir. İyi dost kara gün dostudur. Akıl sahibinin dostudur. Cahillik ise düşmanıdır, Akıllı insanın sandığı diline ve sırrına hakim olmasıdır. Sabır kötülük ve musibetlerin önleyicisi ve mezarıdır. bir gün dünya seninle olursa, bilki gelecek günlerde aleyhinde olacaktır. Dünya seni yüceltirse bil ki başkasını alçaltmıştır. Düşmanını yenersen Af sahibi ol. Yüce kudrete şükür etmiş olursun. En aciz insan, dost edinmeyi bilmeyen insandır. Kendi görüşüyle yetinen yanılmaya mahkümdür. Haklı kişinin hakkını vermiyen, haksızlıkla yetinmiştir. Ağır günahları silecek şey, zulma uğramış iltica hakkına sahib olanı mülteci kabul etmektir. Hasta olanın derdine çare  bulmak hasenettir. Allah'ın nimetine şükür etmeyen Asi kişidir. Cehennemin ateşinden korkan, Allah’ın haram kıldığı şeylerden uzaklaşmalıdır. Dünyanın faniliğinden korkanlar nefislerinin şevhetlerinden korusunlar. Büyük zenginlik akıllı olmaktır. İnsanların arısında etkileyici fakirlik cahilliktir, cimriyle uzlaşmak zarara delalettir. Yalancının sözü yağmursuz buluta benzer. Akıllı insanın dili yüreğinin arkasındadır, geleceğini düşünerek konuşur. Cahilin dili dudaklarının ardındadır, düşünmeden konuşur. 

Akıl zenginliği büyüktür. Cahil, zengin olsa bile fakirdir. Terbiyenin akibeti yücelmektir. Danışmanın Akibeti başarılıktır. Dil bir arslandır serbest bırakırsan seni ısırır. Dünya sevenlerini uyku kervanı ile taşır. Baki zenginlik akıl zenginliğidir. Baki eser ilmin eseridir. Kötü yalnızlık mağrurluktur. En büyük cömertlik takvadır, iyi giyisi ahlaktır. İyi miras terbiyedir, iyi idare başarılılıktır. İyi kâr ameldir, Allaha yaklaşmak, imanla doğru olmak ve doğru olan hakkında şüphe etmemektir. İyi doğruluk, haramdan uzaklaşmaktır. İyi ilim, düşünerek tesbit edilendir. Amellerin en iyisi ibadetle yapılanıdır. Gerçek iman, Allah'tan korkmak ve utanmaktır. İyi secere şahsın kendisinde Tevazu ve Ahlak olmasıdır. İyi şeref ve Haysiyet ilmin ışığı ile yücelmektir. Büyük başarı istişareli yapılanıdır. Büyük islah başkasının hatasını görmek ve hata yapmaktan arınmaktır. Büyük merhamet başkalara yapılan zulümdan acı duyup zulum yapmamaktır. En büyük rahmet ve af sahibi zulüm yapmaya güçlü olup zulüm yapmayandır. İşte, Hz. Ali'nin buna benzer nasihatları vasiyetleri çoktur, Adil, birleştirici iyi davranışlı olduğunu kanıtlamaktadır.

Hz. Ali ilmi ve bilginliği ile ilgili tanıtım

Cabir elbersinin Meşarik envarulyakin eserinde, Elkandüzi yenebiulmuvedde eserinde tesbitleri,  Ammar bin yasire dayalı der; ben ve Ali günün birinde hira sahrasında idik, kilisenin rahibi kilise çanını çalar, Hz. Ali bana yaAmmar bilirmisin kilise çanın dediklerini? Ammer der; ya Ali bilemem. Hz. Ali der; ya Ammar çanın vuruşlarındaki ima (ey dünya mağrurları, dünyayı yavaş yavaş terk edin Allah’ın içi külli Nurdur, haktır. Biz bu dünyada mahkum kaldık. Her gün eksilenimiz oluyor ne gibi amele sahip olduğunu bilmeden) Ammar der Hz. Ali ile beraber rahibin yanına gittik ve Rahibe çanı çalarmısın rahip Ammara der. Siz müslümansınız ne anlayacaksınız çanın vuruşlarındaki ima sözlerini Rahip çanı çalınca Hz Ali çanın ima ettiği vuruşu ifade edince Rahib Allaha şükür ederek secedesinden sonra müslüman olur.

Elkelini şii bilgin Elkada, eserinin 66'ıncı sahifesinde, İbrahim bin Yahya Elmedeniden alınma imamu sadığa dayalı der; Ömer bin uyruklu Hz. Muhammed (s.a.v.)'din mescidine gelir ve Ömer Bin El Hattaba der: "Müslümanların Halifesi olarak bana söylermisin? aranızda Allah ve resülünün en bilgin adamı kimdir?" Ömer Hz. Ali'ye işaret ederek budur der. Yahudi uyruklu Hz. Ali'ye der: "Ya Ali bana söylermisin yer yüzünde ilk ekilen ağaç hangisidir?" Hz. Ali der: "Yahudiler derler zeytin ağacıdır. yalan söylüyorlar. ilk ekilen Ağaç Adem A.S. Cennetten yer yüzüne inerken beraberinde indirmiş olduğu hurma ağacıdır ve yer yüzündeki hurma ağaçları ondan üretilmiştir." Yine Yahudiler derler, ya Ali yeryüzünde ilk kaynayan göz Hangisidir? Hz. Ali der, yahudiler, derler Beyt’il mukaddesteki gözdür. Hayır yanlıştır. Yer yüzünde ilk var olan göz (Aynul Hayat) gözüdür (El Hızır) ve Yahya A.S. o gözden içmiştir ikisin-den başka gören ve içen olmamıştır. Üçüncü sualimiz Yahudiler derler, yer yüzüne ilk inen Taş Beyt’il Mukaddesteki taştır, Hz. Ali buyurur; hayır yanlıştır. ilk  cennetten inen Taş Adem A.S. ile beraber (Hacarul Esved Taşıdır) ilk inişi kar gibi beyazdı, insanların, günahkar olup ellemelerinden siyah olmuştur.

Meşarik envarul yakin eserinden sayfa 167 Hz. Ali der; ben ilk Nuhum. ben Adem’le Nuh'un aralarındaki devri ve olup biteni bilirim. Ben birinci Tufanım. Ben ikinci Tufanın sahibiyim. Ben El Arim seyliyim. Ben gizli esrarın Hazinesiyim. Ben Allah’ın yaratmış olduğu kele-mim. Ben kalemden önceyim. Ben levhil mah-fuzla levhten önceyim. Ben Allah’ın Cabırsa ile Cabılka Cennet şehirleriyim. Ben Hudanın ışığıyım. Ben tukanın anahtarıyım. Ben yer ve göğün hazinesiyim. Ben yağmurun damla sayısını bilirim. Benim velayetimle ameller kabul olunur. Benim velayetimin haricine olan ameller, sahibini Cehennem cezasından  koruyamaz. İşte Alevi ve Alevi Nusayri sevgilerinin temeli Hz. Muhammed (s.a.v.)'le ve Hz. Ali ile Ehl-i Beyt ve on iki imamlardır.

 

FATİMA-TU ZEHRA’NIN TANITIMI VE DEVRİ

Sünni bilginlerinden Elkandüzi Yenebiul-muvdde eserinde Muham-med Etticeni Essemevi (Eşiia humus sünne) eserinde ve Haşim maruf ElHüseyni (siyretül, eimmetül esne aşar) ve şii bilginlerin tesbitlerinde. Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurur; "Fatima benim nurumdan bir parçadır." "Allah c.c. Fatimanın rızasına razı olur, üzüntüsüne üzülür. Çünkü, Allah’ın (meşieti) Fatima'da, çünkü Adem’in A.S. cennette gördğü bayan kulaklarında iki küpe, belinde kuşak başında taç olan hatun idi. Taç Hz. Muhammed (s.a.v.), küpeler Hasan’la Hüseyin, belindeki kuşak ise Hz. Ali'dir.

Adem’den önce var olduklarını dikatle düşünelim. Hz. Muhammed (s.a.v.)' Hz. Ali ile bağdaşımlı ve Fatima ile bilindiler. Çünkü Cennette beşi birdir. Allah’ın esmeul hüsneleridir. Adem A.S. Cennette iken yer yüzüne inmeden önce yüce Allah’tan "Rabbim beni yer yüzüne indirince, ne ile dua edeyim" Allah c.c. Adem’e A.S. buyurur; "İsimlerini öğrettiyim Muhammed ve Ali ile Fatima Hasan Hüseyin'le duanı kabul ederim." İşte anlaşılan Ehl-i Beyt Allah’ın Esmülhüsneleridir. Zatlarıyla dua, hayır, sadaka Allah’ın yanında kabul olur. Ayrıca beşi AsHabul Abadır ve Elizikirdir. Fatima A.S. on iki imamın Anneleri ve Neneleri-dir. Fatima A.S. dünyaya teşrifini (Muhammed Elkelini, Bin Yakub elkelini, Elhabib Esec seteni) den alınma imamu bakıra dayalı der; Hz. Muhammed (s.a.v.)'din kızı Fatıma vahyin inişinden 5 sene önce doğmuştur. Hz. Muhammed (s.a.v.)'din dünyaya teşrif tarihi ile karşılaştırıldığı zaman 35 yaşında iken kızı Fatima olmuştur. Rumi tarihinin (606) senesinde doğduğunu ispatlamaktadır. Vefatı ise Hz. Muhammed (s.a.v.)'den 6 ay sonra Rumi tarihin (634'ün 6'ıncı ayında dünyasını değiştirmiştir.

Fatima’nın isim anlamları

Fatima EZZEHRA, Essadıkah. Ettahirah. Ezzekiyyeh. Elmuberekeh. Elmuhaddiseh. El-betül Elmardiyyah.

Haşim maruf elhüseyni siyretül eimmetû elesne aşar eserinde tesbiti Hz. Muhammed (s.a.v.), buyrur. Fatima isminin anlamı Allah c.c. zürriyetiyle ateşten uzaklaştırılmıştır. Fatima, canımdan, nefsimden, ruhumdan bir parçadır. Fatimaya olan bana olmuştur. Memnuniyetine memnun olurum, darğınlığına darılırım demiştir.

Yine Fatima isminin anlamı S.A.V. buyurur "Allah c.c. Fatima ile peyğamberleri son etti" diye isimlendirdim. (EZZEHRA) ismiyle isimlendirilme- sinin sebebi Abulmecid muhtatifil ezher eserinde tesbiti imamu Musa Ulkazıma dayalı der. Allah Zehrayi Azemetinin nurundan yaratınca gök ve yer nuriyle aydınlanır. Meleikeler Allaha secde ederek rabbimiz gözlerimizin görüntüsünü kamaştıran Nur kimin Nur'udur. Yüce Allah Meleikelere buyurur;  "Benim öz nurumdan yaratmış olduğum Habibim Muhammedil Mustafanın nurundan Ezzehra. Resülüm Muhammedin Halifeleri 12 imam EZZEHRA'nın Torunları RESÜLÜMDEN sonra islam ümmetinin hak murşidleridir.

(Essadika) ismin anlamı tarihte ve Hadiste  Hz. Muhammed (s.a.v.)'din sevgisinde sadık davranırdı. (Ettahira) anlamı her pis ve mekruhten arınmıştır. (EZ-ZEKİYE)  anlamı anlayışlı olup sgeçmiş zamanın tarihi olaylarını ve Kur'anın Ayet hükümlerinde bilinçli olduğundan isimlendirilmiştir.

(Elmuberekeh) ismi ise Hz. Muhammed (s.a.v.)'din kutsallığından kanıtlamaktadır. (Elmuhaddiseh) tarih hadislerinin sergilenmesinde başarılı ve mantıklı idi.

(Elbetül) isminin anlamı Fatima A.S. yer yüzündeki bayanlar gibi menopoz hali olmazdı diye isimlendirilmiştir.

FATİMA'NIN HZ. MUHAMMED’E (s.a.v.) YAKINLIĞI

Haşim Maruf ElHüseyini, siyretül e immetül Esne aşar C-1-S. 75 tesbitinde Abdullah Bin Ömer der: "Hz. Muhammed (s.a.v.) her sefere gittiğinde vedalaşmak için Fatima en son yolculuk vedasından dönen olurdu ve babasının dönüşünde ilk karşılıyandı.

Yine aynı eserin C-1.S. 75'teki tesbiti Bin Ab-basa dayalı Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurur; "Ya Ali Fatima Nur'umdan bir parçadır,  beni memnun etmek istiyen Fatimayı memnun etsin. Çünkü Ehl-i Beyt'imde benden sonra ilk dünyasını değiştirecek ve ardımdan Cennete girecek Fatima’dır. Sonra Hasan’la Hüseyin’dir, ve ellerini havaya açıp der: "Rabbim, seni nefsime, ruhuma şahid kıldım, her kim Ehl-i Beyt'imi severse seveceğim. Sevmiyenden uzaklaşıp, şefaatımdan mahrum bırakacağım. Ehl-i Beytime kin, zulüm, gasp düzenleyenden nefret ederek Rabbim haklarını al" duasında bulundu.

Yine aynı eserin ve cildin 76 saifesinde tesbit Bin (Abdil ber) (Elistiyab) eserinden alınma Hz. Muhammed (s.a.v.) der: "Ey kızım Fatima, razı olmazmısın seni yerdeki bayanların üstü ilan ettim." Fatima A.S. der: "Babamsın Meryemin menzili nedir" (s.a.v.) der: "Kendi kavminin büyüğüdür" yine aynı eserin 93 saifesinde (Amru bin diynardan) Aişeye dayalı der. fatimadan fazla sadık göremedim yalınız babası, yine der: Fatima'nın üstüne Sadık ve tatlı dil göremedim. illa babası Muhammedil Mustafadır.

FATİMA’NIN VASIFLARI

Yine Abdulmecid REYHANİ muhtatifil ezher eserinde tesbiti Tacattin Ali Bin encebil Essebai Tesbitinden AHMED Bin Hambel Müsnedin den Enes Bin Maliye dayalı Hz. Muhammed (s.a.v.) der: "Ya Fatima sana yetmezmi, bütün bayanların başısın ve Cennet Mustahakları olan İMRAN kızı Meryemden ve Huveylidin kızı Hadice'den ve mezahim kızı Asiyeden ilerdesin ve liderlerisin.

Yine aynı tesbitçilerin eserinde sayife 129 Hadis Hz. Ali'ye dayalı. Fatima Peyğamber ırkından gel-medir, iyi zürriyetin ve Cennet sahiplerinin sütüyle beslenmiş. İnsanlara aydınlık saçan, gündüz güneşi gibi Nur'dan parlayan ve Cennetü Alede yıldızların yıldızı yüksek rütbe sahibi, Cennetin hurisi Fatima tüz zehra Hz. Muhammed (s.a.v.)'din  yanına geldiği zaman, ayağa kalkarak alnından öper, yerine oturturdu.

Dikkatli mantıklı düşünelim Hz. Ali'nin ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'din söyleyişlerini eleştirelim. Fatimanın menzili ne kadar yüce  olduğunu kanıtlıyalım. Sevelim inanalım, inkar etmiyelim zulumda bulunmiyalım. Allah'ın ve Resülün rızasına nail olalım. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.) der: "Her kim Ali'ye eziyet ederse Fatimaya eziyet etmiş olur, Fatımaya eziyet eden ise bana eziyet etmiş olur, bana eden Allah'a eziyet etmiş olur.

Kanıt AHZEB S. A. 57 (Ellezine yüzünellaha veresü lihi lanehomullah fid dünye vefil ahireti Aadde lehom azeben mehine) Allaha ve Resülüne ezyet edenler dünyada lanete tabi ahirette'de cezaya çarptırılacaklardır. işte ayetin hükmü genel kapsamlıdır. ayetin işaret ettiği Allah ve Ehl-i Beyt’in müminlerini üzmiyelim, Allah rızasına nail oluruz ve Cehennem cezasından canlarımızı kurtarmış oluruz.

Fatima’ya zulüm ve ölümü

Haşim Maruf ElHüseyni siyretül Eimetül esne aşar. ve Mesudinin Muruciz zeheb. ve Bin katibeti fiil Ememeti vesseyeseh. Bin ebil Hadid nehcül belağati. Muhammed Elkandüzi yenebiulmuvedde eserlerinde tesbitleri.

Fatimayı üzenler. Ebu Bekirle Ömer ve Osman. Hz. Muhammed (s.a.v.)'din cenazesinde bulunmamaları ve Ham vadisinde Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Hz. Ali için Halifelik vasiyetinin ihlali, ve Hz. Ali ile Ehl-i Beyt sevenlerini Ebu Bekirin biatına zorlamaları, Ebu Bekirinde Fatımanın babasından miras hakkını gasb etmesi, Ömerinde Fatımayı kapı arkasında sıkıştırıp hamileliginin düşüklüğüne sebeb olması ve emri ile değnekçisi künfüze dövdürmesi ve ayağı ile tepeliyip, iki kaburğa kemiğinin kırılmasına sebeb olması yüzünden üzülür ve vasiyette bulunur; Allah ve Resülünü ve beni üzenlerin cenazeme katılmamaları için, ben ölünce gece olsa bile beni defnet. Cenazemde ve cenaze namazımı kılmamaları için kendilerinden nefret ediyorum. Neticede Hz. Fatima ölünce Hz. Ali gece defin eder. İşte Fatimaya zulüm edenler Hz. Ali'yi ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'i zulüm etmişlerdir. İslam alemi olarak Allah'tan korkalım ve yek para Ehl-i Beyt’e sığınalım ve bilelim ki Ehl-i Beyt’e karşı zulümde bidatta, hadis tahrifinde bulunanlar, hep şahsi çıkarları için bulunmuşlardır. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt'inden önce insanlar put perest devri ile inançlarını sürdürüyorlardı. Allah C.C. yer yüzünde Nurunu Ehl-i Beyt'iyle tamamladı, zatının varlığını yine Ehl-i Beyt’iyle tanıttı. Affını rahmetini yine Ehl-i Beyt’iyle kanıtladı. Önceden bu dünyaya gelmiş geçmiş insanların cezalananları, yine Allah’ın göndermiş olduğu Peygambere ve Ehl-i Beyt'ine karşı gelmeleri ile cezaya çarptırılmışlardır. Çünkü yüce Allah zalim olmaz. kimseyede zulüm etmez. fakat derim ki; şimdiki islam muminlerine eski ve geçmiş şahsı menfaatlar yüzünden olan kin ve zulümlerı unutalım. İslam dini kardeşlik, müminlik, birlik beraberlik dinidir.

 

HZ. İMAM-U HASAN DEVRİ

Kur'an hafızı ve bilginlerinden, Hoca Hüseyin bin Abdil vahab. Mücizeler gözünden Adlı eserinde. Bi Harul Envar eserinden alınma Hz. Alinin oğlu İmamu Hasan, dedesi Resülüllaha S.A.V. vahi inişinin yedinci senesinde doğmuş,  Rumi Tarihe göre 628 senesine rastlamıştır.

EL Hüseyin bin Hamden El Hasiybi Hedeyetül kübra eserinin dördüncü babta tesbiti, İmamu Hasanın doğumu dedesi Resülüllah 47inci yaşında iken, Rumi Tarihe göre 628 de doğmuştur.

İmam-u Hasan kerametlerinden tesbitleri. İlk ismi Hasan’dır. Allah ismini Tevrat’ta (Şübber) ile isimlendirilmiştir. Arap geneli yanında çağırılan isim Ebu Muhammed ve ebul kasimdir. Lakabı ise Ezzeki. Vassabttır. Dedesinin S.A.V. tanıttımı ise cennetin genci. Allah’ın hücceti. Ettaki lakabları ile kanıtlanmıştır. Yaşadığı yaş 50 sene dir.

Hz. İmam-u Hasan'a zulüm

El Hüseyin bin Hamdan ElHasibinin Hedeyetül kübra eserindeki tesbiti. Muaviyenin kini ve zulmü Ehl-i Beyt’e barizliginin kanıtını isbatlamak için Muaviye. İmamu Hasanı öldürmek için ElAşas oğlu Muhammed’in kızı Elcadeye on bin dinar rüşvetinde bulunur. Ayrıca on köyün vergisinide kendisine devir eder. İmamu Hasanı zehirletmek için hediye niyetiyle gönderir. Fakat imamu Hasanın bilincinden kaçmayan, cadenin hediye edilişi hakkında Hz. Hüseyin’e der; Allah’ın laneti cadeye ve babasına ve dedesine. Çünkü babam Ali Emirelmüminine karşı gelip, sıffın savaşından sonra babamın saffından ve biatından ayrılıp (kerten kelenin büyüğü Addub) isimli hayvana biat eder, ve Ehl-i beyt cenazelerine katılmaz. Babam Ali emire elmuminin ise küvfe mimberi üzerinde der; Allah’ın laneti sana ya AŞAS ve zürreyetine. Çünkü senin sülbünden oğlun Muhammed'ten Elcada isimli kızı. Muaviyenin rişvetine kabullenip oğlum Hasana Hediye edecek ve Hasanı zehirletecek. Oğlum Hasandan sonra muaviyenin sülbünden yezid isimli oğlu olacak ve babasından sonra kendi hüküm edecek ve kerbelada oğlum Hüseyini Ehl-i Beyt’in 70 genciyle öldürecektir. Neticede Hz. Hasan babası Hz. Ali'den duydukları kardeşi Hz. Hüseyine aktarır. Neticede Hz. Ali'nin gelecekle söyleyişi harfiyen olur. İşte anlaşılan Ehl-i Beyt geçmiş ve gelecekten bilinçlidirler. Düşünerek inanalım ve Ehl-i Beyt’i musibetlerden arındıralım ve bilelim ki isteseydi Hz.Ali yerin altını üst ede bilirdi. Çünkü Allah tara fından büyük bir yetkiye sahipti kanıt barizdir. Nice ölüleri diriltmiş ve Nice savaşları başarmış ve nice kerametleri belirlemiştir. Fakat kafirler amellerini karşılarında bir ayna görünümü gibi gördüler lakin gerçekte Ehl-i Beyt arınmış ve münezzehtirler.

İmam-u Hasan ve Hüseyin dedeleriyle

Abdulvahab oğlu Hüseyin mücizeler gözünden adlı eserinde tesbitleri, İmamu Hasanın dünyaya Teşrifi. dedesi Resülüllah S.A.V. gibi her mekrühtan arınmış pak ve temiz şekilde doğdu. Yine iki eserin tesbiti, günün birinde Hasanla Hüseyin annelerinden ayrılırlar, eve gelmezler. Fatima A.S. babası Resülüllah'ın mescidine gelir ve der, Hasanla  Hüseyin evden ayrıldılar eve gelmediler. Resülüllah S.A.V. buyurr. düşünme Allah'ın Himayesi altındadır Hasanla Hüseyin A.S. dünya ve Ahirettin seyyitleridir. Babalarıda daha afdaldır. Cebrail A.S. der, Hasan’la Hüseyin (benin naccar) bahçesinde yatıyorlar. Resülüllah S.A.V. hemen kalkar ve yattıkları yere gider. Bakar ki; bir birlerini sarıp yatmışlar, ve meleikelerden bir melek kendilerini koruyucu beklemektedir. Hemen Resülüllah S.A.V. Hasanı sağ omuzuna yükler. Cebra il A.S. ise Hz. Hüseyin'i yükler ve mescide getirirler S.A.V. etrafına müslümanlar toplanınca buyurur. Ey müminler biliniz insanların en afdalı dede ve babadan kalma, anne ve neneden kalma benim bu iki torunlarım Hasanla Hüseyindir biliniz cennetin gençleridir. Benden sonra gelecek 12 Halife imamların baba ve dedeleridir. Benim itretim ve Ehl-i Beyt’imdir. İşte sevene bilene yeterlidir.

İmam-u Hasan'ın kerametlerinden tanıtım

Abdulvahab oğlu Hüseyin mucizeler gözünden adlı eserinden tesbit. Hz. Hasan Medineden Mekkeye müritleriyle yayan giderken, Müritleri her ne kadar develerine bindirmek istemişlerse binmemiştir. Mekkeye varınca Hz. Hasan muridinin birine der; şimdi önümüze siyah  bir insan çıkacak ve beraberinde satlık yağı vardır. Kendisinden benim olduğumu söylemeden satın al. Mürit yağı satın alır, siyah insan yağın imamu Hasana satıldığını anlayınca hemen yanına gelir ve der: Bileydim para almazdım. İmamu Hasan der. Parasını almasaydın ben kabul etmezdim. siyah insan der. Ey Ali Bin Ebu Talibin oğlu bana duada bulun ki Allah bana bir oğlan çocuğu versin. İmamu hasan siyah insana der, Niyetin sevgimizle saftır evine git, Hanımın bir oğlan çocuğu doğurdu. Siyah insan gerçeğini öğrenmek için Hemen eve gider bakar ki, cidden hanımı oğlan çocuğu doğurmuştur. Çocuk büyünce, Ehl-i Beyt’in şairi olarak Elhamyari ismi ile tanınır.

Aynı eserde tesbit, imamu Hasan ezübeyirin oğlu ile yolda yürürken zübeyrin oğlu der, şimdilik canım Hurma isteğinde oldu. İmamu Hasan ellerini havaya açıp dua eder. Yakınlarındaki kuru Hurma ağacı aynı anda yeşerip Hurma ile dolar ve zübeyrin oğlu hurma ağacına tırmanarak Hurma isteğini giderir. Hadis Ehl-i Beyt’in Allah yanındaki geçerliğini kanıtlamaktadır.

İmamu Hasanın vefatı

Hz. Hasanın dünya değiştirme anı belirlenince Hz. Hüseyine der; beni sen yıkayacaksın ve kefenletip cenaze namazımı kılacaksın, ve beni dedem Resülüllahın yanında gömeceksin. Neticede fani dünyanın Hali Hz. Hasan hastalanır ve muaviyenin hediye ettiği elcada kadın, Hz. Hasanın suyuna uzun süreli etki gösteren zehirlerle zehirletir, ölünce Ehl-i beyt sevenleri vasiyetini yerine getirmek isterler. Mervan bin Elhakem Hemen Aişenin yanına gelir. Ve der. Hüseyin Abisi Hasanı dedesinin yanında gömmek istiyor mani ol, Aişe hemen askerini toparlar ve Hasanı dedesinin yanında gömdürmemek için harekete geçer ve Hz. Hasanın tabutunu ok atışına tutar tabut 70 ok ucu isabet alır. Hz. Hüseyin bu menfur zülmundan mecburen imamu Hasanı Annesinin yanında bakide gömer. Bu zulmu gören bin Abbas ise Aişeye der, ey Aişe daha önce safra idin yüşa ile savaştın. Sonra deve üzerine bindin Ali ile savaştın. Şimdide katıra binip Hasanın tabutunu ok atışına hedef ettin. Dikkat edelim. Hz. Hasanın yüce mezyet ve secersine, yinede dikkat edelim zalimlerin zülmuna, fakat şimdilik hakkı bilelim taraftarı olalım. Kardeşçe birleşelim. Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt’e ve İslam dini ile bağdaşalım. Çünkü birlikten kuvvet doğar. Bağlılıktan da dünyada ekonomi ve yaşamda ilerleme  ve kalkınma elde edilir. Nasıl Yahudi ve Hristiyyanlardaki ilerleme bir birlerine bağlı olduklarındandır. Çünkü iyi yaşamak ve kalkınmak, doğru olup Haramdan uzaklaşmakla olur. Çünkü doğruluk, İslam dinin temeli olan Ehl-i beyttedir. İşte, Nasihat ve vasiyetlerine sadık olursak, İslamiyetimizi kanıtlamış oluruz.

 

HZ. HÜSEYİN’İN DÜNYAYA TEŞRİFİ

Abdulvahab oğlu Hüseyin mucizeler gözünden Adlı eserinde. Hz. Ali'ye dayalı der. Cebra il A.S. Resülüllah’a indi ve dedi. Ya Resülüllah Fatima-tü zzehra bir oğlan çocuğu ile hamiledir. Allah’ın emri; ismi Hüseyindir. Cebrail der Hüseyin Emevi zülmu ile şehid olacaktır. Cebra ilin A.S. bu Ha-berini duyan Fatima der: Böyle bir çocuk istemiyorum. Cebrail A.S. der: Yine ya Resülüllah Fatimaya söyle Allah c.c. Hüseyinin sülbünden 12 Halife imamlar gelecektir, senin varislerin ve Halifelerin ve Ehl-i Beyt’inin devamıdır. Ehl-i Beyt Hülefei Raşidinleridir. Ve Peygamberlerin varisleridir.

Hz. Hüseyinin Doğumu

El Hüseyin bin Hamdan, Hedeyetül Kübra eserinde, tesbitleri ,Hz. Hüseyinin hamilelik dönemi 6 aydır. Hz. İsa A.S. yine 6 aydır. Tıb alemine bir bilgi ki, tıbbın ilerleme sonucunda 6 aylıktan doğan bebekler yaşıya bilir kanıtlanmaktadır. Hz. Hasanla Hüseyin doğumu arasında yalnız dokkuz ay ispatlanmıştır. Hz. Hüseyin A.S. dedesi Muhammedil mustafanın Medineye Hicret ettikten sonra Hicretin 4 üncü senesinde doğmuştur. Dedesi ile yalınz 7 sene yaşamıştır.Babası ile 30 sene yaşadıktan sonra Hz. Ali dünyasını değiştirmiştir.

Hz. Hüseynin kerametlerinden

Aynı eserlerde tesbit Hz. Hüseyin küfeye geldiğinde. Küfe sakinleri Hz. Hüseyine yağmurun olmadığından yakınırlar, ve Hz. Hüseyinden yağmur talebinde bulunurlar. Hz. Hüseyin küfe insanlarının yağmur taleplerini, yerine getirmek için bulunduğu yerde ayağa kalkar ve yüce Allaha ellerini açıp yağmurun yağmasını yüce Allah'tan temennide bulunur. Duası bitmeden gök bulutla kaplanır ve küfenin tüm ovası yağmurla tatmin olur. Yine Elkanduzinin yenebiulmuvedde eserinin 351 sayfesindeki salim bin kayıs Elheleli Essakife Adlı eserinden alınma, Selmanul farisiye dayalı, Resülüllah S.A.V. yanına geçtim, baktım ki; Hasanla Hüseyini sağ ve sol dizlerine oturturmuş ağızlarından öperek, ya Hasan veya Hüseyin sizler imam oğlu imamsınız, Hüccet oğlu hüccet siniz, ya Hüseyin sen dokkuz Hüccetin ve imamların dedesi ve mehdisisin.

Yine Aynı eserin sayfesinde Asbağ bin Ne-beteden, bin Abbasa dayalı, der; duydum Resülüllahı S.A.V. diyor; ben ve Ali ile Hasanla Hüseyin ve dokkuz torunlarım mutahhar ve masumdurlar. Yine aynı eserin aynı sayfesinde bin Abayeh ve bin Rabiaya dayalı Resülüllah S.A.V. buyurur. Ben peygamberlerin seyyidiyim, Ali'de vasilerin seyyididir. Benden sonra her kim Kurtuluş gemisine binmek istiyorsa, Allah’ın Hüccetleri on iki halifem, ilkleri Ali ve sonları Alkaimul mehdilere kenetlensin.

Yine aynı eserin aynı sayfesinde Elmuveddetil Aşira eserinden alınma, Aşşabi ve Amru bin kayıstan, Abdullah bin Mes'uda dayalı, Resülüllahın mescidinde otururken, bir Arabi bedevi gelir ve der; peygamberiniz sizlere kendisinden sonra gelecek Halifeleri zikir ettim mi? Abdullah bin Mesud der. evet Resülüllah dedi benden sonra Halifelerim Alinin sülbünden on iki Halife gelecektir. Beni israil nakiblerinin sayısına göredir. Ya ARABİ bu suali bana soran ilk sen oldun. İşte kanıtlı olarak Hz. Muhammed (s.a.v.)'din tanıtımı ve eserinin devamı on iki imamla olduğunu, ayrıca mutahhar ve masum olduklarının isimleri Kur'anı kerimde (Ehl-izikir). anlamı, zikir Hz. Muhammed Hz. Ali Fatıma Hasan ile Hüseyindir. Ve Allah’ın kitabı Kur'anı kerimdir. On iki imam ise Hz. Muhammed (s.a.v.)din soy ve seceresinin devamıdır. Ve Kur'anı kerimin varisleridir. Kur'anda tanıtımları  (ERRESi Huna bil ilmi)  Anlamı ilmin umman denizde yüzenler anlamındadır.

Hz. Hüseynin vefatı

Hz. Hüseyin Hicret tarihinin (61)inde, Muharrem Ayının onuncu gününe rastlayan, Cuma günü, Muaviye oğlu yezid ve valisi übeydüllet bin zeyedin ve emevilerin dünyada raslanmayan zulümla, Hz. Hüseyni kerbela topraklarında şehid ederler. Ve Ehl-i Beyt’i en zor ve kötü zulüm ile işkenceye tabi tutarlar. Şöyle; muaviye Hz. Ali'yi bin bir ay Mimberler üzerinde sebettirdi. Ehl-i Beyt’e ve sevenlerine ağır işkence etti. Hz. Hasanı zehirletti, oğlu yezid kerbela topraklarında olmadık menfur zulmu Hz. Hüseyne etti, izlerinden ve eserlerinden Emeviler aynı kin ve zulma devam ettiler. Uykuda olan fitneyi uyandırmak istemem, tarih ve muhtelif kitab okuyan sünniliğin dedelerinden kalma kin ve Ehl-i Beyt’e karşı olduklarını kanıtlamaktadır.

Ali Zeynel Abidin Doğumu

El Hüseyin bin Hamdan El Hasibi Hedeyetül kübra eserinin 6'ıncı babta tesbiti, Ali Zeynel Abidinin Annesi (yezdecirt) kızı şehrübendir. doğumu Hicri senenin 38inde Ramazan ayının 19’una rastlayan perşembe günündedir. İsimi Ali zeynel Abidin lakabı, Ebul Hasan velhas ve Ebu Muhammed ve Abidlerin zineti ve salihlerin iyisi yüce Allaha ibadeti esnalarında secde ettiği zaman alnını yerden kaldırmazdı alında secdenin eseri olana kadar.

İMAMU ZEYNEL ABİDİN DEVRİ

Ali zeynel Abidin Hz. Hüseyinin oğlu Hz. Alinin ve Fatımatazzehrenin ve Hz. Muhammedin torunudur. Annesinin ismi (şehrübenüyeh) (yezdcerd) Acem kıralının kızıdır. Hz. Ali zeynel Abidinin geleceği ile müjde Hz. Ali oğlu Hüseyne derdi ya Hüseyin sana (şehrübenuden) bir oğlun olacak seceresinin aslına sadık soyunun nurunu ve Allah'ın divanında günün 24 saatinde bin rekat kılacaktır mucize ve keramet sahibi olacaktır.

İmamu Ali Zeynel Abidinin İmamlık kanıtı

Hz. Hüseynin şehid oluşundan sonra, kardeşi Muhammed Elhanefiyeh imamlığa Talib olur. Ehl-i beyt sevenleri ikiye ayrılır kimi der, imamlık Hz. Hüseyinden sonra kardeşi Muhammed ElHa-nefiye intikal etti. Kimi der, Hz. Ali dünyasını değiştirmeden önce oğlu Hüseyne der; ya Hüseyin şehrüben hanımdan imamlık varisin Ali zeynel Abidin isimli oğlun olacaktır dedi. Neticede imamlık için ihtilafın ara bulucuğunu Ali Zeynel Abidin Amca zadesi Muhammed El Hanefiyi elinden tutarak der. Amca, bu siyah taş ikimizin arasını bulmak için, sen ve ben yüce Allah’tan diliyelim dile gelsin ve imamlık kimde olacağını söylesin, neticede dualarından sonra siyah taş dile gelir ve imamlığın Hz. Hüseyinden oğlu Ali Zeynel Abidine intikal ettiğini söylemiştir. Öylelikle olan ihtilaf sona ermiş olur. işte bu da imamu Ali Zeynel Abidinin kerametlerindendir.

Yine kerametlerinden mucizeler güzü eserinden tesbit. Yahya bin Ummu Attavilu essemeliye dayalı der, Ali Zeynel Abidinle beraberdim önümüze bir çay çıktı baktım bismillah diyip suyun yüzüne yürüyerek öbür tarafa geçti.

Yine kerametlerinden İmamu Ali Zeynel Abidin Allah’ın divanında namaz kılarken, oğlu İmamu Muhammed elBakır Havludaki su kuyusuna düşer. Annesi feryadla çırpınır. Fakat Ali Zeynel Abidin yüce Allah’ın tesbihini bırakmaz namazını kılana kadar. sonra kuyunun yanına gelir ayni anda kuyu su ile dolar, ve Muhammed ElBakırı  yüz seviyesine getirir. Ali Zeynel Abidin oğlunu boğulmadan alır ve hanımına der; ey inancı zayıf,  görüşü kısa, ben Allah’ın zikrini bıraksaydım senin oğlunu bırakırdı. Anlaşılan Allah’ın ibadeti sahibini dünya musibetlerinden korur.

Kerametlerinden Tesbit

Hasan bin Muhammed bin Yahya elferisiye dayalı. İmamu Ali zeynel Abidin günün birinde Küfede mürüdlerine yemek sofrası ikramında bulunur. misafirleri yemek yerken küfenin sahrasından bir geyik İmamu Ali Zeynel Abidinin yanına gelir ve ön ayağı ile elini eller ve kendi dilinin luğatı ile bir şeyler söyler. O an İmamu Ali Zeynel Abidinin sofrasında yemek yiyen müridleri derler ya Ali Allah aşkına bu geyik sana ne diyor? Ali Zeynel Abidin mürüdlerine der: "Bana aç olduğunu söyliyor, izin verirseniz yemeğinizden bir miktar ayrı tarafa ayırın yesin" neticede ayırırlar. Geğik yer ve karnı doyunca boynunu yere eğerek şükür edip sahraya döner.

Yine Kerametlerinden El Hüseyin bin Hamdanın Hedeyetül kübra eserinde tesbiti. İmamu Ali Zeynel Abi'dinin yanına yavrusunu avcılara kaptıran bir geyik gelir. ve kendi Luğatı ile Ali Zeynel Abidine şikayette bulunur. O an yanında hazır olan mürüdlerden biri der: "Allah aşkına bu geyik ağlıyarak sana ne diyor?" Ali Zeynel Abidin der: "Dün ormanda yavrusunu bir avcı avlamıştır yavrusunu Emzirmek için arıyor" Hazır mürüdlerden Bin El Küreyşi  der: "Ben dün ormanda avlanırken önüme bir geyik çıktı beni görünce yavrusunu terk ederek kaçtı. Bende yavrusunu aldım getirdim, senin hürmetin için hiba ediyorum" öğlelikle geyik yavrusunu alıp gider. İşte Ali Zeynel Abidinin kerametlerindendir.

Yine kerametlerinden El Hüseyin bin Hamdan ElHasibi Hedeyetül Kübra eserinde tesbiti, Yahya oğlu Muhammed elHazki, Ali oğlu Muhammed'ten alınma, Hüseyin oğlu Ali'den Muhammed Bin Sinen Ezzehiriye da-yalı. İmamu sadıktan duyma, imamu Muhammed Elbakırdan, Babası Ali Zeynel Abidine dayalı günün birinde Ehl-i Beyt Şiatından Abdullah oğlu Ali imamu Ali Zeynel Abidine gelir ve der: "Ya Bin Resülüllah, biz ne ile sizi sevmiyenlerin üstünde-yiz? suratımız eşittir, ahlağımız birdir, cisim kokularımız yine eşittir." İmamu Ali Zeynel Abidin der: "Ya Bin Abdullah Ehl-i Beyt sevenlerinin temelinde Allah ve bizim velayetimiz vardır. Hacları, namaz-ları, hayır ve amelleri," dedem RESÜLÜLLAHIN ve dedem Ali'nin sevgi ve velayetleriyle kanıtlanmak-tadır. fakat bizi sevmiyenlerin hacları namazları ve amellerinin temeli, Ehl-i Beyt haricindekilere yöneliktir. İstersen dedem Resülüllahın mescidindeki, insanların akibetini göstereyim, yanıma yaklaş ve Elini Abdullah oğlunun yüzüne sıvazlar ve der: "Mescitteki insanlara bak" Ehl-i Beyt şiatından,  Abdullah oğlu Ali. Mescidin içine bakınca gözüne kimi ayı, kimi maymun, kimi domuz, kimi envai muhtelif kalıplarla görünür. Abdullah oğlu Ali hemen der: "Ya Ali Zeynel Abidin Haklısın bu görüntüyü karşımdan yok et, işte anlaşılan beş vakit namazla, oruçla, haçla, sadaka ile nafaka dağıtmakla Allah ve RESÜLÜNÜN şefaatına nail olunamaz. İlla beraberlerinde Hz. Ali'nin ve RESÜLÜLLAHIN ve Ehl-i Beyt’in velayeti sevgisi rızası olmalıdır, anca Cennete girilir.

Ali Zeynel Abidinin vefatı

Yaşadığı yaş 57 senedir. Dünya değiştirme tarihi Hicri Tarihinin 95'indedir. Mezarı Medinenin Bakı Cennetinde Amca zadesi İmamu Hasanın ve Nenesi Fatimata zehranın yanında defin edilir.

Ahmet Bin Salih, Cafer Bin Yahya, Muhammed Bin Halid imamu Caferu Sadığa dayalı, imamu sadık der: dedem Ali Zeynel Abidin vefat edeceyi gece "Oğlu Muhammed ElBakıra der; ki bu gece dedem RESÜLÜLLAHIN ve dedem Ali Emirelmüminin ve Nenem Fatimatüz zahranın Amcam Hasanla babam Hüseyinin yanlarına gide-ceğim, vasiyetim. Ben vefat edince benim devemin üstüne havutunu koy ve başlığını sırtına at ve takib et. Seni mezarımın olacağı yere götürecek ve ayağıyla mezarımın yerini belirliyecektir ve gözlerinden yaşları akacaktır. üç kere aynı hareketi edecektir bilki mezarımın yeri oradadır. Neticede vefat edince devesinin havutunu üzerine koyar ve başlığını sırtına atar ve takib eder. Deve direk Baki Cennetinde gömülmüş Fatima ile Hasanın mezarları yanına gider ve ayağıyla mezar etrafını belirtir öylelik Hz. Ali Zeynel Abidin yanlarında gömülür. Devesi ise dediği gibi üçgün sonra yok olur. İşte keramet sahibi olduğunun kanıtıdır.

Yine kerametlerinden ElHüseyin Bin Hamdan el Hasibi Hedeyetül Kübra eserinde. Muhammed Bin Ali ElKummi den, Muhammed Bin Ahmed Bin isadan Muham-med Bin Cafer Elberesiden İbrahim Bin Muham-med Elmusuliden Cabir Bin Yezid ElCafiye dayalı der ki, Hz. Ali ve Şiatı. Muaviye ve taraftarlarıyla  savaşıp, neticede halifelik Muaviyeye geçince Ehl-i Beyt’e kin, zulüm, katliam uyğulama ve Hz. Ali'yi Bin bir ay mimberler üzerine seb ettirdi diye,  Ehl-i Beyt şiatı zulüm ve seb yüzünden cami ve mescidlerden canlarını korumak için, dağlık ve orman bölgelere sığınırlar ve camilerde namaz kılmaktan, zulüm ve seb yüzünden vaz geçerler, Ehl-i Beyt şiatı Emevilerin zulmünden tedirgin olarak Ali Zeynel Abidinin yanına gelirler ve derler: ki; "Ya Ali Zeynel Abidin, beni ümeyy bizleri çok zulüm ve kahr ediyorlar, isminizi diline getireni dövüyorlar. Deden Ali emirel müminini seb etmiyeni öldürüyorlar, namusumuzu ve malımızı gasb ediyorlar. Ya Ali" Zeynel Abidin dedelerin hürmeti ile yalvarıyoruz bizi kurtar. Şiatın şikayeti üzerine imamu Ali Zeynel Abidin Cabir Bin Yezid cafiye der: ki; "Ya Cabir şiatımıza zulüm edenleri korkutacağım Ya Cabir, benimle dedemin mescidine gel Cabir" der ki; Beraber gittim iki rekat namaz kıldıktan sonra yüzünü yerin üzerine koyar ve gizli kelimelerle yüce Allaha zikir eder. Sonra başını kaldırır ve paltosunun kolundan bir ince beyaz ip çıkarır ve der ki; "Ya Cabır şu ipin ucunu tut sallamadan uzaklaş." Neticede Cabir der ki; "Tuttum ve uzaklaştım" Ali Zeynel Abidin dur diyene kadar, ve bana Ya Cabir ipi çok hafif salla Cabir der, ipi gözle görülmiyecek şekilde salladım imamu Ali Zeynel Abidin der ki; Ya Cabir çok salladın mescid kapısından dışardaki insanların haline bak. Cabir der ki; baktım, olan zelzelenin şiddetinden mescidin etrafı insanlarla dolu ağlıyarak çırpınıyorlar ve Ey Allah’ın Ehl-i Beyt’i bizi af edin yalvarıyorlar. Çünkü zelzelenin şidetinden Medinede çok evler sahiplerinin üzerine çöktü çokta insanlar ölmüştür. Çokta zararlar olmuştur. Mescidin yanına gelen insanların bazıları diyerlerine Allah bizi neden cezalandırmasın Allah’ın ve RESÜLÜNÜN ve Ehl-i Beyt’in izini unuttuk. Muaviye ile taraftar olduk. Eğer nefislerimize hakim olmaz isek ve Ehl-i Beyt sevenlerinin zulmünden vaz geçmez isek. Allah bizi daha şidetli cezalandıra bilir. Birbirlerini ikaz ediyorlardı. Cabir görüp duyduklarını imamu Ali Zeynel Abidine aktarır. imamu Ali der ki; "Ya cabir, işte bil, böyle mucize imamların Allah nezdindeki menzilini kanıtlamaktadır. Ya Cabir, bil ki biz imamlar, Allah’ın ve RESÜLÜNÜN ve Ehl-i Beyt’in devamıyız. Allah bizimle iradesini insanlar alemine tanıtır ve bizim sevgimizle namaz ve dua edenin duasını kabul eder. Amel sahibinin amelinide kabul eder. Biz Allah’ın insanlara Hüccetiyiz ve vesilesiyiz ve Allah’ın yerde devam eden Nuruyuz ve yıldızlarıyız. İşte imamu Ali Zeynel Abidinin hayatındaki kısaltılmış olarak mucize ve kerametlerinden iman edene yeterli gördüm. Allah’ın selamı müminlerin cümlesine olsun. 

Ali Zeynel Abidin Devrindeki Zalimler

Abdul Melik Bin Mervan Emevilerin Cahili ve Ehl-i Beyt düşmanı ve valisi Yusuf Haccau zalim lakabıyla tınınmış, Ehl-i Beyt’i sevmediyinden Allah-ın kitabı Kur'anı kerimi ateşle yakmış Ehl-i Beyt ve sevenlerine zulüm ve işkencede bulunmuştur. Tümüne değinmek istemiyorum uzama olmaması için, amacım; islamiyette kardeş olalım yazdıklarımın gerçeklerini islam tarihi kanıtlanmıştır.

 

İMAMU MUHAMMED ELBAKIR DEVRİ

ElHüseyin Bin Hamdan ElHasibi Hedeyetül Kübra eserindeki tesbiti; imamu Muhammed Elbakır, Hicretin 58'in onuncu ayında dünyaya gelmiştir. Yaşadığı müddet 57 senedir. Vefat tarihi Hicretin 114'üncü senesindedir. Babası Ali Zeynel Abidinle beraber yaşadığı müddet 35 senedir. Dedesi İmamu Hüseyinle 3 senedir.

Mezarı ise, Medinede Cennetül Bakide, babası ile Nenesi Fatimatüz zehranın ve Hz. Hasanın yanındadır. Annesi Fatima Bint Abdullah Bin ElHasan Bin Ali Bin Abidmeneftir.

İmamu Bakırın Lakabları

Ebu Caferdir. (Bakiril ilim) anlamı ilmin profösörüdür. Veşşakir lilleh, velhadi, vel emin. Yine tesbit edilen RESÜLÜLLAH (s.a.v.) Cabir Bin Abdullah ElAnsariye der ki; "Senin ömrünün müddeti benim torunum Muhammed ElBakırın devrine kadardır." Benden selam söyle ve deki karnımı senin karnına deydirecem ki; Allah beni Ateşin şerrinden koruyacaktır. Ve kendisine söyle deden RESÜLÜLLAH bunu bana söylemiştir.

imamu Bakırın devrindeki zalim Emeviler

İmamu Bakırın devrinde ilk Emevi Hükümdar, Elvelid idi. Bu insan Kur'anı hedef olarak okla parçalamıştır. Ehl-i Beyt zalimi ve Hayatı ğayrı meşru ile yetiniyordu, şarap havuzunda fahişelerle yüzerdi ve içinden içerdi. Hükmü imamu Bakırın devrinde yalınız 4 sene sürer. elvelidten sonra Abdulmelik kürsiye oturur, hükmü 9 sene ve küsür aylarda vardır. Sonra Süleyman Bin Abdulmelik teslim alır. Her biri birinden zalimdir, hepside Hz. Ali'yi ve Ehl-i Beyt’i seb ederlerdi. Süleyman Bin Abdulmelik devrinden sonra Ömer Bin Abdul Aziz gelir. Muaviyenin uyğulamış olduğu Sebbi Hz .Ali üzerinden kaldırır. İmamu Bakır Medinede Ömer Bin Abdul Aziz vefat ettiği gece için der ki; Bu gece meleikelerin lanet ettiği kişi ölecek ve yerde insanlar ona ağlıyacaktır. Devrini Abdulmelik teslim alır. Hükmü 4 sene sürer

Zalim dedelerinin zulmunu devam ettirir. Günün birinde İmamu Bakıra haber gönderir. İmamu Bakır yanına gelince, İmamu Bakıra der ki; Nereye gitmek istiyorsun? İmamu Bakır Medineye gitmek istiyorum der. İzin verir git diye ve Ardından ikinci emir Medine Valisine geri çevrittirir. İmamu Bakır Medinenin yakınındaki dağa çıkar ve şu Ayeti yüksek sesle okur. ( HUD S.A. 84 Veile Medyene Ahahom Şuayben) Ayeti sonuna kadar okur. Medinenin ihtiyar bilginlerinden biri, bu ses Şuayıb Peyğamberin sesine benzer, ses ve nidadır. Medineye girişi için izin vermeseniz sizi cezaya çarptırır, Neticede izin verirler, öylelikle Medinede, ikametini vefat edinceye kadar sürdürür.

İmamu Bakır kerametlerinden

Yine ElHüseyin Bin Hamdan ElHasibinin Hedeyetül Kübra eserinde tesbiti Muhammed Bin Müslime dayalı der ki; Günün birinde, Mekkenin dışında bir yolda, Ebu Cafer İmamu Bakırla beraberdim, yolumuzun yakınından geçmekte olan koyun sürüsünden bir dişi koyun yavrusunu sürüden ayrıldığı için çağırır. İmamu Bakır beraberinde olan Muhammed Bin Müslime der ki; "Bu dişi koyun yavrusuna diyorki, koş gel seni kurt yemesin. Kardeşini geçen sene burada kurt yedi. Muhammed Bin Müslim der ki; "Hemen çobana sordum? çoban evet doğrudur"der. İşte enlaşılan İmam her dilden ilimden ve gelecekten bilendir.

Yine Kerametlerinden Abdullah Bin Abbas ve usemeh Bin Zeyid ve Abdullah Bin Caferu Tayyar der ki; İmamu Bakıra, siz dedeniz RESÜLÜLLAH'IN varislerisiniz. İmamu Bakır evet der. biz beygamberlerin mursiliyiz ve varisleriyiz. Caferu Tayyar der ki; Siz İsa gibi ölüyü dirilte bilirmisiniz? İmamu Bakır evet der. İsa bizimle ölüyü diriltirdi ve her hastayı şifa ederdi. Ya Muhammed, yanıma yaklaş der ve elini yüzüme sürdü, aynı anda gök ve yeri gördüm. İmamu Bakır Muhammede der. Ya Muhammed istermisin bizimle  Cennete girmeyi ve Ahiretin Cennetlik olsun. Muhammed evet der. İmamu Bakır öyleyse yine kör olmaya razı ol. Oldum deyince yine Elini yüzüme sürer ve körlüğüme döndüm. İşte Ehl-i Beyt’e inancının kanıtıdır.

 

İMAMU CAFERU SADIK DEVRİ

ElHüseyin Bin Hamdan Hedeyetül Kübra eserinde tesbiti, İmamu Sadık İmamu Muhammed ElBakırın oğludur. doğumu Hicri tarihin 83'ün-dedir.

Annesi ummu Ferve, yaşadığı yaş 65 senedir. Vefatı ise hicretin 148 indedir. isimleri Ebu Abdullah ve İsmail velhas ve Ebu Musa, vassadık, velfadıl, velKahir, velkemil. Defin edildiği yer,  Cennetül Bakide baba ve dedelerinin yanındadır. İmamu Caferin Sadık lakabı ile lakablandırılmasının sebebi ise, kendisinden sonra İmamu Aliyül Hedinin yalancı bir oğlu olacağını söyleyince isim benzerliğinin ayrılmasını belirlemek için şia İmamu Cafere, Sadık lakabı ekler torununun ismine Cafer Elkezzeb anlamı yalancı lakabı eklenir.

İmamu Sadığın kerametlerinden

Yine Hedeyetül kübra eserindeki tesbitten Ahmed bin Muhammed elhicceli Assayrafi Muhammed bin Ali bin ElHasan Hadis yahya Elkehiliye dayalı der. İmamu sadığa sordum? ben vadiden geçerken önüme her hangi bir Aslan veya yırtıcı Hayvan çıkarsa ne ile korunayım? İmamu sadık der ki; Ya bin Yahya yolda Aslan veya yırtıcı Hayvan görürsen Kur'anı kerimden Ayetül Kürsiyi oku ve söyle; ey yırtıcı Hayvan senin şerrinden Allah ve Ehl-i Beyt’ine sığınıyorum söyledinmi Allah seni korur. Neticede bin Yahya vadiden geçerken karşısına bir Aslan çıkınca Ayetül kürsiyi okuyup Allah ve Ehl-i Beyt’ine sığnınca Aslan yolundan çekilmiştir. Anlaşılan İmamu sadık Ehl-i beytle yek paredir. Ve Allah'ın yanında geçerlidir.

Yine Kerametlerinden Hüseyin Abdul vahbın uyunulmucizet Adlı eserindeki tesbitinden, Abdullah bin kesire dayalı. İmamu sadıktan duyma der ki; Yabin kesir  Allah'ın kitabında (NEMİL S. A.40 kalel lezi indehu ilmon minel kitebi ene etike bihi kable en yertedde ileyke tarfuka) yüce Allah ayetteki beyanı, Sulayman peygamber A.S. meclisindeki ins ve cinlere der ki; Hanginiz bana Belkısın Arşını yemenin (seba) memleketinden Suriyenin (balibek) memleketine getire bilir? Hazırda Mevcud cinlerden bir (ifrit) der ki; Sen yerinden kalkmadan ben sana hemen getire bilirim. Hazırda olan kitabın ilmine vakıf (Asıf bin barihayya) hazretleri Süleyman peygambere der ki; Ben sana gözünü açıp kapayana kadar getirebilirim.

Sözü bitmeden 3 bin kilometreden belkısın 366 pencereli Hükümet erkanını tüm sığacak şekildeki Arş aynı anda hazırda olduğunu görünce Hz. Süleyman der ki; (Heze min fadlu rabbi) bu benim Allahımın kerametlerindendir. İmamu sadık der ki; Yabin kesir kitabın ilmi bizde ve Elini göğsüne koyar ve der. Biz Allah'ın kelimesiyiz. Biz Allah'ın Ehl-i zikriyiz. Biz dedem Resülüllahın secere dallarıyız. Ya bin kesir sizi Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Emanete sadık düşman-larınıza merhametli davranın. Fırsat sahibi olursanız zalim ve ğaddar olmayınız. Bil ki Emevilerle Abbasilerin zalimleri cehennem ateşinde yanmaktadır. Yabin kesir yer yüzünde her ne kadar hayvan türü varsa ve gökte uçan kuşlar varsa hepsi insandı, lakin yüce Allah’ın peygamberlerine karşı geldiler, yüce Allahı inkar edip Allah yerine putlara taptılar. Allah'ın kitablarını tahrif edip değiştirdiler. Helalı haram ettiler. Haramı Helal ettiler. Ehl-i Beyt’e karşı Akıbetleri  cehennemin Hayvanı sıfatıdır. Haklarında NİSA S.A. 56 (külleme Nadacat cülüdehOm beddelnehom cülüden ğayrehe) kafirlerin kalıpları eskidikçe yeni kalıba nakil ederek cezalarını devam ettirmektedir.

Hedeyetül kübra eserindeki tesbit. İmamu sadığın yanına Abdullah Addisani isimli şahıs ashapları ile gelir, ve der; ya Sadık, senin Allah’ın her şeye kadir diyorsun, gök ve yerin tümünü bir yumurta kabuğuna sığdıra bilirmi? yumurta büyümemek, gök ve yer küçülmemek şartıyla, İmamu sadık evet der. Disani görelim diyince İmamu sadık cabir bin yezid el Cafiye bir yumurta getir,  yumurta getirilince İmamu Sadık Disanıya al ve bak Allahımın küdretinden ibret al. Disani alıp bakınca gök ve yeri dağları ile denizleri ile Nehirlerini görünce der ki; Ya Sadık cidden senin Allah’ın kadirdir. İmamu sadık Disaniye der ki; bu suali sormana gerek yok, Allahım bu sualin gerçeğini insanlarda ki gözde sığdırmış. Göz  büyümeden, gök ve yer ufalmadan görüyor. Disani der; sadıksın yaşadık yalnız ben senin Allah'ına inanmıyacağım, Allah’ın beni ne gibi cehennem kalıplarıyla cezalandıracaktır. İmamu Sadık der görmek istiyormusun? Disani evet der; İmamu Sadık Disanıya der ki; İlk giyeceğin cehennem kalıbı maymun ol, Disani insani sıfattan maymun sıfatına dönüşür. Tekrar insan sıfatına dönünce Disanı der; ya Sadık cidden zor bir sıfattır. Bundan daha zor varmı. Sadık evet der, Disani onlarıda görmek isterim der. İmamu Sadık Disanıya Allah'ıma karşı olmanın cezasıyla insanı sıfattan ayı sıfatına dönüş, dönüşünce Disanı kuyruğunu sallar. İmamu sadık Disanıyı tekrar insan sıfatına dönüştürür. Yine Disani der, o kılıflarıda girmek isterim, neticede İmamu sadık disanıyı domuz, zırtlan, ve dinazor, kılıflarına büründürdükten sonra insan sıfatına dönüştürür. Disani der ki; evet ya Sadık bu sıfatlar, zor sıfatlardır. Allah’ına inanmıyacağım. Sadık der ki; ya Disani Allahımın vadi olmasaydı seni bu sıfatlarda bırakırdım. Lakin, ecelin yetince bu sıfatlara bürüneceksin.

İşte Allaha karşı gelmenin akibeti, cehennem sıfatıdır, İmamu Sadığın mucize ile kerametleri çoktur. çünkü Asrın ertatalisi idi. Mansuri davanik kıskancından ve İslamiyetin geri kalması, ğayesiyle İmamu Sadığa karşı koyar ve numan bin sabit elküfiyi Mezheb icad etmeye teşvik eder, öylelikle Mansur İmamu sadığa karşı dikilmiş ve Ehl-i beyt tüzüğünü bozar yine İmamu sadığı zehirleterek öldürür. İşte İmamu Sadığın kısaltılmış hayatının tanıtımını yazdım kanıtlarım barizdir.

İMAMU MUSA ULKAZIM DEVRİ

Hedeyetul kübra ile uyunul mucizet adlı eserden tesbit, İmamu Musa ulkazım doğumu Hicretin 134üncü senesinde, İmamlık müddeti 33 senedir. tüm yaşadığı yaş 49 senedir. Vefat tarihi 183 tedir. Annesinin ismi Hamide lakabı Endelisetil berberiyyeh. vefatı Halife Haruni Reşidin zehirletmesi ile ölmüştür. defin yeri bağdadın Kureyş mezarlığındadır.

İsim ve lakabları

Musa, Ebul Hasan ve Ebu İbrahim, Velhas, velkazım, vassabır ve zülbeyendir.

Mucize ile kerametleri

Haşim maruf elHüseyin Eleimmetül aşire eserinin 318 sayfesindeki tesbiti, İmamu Musa ulkazım vasıflarından, yüce Allaha en ibadet edendi, ve en zekisi idi. En Misafir perveri idi. Bütün gecesini ibadetle geçirirdi. ibadetini Huşu ile yüce Allaha niyaz ederek ağlardı. Kur'an Telavetin de hayranları gelir dinlerlerdi, yine aynı eserin 317 sayfesinde bin Elcevzi rivayetinden şakik Elbelhiye dayalı der ki; Hicri tarihinin 149'unda Hacca giderken ELKADİSİYYEH denilen yerde konakladım, baktım ki; karşımda çok güzel suratlı esmer tenli bir genç gördüm, yanına yaklaşırken dedim bu insan sofilerden olması lazımdır.Tenkid edeyim diye içimden düşünerek yanına yaklaştım. Ben seslenmeden kendisi bana dedi. ya Şakik yanlış zannetme günahkar olursun. Şakik der, bu bir Allah’ın salih kuludur. İçimdeki sırrı bildi yanına yaklaşınca bana dediki; biz rahmet ehliyiz. Biz Af sahibiyiz, ve önümden kalkıp elindeki su matarasını ordaki kuyudan doldurmak için gitti. bende seğir ederken, elindeki su matarası kuyuya düştüğünü gördüm. Baktım ki; gök kübbesine baktı ve duada bulundu kuyu su ile dolar, ve matara kuyunun yüz seviyesine gelince eline alır ve suyunu doldurur. Böyle kerameti gören şakik Elbelhi derki; sordum bu Allah’ın Salih kulu kimdir? dediler bu imamu Musa ulkazım. Bin Caferu Ussadık. Bin Muhammedul bakır. Bin Ali Zeynel Abidin. Bin Elhüseyin. Bin Ali. Bin Ebi Talibtir. Bin Fatımatüz zehra. Bin Muhammedil Mustafadır. S.A.V.  Torunudur.

Yine kerametlerinden aynı eserde sayfe 320 de ElHatibul bağdadi Tarihinden, İsa bin Muham-med bin Mağis Elkariziye dayalı derki; Bir kavun tarlası ektim. Tam yetişeceği zaman çekirge Musallat olur ve yer. Ben tarla başında oturdum düşünürken İmamu Musa bitişteki yoldan geçmekte iken bana der; ne düşünüyorsun? dedim Allah’ın, ya Salih kulu, çekirgenin zararından tedirgenim, ne yapacağımı bilemiyorum?  mümükünse duanı esirgeme İmamu Musa ulkazım tarlanın içinden geçti ve Allah’ın bereketi içinde olsun dedi. Kerametinin varlığıyla Allah bana zararın yerine kar ettirdi. Bu da keramet-lerindendir. Yazmakla bitmeyen mucize ve kerametlerinden kısaltılmış şeklini yazdım iman edenlere Allah’ın selamı olsun.

İMAMU ALİYYÜRRİDA DEVRİ

ElHüseyin bin Hamdan ElHasibi Hedeyetül kübra eseride ve Hüseyin Abdulvahab uyunul mucizet adlı eserde tesbiti, İmamu Aliyurrida Hicretin 153 tarihinde doğmuştur. Annesinin ismi Ummul benin. yaşadığı yaş 49 senedir. İsim ve lekabları Aliyürrida. Ebul Hasandır. Valhas. Varrida ve Nurul Huda. ve dahada lakablarıda vardır. Vefatı ise Hicretin 202 tarihinde Haruni Reşidin oğlu Elmemun zehirleterek öldürür. Gömüldüğü yer Horasan’ın Tusa mezarlığındadır.

Kerametlerinden

İbrahim oğlu Cabirden, bin Halidten, bin Elbezzezil küfiden, Hüseyin bin Hasana dayalı derki; sıcak bir günde İmamu Aliyürrida ile bir yolculuğa çıktık, günün şiddetli sıcağından etkilendik İmamu Aliyürrida bize derki; sizleri sıcağın şiddetinden rahatlatayım ve gök kübbesine doğru bakar baktık ki; gökte bir bulut göründü çok az zamanla üzerimize yağmur yağmaya başladı bizi sıcağın etkisinden rahatlattı.

Yine kerametlerinden Hedeyetül kübra eserinden tesbit. Muhammed bin yahya elhazki Ebil Hasanul hafaftan. Annadır bin suveydten duyma derki; babam Hasta idi, şifaya nail olması için küfeden Medineye imamu Aliyyürrida'ya gittim ve canım sana feda olsun diyerek babamın şıfası için dua et dedim. İmamu Aliy-yürrida bana baban vefat etti ve gömdüler dedi. küfeye döndüm cidden vefat ettiğini anladım. Hadisten analışılan imam geçmişle gelecekle her şeyi bilendir. Her bilince sahibtir. Çünkü Ehl-i Beyt'ten  biliçlenmiştir.

Yine kerametlerinden Hedeyetül kübradan tesbit, Ahmed Bin Muhammed Elküfiden, Reşid bin Muhammed Elharra, ElHasan bin bint el emin derki; Horasana bir Ticaret amacıyla imamu Aliyyürrida'yı ziyaret etmek, ve kendilerine götürmüş olduğum, kumaşlardan hediyemi takdim etmektir. Fakat yerini ve evinin nerede olduğunu bilmiyordum. Samırra şehrine varınca baktım ki; beni ismimle biri çağırdı. Dedim kendisine beni nereden tanıdın? dedi ben imamu Aliyyar Ridanın kapıcısıyım, bana seni karşılamamı söyledi. Çünkü sen gelirken kendisini ve yerini bilmiyon diye, bana varacağın anı ve yeri söyledi ve beni bekletti ve beraberindeki kumaşların arasında kendisine özellikle getirdiyin kumaşı nasıl sakladığını söyledi: O an inandım ki Aliyyürrida imam oğlu imamdır. İnandım ve ziyaretine gittim işte anlaşılan imamlık sadece Ehl-i Beyt’e mahsustur. İmam Aliyyürrida'nın kısaltılmış kerametlerinden bir kısımdır.

İMAMU MUHHAMMED ELCEVVED DEVRİ

İmamu Muhammed Elcevved İmamu Aliyyur Ri-danın oğludur. Annesi Hayzerentil merisiyyeti. Doğumu Hicretin 195'inde Ramazan ayının onbirine rastlayan Cuma gecesindedir. İmamlık Müddeti 16 sene ve on iki gündür vefatı Hicretin 220 senesinde zilhicce ayının 12'inci günündedir.

İsim ve lakabları

Ebu Cafer. Velhas. Ebu Ali. Velmurtada. Vattaki velmutevekkel. Defin yeri dedesi İmamu Musal kazımın yanındadır.

Kerametlerinden

Hedeyetül kübra eserinden tesbit İmamu Muhammed El Cevved. iki yaşında iken Kur’anda zikir edilen (Ehl-il Faka) ismi ile bilinenler, İmamu Muhammed Elcevvedi, beraberlerinde Mekkeye, dedesi Resülüllahın mescidil haramına götürürler. Mescidte oturmakta olan (diğer Ehl-il Faka) İmamu Muhammedil Cevvedi görünce ayağa kalkarlar, ve Allaha secde ederler ve derler bu çocuğun alnındaki; Nur. Dedesi Resülüllahın Nuruna benzer Nurdur. Bu çocuk asıl secerenin tornudur. Vallah vallah insanlarda Ehl-i beyt paklığı ve seceresi gibi secere olmamıştır. O an İmamu muhammed Elcevved iki yaşında iken, mescidte bulunan Ehl-il faka denilenlere der. Allaha şükürler olsun Allah bizi öz Nurundan yarattı ve yaratmış olduğu insanların Hasından bizi seçti ve insanların eminleri olarak tanıttı ey insanlar ben Muhammed Elcevvedim. İmamu Aliyürrid'anın oğluyum. Musa ulkazımın. Caferusadıkın. Muhamedil Bakırın. Ali Zeynel Abidinin. ElHüseyin Bin Ali, Bin Ebu Talib'in. Fatimatüz Zahranın. Bin Muhammedil Mustafanın oğluyum. ve torunlarıyım. Aslımız ve seceremiz Allah’ın esmeul Hüsnesine dayanır ve Allah’ın Öz Nurundan Müteselsiliz. Allah bizi yerin yıldızları olarak yarattı. Allah bizi kainattan önce yaratmıştır, gök ve yer fani olunca, bizim aslımız Allah’ın öz nuruna iltihak edecektir, çünkü yüce Allah’ın öz nuru ölmez. Biz Allah’ın öz nurunda müebbet kalacağız. Allah bizimle göğü ve yeri var etti.

Biz Allah’ın zahir yönüyüz, biz Allah’ın sadık imamlarıyız. Biz Allah’ın (ulul azim) Peyğam-berleriyiz. Bu vasfı duyan mescidteki Ehl-il faka ve hazır olanlar ayağa kalkar ve (Allah Allah Leilaha illallah) Allah’ın hikmeti sizdedir. Ehl-i Beyt diyerek yüce Allaha secde ederler. İmamu Muhammed Elcevved sözünün devamında Ey insanlar yanılmayın, biz Ehl-i Beyt, aranızda bir  ayna gbiyiz. Hareketlerinizi bizde görürsünüz, fakat biz bizede görülen sıfattan arınmışız. Yanılmayın bizi sevyenizde görmeyin, bize karşı gelen ve zulümde bulunan ve kasit düzenliyen inkar ve küfürde bulunan kendisine etmiştir. Biz aranızda Güneşin ve Ayın ışığı gibiyiz. Yer yüzünde her şeye değer ve görünür. Güneş ve Ay'a hiç bir şey varamaz. Bizde öğleyiz, işte İmamu Muhammed elcevvedin iki yaşındaki nutkunu kısaltılmış olarak yazdım ve kerametlerinden nice ziyaretine gelenlerin yolda olup bitenlerini bilirlerdi, nice gelecekle ilgili açıklamaları vardır. Ehl-i Beyt sevenlerine bu kadar keramet tanıtımı yeterlidir.

 

İMAMU ALİYÜLHEDİ’NİN DEVRİ

imamu AliyülHedi İmamu Muhammedil cevvedin oğludur. Annesinin ismi (Semenete) hicretin 214'ünde Receb ayında doğmuştur. Yaşadığı yaş 40 senedir. Vefatı Hicri tarih 254'te cemazul Ahirin25'ine rastlayan pazarertesi günündedir.

İsim ve Lakabları

İsmi Ebul Hasan Ali'dir. Lakabları ise ElHadi, VelAskeri, Vel alim, Veddelil, Velmuvaddah, Verreşidtir.

Kerametlerinden

ElHüseyin Bin Hamdan ElHasibi Hedeyetül Kübra eserinde tesbiti, ElHüseyin Bin Ali ElBekkeye dayalı. İmamu Aliyül Hedinin müridlerinden, Ali Bin Zeyd ağır hastalığa yakalanır. Doktoru eve çağırttırır ve on günlük ilaç verir. Geceleyin Ali Bin zeyd, ağırları çoğalır. O anda kapı çalınır ev halkı tarafından açılınca kapıda İmamu Aliyül Hedinin kapıcısı Elinde bir ilaç paketinin olduğunu ve Ali Bin Zeyde verir, ve der. "Bu ilacı kullan iyi olacaksın, Neticede Ali Bin Zeyd inanarak alır ve kullanır. Şifaya nail olur. İkinci gün Ali Bin Zeydi tedavi eden Hristiyan Tabib ölüp veya sağ kaldığını öğrenmek için gelir, bakar ki; Ali Bin Zeyd iyileşmiştir. tabib Hayrette kalır. Ali Bin Zeyd Tabibe İmamu Aliyül Hedinin gönderdiyi ilaçla iyi olduğunu söyleyince Hristiyan Tabib Hemen Aliyül Hedinin yanına giderek islam olur. Bu da kerametlerindendir.

Yine kerametlerinden; Devrinde Hakim olan, Halife Haruni Reşidin oğlu ElmuTevekkel, İmamu Aliyül Hedi'ye haber salar gel bizimle ava çıkalım. İmamu Aliyül Hedi etrafındaki mürüdlere derki; "Elmütevekel askeri ile nehirin üzerindeki köprüden geçerken Atı ürkecek ve kendi düşüp ayğı kırılacaktır. anlaşılan İmamu Aliyül Hedinin gelecekle ilgili ilmi bilgisi kanıtlıdır.

Yine kerametlerinden; Ahmet Bin Said Elküfi ve Muhhamed Bin Elhacli derlerki; günün birinde İmamu Aliyül Hedi'nin yanına mürüdleriyle gittik, niyetimizde kendisinden sonra imamlık oğlu Hasanül Askere intikal edeceğini öğrenmek için geçtik. İmamu Aliyül Hedi gizli sırrımızı ve niyetimizi bildiğinin kanıtını ispatlamak için elimize bir elma verdi ve elmaya seslenerek " Ey Allah’ın yaratmış olduğu meyvalardan (ey elma) dile gel ve sorularını benden sonra imamlık kime intikal edeceğini söyle." Bin elHacli der: İmamu Aliyül Hedi sözü bitmeden elma dile gelir ve der: "Eşhedü En lei laha İlallah ve eşhedü enne Muhammeden Resülüllah ve enne Vasiyihi Ali Emirel müminin. Devamı on imamdan sonra imamlık Aliyül Hedi'nin oğlu Hasan ElAskere sonra oğlu muhammedil kâimul mehdide sona erecektir. elmanın bu şehadet ikrarından sonra Aliyül Hedi bize seslenerek dedi. Allah’ın zikrini çoğaltın ve bu bilginin nimetine sizi laik ettiği için şükür edin ve bilin. Oğlum Cafer bana ve kardeşi Hasanul Askere karşıdır, kafirdir. imamlık akidesine nifak sokacaktır. Kendini haklı tanıtmak için yalan düzenliyecektir, ismi Caferul kezzebtir. Sonra elmayı elimizden aldı. Öylelikle yanından ayrıldık. İşte imamlık kerameti ve kanıtı ispatlanmıştır.

Yine kerametlerinden; Haruni Reşidin oğlu Elmutevekelin emri altında zürafe isimli adamına emir verir, imamu Aliyül Hediyi öldüreceksin. Zürafe bu suikast emrini yerine getirmek için derki Kılıncımı aldım ve İmamu Aliyül Hedi'nin avlusuna geçtim, baktım ki; imamu Aliyül Hedi avlusunda yüce Allaha ibadet ediyordu, ben ise, bana verilen emri yerine getirmek için kılıncıma asıldım ve yanına yaklaşmak istedim. Aynı anda önüme ağzını açmış Samirra Şehrini yutacak şekilde, bir aslan gördüm ve benim Aliyül Hediye varmamı engelledi. Boş olarak ElmuTevekkelin yanına vardım ve olan durumu bildirdim. ElmuTevekkel kininden vaz geçmiyerek, İmamu Aliyül Hedi'yi öldürmek için çare düşünerek sırrını gizliyen adamlarına istişare şeklinde bildirir, fakat imamu Aliyül Hedi'nin bilincinden kaçmayan hakkındaki suikastleri mürüdlerine anlatır ve derki;

"ElmuTevekkel sanıyor ki; yaptıklarını bilemiyeceğim, fakat biz Ehl-i Beyt sabırlı idareci musibetlerin şerrinden korunmamız mümkündür, lakin kafirlerin üzerine hüccet olsun. Amellerini karşılarına ayna yansıması gibi yansıtırız ve müridlerine derki; size ElmüTevekkeli şimdi önüme esir şekilde getirttireceğim ve ellerini havaya açıp duada bulunur aynı anda iki Melek ElmuTevekkeli esir ve işkence altında huzurlarına getirirler. Mürüdler İmamu Aliyül Hedi'ye derlerki; Siz Ehl-i Beyt Allah’ın hikmeti sizdedir.

İşte Alevi Nusayrileri olarak Ehl-i Beyt’i tenzih edip arındırız, inancımız kalbimizin görüntüsüne bağlıdır, gözümün görüntüsünden tenzih ederiz, öylelikle Peyğamberleri ve Ehl-i Beyt’i biliriz, inanırız ve bir ayna olarak kabul ederiz. çünkü kendi nefsimiz gibi eşit olarak sayarsak, aciz düşürürüz. Ayrıca düşünelim aciz acizden birşey istifade edemez. Mantıklı olarak düşünelim Peyğamberlere vahi indi mucize ve kerametler gösterdiler, kendilerine suhuf ve 4 kitap inmiştir. Ayrıca Hz. Ali'nin ve İsa'nında, musa'nın ve idrisle Hz. Hızır ve Ashabul Kehif velmehdi insanlar arasında görünümleri bize talim ve eğitim kanıtlamaktadır. Mezarlarının yerde olmayışı görünümlerinden münezzeh olduklarını ispatla-maktadır. Yerde gömülen Peyğamberlerin sağladığı kanıt bizlere cenazenin hürmetini cenaze namazı ve yıkanması defini nasıl olur bizlere öğretmek içindir. Ayrıca inanç eden insanlar için. Nur alemi ile Mümin ve  evliya  ziyaretleri  hak olduğunu kanıtlamak içindir.

İMAMU HASANUL ASKERİ DEVRİ

İmamu Hasan Askerin doğumu Medinede Hicri tarihin 233'ünde yaşadığı müddet 27 senedir, Dünya değiştirmesi hicri tarihin 260'ında, Rebiul evvelin 8'inde Cuma gecesinde dünyasını değiştirmiştir.

İsim ve Lakabları

Assamıt, veşşefi, velvefi, vezzeki, veşşehid, annesinin ismi Hadis ve ğezeleh bilinmektedir

Kerametlerinden

Hedeyetül Kübra eserinden tesbit, Musa oğlu Elmehdi Elcavhariye dayalı derki; İmamu Hasan ElAskerin yanına Hicretin 255'inde geçtim ve dedim; bize söylemiştin senin sülbünden Elkaimul Mehdi gelecektir. Bize gününü belirlermisin? İmamu Hasan Askeri derki; Ya Bin Elcavhari bil ki; oğlum Elmehdi Hicretin 257, senesinin Şaban ayının sekizinci gece Cuma sabahı güneş doğmadan önce doğacaktır. Bu tarihli mücdenin notunu, mürüdler not ederler. Neticede ElMehdi aynı gün dünyaya teşrif etmiştir. Anlaşılan  gelecek ilimle ilgili bilgi İmamlık vasfının kanıtıdır.

Yine Hedeyetül Kübra eserinden tesbit İmamu Hasanul Askerin kerametlerinden, Cafer Bin Mu-hammed ElKasiri derki; İmamu Hasan Askerin yanında mürüdler otururken, yanına Haruni Reşidin oğlu ElMustasımın hizmetcisi gelir, ve İmamu Hasana derki; Halife Elmustasımın beni göndermesinin sebebi meclisinde Hristiyan (ANUŞ) Elkatib diyorki; Hasanul Askerin sülbünden dünyaya Elmehdi Peygamber gelecektir. Mutasımın emri (ANUŞ'U) imtihan et ve böyle sözlerden caydır. İmamu Hasan ElAskeri mürüdlerle beraber ElMutasımın yanına gider,  ElMutasım meclis erkanı, ile, Hristiyan (ANUŞUN) yanına giderler. Hristiyan ANUŞ yanına kendi kissislerini ve Rahiblerini toplamış ve (İncili) eline alıp (Haç) sembolünü göğsüne asmış vaziyette,  Elmutasımla imamu Hasanı başı açık yalın ayak etrafındaki din adamlarıyla karşılar. ANUŞ elindeki, İncil için, İmamu Hasana derki; Ya İmamu Hasan itiraf ederim sen, benden fazla İncilin esrarına vakıfsın. Senin deden Muhammedin ismi (İncil'de) (farkalit) geçer. Deden Ali Bin Ebu Talibin ise (iliye) geçersiz Ehl-i Beyt Allah’ın hikmeti ile yetinen ve bilinçlendirilmişsiniz, Ya İmamu Hasan biz Hristiyan alemi, sizleri biliriz. Sizler yanımızda İSA ve Havariyanları gibisiniz.

Bu sözleri söyleyince, (ANUŞ), İmamu Hasan derki; Allaha şükürler olsun, yüce Allah’ın hikmeti, meşi eti, eradeti, bizdedir. (ANUŞ) yine derki; Ya İmamu Hasan biz Hristiyan alemi biliriz ve inanırız, Peyğamberimiz (İSA) A.S. bize dediki; benden sonra gelecek Ahmet Peyğamberin sülbünden ve zürriyetinden müteselsil halifelerin on birinci halifesi, İmamu Hasanın sülbünden ElKaimul Mehdi gelecek söylemiştir. Bu sözleri duyan (ANUŞUN) oğlu aynı anda islam dinine kabullenir. Kissis (ANUŞA) derki; sen ne için islam olmuyorsun? (ANUŞ) derki; Kissis'e ben müslüman olmuşum. İmamu Hasan bilir. İmamu Hasan ANUŞA derki; Senin bu oğlunun eceli bitti ölecektir. ANUŞ derki; Ya İmamu Hasan hasretim kalmadı. Oğlum islam dinini kabullenerek ölecektir, ben ise içimdeki emaneti sahibine ilettim diye huzurlu oldum. İşte hadisin kanıtından anlaşılan Ehl-i Beyt ve torunları on iki imam cidden Allah’ın öz nurundan müteselsil. Gelecek ilme vakıf, mucize Ve keramet sahibleridir.

Yine kerametlerinden; ElHüseyin Bin Hamdan ElHasibi, Hedeyetül KÜbra eserindeki tesbiti. Asım Elküfiden alınma derki; gözlerimle görmiyordum, ben İmamu Hasanın ziyaretini arzuladım diye, çocuğumun birine dedim beni ElKaimul Mehdinin babası İmamu Hasana götür. oğlum beni İmamu Hasana götürür, ve yanına geçip izni ile oturunca İmamu Hasan bana derki; Ya Ali Bin Asım, üzerine oturmuş olduğun halı, benim dedelerimden miras olan bir halıdır, Elini yüzüme sürdü, ayni anda gözlerim açıldı ve bana dediki; Ya Bin Asım halıya bak, baktım halının üzerinde çok ayak izleri gördüm. İmamu Hasan bana dedi, Ya Bin Asım bu halının üzerinde Peyğamberlerle evliya ve bilginler oturmuştur. Ya Bin Asım istermisin üzerindeki izlerin kime ayit olduğunu tanıtayım. Bin Asım evt der. İmamu Hasan derki; Ya Bin Asım bu eser ve surat Ademindir. Bu eser ve surat şisindir. Bu eser ve surat ANUŞ Peyğamberindir, buda kıynenin buda mihleyilin. Bu eserde mutevaşlahın ve eser göstermesine devam ederek en son eser kendisinin ve Mehdinindir. Bin Asım derki; İmamu Hasan, halı üzerinde her gösterdiği suratın misalini kendi suratında görürdüm. Kendisine ait sıfata gelince baktım ki ilk gördüğüm suratına dönüştürdü. Sonra bana Ya Bin Asım, bilki Ademden şimdiki devre kadar 63 tane Peyğamberden dedem RESÜLÜLLAHIN ve dedem Ali'nin tek olan ruhları hepsini teşrif edip ve hepsinden geçmiştir. İşte Ya Bin Asım onun için halıdaki sıfatların aynısını benim suratımda gördün. Evet Ya Bin Asım, gördüğün gerçek, rüya değildir. Her hangi bir sıfatıma inkar ve küfür eden dedelerim Muhammed (s.a.v.) ve Ali'nin sıfatlarına karşı inkar ve küfürde bulunmuştur. Çünkü dedem Resülüllah S.A.V. buyurur. Ben secerenin aslıyım. Ali'de bedenidir. Fatima Hasanla, Hüseyin,  dallarıdır. Eleimmetü yapraklarıdır. İşte imamlara  iman eden islam dinine kabullenmiştir

 

ELKAİMUL MEHDİ DEVRİ

İmamu Muhammed Mehdinin Dünyaya, teşrifi ile, ElHüseyin Bin Hamdan ElHasibi, Hedeyetül Kübra eserinde 50 kadar Ehl-i Beyt mürüdlerinden tesbiti, Hüseyin Abdulvahab uyunulmucizet adlı eserinde tesbiti, Haşim maruf ElHüseyini siyretül Eimmetül Asnaaşar eserinin 537'inci sayfesindeki on iki imama ait bölümündeki tesbiti, (İmamu Muhammet Elcevvedin) kızı Hakimeh, İmamu Aliyul Hedinin kız kardeşi, İmamu Hasanul Askerinin Halası olur.

Hakimenin evinde, cariyesinden doğup büyüme (Nörcös) isimli Bayan, İmamu Hasanla dünya icabı ile evlilik kanıtı görünümünü sağlar.

Mehdinin geleceği gün için müjde

İmamu Hasanın Halası Hakime, Hicri Tarihin 257 senesinin şaban ayının sekizinci gününe rastlayan, Cuma gecesinde, yiğeni İmamu Hasan Askerin evine misafir gelince, nazar dikkatini çeken şey, İmamu Hasan zevcesi (Nörcöse) çok dikkatli baktığını görür. Nörcöste ise hamilelik belirtisi olmadığını düşünürken, İmamu Hasan Halasına derki; Hala bu gece sabaha karşı (Nörcösten bu milletin muhdisi, baba ve dedelerimin Ehl-i Beyt’in son İmamı, zulmün yerine adalet, batilin yerine hak, karanlığın yerine aydınlık, getirecektir. Ayrıca benim seceremin on ikinci imamıdır. Bu müjdeyi duyan Hakime, evine gitmez Nörcösün yanında yatar. Cuma sabahının erken saatinde sabah namazını kılmak için kalkan Hakime derki; "baktım Nörcöse yattığında gördüm uyandırarak her hangi, hisettiğin değişiklik varmı? Nörcös evet der. Az zaman geçmeden ElKaimulmehdi dünyaya teşrif ettiğini gördüm. Ağrı veya mekruh görülmeden odanın içi nurla aydınlanınca doğum görümünü sağladı.

Hz. Elmehdi kerametlerinden

Hedeyetül Kübra eserinden tesbit, Mehdinin Teşrifi için, İmamu Hasan dört koyun kurban keser, ve evliyalarına dağıtır.

Yine kerametlerinden; İmamu Hasanın Hizmetçisinden Bin Ğiylen Elkelbi derki; Mehdi doğumunun ikinci günü yanına geçtiğimde Habşırdım. Mehdi bana Allah seni rahmeti ile büründürsün dedi. Ben ise Mehdinin bu duasından mutlandım ve inancımı zatıyla kanıtladım.

Yine Kerametlerinden; Ğiylen Elkelbi derki; İmamu Hasanın hizmetçisi Ebu Hasır Tarif, bana dediki; İmamu Muhammed Elmehdinin yanına geçtim bana Ya Tarif. Ben vasilerin hatimiyim. yani sonuyum ve benimle Allah Ehl-i Beyt şiatının üzerinden şek, şirk,  zulmü yok edecektir.

Yine kerametlerinden; İbrahim Elmedeni mürüdlere derki; Cennete ancak, benim Ehl-i Beyt hakkında bildiklerimi bilen girebilir. İkinci gün İbrahim, İmamu Mehdinin yanına gelince, üzerinde beyaz ince giysi gördüm.  İçimden düşündüm, İmamu Mehdi ince giysi nasıl giyebilir. Bizim giymememiz için ikaz ediyor. Benim içimden böyle düşündüğümü idrak ederek, ellerini sıvazladı, baktım giysi kalın olduğunu fark ettim. Sonra bir rüzgar esince İmamu Mehdinin entarisini savurur. Cismine baktım gözüme Hilal Ayının on dördüncü gününe benziyen nur gördüm. Cismimin tüylerini ürpertti, gözlerim ilahi aşkla yaşardı, içimden yüce Allaha şükür secdesini edesim geldi ve ayağa kalkıp sec-demi ettim.

 Baktım İmamu Mehdiye tebessüm ederek bana derki; Ya Kamil Bin İbrahim,  Ben Muhammed  El-Mehdiyim. Ben Ehl-i Beyt’in Elkaimiyim. Ben dedelerimin Hatimiyim. Anlamı sonlarıyım ben Allah’ın Nur surasındaki ifade ettiyi Allah’ın (Mişket ve Misbahıyım). Ben Allah’ın Kur'anda zikir ettiği (Tuba) secerenin devamıyım. Ben Allah’ın Kur'anda zikir ettiği zeytin ağacının öz nurundan müteselsilim. İşte bu vasfa benzer on iki imamın söyleyişlerinden din iman islam hak Ehl-i Beyt’edir. devamı Alevi Şii Nusayrilerdedir.

Çünkü İslam dininin temeli Hz. Muhammed (s.a.v.)''dle Hz. Ali ile on iki imamlarla gerçekleşmiştir. Yüce Allah’ın iradesi Hikmeti yine Ehl-i Beyt ve sevenlerine aktarılmıştır. Çünkü Aleviler Nusayriler Şiiler Ehl-i Beyt’i bilen seven ve Aleyhlerinde bulunmayan, canlarıyla, mallarıyla, feda edenlerdir. Ehl-i Beyt imamlarının tanıtımı ile ilgili kanıtlı açıklamalı Şii ve Şünni yazarlara dayalı yazıma son veriyorum. Seven ve inanana Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun AMİN

 

ON İKİ İMAMIN SIRA İLE İSİMLERİ

1- Aliyül Murtada

2- Hasanül Müctebe

3- Hüseynül Şehidü bikerbelâ

4- Ali Zeynel abidin

5- Muhammedil Bakır

6- Cafarus Sadık

7- Musal Kazım

8- Aliyür rida

9- Muhammedul Cevved

10-Aliyül Hedi

11-Hasanül Ahiril Askeri

12-İmamu Muhammed Elkaimul Mehdi.

Allah’ın salatı ve salamı cümlesine olsun

 

ON İKİ İMAMIN KAPICILARI İLE İSİMLERİ

Aliyül Murtada

                        Selmanul Farisi

ElHasanul Müctebe

                        Kaysu Bin varaka Erreyahi

ElHüseyneşşehidü bikerbela

                        Reşidül Hicri

Ali Zeynel Abidin

                        Abdullah Bin Ğalib Elkebili

Muhammedul Bakır

                        Yahya Bin Muamer

Caferus Sadık

                        Cabir Bin Yezidel Cafi

Musal kazım

                        Ebul Hattab Muhammed binel mufaddal

Aliyür rida

                        ElMufaddal Bin Amru

Muhammedal Cevved

                        Muhammed Bin Elmufaddal

Aliyül Hedi

                        mru Bin furatul Katib

Hasanul Ahiril Askeril

                        Muhammed Bin Nusayır

Elkaimul Mehdi         

Muhammed Bin Nusayır İki İmamın devrini yaşamıştır. İşte on iki imamın kapıcıları ile isimleri beraberlerinde eytem ve evliyalarıda vardır. İşte on iki imam tanıtımı ile ilgili tesbitlerimle mürüd ve okuyucuların nazar dikkatlerini uyarmakla yüce Allah’tan günahlarımızın affını Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt'le on iki İmam Hürmetleriyle temenni ederim ki. Cümlemiz sevgileri ile yüce Allah’ın Huzurunda Hz. Muhammed (s.a.v.)'din şefaatına nail oluruz. AMİN

NOT: On iki İmam hayatları ile ilgili yazım haktır, kanıtlıdır. İman eden Ehl-i İmandandır.  Allah’ın selamı İman edenlere olsun. AMİN

NUSAYRİ Akidesinde Ehl-i Beyt’in iç yüzü

Ehl-i beyt Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatima, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyinlerdir. Allah'ın salatı ve selamı cümlesine olsun. Yüce Allah Ehl-i Beyt’i sevdiğinden namaz vakitlerini sayılarına göre beş vakit emir etti. Adem'e A.S. ElBeyt’il Mamuru dört yönlü ve üstü ile Beş yönlü indirdi. Yine yüce Allah İbrahimul Halil'e Beyt’il Mamurun Temeli üzerine Kabe'nin inşa etmesini emir ettiğinde yine dört yön üstü ile beşinci yön oluyor. Onun için Kâbeye her yönden yönelinir. Yine yüce Allah sayılarına göre avuçtaki parmakları beş yarattı, yine isimlerine göre cennet nehirlerinin sayısını isimlendirdi (Nehrön min hamrin) ilahi marifette bilinçli. (Ve Nehrön min Aselin musaffa) Allah'ın ikrarına varanlar cennetü Alede Tatlılığını bal gibi tatmışlardır. (Ve Nehrön min lebenin) Allah'ın sevgisi ve ikrarında lekesiz bembeyazdırlar. (ve Nehrön min me’in) yüce Allah'ın Nuru sırrı bilinci ikrarı affı rahmeti ibadeti cennet mustahaklarının, irfan suyudur. Beşinci nehir ise (kevser Nehridir) yüce Allah (kevser) süresinde kanıtlanmıştır (inne ataynakel kevser) ya Muhammed sana kevser Nehrini verdik gerçekte yüce Allah'ın söyleyişi, ya Muhammed senin Nurundan Ehl-i Beyt’ini yarattım.  anlaşılan Ehl-i beyt kevser Nehrinin şahıslarıdır. Allah tarafından Hz. Muhammed (s.a.v.)d'le badaşmıştır.

Bu nehirler hakkında mezheplerin yanlış tefsiri, cennette yemek, içmek, Hürilerle evlenmek, (Ğülmen) çocukları ile buluşmak, gibi fetvalarla müslümanların beynini yıkamışlar. Kesin böyle şeyin yeri yoktur. sadece ruh heykeli nur bir giysi ile arşın gölgesinde Allah'ın Tesbihi ile Tevhidinde yetinir cennette isimleri geçen (şarap Nehri) (bal Nehri) (yoğurt Nehri) (su nehri) (Kevser Nehri) bu beş Nehrin isimlerine yerde benzeyen isimlendirilmiş. Sıfatlar vardır. Yanılmayalım yerdeki şarap muptelasını sıfıra düşürür. Yerdeki su Nehri yüzmeyi bilmeyen kişiyi boğar. Yerdeki yoğurt zamanı geçince ekşir düşünelim yanılmayalım, mezheplerin yanlış fetvalarından arınalım. Çünkü fetvalarında Yüce Allah cennet sakinlerine 70 Huri ile (Ğülman) çocuklarla everyor inançları olarak yazmışlardır. Kesin saçmadır yanlıştır çünkü yüce Allah yerde erkek erkekle cinsi münasebeti haram kılmıştır. Nasıl olur cennette (Ğülmen) evliliği olsun, kesinlikle olmaz mezhepler yanlış Tefsirleriyle müritlerini çoğaltmak için günah kazandıran fetvalar yazmışlardır. Şimdilik yine konuyu saptırmadan Ehl-i Beyt’in beş sayısına göre yüce Allah Eytemleri bilinciyle mükemmel olarak yarattmıştır. İleri saifelerde isimleri açıklanacaktır.

Ehl-i Beyt’in ikinci beş sahipleri

Hz. Selmanul farisi kanıtı RASULLULLAH S.A.V. Medine'nin Hendek savaşı esnalarında buyurur. (Selman minne) Ehl-il Beyt. Anlamı Selman bizden Ehl-i beyttendir. Hz. Caferu Tayyar Hz. Ali'nin öz kardeşidir. Hz. Muhammed'le amca zade oğulları öz Nur ve seceredendirler. (Müte) gazvesinde müşrikler savaş meydanında tam çember ablukasına alınca aralarından Havaya, sıçrayınca derler (cafer tar) o andan Caferu Tayyar lakabını alır.

(Hz. Hamza) Hz. Ali'nin ve Hz. Muhammedin  amcasıdır. Hz. Ali ise Hz. Muhammedle öz amca çocukları ve aynı Nur ve seceredendir. Hz. Hamza İslam dinin büyük şehitlerindendir. Uhud Ğazvesinde şehid olmuştur. Yine Hz. Ali'nin Kardeşleri, (Talib) ve (Ükayil) ikinci Ehl-i beyt zevatları bunlardır. Beşi Allah'ın öz Nurundan müteselsildirler.

Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt’in Eytem Ashapları

El Mikdad bin Amru bin esvedil kendi,  Kendi kabilesinin Halkı gibi, putlara tapmamış ve İslam dinine kendiliğinden kabullenmiş, ve İslam dininde birinci safta savaş mucahitliğini yapmıştır. RASÜLLÜLAH S.A.V. buyurur. Allah bana dört kişinin sevgisini şart koştu. Ali. Velmikdad. veebazzer. veselmanul farisidir.

Ehl-i beyt sahibi ve Eytemlerin ikincisi

Ebezzerril Gaffari. İsmi (Cendeb) bin cenedetel ğaffaridir. Yemenin beni Ğaffar Kabilesindendir. Ebezzerrin mezyeti puta tapmadığı ve kabile halkının en merhametli şef-katli davrananlardandı. Hz. Muhammed (s.a.v.)din İslam dinine iltihak edenlerin dördüncüsü idi. Hz. Muhammede S.A.V. çok sadık olanlardan ve Hz. Muhammed (s.a.v.)din sevgisine yakınlığına en sahip zatlardandır.

Ebez zerrin Hicreti ve İslamiyeti

Ebezzer yemenden beni Ğaffar kabile reisi idi.  yemenin eşraf Ailelerindendi. Ayrıca mezyetini, Hamit bin elHileli Abullah bin assamıttan duyma derki,  Ebaz zerre Sordum? islam olmadan önce ibadetini kime yapardın? Ve Namaz vakitlerinde hangi yöne yönelirdin? Ebezzer A.S. der. Namaz vaktinde yönümü ve niyetimi göğü yücelten, yeri yoktan var eden, yüce küdret sahibi olan Allaha Niyet ederek ibadetimi yapardım. Yine Ebu Leyla El aş ari Ebezzeril ğaffariden, Hicreti Hakkında dilinden duydukları. Ebezzer derki, RESÜLÜLLAHA S.A.V. vahi indiğinde. Benim ihtiyarlık dönemim başlama dönemi idi. Annemi ve kardeşimi, (Necd) şehrinde oturan dayımın yanına getirdim. bir müddet misafiri olduktan sonra, (Necdin) Halkından bir insan dayımın yanına geldi ve derki, senin Akraban, seni Annesine ve kardeşine emanet ediyor, kendi gidecektir. Dayım böyle haberden üzülür ve ağlar. Ben ağladığını görünce sordum? Ne için ağlıyorsun? Cevabı senin terk edeceğin emanet yüzünden hakkımda söz olacaktır onun için ağlıyorum.

Ebazzer derki, mecburiyet karşısında  Annemi ve kardeşimi dayımın yanından Mekkeye getirdim. evin birine yerleştim Mekke Halkından bana Ne için Mekkeye gelip yerleştin burada deli bir sihir baz vardır, diyen oldu. sordum ismi nedir? dediler Muhammed S.A.V. bin Abdullah. dedim Nerede olur? dediler; senin yerleştiğin yere yakındır. Kendilerine dedim nasıl bir insandır? ve Muhammedle S.A.V. görüşmek için yanlarından ayrılınca aynı anda üzerime taşlarla saldırdılar beni kan içinde bıraktılar. Eve geldim. İşkence yüzünden dışarıya 30 gün kadar, yalnız zem zem suyu içmek için her gün giderdim. sonra Resülüllahın yanına vardım, İslamiyetimi tazeledim. Bana Kur'anın Telavetini, İslamın Şartlarını öğretti  kendisine en yakın ve bağlı kişi oldum.

RESULULLAH'ın Ebezzerre Nasihatı

Ebezzer A.S. Resülüllaha derki, ya Resülüllah beni namaz hakkında bilgilendirirmisin? S.A.V. derki, Namaz her insana farzdır. Namaz sahibini korur yüceltir. İman ve vicdan sahibi eder. Namaz kulluk görevini belirleyen ve kul ile Allah arasında yaklaşım sağlayan, günahları af ettirendir. Namaz kılmayan bir insan Allah'ın Nimetlerine karşı nankör davranmış olur. Yediği Nimet kendisine Haram ve Allah’ın rızasından uzaklaşmış olur. Çünkü Namaz insanlara şarttır. Namaz İslam dinin direğidir, dini bırakan İslamiyetini bırakmış olur. Dine sadık davranan İslamiyetine sadıktır. Ya Ebezzer Allah C.C. insanlara zatının ibadetini şart ve farz kıldı. Ya Ebezzer Allah cehennemi yalnız zatını inkar edenler ve İslam dinini, Ehl-i Beyt’imle tanımıyanlar için yarattı. Ya Ebezzer Amellerin Afdalı Allaha ve benim Risaletime ve Ehl-i Beyt’ime inanmaktır. Ya Ebezzer Hakiki islam eline, diline, beline. gözüne sadık ve sahip olandır. Ya Ebezzer imanla kamil mumin, iyi Ahlaka sahip olandır. ya Ebezzer en iyi Hicret Allah'ın haram kıldığı şeylerin tümünden uzaklaşmaktır. Ebezzer derki, Ya Resülüllah Kur'anda en Azim ayet hangisidir? S.A.V. derki, Elkürsi Ayetidir. Ebezzer derki, Ya Resülüllah peygamberler kaçtır? S.A.V. derki, yüz yirmi dört bindir. Ebezzer derki, Ya Resülüllah, Allah'ın Rüsülü ne kadardır? S.A.V. derki, üçyüz on üçtür. Ebezzer derki, Ya Resülüllah ilkleri kimlerdir? S.A.V. derki, Ademdir, A.S. Allah C.C. eliyle yaptı ve nefsinden içine üfürdü. Ya Ebezzer peygamberlerden Adem, Şit, AhNuh  Nuh ve İdris dilleri Süryanidir. İdris kalemle ilk yazı yazandır. Şit parayı ölçü ve tartı aletini alış verişide icad etmiştir. Ya Ebezzer peygamberlerden Hud, Salih, Şuayıb ve ben Arabça lisanla peygamberliğimizi tanıttık. Ya Ebezzer Allah yüz on dört kitab indirdi ADEME 10 (şit) peygambere 50 sahife (Ahnuha) 30 sahife ibrahim'e 10 sahife Musa'ya Tevrattan önce 14 sayife sonra Tevratı, Zeburu, İncili ve bana Kur'anı indirdi. Ya Ebezzer İbrahime inmiş olan suhuf örnek ve misal mahiyetindedir. Musaya inmiş olan suhuf ise Allah’ın ibretini tanıtandır. İşte Ebezzerin Hz. Resülüllaha iltihakı ve İslam dininde olan (yetimlik) menzili Resülüllaha  yakın Ashaplardan, sevdiği kişilerdendir. ebezzer Resülüllaha yakınlığı ile İslam dininde başarılı olan zatlardandır.

Abdullah Bin Rivahatel Ansari

Eytemlerin Üçüncüsü ve Hz Muhammed (s.a.v.)'din öz Ashap-larından. Elbelka denilen semtte Hz. Msvdin ve İslam dinin uğruna şehid olur, Meziyeti doğuştan iyimser Ahlaklı, puta ibadet etmediği tesbit edilmiştir. Delil ise putların elle yapıldığını görünce. Düşünür, göğün, Ayla, Güneş ve Yıldızların,  güzelliğine ve yerinde sabit durduranı vardır. Kanaatıyla putlara tapmaz. Kabilesi ise ansarlardandır. Hz. Muhammed (s.a.v.)de savaşsız kendiliğinden iltihak, İslam dinini kabul edenlerdendir.

Osman bin Mazun Enneceşi

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sevdiği ashaplarından, savaşsız iltihak edenlerden, kabilesinin içinden iyi yaratılışa sahip şefkatli olduğu tesbit edilmiştir. Şahsı olarak puta tapmadığı kanısına varılmıştır. Hz. Muhammed (s.a.v.) Osman Bin Mazun için der ki, Allah benden sonra (Osman) Bin Mazun'u Elvelid bin Elmuğıra’nın şerrinden ve zülmundan koruyacaktır. Osman bin Mazun vefat edince Resülüllah S.A.V. cenazesini kaldırırken. Osman’ın hanımı der ki, Ya Resülüllah senin sahibin ve ashaplarının iyisi Osman bin Mazun vefat etti. Yine Osman bin Mazun’un ölümünden sonra Hz. Muhammed’in (s.a.v.) kızı Rukiye vefat edince Resülüllah S.A.V. der ki, Ya Rukiye sahibimizin ardından gittin. Osman bin Mazun ölmeden az bir zaman önce rüyamda Resülüllah’ın vefat ettiğini gördüm. Aişe’nin rüyasından anlaşılan Osman bin Mazun’un iyi ve Resülüllah’a sadık olduğunu kanıtlamaktadır.

Kanber bin Kaden Edevsi

Abdullah Muhammed bin Muhammed bin Hasan Elbağdediy Elmısır eserinde tesbiti, İmamu Sadık’a dayalı, Kanber bin Kaden Eddevsi hakkında tesbiti, yine Ebu Said Elmeynun bin Kasım Ettabarani Elmaarif Eserinde tesbiti, Devs kabilesinden olduğu ve kabilesi gibi puta tapmadığı kanıtlanmıştır. Ehl-i Beyt’e sevgisi gerçek olduğunun kanıtı Hz. Ali hizmetçiliğine kabulu ve beraber yoldaş etmesi, Ehl-i Beyt’in sadık insanı olduğunu kanıtlar. Yine Hz. Ali'ye sevgisini ve bağlılılğını ispatlayan keramet. Hz. Ali Abdullah bin Seba ve kardeşlerini yakmak istediğinde Hz. Ali Kanber’e der ki, Şu ateşin içinden öbür tarafa geç. Kanber itirazsız geçer, hiç bir tarfı yanmaz işte keramet sahibi ve Hz. Ali'ye içten bağlı olduğunu kanıtlanmıştır.

Beş Eytemin devamı  (Ammar bin Yasir)

Ammar Bin Yasir Hz. Muhammed (s.a.v.)din öz Ashaplarından mezyeti ise Günün birinde Ali Bin Ebu Talibin yanında iken Ammar Bin Yasir gelince gördük ve duyduk. Ali Bin Ebu Talib der, hoş geldin zeki kokulu zeki kokanın oğlu. Duydum Resülüllahı diyor. Ammar Bin Yasir başından tırnağına kadar İman ve cihad dolu. Allah’ın yaratmış olduğu Cannetü Âle dört zevatın yolunu beklemektedir.

Biri Ali ve Selmanul farisi velmikdadla Ammar Bin Yasirdir. Müşrikler Ammar Bin Yasiri  işkenceye tabi tutarlar. Hz. Muhammedi seb edecen diye, Ammar canını karumak için seb eder. Sonra Hz. Muhammed (s.a.v.)'din yanına gelir ve derki, Ya Resülüllah canımı korumak için seni seb ettim. Resülüllah S.A.V. derki, Ya Ammar. Beni kalbindenmi seb ettin, yoksa dudaklarınlamı? Ammar derki, Yalnız dudaklarımla, Resülüllah S.A.V. derki, Seni af ettim ve Cennete benimlesin Ya Ammar yine Resülüllah Ammara derki, Ya Ammar senin ecelinin sona erme alemeti sıffın savaşında su istiyecen sana yoğurt verecekler, bilki ecelinin sonudur. Nitekim sıffın savaşının sona erme anlarında, Ammar Bin Yasir su ister, su olmayınca yoğurt verirler. Ammar derki, Habibim Resülüllahın dediği alamet yerini buldu, yoğurdu içer ve savaşa iner geri dönmez. Ammarın faziletleri çoktur uzama olmaması için yazdıklarım yeterlidir.

Hz. Muhammed (s.a.v.)'din Ehl-i Beyt’i Eytem ve Nükabe ile

Sevgileriyle sadık olan zevatlardan bir kısım isimler. Selmanul Farisi. Elmikdad Bin Amru. Ebezzeril Ğafariy. Abdullah Bin Revahatel Ansari. Osman Bin Mazun Enneceşi. Kanber. Bin Kaden Eddevsi. Ammar Bin Yasir. Hüzeyfetül Yamani. Elasbağ Bin Nebeteh. Hımran Bin Ayün. Abdullah Bin Mesud. Usemeh Bin Zeyd. Kümeyil Bin Zeyed. Ebu Eyyüb Elansarı. Halid Bin Zeyd elansari. Cabir Bin Abdullah Elansari. Elbere Bin Azibel Ansari. Malik bin Tihen Eleşheli. Velber bin marur Elansari. Velmenzer bin Ammar. Verefi bin Malik ve esed bin Hüseyin ve Abbas bin ubedeh. Elansari veubedeh bin Assamit ve Abdullah bin Hizzem Elansari. Veselim bin Umayır Elhazreci. Ve ubeyyeh. Bin Kaib. Verefi bin varaka. Hz. Muhammedin müezzini Belel Bin Rabah Eşşenevi devamları Muhacir Ansar Hazrec kabilelerinden,  Ehl-i Beyt sevenleridir.

Nusayrilik Akidesinin SECERESİ

Nusayrilerin şahsiyet ve secerelerindeki paklık, Ehl-i Beyt’e dayanır. Çünkü Nusayri Akidesinin özü, bağlılığı, inancı, Ehl-i Beyt’e dayanır. Akidenin baş müritleri, Ebu Said Elmeymun bin kasim Ettabaranı. Muhammed bin Ali Elcilli. ElHüseyin bin Hamdan ElHasibiye dayanır. Elcennen Elcenbelenil farisinden, Muhammed bin cendebten, Ebu şuayıp Muhammed bin Nusa-yırdan İmamu Hasanul Askeriden, İmamu Aliyü Elhadiden, İmamu Muhammed Elcevvedten,  İmamu Aliyü Erridadan, İmamu Musa ülkazımdan, İmamu caferu üssadıktan, İmamu Muhammed ElBakır. İmamu Aliyyü Zeynel Abidinden, İmamu Hüseyinden İmamu Hasan Elmüctebeden, İmamu Ali,  ve Hz. Muhammed (s.a.v.) dayalı, Hıra Dağının sür mağrasın da beraber kıldıkları Taki namızdır. Çünkü (Taki) namazı Hz. Muhammed (s.a.v.)'din, ve bütün peygamberlerin dinidir. Kanıt rükü kunut sücüd namazı yalnız Hz. Muhammed (s.a.v.)'de vahi inişinden itibaren emir edilmiştir. Dikkat edelim Hz. Muhammed (s.a.v.)'ten, önceki peygamberler dinsiz değildi. Ayrıca her peygamber kavmine Allah’ın itaatını,  ibadetini, Haramdan sakınmalarını emir etmiştir. Mantıklı düşünelim Musa ve İsaya A.S. tabi olanlar kiliselerde ayakta ve oturarak ibadetlerini yapıyorlar. Yine (Taki) dinine kanıt Hz. Muhammed (s.a.v.) İslam dinini yaymadan önce, Hamit bin Elheli bin Assamıttan duyma, Ebezzerrin dilinden hayatıyla ilgili anlatımı derki, Hz. Muhammed (s.a.v.)'le tanışmadan önce, hiç putlara tapmadığını ve yüce Allaha ibadet ettiğini söylemiştir.

 Bin Assamıt derki sordum, ya Ebezzer namaz kılmak için nasıl niyet ederdin? Hangi yöne ve kime ibadet ederdin? Ebezzer derki, Namaz niyetimi ve yönümü göğü ve yeri yoktan var edip yücelten, kudret sahibi, Allaha niyet ederek ibadetimi yapardım. İşte (Taki) dini. Rükü ve kunut namazından önce var olduğunun kanıtı. Tevratta Hz. Yakub peygamber gece gezerek yüce Allaha ibadet ettiği için İbranide ismi (İsralil) idi. Arapça dili ile (İsrail) denildi. Türkçede anlamı gece gezendir. İşte yüce Allah’ın peygamberi Yakup A.S. gezerek ibadetini yaptığndan İsrail ismi ve çocuklarına beni İsrail denildi. Yine (Taki) dinin tanıtımı ile (Zekeriye) peygamber A.S. mihrapta ayakta ibadetini yaptığının kanıtı Ali İMRAN S.A. 39 (fenedethul meleiketu vehuva kaimon filmihrabı yusalli) zekeriye mihrapta ayağa kalkmış namazını kılıyor. Ayrıca Kur'ana ve peygamberler tarihine bakıldığı zaman bütün peygmberlerin kimi ayakta kimi oturarak kimi rükü ve kunut getirerek ibadet ettiği tesbit edilir. Örneğin Davut peygamber A.S. ibadeti için Sad S.A.24 veharra rakian veeneb Davud A.S. yere diz çökerek secde ettiğini kanıtlıyor. Yine Meryemin A.S. ibadeti için Ali İMRAN S.A.43 yameryemu uknuti lirabbiki vescüdi ver kai mear rukiin Allah’ın Melekleri Meryem’e derki; ya Meryem Allaha şükür et, sana İsayı temenni ettiğin gibi Hiba etti. Allaha kunutunu rukuunu secdeni Allaha edenlernen et. İşte anlaşılan ibadetin hareket türleri Muhteliftir. lakin Allah’ın ihlas ibadeti Tevhidle kanıtlanır. İnanarak düşünelim yüce Allah’ın zahiri ve batini vardır. Zahir, görülen bilinendir. Fakat Allah’ın batini Elle tutulmaz, gözle görülmez, idrak altında sığdırılamaz. Lakin akıl bilincine, küdretinin icraatından yüce zatını bilmiştir. Yanlış anlamıyalım Allah’ın zahiri ve batini var olduğuna göre, esrarının gizlisi ve açığı vardır. Dikkat Kur'anın açık ve sarih ayetleri vardır. Lakin kendine mahsus. genelin anlıya bilmiyeceyi ve tahamul edemiyeceyi ilahı sırrını kur'anın süreler basındaki ima şekilde, Tek Harfler vardır. İşte Allah’ın Taki gizli dini o ima Harfler dedir. O Harfler Ehl-i Beyt’in iç yüzüne Ayit Taki dinini ima edip kanıtlamaktadır. İşte Alevi Nusayrilik Ehl-i Beyt’in iç yüzü olan Allah’ın gizli batini dini Teşhir edilemez. Yabancı ve nikaha, Adete, tabi bayanlara ifade edilemez. Eline diline beline sahib olmayana Nasib olmaz. Annesi babası ve şahsiyeti temiz olmayanın İmamlığı kabul edilemez. Gayri meşru ile bilinen bayan kısmı mevludlere Haca ve Türbe ziyaretlerine gidemez. Dikkat edelim (Taki) dini Has ve Temiz soyların dinidir. Yine (Taki) dinini kanıtlayan Ayetlerle tesbitlere devam etmekte yarar vardır. Yusuf S. A. 39'da (Emere Ella Ta büdü illa iyyehu vezeliked diynul kayyim velekin ekseren nesi layalemun) (yüce Allah’ın emri yalnız zatı ibadet edilecektir.) (vezalika) sözcüğünün kesinliğindeki gerçek (Hanif İslam Kayyım) (Taki) dini. Allah’ın batını dini Kur'anın süreler başlarında tekli Harflerin imasındaki sırdır. Bileni azınlık kitle olduğunun kanıtı Ayetin devamında, (velakin)  (Ekseren nesi leyalemun) açık anlamı insanların çoğu (Taki kayyım dinin imalarını bilemezler.) Anlaşılan camilerde kılınan Hz. Muhammed (s.a.v.)din Hak ve Zahiri Takva dinin muritleri çoktur. Lakin batini (Taki kayyim Hanif İslam) isimlerle bilinen din Alevi yalnız Nusayriler iç yüzündedir. Mumin kardeşlerimizi itham etmiyelim hepimiz İslamız müslümanız bir birimizi yanlış anlamıyalım çünkü sünni tarikatlarında da, camilerde kılınan vaktin namazından sonra tari-katın kendisine batin edindiği özel namazı kılanlar vardır.

Yanlış anlaşılma olmasın. Dünyada Allah ve Ehl-i Beyt’in haricindeki muhtelif inançların ibadet, sadaka, nafaka, Hac, ve zekatları boştur. Yüce Allah’ın rızasına nail ettiremez. Çünkü kiminin niyetinde Ebu bekir, kiminin Ömer, kiminin Osman, kiminin Aişe, kimi Abdulkadir kileni ve çok muhtelif şekilde Allah’ın nerede olduğunu arıyarak ibadet ediyorlar. Böyle yanlış ibadetlerin sonuçları faydasızdır. Çünkü Resülülah (s.a.v.) der. Her olan Amelin ve ibadetin içinde Ehl-i Beyt’imin sevgisi olmazsa o amel Hüsradır. S.A.V. buyurur. Amellerin Afdalı Alinin velayeti ve Ehl-i Beyt’imin sevgisidir. İşte Ehl-i Beyt’in sevgisi, bilinci, Alevi şii ve Nusayrilerin özündedir. Yanılmayalım Alevilerin ve Nusayrilerin temelindeki sevgi Hz. MSvd ile Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’edir. İslam Alemi yekün Ehl-i Beyt’e bağlılığımızı sevgimizi yapalım sevelim Allah yanında sevilelim. Ve bilelim ki Hz. Muhammed (s.a.v.)dten, önce ki; insanlar, cehlin zulmuna put perestliğin menfi ibadetine inanmışlardır. Hz. Muhammed (s.a.v.)'le cehlin karanlığından İslam dinin Huda aydınlığına kavuşmuşlardır.

Alevi Nusayrilerde beş vakit Namazı belirleyen Ayetler

Önce belirlemek isterim ki; yüce Allah göğü ve yeri boşuna yaratmamıştır. Elbette önemli  Temennisi vardır. Kanıt ZERİYET S.A. 56 cin  ve insanları, ibadetim için yarattım.) Anlaşılan ibadet ön safta Allah’ın yanında önemlidir. Allaha itaat ve ibadet eden kul kendisinin ruhu içindir. Çünkü yüce Allah göğün ve yerin ğanisidir. Allaha itaat ve ibadet eden kendi yararı içindir, inkar ve küfür eden, husrandadır. İşte ibadetin önemi ve vakitlerini belirleyen Ayetlerden bir kısım.

AHZEB S.A.41-42 ey iyman edenler. Yüce Allah çok zikir ve tesbih edin) özellikle Ayetin kanıtında (ve) sözcüğü tesbih kelimesinin başında olmasının anlamı (Allah’ın zikir ve tesbihini sabahın erken ve ikindin vaktini belirlemek içindir.) Yüce Allah yine sabahın vakti ve gece namazının kılınmasını ĞAFİR S. A.55 Allahı gece ve sabah vakitlerinde tesbih vezikir et. yine Akşam vaktiyle sabahın vaktini belirleyen, KAF S. A.39 Allahı tesbih et güneş doğmadan ve batamadan önce anlaşılan, sabah ve akşam namaz vakitlerini belirlemektedir. Öğle ve ikindin vaktini belirleyen Nur S. A.36'da Ayetin (Elğuduvvi) sözcüğü (gündüzün ilk saatinden öğle saatini belirlemektedir.) Dikkat edelim Ayetlerin ekseri belirtileri sabah namazı üzerindedir. Şimdilik gece namazını belirleyen Ayet İNSAN S.A. 26 gecenin ibtidasından bütün gece Allaha Tesbih ve sücüd et. Gece ibadetinin hak olduğuna kanıt. (Fecir S.A.3 veşşefi velvetri) beş vakitle gece ve şefi ile vitir namazını belirleyen sözcükler (Elğuduv vi) öğle vakti (Vel asali) ikindi vakti (vekablel ğurubi) güneş batma anında Akşam vakti (bilaşiyyi) gece vakti (vesebihhu leylen tavila) bütün gece ibadet et emridir. (şefi ve vitir) sabah namazından önceki üç rekat  içindir (Bükreten) sözcüğü sabah Namazı içindir. anlaşılan ibadet Hak ve şarttır. İbadet eden leyhine etmeyen Aleyhinedir.

Ehl-i Beyt usuluna göre Nusayrilikte Kurban kesme duası

İlk olarak Kurbanın yönü kıbleye çevrilir, yere yatırılır, sonra dört ayağı bağlanır. Kurbanı kesecek kişinin abdestli, almasından sonra (ilkin Fatiha okunur.

Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdu lillehi Rabbil âlemin. errehmenir rahimi. maliki yevmid dini. iyyâke Nabudu ve iyyaka nesta in. ihdine sıratal mustakim. sıratallezine en amte aleyhim. gayril mağdubi Aley him veled dalin. devamı

 Bismillahirrahmanirrahim İnne ataynekel kevser. fasalliy lirabbika venhar. inne şeni eke hüvel ebter devamı

Allahumma in hezeş şahsul lezi Halefe emreke ve ğad daba  Rüsüleke Allahumma ecal hatahu fi unuki şeytanahu ellezi Tağahu. Eşhedü en leilaha illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resülüllah (Ezzebih idris velmezbuh iblis.) okunur sonra (Bismillah Allahu EKBER) diyerek kesilir.

Alevi Nusayrilikte Nişan Törenin duası

Önce oğlan ve kız taraflarından, birer vekil İmamın huzurunda, ayağa kalkarlar. İmam oğlan Vekiline derki, Hayırdır inşallah hazır muminleri Ali efendinin evine davet etmiş bulunuyorsun? oğlan vekilinin İmama cevabı. (Allah’ın Emriyle ve peygamber efendimizin kavliyle ve Ehl-i Beyt’in sünnetine bağlı olarak Ali efendinin kızı Fatımayı. Muvekkilim Ahmet oğlu Mustafaya nişanlamak maksadı ile toplanmış bulunuyoruz. İmam kız vekiline sorusu? (Allah’ın emriyle ve peygamber efendimizin kâvliyle ve Ehl-i Beyt’in sünnetine bağlı inançla muvekilin Fatıma Ali efendinin kızını Mustafa Ahmet efendinin oğluna nişanladın mı? vekilin cevabı (EVET)

İmam şu Ayetleri okur NİSA S.A.1(Bismillahirrahmanirrahim) Kevlehu Taale ye eyyühel lezine emenut takullah Ellezi halaköm min Nefsin vahideh vehalaka minhe zevcehe ve besse minhe ricelen venise ön kesirah. vettakullah Ellezi Taseilune bihi vel arhamı innallah kene Aleykümü rakibe. tilka hududullah. (Sadakallahul Aliyyul Azim)

Ayetin okunuşundan sonra İmam şu dua ile hatimini yapar. İlahi bu ikki muvekkilin anlaşmaları emrinle, Hz. Muhammed efendimizin ve Ehl-i Beyt’in, sünnetine ve şeriatına bağlı olarak ilahi Anayasan imamız Kur'anı kerimin ayetlerine paktlı bu nişan Törenin her iki tarafa hayırlı uğurlu mesut ve bahtiyar olmaları için Habibin Muhammed El Mustafa ile Ehl-i Beyt’inin ve on iki imamların hürmetleriyle hayırlı ve uğurlu olması için Rizaan lillehil Fatih.

 

Alevi ve Nusayrilikte cenaze ilgisi

Allah’ın rahmetine, kavuşmuş insan kimse, ilk müdehale cenaze yıkama usulu şöyledir. Cenaze, yıkama taşı üzerine konulunca, çamaşırları soydurulduktan sonra, cenaze yıkayıcısı, Eline su dolu tası alır ve derKİ, Hz. Muhammedin ve Ehl-i Beyt Hürmetlerinin yüzü için bu mütevefi kulunun ruhunu rahmetinle ve affınla büründür. rızaan lillehi El Fatiha. okunduktan sonra ölü cesedinin sağına dökerken şu ayet okunur.

(İnne sababnal me’i sabban, sümme şakaknal arda şakkan, feenbetne fiha habben ve ineben vekatban, vezeytünen venahlen, ve hadeika gulben vefekiheten ve ebben metaan leköm veli en ameköm)

Ayet dökülen, üç tasa okunur. Sonra yıkayıcı cesedin Aptes taharatını yapması şarttır ki; cenaze her hangi yıpranmadan dolayı çirkin görünümü olabilir. Sonra baş ve gövde, sağ bel ve sol bel, sonra ayaklar hep üçer kere sabunlandıktan sonra, tekrar cesedin aptesi alınır, aptes taharatı yapıldıktan sonra kefene konulur, Ellere yüklenilmeden önce şu dua okunur, Allahu Ekber. Allahu Ekber leileha illallah vah dehu leşerike lehu ve enne Muhammeden Abduhu veresülehü. Rabbim Hz. Muhammedin vekeffei Ehl-i iman hürmetleri için mutevafanın ruhuna rahmet  için rızaan lillehi Elfatiha devamı

Alevi Nusayrilikte cenaze namazı

Cenaze namazı kılmak için saflar bir veya üçten fazla ne kadar olursa olur.

Cenaze namazının Ezanı

Er kişi niyetine. Er kişi niyetine, Allah için Namaza, mutavaffanın ruhu için duaya, İmama uyarak buyurun cenaze namazına Allahu Ekber, leilehe illellah. (vefat eden bayan ise) Hatun kişi niyetine, Hatun kişi niyetine eklenir. İslam dininin Ehl-i Beyt usuluna göre.

Alevi ve Nusayrilerin cenaze namazı

Rabbim niyet ettim, vefat eden müslüman kulunun, cenaze namazını kılmak için, Allahu ekber. Allahu ekber. Leilaha illallah vahdehu leşerike lehu, Elhayyüd, deimul, baki, bada fenei Halkıhı. veenne Muhammeden Abduhu veresülehü inancım, yönümde kabe kıblemdir. Hac ve namaz üzerime farzdır. Mümin ve müminat kardeşlerimdir İbrahimul Halil babamdır. Mu-hammedil Mustafa İslam dinin peygamberidir. Ey muminler ölümün ibretinden korkun önü-müzde vefat etmiş mumin kardeşimizin ruhu rahmetle şad olsun cenaze namazı niyetine

Allahu Ekber diyerek Fatiha okunur

Allahu Ekber Ennes süresi okunur

Allahu Ekber  Elfalak süresi okunur

Allahu Ekber İhlas süresi okunur

İmam dördüncü tekbirde ihlas süresinin  devamında Ettehiyetü ve Hz. Muhammede salavat ve şehadet kelimesi getirildikten sonra imam sağ ve sol taraflara selam vererek Eller indirilir. İmam Hz. Muhammedin ve bütün Enbiyaların ve evleyaların hürmetleri için ve mutevafanın ruhu için rizaan lillehil ElFatiha der ve cemaata okutulur. (dikkat ) Alevi Nusayriliğinde, vefat eden şahıs için, cenaze namazında, duran Topluma bu adamı nasıl bilirsiniz diye sorulmaz. çünkü böyle sual Ehl-i beytten yoktur ayrıca vefat eden şahsın gizliliğini yalnız yüce Allah bilir. Sünnilerin böyle suali mezheplerin bidatıdır.

Alevi Nusayrilerde cenaze telkini

Nusayriler cenaze telkinini, Toplumun önünde açık yaparlar. Çünkü İslam dinin Ehl-i Beyt’i gizli Telkin yapmadıkları ispatlanmıştır.

Mezheplerin telkin uygulaması

Sünni irşadlarında, Ömerin Allah olduğunun inancında oldukları için, İmam telkininde mutavaffa şahıs veya bayan kısmına derki, Enker venekir geldiğinde, sana Allah’ın kim, dediğinde deki (Ömerdir) bu yüzden Ehl-i sünnede Telkin gizlidir. Bu inanç İmamu Hanifiden muteselsildir, inkar edilemez. Yine tesbit, imamu hanifiden, sünnilikte doğan bebeğin kulağına, Allah’ın, Ömerdir, telkin edilir.

Nusayrilikte Türbe ziyareti

Nusayriler Akidesinde Türbe, ziyaretleri ön  inançlardan biridir. İnançlarının dayanağı yüce Allah kabenin umra ziyareti ve Haccı şart ve farz kılındığından ötürü Küdüsteki beytül mukaddesin ziyaretide Hz. İsa ile Musa A.S. ümmetleri tarafından, ziyaret edilmektedir, ayrıca bizim Hz. Muhammed (s.a.v.)'din ve Hz. İbrahimul Halinin makamları ziyaret edilmektedir. Nusayrilikte Hac ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'din ve Ehl-i Beyt’in makamlarından ziyade. Her hangi bir peygamberin ismine yapılmış uğrak makam türbei, ziyaret edilir. inancımız hiç bir peygamberin ve velinin ruhu yerde olmadığı, ve yerde gömülmemiştir lakin yüce Allah yanındaki menzilinin yüceliğine inanarak ziyaret edilir. ayrıca muminlerin türbe ziyaretleri, ise Nusayrilikte Allahı bilen eline, diline, beline, gözüne, soy secere pak olup, namazını ihmalsız, Nusayri Toplumuna dinin Has bilgilerini aktarmış, ayrımdan, haramdan, arınmış, ayrıca vefatından sonra keramet gösterirse Allah ve Ehl-i Beyt veliliği sevgisine, ziyaret edilir. Bazı ziyaret uygulaması adaklı yemekli ve namazlı olur. bazı ziyaretler ise sade namaz ve ibadetle yapılır. İnancımızda yüce Allah hiçbir şeyde mahsur edilemez ve hiçbir şey sığmaz barındıramaz.

Nusayri Akidesinin Tanıtımcıları

Hz. Muhammed’in S.A.V. Nusayir ile ilgili tanıtımı, Muhammed bin Muhammed bin ElHasanul bağdadiy, ElMısrıy eserindeki tesbitte,  Muhammed’in babası Nusayır dedesi Numeyirdir. Hz. Muhammed (s.a.v.) devrinde Numeyir soyunun var olduğuna kanıt günün birinde, Ebu Bekir Hz. Muhammed (s.a.v.)'din önünde Numeyrin Aleyhinde söz eder. Resülüllah S.A.V. derki; ye Ebu Bekir, Allah’ın sırrı Numeyrin sülbünden, gelecek Nusayrın oğlu Muhammed benim on iki halifemden sonra, temiz soylu ve secereli şahsiyetlere Allah’ın, süreler başlarındaki tekli harflerde, ima sır, sıratulmustakim kayyım dininin sırrını, mustahaklarına Aktaracaktır.  tesbitten bilinen Nusayriler Taki dinine kabullenmeleri, Allah’ın yanında geçerli insanlardır. Hain gözle tanımıyalım çünkü Allaha ve Resülüne ve Ehl-i Beyt’ine ve Allah’ın kitabı Kur'ana ve İslamın beş şartına içten bağlı insanlardır. Dinleri Allah’ın batini gizli Taki dinidir. Sadece erkek kısmının, soylu ve eline, diline, beline, sahip olana, tanıtılır. Yine aynı eserde tesbit Muhammed bin Elhasan Elbağdadi (Fezeveyit elkürdi) ye dayalı derki, Amru bin Furat beni, Basra ilinden bir iş için Medineye gönderdi. İskelete indim, gemiye binmek için, baktım aynı gemiye binmek için bekleyen temiz yüzlü iyi karektere sahip bir genç gördüm. Dedi yanıma yaklaşırmısın yanına yaklaştım. Dedi bana sen (Fezeveyit elkürdiysin) dedim evet.  bana, sarıldı ve Merhabalaştı lakin Heybetinden cesaret edemedim, kim olduğunu sormak için illa beraberindeki hizmetcisinden öğrendim ki şahsı Ebu Cafer Muhammed bin Nusayırdır. Tekrar Basra ilinden nereye gittiğini öğrenmek için Hizmetçiye sordum, bana Medine’ye İmamu Muhammed Elcevvedin yanına hicret ediyor söyledi.

O an yolculuğu sürecinde beni tatmin edecek Ehl-i beyt ilmi ile duygulandırdı ve beraber İmamu Muhammed Elcevvedin yanına varınca, İmamu Muhammed Elcevved Muhammed bin Nusayra derki, hoş geldin sen Allah’ın mukemmel iradesiysin, ve birinci Şuayıbsın, ve ikinci Şuayıb-sın, ve birinci ve ikinci selmansın. Allah’ın Taki dinini mustahaklara aktarılacaktır. İşte İmamu Muhammed elcevvedin Taki Hanif kayyım İslam dinin belirtisiyle Muhammed Elcevvedin oğlu İmamu Ali yül hedi devrinde özel mustahaklara aktarılır. İmamu Hasanul Askeri devrinde emriyle Muhammed bin Nasayır Taki dinin muritlerini çoğaltır ve taki dinin muritleri ismiyle isimlendirilir. Öğelikle Nusayrilik gelişmiştir. Yine ikinci eserim olan Alevi nusayri şii isimli kitabımda geniş detaylı tescil edilmiştir.

Nusayri Akidesinin İkinci Tanıtımcısı

El Hüseyin bin Hamdan El Hasibi Hicretin 260 tarihinde doğmuştur. 346 tarihinde vefat etmiştir yaşadığı yaş 86 senedir. Mezarı Haleb’tedir.

Mezyeti

Kur'anı kerimi onbir yaşında iken ezberlemiştir Hacca on beş yaşında iken gitmiştir. On altı sene Mescid imamlığı yapmıştır. 333 tarihinde  Abbasilerden, (Abdullah Elmustekfi) devrinde idi.

Kerametlerinden

Yemenin babil şehrinde, seylul Arim yüzünden, kahtanilerden ÖS kabilesi ırakın ElHira semtine göç ederek yerleşir ve beni büveyye ve beni deylem lakabı ile lakablanırlar.

Sünni reisleri Ahmet bahtiyar. (RAS baş melek eddeylemidir.) Hükmü esnalarında hastalanır tedavisinden Tabibler aciz kalır. Neticede ElHüseyin bin Hamdan ElHasiybi Ahmet Bahtiyarı Talibi etmek için bir tabib kılığı ile yanına geçer ve Ahmet Bahtıyara tek söz (iyi ol iyi olursun) diyerek yanından ayrılır. Ahmet Bahtıyar ElHüseyin bin Hamdanın zikrini ve (iyi ol iyi olursun) kelimenin anlamı nedir, düşündüğü zaman ağrı durgunlaşırdı. ElHüseyinin zikrini terk edince ağrıları kat kat artardı. İkinci kez ElHüseyin yanına gelince aynı sözleri söyler ve yanından ayrılır. Yine Ahmet Bahtıyar şaşkın kalır nasıl ben (iyi olayım ki. iyi olayım) düşünür neticede üçüncü kez ElHüseyin bin Hamdan yanına gelince Ahmet Bahtıyar derki, ey doktor senin zikrini ve sözünü hatırıma getirince, iyileşiyorum seni unutunca ağrım başlıyor, sende bir hikmet vardır. söyle bana ve beni bu rahatsızlıktan kurtar. ElHüseyin Ahmet bahtıyara derki, iki kapıdan bu yanı kimseyi bırakma, sana nasıl iyi olacağını söylerim. Ahmet Bahtıyar, derki, tabib için içeri tahliye edilsin. Neticede ElHüseyin. Ahmet Bahtıyarı ağır yeminler ve şartlar teğsiri altında etkiledikten sonra ilk edapta Kur'anı kerimde lain edilmiş secerenin aslına lan et değince Ahmet Bahtıyar çılgın şekilde haykırarak emir verir Hocayı İdam engelinden geçirin, Vezirle hükümet erkanı konunun gündemini anlamak için  Ahmet bahtıyara sorarlar, Ahmet Bahtiyar derki, ağır yeminler içerdi söyliyemem  idam engellerine götürün.

Neticede İdama mahkum olanı, deve üzerine bindirip, deveye sıkı bağlandıktan sonra engellerden geçirilirdi. Öylelikle öldürüldü. Neticede sıra ElHüseyin bin Hamdanı deve üzerine bağladıktan sonra birinci engele varınca engel Allah’ın kudreti ile ve ElHüseyin bin Hamdan Allah’ın Taki dininde Arif vasıflı Has veli olduğunun kanıtı. Engele varınca derki, Allahım sen zahirsin karşımdasın battinliğinde yalnızsın beni koru, söz bitimi ile engel yükselir, ve sağ olarak geçer. İkincisi yükselir ve sağ olarak geçer.  üçüncü engele varınca gizliliğinde yüce Allah’tan korunmasını temmenni eder. ve engellerin üçünden sağ geçince hemen Ahmet Bahtıyarın yanına götürürler ve gördükleri kerameti bildirirler neticede Ahmet bahtıyar kesin karara varır.  Taki dini hak dinidir. Allah’ın gizli batını evliyaların dinidir. ElHüseyinin emrini yerine getirir ve ilk talebesi olarak Taki dinin müridi olur ve şifaya nail olur. Buna benzer daha kerametleride vardır.

Nusayri Hocalarından keramet

Muhammed Celal Ahbarauzzemen Adlı Tari-hinde Tesbiti. Hicri Tarihinin 725'inde Süriyenin (HAMA) şehrinde sakin olan (Sultan imadud din) İsmail lakabı Ebulfeda sünni ve şafii mezhebine tabiydi saltanatı devrinde Süriyenin Hama şehri ve civarı yağmursuzluktan etkilenir.  Millet perişan halde olur. Yağmur duasına çıkılması için İmaduddin yahudi ve Hrıstiyan ile sünniliğin muhtelif din adamlarına baş vurur. Ve sıra ile gün tayin ederek yağmur duasına gelirler. Dualarını yaparlar fakat hiç bir dua kabul olmayınca kuraklık oldukça etkiler. Neticede İmaduddinin Baş bakanı kendini tanıtmayan gizli Aleviydi.

Dikkatini çeken İmadudinin her millete baş vurup yağmur duasına çağırdı. İlla Suriyenin Akdeniz kıyısı Safita ile ceble Havalisinde sakin Alevi Nusayriler çağrılmadı. Baş Bakan der sayın Sultanım Hazretleri bu kadar muhtelif din adamları çağırdın ve duada bulundular, yağmur yağmasına çare olmadı. Hükmünde sevmediğin ve her şeyden mahrum ettiğin tek Alevi Nusayri milleti kaldı çağrıttır, dualarını yapsınlar, Allah’ın yanında geçerli millet kimdir bilelim. Sultan İmaduddin. Baş bakanına hangi yöremizde sakindirler? Baş bakan derki, akdeniz kıyısı ile safita ceble Havalesindedirler. Sultan Baş bakana emir verir mektuplar gönder. Hama iline gelsinler. Neticede  Baş Bakanın emri ile mektuplar Nusayri Hocalarına varınca 300'e yakın Haca toplanır. Lakin aralarından Büyük Hoca olan (Hatim Tubani) Hocaların yekününe seslenir yanılmıyalım İmadud din belki bize bir katliam uygulayacaktır heppimiz huzuruna çıkmayalım seçilelim kendini bilen ve güvenen ayrılsın meydana on Nusayrı Hocası ayrılır birincisi Türkiyeden Suriyeye uzanan Toros dağlarının (Tuba) beldesinde Hicretin 677di Tarihinde doğmuş birinci Hoca (Hatim Tubani) ikinci Hoca (Hasanul berri) üçüncü Hoca (Ğerib Hıraysun) dördüncü Hoca (Subuh Adduvaya) beşinci Hoca (Cabir Edeyidben) altıncı Hoca (Ali Elkatri) yedinci Hoca (Muslim Elbu-yefne) sekizinci Hoca (İbrahim etartusi) onuncu Hoca (Musa oğlu İsadır.) İşte Nusayrilerin bu isimli Hocaları 300 Hoca arasından ayrılınca değirleri yörelerine dağılırlar. seçilen on Hoca Hama ilinin dışında kalarak Sultan İmaduddine geldiklerine dair Haber salarlar, ve kendilerine evlerden uzak dua için özel ev ayrılması için Haber ederler.

Neticede isteklerine göre Evlere yakın olmayan bir ev Tahsis eder, ve hepsinin kendilerine mahsus temiz yemekleri beraberinde çünkü Haram yemek duayı ve kulu Allah’tan uzaklaştırır.  ibadet ve dua için eve geçip kendi aralarında eline diline beline gözüne sahib olup ve olmadıklarını tesbitinden sonra, aralarında Hocanın biri gözü kör neden olduğunu sorarlar? der ayakkabımı dikerken, gelinim merdivene çıkarken, gözüm topuğunu gördü diye, elimdeki çuvaldızla vurdum günahkar  olmayım diye, ikincisinin ayak baş parmağı kesiktir. Nedenini sorarlar derki, Nohut ekili tarladan geçerken bir nohut dalını kopardı  diye kestim, aralarında ruh ve nefis ve secere ve Allah’ın batini bilimi tesbit ettikten sonra, namaz ve duaya başlarlar. Üçüncü gün yedi senelik hasretlerini giderecek şekilde yağmur yağar. Böyle kerameti gören Sultan İmadudidin, yalın ayak Hocaların ibadet evine gelir ve  Nusayri dini ve Akidesi için talib olarak zorlar ve sünnilikten Nusayriliye girer. İşte buna benzer Nusayrilikten evliya ve mümin çoktur. Haklarında yanlış düşünmiyelim. Allah’ın öz islam dinin gizli sırrı Akidesi Nusayriliktedir.

 

Alevi ve Nusayrilerde Gusül Taharatı

Cinsi münasebette bulunan şahıs ilişki bitince emri vaki olarak taharatı şarttır. Kur'an'ın emir ayeti mucibince (Vein küntöm cunuben fattahharu) "Eğer cunuplu iseniz taharatınızı yapınız." Biz Alevi Nusayrileri Kur'an ahkamına uyumlu akide olarak aynı anda taharat şarttır. Sünniler gibi niyet usulü geçersiz günahtır. Çünkü niyet müddetinde cunuplu kişi besmele, namaz, yemek veya ezan Kur'an telaveti duymuyor mu? Cunuplu vaziyette Allah'ın yanındaki sorumluluğunu düşünmüyor mu? Çünkü cunuplu kalınmaz taharat şarttır. Kanıt ENFEL S. A.11 (İz yağşiykömün nüasü emeneten minhu veyünezilu aleyköm minesemei meen liyütahhiraköm bihi veyezhep anköm ricze şşaytani) Bu ayetin inzali Hz. M.(s.a.v.) Bedir ğazvesine giderken Hz. M.(s.a.v.)'in beraberinde 300 savaşçı vardı. Kesib-il Akir denilen yere varınca istirahat emri verir ve orada yatarlar. Askerlerin ekseriyeti hammamcı olurlar. Derler; Ya Resulullah hepimiz cunup olduk nasıl namaz kılacağız? O an yüce Allah sel gibi yağmur gönderir taharatlarını yaparlar. Anlaşıldı ki cunupluktan taharat şarttır.

Gusül Alma Sureti

Cunuplu şahıs sidik dökümünden sonra abdestinin temizliğini yapması ve tüm abdest alımından sonra eline bir tas su alıp tüm boy taharatını yapmak için şu duayı okur ve sağ omuzuna döker; Rabbim niyet ettim bu pak su ile cunupluktan cesedimin taharatnı yapmaya. Rabbim nefsimin şehvetine uyduğumdan dolayı beni bu cunupluktan ve sana şirk getiren Kur'an-ı Kerim'de tövbe suresinin ilk ayetinde buyurdun, Allah ve resulü kendisine şirk getirenlerden uzak ve nefrettedir. Kur'an'da lanet ettiğin secereyi lanetliyorum. Beni bu cunupluktan pak ve mutahhar kıl Hz. M.(s.a.v.)'e şehadet ikrarımla (Eşhedü en lailahe illallah veeşhedü enne Muhammeden resülullah) sağ, sol ve başa dökülürken okunur. (3 defa)

İslami usula göre Nusayrilikte Abdest alma usulu

Abdest almak için ilkin tuvalete gidilir, zaruri ihtiyac giderildikten sonra alt temizliği yapılırken şöyle okunur. (Rabbim bedenimi necasetten taharat et Bismillehirrahmanirrahim fazilati ile)

Eller yıkanırken Sübhane men cealel me e: Tahuvran velkur ana imemen ve Muhammeden lil islemi hüden ve nuvra bifadli kelimet eşhedü en lailâha illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resülüllah. (üç kere okunur)

Açıklaması: Rabbim sen tesbihle anılan yücesin. Suyu taharat için yarattın, Hz. Muhammed (s.a.v.)'i islam dinin peyğamberi gönderdin, Kur'anı Kerimi islam alemine imam kıldın, Eşhedü en lailaha illallah, ve eşhedü enne Muhammeden Resülüllah.

Ağıza su alınırken Allahumma askini Ğurfeten min nehri kevser fi yevmi ateşil ekber. (üç kere)

Açıklaması: Rabbim bana cennetin kevser neh-rinden büyük susuzluk gününde bir avuç su içir.

Burna su alınırken Allahumma enşikani revaihen minelcenneh vele tüneşşikani min reveihen neri Ya Aliyyen yaAzim (üç kere)

Açıklaması: Rabbim burnumu cennetin kokusundan koklat sen yüce ve azimsin.

Yüz yıkanırken Allahumma ec al vechi dahiken mustebşiren bicennetika. Bihakki celali azamatuka ya Aliyyen yaAzim. (üç kere)

Açıklaması: Rabbim yüzümü cennetinle mücdele ve güldür sen yüce Azimsin.

Sağ el, dirseğe kadar yıkanırken Allahumma Atiyni kitebi biyemini vele tatiyni kitebi bişimeli yaAliyen yaAzim (üç kere)

Açıklaması: Rabbim kitabın Kur'anı kerimi ve Amel Kitabımı sağ elime ver sol elimle verme.     

Sol el dirseğe kadar yıkanırken Allahumma hasibeni Hiseben yasire. vele Tuhasibeni Hiseben Asire. (üç kere)

Açıklaması: Rabbim beni affınla hesab ettir ve rahmetinle  barındır.

Başın ön kısmı silinirken Allahumma atik şari minen neri yaAzizu yaCabbar. (bir kere)

Açıklaması: Rabbim kıllarımı cehennem ateşinden muaf kıl.

Kulaklar sıvazlanırken Allahumma esmi uni savta rıdvana